|
||
Metin Altıok adına verilen şiir ödülü için düzenlenen törende Fazıl Say’ın bestelediği “Metin Altıok Oratoryosu” beş yıl aradan sonra dinleyiciyle buluştu. Gecede Say ve Sezen Aksu ilk kez bir araya geldi ![]() “Heybesinde yılan / İşaretleri, /Baldıran zehiri / Yüzüğünün içinde / Ve yanında / Kav taşıyan ben; / Tekinsizim size göre / İbret için yakılması gereken” demişti Metin Altıok bir şiirinde. Bir kehanet miydi bu yoksa duyarlıklı bir şairin öngörüsü mü bilinmez ama 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılanlardan biri oldu. Ancak 4 gün dayanabildi bedeninin ve yüreğinin acısına; 6 Temmuz 1993’te ayrıldı aramızdan. Ama şimdi, tam 15 yıl sonra yeniden buluştu dostlarıyla. Önceki akşam İTÜ Maçka Kampusu Mustafa Kemal Amfisi’ni dolduranları karşıladı gözünde yakın gözlükleri, elinde sigarası ve ta içerden bakan gözleriyle. Kırmızı Yayınları’nın düzenlediği Metin Altıok Şiir Ödülü’nün ilk töreni yapılacaktı burada. Sahne duvarına konmuş fotoğrafıyla işte böyle uzaktan ama sıcak karşılıyordu törene gelenleri. En mutlu kişi kızıydı Seçici kurulu Doğan Hızlan, Talat Halman, Ülkü Tamer, Eray Canberk, Enver Ercan ve Füsun Akatlı’dan oluşan Metin Altıok Şiir Ödülü’nün ilk sahibinin “Üzgün Kediler Gazeli” kitabıyla Haydar Ergülen olduğunu bu sayfalarda daha önce ilan etmiştik. Salonu dolduranlar Altıok ile yeniden buluşmak için olduğu gibi, Ergülen’in heyecanını paylaşmak için de koşup gelmişlerdi buraya. Kimler yoktu ki; Yaşar Kemal, Leyla Erbil, Pınar Kür, Gülriz Sururi, Gencay Gürün, Sevda Şener, Zeynep Oral, Selim İleri, Can Dündar, Altıok’un dostları, sevenleri... Ama o akşamın kuşkusuz en heyecanlı, en mutlu kişisi, Metin Altıok’un kızı Zeynep’ti. Kürsüye çıktığında büyük bir hayalinin gerçekleştiğini söyleyip bunu gerçekleştiren Kırmızı Yayınları adına Fahri Özdemir’i davet etti sahneye. Özdemir, Metin Altıok’u 'bozkır çiçeği’ olarak tanımladığı konuşmasında ödülü öncelikle bir vicdan borcunu ödemek için koyduklarını söyledi ve ekledi: “Metin Altıok Türk şiriinde ana çizgilerin bileşkesidir. Onun şahsında bütün Türk şiirine sunulan bir hakbilirlik olarak görülmeli bu ödül”. Seçici Kurul adına Ergülen’e ödülünü vermek üzere Doğan Hızlan geldi kürsüye. Hem hüzün hem de sevinç duyduğunu söylerek başladı sözlerine: “Arkadaşları ile beraber Sivas’ta yakılan bir şairi anmak için buraya toplandık. Burada bunun acısı ve hüznü var. Ama öte yandan da başka bir tesellimiz var, onu unutmadığımızı, iyi şairlerin yakılsa da her zaman okunduğunu gösteriyor bu toplantı.” Altıok’un derindeki katmanları ortaya çıkaran iyi şairlerden olduğunu vurgulayan Hızlan, “Nefes nefese yaşadığımız bir çağdayız. Herkes ömrünü uzmanlığının kapalı dairesinde tüketiyor. Burada bize yaşamın lombozu olacak tek şey şiirdir, onun için de ihmal edilmemelidir”dedikten sonra ödülünü almak üzere Ergülen çağırıldı sahneye. Çağan Yılmaz’ın tasarladığı güvercin heykelciğini Hızlan’ın elinden alan Ergülen, bu ödülü bir şair olarak