SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Yazarlar

Konu: Uğur Mumcu

Sayfa: [ 1 ]

08.08.2004 18:29:02
Hayatı :

Ailesi Ankaralı olmasına karşın, babasının görevi nedeniyle bulundukları Kırşehir'de, 22 Ağustos 1942' de doğdu. Tapu kadastro memuru Şinasi Hakkı Bey ile Nadire Hanımın dört çocuğunun üçüncüsüdür.
Babası Ankara' ya atanınca, Ulus' taki Balıkpazarı' ında bulunan Devrim İlkokulunda başladığı ilköğrenimini, Bahçelievler' deki Ulubatlı Hasan İlkokulunda tamamladı (1954). Cumhuriyet Ortaokulundan (1957), sonra Deneme Lisesini bitirdi, Ankara Hukuk Fakültesine girdi (1961). Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra (1965), kısa bir süre avukatlık yaptı. Dil öğrenmek için gittiği İngiltere dönüşünde, Hukuk Fakültesinin İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta' nın asistanı oldu.

Öğrencilik yıllarında " bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmayacağı" nı kavramış, etkin, coşkulu bir gençti. Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanıyken onun öncülüğünde yapılan toplantılara zamanın politikacıları, bilim ve sanat insanları çağrılıyor, katıldığı "münazara" lardaki başarılarıyla dikkati çekiyordu. Daha 20 yaşındayken "Türk Sosyalizmi" başlıklı yazısı ile Yunus Nadi Makale Yarışmasını kazandı.

27 Mayısın getirdiği özgürlük ortamında çok okuyarak, araştırarak, yaşamı sorgulayarak kendi düşünce evrimini kurmaya başlamıştı. 12 Martın aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı. Doğan Avcıoğlu' nun yönetimindeki Yön dergisinde 29 yaşında bir öğretim görevlisi olarak yazıyordu. Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada, "orduya" hakaret etmekle suçlanarak tutuklandı. Kendi deyişiyle, Yön dergisi o sırada "sıkıyönetim bekleme salonu" gibi olmuştu. Birçok demokrat aydına cezaevlerinin kapısı ardına kadar açılmıştı.

Bir yıla yakın kaldığı Mamak Askeri cezaevinde öteki aydınlarla birlikte buz kırmak, tuvalet temizlemek zorunda bırakıldı. Açılan davada, 7 yıl hapse mahkûm edildi, ancak "komünist düzenin getirilmesinde bayrağı soldan sağa sallanacağını belirtmektedir" gibi ifadelerin yer aldığı kararın Yargıtay'ca bozulmasından sonra serbest bırakıldı ve hemen askere alındı. Tuzla Piyade Okulundaki üç aylık eğitimden sonra, okul yönetiminin "kötü hal ve düşünce sahibi" diye suçladığı Uğur Mumcu, "er" çıkarıldı; "Sakıncalı Piyade" oldu. Askerliğini Ağrı' nın Patnos ilçesinde tamamladı.

"Sakıncalı Piyade" sayıldığı için onurunun kırılmadığına inandığından, yedek subaylık hakkı ve aylıkları için simgesel bir tazminat isteğiyle dava açtı. Yedek subaylık hakkı geri verildi, ancak askerliği sırasında kendisi için yapılan tüm harcamaları tazminat tutarından düşüldü. Yaşadıkları, gülmece ustaları için bulunmaz bir malzemeydi. Kendisi de yazı ve konuşmalarında gülmece öğelerini sık sık kullanan Uğur Mumcu, bu dönemi, önsözüne Aziz Nesin' in "Bizi acı acı güldürdü diye yazdığı Sakıncalı Piyade adlı yapıtında anlattı. Bu yapıt sonradan tiyatro oldu ve yüzlerce kez oynandı.

Her zaman duyarlı olan midesindeki rahatsızlığa doktorların tanısı ülserdi. Uğur Mumcu' nun "12 Mart ülseri " tanımlaması bu dönemi özetlemeye yetiyordu. Askerlikten sonra gazetecilikte karar kıldı ve üniversitedeki görevinden ayrıldı. Yön, Kim, Türk Solu, Ortam ve başka dergilerle, Akşam, Milliyet ve Yeni Ortam gazetelerinden sonra uzun süre Cumhuriyet'te yazdı. Anka Ajansında çalışırken Altan Öymen' le birlikte izlediği Yahya Demirel' e ilişkin "Mobilya Dosyası" adlı bir kitap oluşturdu, "hayali ihracat" kavramı böylece kamuoyunun sözlüğüne girdi.

19 Temmuz 1976' da Güldal Homan ile evlendi, 1977' de oğlu Özgür, 1981' de kızı Özge doğdu. Aile bireyleriyle ve dostlarıyla paylaştığı karşılıklı sevgi saygı onun üretkenliğine katkılı oldu. "Susmayı, kendi kabuğunun içine çekilmeyi" çağın suçu olarak niteleyen Mumcu "cesur bir kere, korkak bin kere ölür" diyordu. Demokrasi ve insan hakları savunucusu olarak ülkü ve ilkelerinden hiç ödün vermedi. Katilleri yakalanmayan gazetecilerin, bilim ve sanat insanlarının, tüm insanların kanı yerde kalmasın diyerek savaşını verdi. Terörün silah kaçakçılığıyla ilişkisini giderek artan gerici örgütlenmenin iç ve dış boyutlarını belgeleriyle gözler önüne serdi. Kamuoyu, Susurluk kazasızla yeniden gündeme gelen Abdullah Çatlı adını, ülkücü mafya kavramını ilk kez onun yazılarından duydu. Kontrgerilla var mı, yok mu tartışmalarını, yurtdışındaki görevlilerimizin aylığını ödeyen örgütleri rabıta olayını, kimi aydınların bile yüzeysel bir bakış açısıyla ele aldığı Kürt sorununu, Abdullah Öcalan' ın iç ve dış ilişkilerini ipekçi cinayetinin araştırılmasını, Ağca' yı, Papa suikastının perde arkasını yılmadan ve korkmadan araştırdı. 12 Eylül adaletini, Özal döneminin kural tanımayan uygulamalarını bıkıp usanmadan yazdı. 1990' ların sonunda yaşananlar Uğur Mumcu' yu haklı çıkardı, ölümünden önce yayımlanan 25; ölümünden sonra yayımlanan 40 kitaptaki belge ve bilgiler, etkili ve yetkili olanlarca göz önüne alınmayı bekliyor.

Mumcu' nun dikkate değer asıl özelliği ise insan ilişkileri idi. Ailesine çok düşkün olan Mumcu, yakın çevresi için de "hasta olan için hastanede, yargılanan için mahkemede, tahliye olan için cezaevi kapısında; birisi pasaport mu almamış, kim olursa olsun o işin peşinde" diye bilinen bir dost idi. Hatta tanımadığı insanların sorunlarıyla da yakından ilgilenir, doğrudan ya da köşesi aracılığıyla çözüm bulmaya çalışırdı.

Araştırmacılığında, telefon numaralarından uçak biletlerinin tarihlerine, Resmi Gazeteden Ticaret Sicil Gazetelerine dek hiçbir şeyi gözden kaçırmayan Mumcu, aynı zamanda haber için ödün vermeyen, hiç kimsenin özel yaşamıyla ilgili tek satır yazmayan, haber kaynağını her şeye rağmen koruyan ve belgesiz yazı yazmayan örnek bir gazeteci idi.

Yobazların, kaçakçıların, hırsızların, sömürücülerin korkulu rüyası olan, Cumhuriyet ve Atatürk' ü tüm ilkeleriyle benimseyip savunan Mumcu, din maskesi altında Türkiye' yi emperyalizme teslim etmek isteyenlerin gerçek yüzlerini sergiledi. Silah kaçakçılığı, terör, Kürt sorunu ve benzeri konulardaki araştırmalarını sağlam belgelere dayandırdı. " Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" ilkesinden hareketle emperyalizmin, mafya aracılığıyla Türkiye' ye soktuğu silahların terörü körüklediğini kanıtlarıyla gözler önüne serdi.

Toplumsal sınıf ve katmanlar arasında dengesizliğin ve sömürünün, planlı devletçilikle önlenebileceğini, devlet kaynaklarını geniş kitleler yerine bir avuç azınlığa aktarmanın bu sorunu çözmeyeceğini savundu.

Demokrat, laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü, devrimci, emekten tüm hak ve özgürlükten yana, emperyalizmin, çıkarcılar, vurguncular ve yobazların karşısında olan Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 Pazar günü arabasına konan bomba ile öldürüldü.