değil, Altıok’un tutkulu bir okuru olarak aldığını söyledikten sonra Sivas katliamının ardından Altıok için yazdığı şiiri okudu. Ve sıra Altıok’un şiirlerinin notalarla buluştuğu bölüme geldi. Fazıl Say’ın piyanosundan yükselen müzik, Genco Erkal ve Cüneyt Türel’in seslendirdikleri dizelerle bir oldu; “Kana Gazel”, “Dilekçe”, “Evde Yoklar”, “Ben Üzre”, “Eksilen”, “Rüzgarın Yırtık Yeri”, rubailer... Say’ın bestelediği ve ilk kez 2003’te İstanbul Müzik Festivali’nde seslendirilen “Metin Altıok Oratoryosu” da beş yıl aradan sonra bu törende yeniden buluştu dinleyiciyle. Eser, sansüre uğramış, devlet korosunun katılımı engellendiği için beş yıl boyunca bir daha seslendirilememişti. Oratoryonun, koronun yer almadığı solo bölümleri bariton Güvenç Dağüstün’ün sesiyle yeniden hayat buldu bu törende. Finalde ise Say ve Sezen Aksu ilk kez bir araya geldiler. Önce sözleri ve müziği kendisine ait “El Gibi”yi söyledi Aksu. Ardından Onno Tunç’un bestelediği Metin Altıok şiiri “Kavaklar”ı... O gittiği uzaklardan şöyle sesleniyordu Altıok, Sezen Aksu’nun sesinde: “Bedenim üşür, yüreğim sızlar / Ah kavaklar, kavaklar... / Beni hoyrat bir makasla / Eski bir fotoğraftan oydular. / Orda kaldı yanağımın yarısı, / Kendini boşlukla tamamlar.” Metin! “Bu şiir bir şeye benzeyecekse en çok bir şehre benzesin isterim kimse görmemiştir çünkü orada çatılı alnına acıyı siper edip yolunu gözleyen yakışıklı bir “Gezgin”! şiir yarıda kalacaksa, ıssız kalsın benim de sessizlikten başka anlam bulamayan şu kelimelerim kağıttan bedeni şiirden ince iliklensin “Yerleşik Yabancı”nın! gidecekse dokunaklı mecazların bir gün, bir ormanda geçsin bu şiir ve “Kendinin Avcısı” olsun kimseler onu bulmadan önce! sebebi varsa bu şiirin, kurtarsın yüzümüzden hayat denen maskeyi, ömrümüze şiirini de bir avunmalık gibi çıplak “Küçük Tragedyalar”ın! Bu şiir bir yağmuru çağıracaksa, küldüşmeden seni çağırsın isterdim: Tenha dilde sevdiğim, Metin abi, şairim!” Haydar Ergülen’in Altıok anısına yazdığı şiir. |
||
|
||
| cok artistik bi başlık olmuş ..e belki de yüreklerin yarıları verile verile o bittiğinden sıra yanaklara gelmiştir..pek anlamam bu işlerden.. | ||
|
||
| Tezgahında Acının Bir gün öleceğim; kaçınılmaz bu. Şaşılacak bir şey yok. Ama tersine yaşıyorum ben, sizlere göre İşte bunun için, çözük saçlı ikindisinde yorgun bir günün, gölgeleri uzarken ölüvereceğim eskiden. Benim gibi, çanı dilsiz, havı dökükler; Yani siz giderken hüzünle dönenler, Çatlak yüzleriyle, göçmüş aşkları, ayrılıkları simgelerler. Çift yönlü bir zaman sürecinde, onlar eskiden ölürler. Eskiden nasıl ölünür? Bunu bilmiyorum henüz. Ama, eskiden ölen biri sanırım, bir mezat gramafonun borusuna sessizce gömülür. Ve o gramafon borusu, ne gariptir gece sefaları gibi, akşam açıp sabah örtülür. Esvap dolabında geceleyin karanlıkta, bir böcek çıtırtısı; neleri çağrıştırır uykusu kaçana? Sessizliğin üstünde bir küçük nokta dönüşür imgelere, bir tohum gibi çatlayarak kulakta. Geceleyin bir böcek