"Ben Ankara' nın yerlisiyim" diyen Uğur Mumcu için Ankara, yalnızca yaşadığı kent değil, laik cumhuriyetin simgesiydi. Ankara' da yaşanan ve tüm yurda yayılan olumsuzluklar yüzünden zaman zaman "Ankara' nın taşına bak / Gözlerimin yaşına bak / Uyan uyan Gazi Kemal / Şu feleğin işine bak" diye yazıyordu. Bu halk türküsü, ölümünden sonra bir bakıma, Uğur Mumcu ile özdeşleşti. Demokrasi, adalet özgürlükler, emek için, laik cumhuriyetin Atatürk devrimlerinin yara almaması, terörün kaynaklarının bulunması, irticanın boyutlanmaması için yaşamını yitiren Uğur Mumcu' nun ölümü, 24 Ocak 1993' ten bu yana sorgulanamamaktadır.

24 Ocak 1993' ten bu yana hükümetler kuruldu, hükümetler bozuldu; başbakanlar, içişleri bakanları geldi geçti, ancak Uğur Mumcu cinayeti aydınlanamadı.

Sosyalizmin, Marksist-Leninst, Avrupa Komünizmi, Maoizm gibi değişik uygulamaları olduğuna dikkat çeken Uğur Mumcu, Türkiye için de bağımsızlıkçı, antiemperyalist, kendi özgün koşullarına uygun, kendi ulusal değerlerinden kopmamış bir "Türk Sosyalizmi" modeli öneriyordu.

Türkiye' de araştırmacı gazeteciliğin öncüsü olan Mumcu, Irak' a yönelik operasyonlarda İncirlik Üssünün kullanılmasına izin veren hükümetleri eleştirdi. Yolsuzluk iddiaları, yabancı istihbarat örgütleri, mafya, Papa suikastı gibi konularda araştırmalar yaptı. Abdi İpekçi suikastının perde arkasını belgeleriyle ortaya koydu.

Siyasilere yönelttiği eleştiriler yüzünden, yazıları aleyhine birçok dava açıldı. Hepsinde de Mumcu' nun haklılığı kanıtlandı.

Ankara Sanat Tiyatrosunda sahnelenen "Sakıncalı Piyade" adlı oyunu büyük ilgi ve başarı kazanan Mumcu ilk ödülünü, 1962 Cumhuriyet gazetesi Yunus Nadi Armağanı Makale Yarışmasında kazandı. 1979 yılında, Türk Hukuk Kurumunca "Yılın Hukukçusu", aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneğince "Yılın Gazetecisi" seçildi. 1980, 1982, 1983, 1987 ve 1993 yıllarında İstanbul Gazeteciler Cemiyetinin inceleme ve röportaj dallarındaki ödüllerine değer bulundu. 1984, 1985 ve 1987 yıllarında Nokta dergisi Mumcu'ya "Yılın Doruktaki Gazetecisi" ödülünü verdi. 1980'de (Cüneyt ARCAYÜREK'le birlikte) ve 1988'de Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik ödüllerini aldı.

Mumcu'nun başka bazı ödülleri şunlar: 1983'te Balıkesir Barosundan "Cumhuriyet Döneminin Anıtlaşmış Hukukçusu" ödülü, Cumhuriyet gazetesinden 1987 yılında "Rabıta Olayı Dolayısıyla Örnek Gazeteci" ve 1988'de "Bülent Dikmener Haber Ödülü"; Ankara Tabipler Odasından 1988'de "Basın Sağlık Ödülü"; Boğaziçi Üniversitesinden 1988'de "En Çok Okunan Gazeteci Ödülü"; Hey Girl dergisinden 1992'de "Yılın Gazetecisi Ödülü"; Ankara Sanat Kurumundan "1992/93 Onur Ödülü".  

08.08.2004 18:29:14
Uğur Mumcu Cinayeti ile ilgili ayrıntılı bilgi ve belgeleri, Uğur Mumcu Vakfı'nca yayımlanan "SUİKAST RAPORU 93/96 Uğur Mumcu Cinayeti Soruşturması Sorgulanıyor" adlı kitapta bulmak olanaklı.

Ayrıca, bilindiği üzere l993 yılında oluşturulan TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu ve 1997 yılında kurulan Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporlar da konuyla ilgili önemli kaynaklar. Komisyonun raporu da Uğur Mumcu Vakfı tarafından kitaplaştırıldı.