çıtırtısında.... Meşin çaresizliği kınına keskin hançerin, Ezilmiş bir izmarit, ayakkabı ökçesiyle, Kopuk bir tespihin dağılmış taneleri, Ve sırrı dökük bir ayna, yok mudur birazda. Hiç bir şey yalınkat değildir dünyada Yazısı akmış, ıslak, pörsümüş sayfa, Sonbahar göğünde, katar katar turnalara bakan adamın gırtlağındaki tıpa. Kumaşa uyumsuz yama, O böcek çıtırtısında.... Uğursuz sayılır bazı şeyler, bazıları uğursuz, Tümüyle boş değildir bu inançlar. Kimi zaman doğru, yanlış çıkmıştır kimi zaman. Mutsuzluk ve mut. Ölüm ve yaşam şansa bırakılmıştır. Bir kaçıştır bu; Çünkü en az ölüm kadar korkar insan yaşamaktan. Karıştırır puslu düşü, katı gerçeğe Düşü biraz gerçek, gerçeği de biraz düş yapar.. İnanır bilinmeyene bilinen kadar. Peki ya tesbih böceği, sürüngen yılan, korkunç yanlızlığı ağında örümceğin, uzun dehlizi kör köstebeğin. Onlar tam ortasında kaçınılmaz gerçeğin Bense çekiyorum çilesini iğneye geçmiş ipliğin. Sütün içine birkaç tane çörekotu atarlar, nazar değmesin diye. Lekeler aklığını siyah tanelerle. Eski minyatür ustaları bozmak için kusursuzluğu, Resimden bir suretin taşırırlardı boyasını isteyerek, sınırlarından. Kusurlu dünyamızda, yer yoktur kusursuzluğa. Demir pas tutar, gümüş karartır, kurtlanır kar bile, alev is yapar ve insan içinde bir kafesle yaşar, İnilti gibi, kimi zaman bir garip ses duyar. Bunun için intihar parçasıdır hayatın. Unutmayı deneyin, gizleyin istediğiniz kadar, Bir çekmecede kilitli pırıl pırıl bir anahtar, gününü bekler sabırla, bilincinizi kurcalar. Nasıl olsa elinizde bir başka anahtar var. Tırnakları kirli, kabuk bağlamış elleri, bir çocuğun makadam gözlerinde bakışı tökezliyor. Muska yüzlü kadınlar, kimseye sezdirmeden bir acıyı gizlice emziriyor. Odama sığınıyorum, dışarıda kar yağıyor. Boğazımda ardarda sözcük düğümleri, Bakıyorum, gölgem kırılmış ortasında, duvarla döşemenin arasında. Ben şimdi çıkıyorum, belki geç gelirim. Kızıl bir gülün hüneri kanayan yüreğimden, hüküm giydim sevgiyi. Köstekli şiiri ikide bir cebinden çıkarıp bakan şair, ne oldu sana? Kaç dikiş atıldı bileğindeki çentiklere? Örselenmiş aşklarınla şimdi neredesin? Çektiğin bunca acı, kefareti değil unutma yaşadığın çaresizliğin. Acıdır, şişelerin dibi, bir koşunun umulmadık bitişi, Bakır çalığı zahirli acı gündemdedir. Acıdır borsa haberleri, türk parasının değeri, düşüp yükselen altın. Acıdır gelinlik bir kızın sandık lekeli çeyizi. Uyumsuz bir sıfat; birinci tekil şahıs; ben, çok acıdır. Biz zaten acıyız, biz dediğim üç-beş kişi. Aksayan bacağı tahta iskemlenin, kırık saplı bıçak, oynak perçinleriyle çatlak bir fayans acıdır. Yüzde işareti şaşkın bakışlarıyla, onca harf arasında dilsiz ve çok acıdır. Bir donanma fişeğidir açılan gökyüzünde, acı bütün renkleriyle. Ben törpülüyorum bir aşkı sıkıştırıp mengeneye, Sevmek çok acıdır. Metin Altıok'un bu şiirinin buraya da uygun düşeceğini düşündüm... Paylaşımın için sağol mylia... |
||
|
||
| Kesinlikle çok uygun olmuş fikir asıl sen sağol... | ||