Bilindiği gibi olaya başından itibaren Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı el koydu. Ancak dosya bir türlü tamamlanıp dava açılamadı. Ama takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı) kararı da verilmedi. Görevsizlik kararı verilip dosya başka savcılığa da (örneğin Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na) gönderilmedi. Oysa yürürlükteki "ceza yargılaması usulü mevzuatına" göre savcılar el koydukları olaylarla ilgili olarak bu üç işlemden birini yapmak zorundalar. Ama yasa bununla ilgili bir süre sınırlaması getirmiyor. Yani "şu kadar süre içinde ya dava açılır, ya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir, ya da görevsizlik kararı verilip dosyanın ilgili savcılığa gönderilmesi sağlanır" gibi bir hüküm yok. Aynı şekilde savcının reddi kurumu da Türk hukuk sisteminde yer almıyor. Oysa Ceza Muhakemesi Usulü Yasasına göre gerekli koşullar varsa yargıcın reddi olanaklı.

Savcının hiçbir eylem ve işlem yapmadığı bir durumda ise hukuk tıkanıyor. Çünkü sistem ancak savcının girişimiyle, "düğmeye basmasıyla" işliyor.

Uğur Mumcu cinayetinin soruşturmasında gelinen nokta, böyle bir tıkanma noktası.

Buna karşın eşi Güldal Mumcu ve kardeşleri çeşitli girişimlerde bulundular.

Güldal Mumcu, soruşturmayı yürüten ve "bu işi devlet yapmıştır, siyasi iktidar isterse çözülür" diyen DGM Savcısı Ülkü Coşkun hakkında görevini savsakladığı gerekçesiyle disiplin soruşturması açılmasını istedi. Adalet Bakanlığı, yaptığı soruşturma sonunda bu isteği yerinde buldu. Ancak aynı zamanda askeri kimliği olan Ülkü Coşkun için Milli Savunma Bakanlığı soruşturmaya yer olmadığına ve dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verdi.

Güldal Mumcu ve çocukları ayrıca, gereğince hatta hiç korunmayarak Uğur Mumcu'nun öldürülmesindeki sorumluluğu dolayısıyla, uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanması için devlet (İçişleri Bakanlığı) aleyhine açtıkları davayı kazandılar; talep ettikleri kadar olmasa da bir miktar tazminat aldılar.

TBMM Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonunun 4 Haziran 1997 tarihli raporunun sonuç bölümündeki önemli saptamalar şöyle:

"- Bütün olasılıkların yeterince değerlendirilmediği, çok yönlü bir soruşturmanın yapılmadığı açıktır. Adeta olayın zaman zaman belli bir yöne kanalize edilmek istendiği ve delil toplamadan başlayarak her kademede belli savsaklama ve ihmallerin olduğu açıktır. Dolayısıyla ... soruşturmanın DGM'ce genişletilerek yeniden ele alınması uygun olacaktır.

İstihbarat birimleri Mumcu olayı öncesi ile ilgili olarak somut bilgi elde edemediklerini, olay sonrası ise Jandarma İstihbaratı, MİT ve Genelkurmay İstihbaratı, bu tür olayları görev alanlarında görmediklerinden birinci öncelikle araştırmadıklarını çeşitli vesilelerle komisyona bildirmişlerdir. Emniyet teşkilatı ise istihbarat çalışmalarında Mumcu olayını takip yerine, Türkiye'de gerçekleştirilen operasyonlarda Terörle Mücadele birimlerinin Mumcu cinayeti ile ilgili bilgi ve bulgu araştırdıkları ifade edilmiştir.

Uğur Mumcu gibi, Türkiye'de hatta uluslararası düzeyde çeşitli odakların, çevrelerin, örgütlenmelerin hedefi haline gelmiş ve tehdit altında olduğu herkes tarafından açıkça bilinen bir gazetecinin korunmamış olması büyük bir ihmaldir. Bir yönetmeliğin arkasına sığınarak koruma yapıldığını söylemek, hiçbir şekilde kabul edilebilir bir mazeret değildir. ... Açıkça, Uğur Mumcu'nun bir cinayete kurban gitmesinde koruma yetersizliğinin önemli bir faktör olduğu, bu nedenle de kusur ve ihmali görülen her kademede yetkili ve görevliler için haklarında gerekli işlemin yapılması gerekmektedir.

Soruşturmanın gizliliği ihlal edilmiştir.

Mumcu cinayetinde önemli sayılabilecek bir delil olan ve Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminoloji Laboratuvarı'nca hazırlanan Ekspertiz Raporu TRT'de Perde Arkası programında yayınlanarak bütün dünyaya ilan edilmiştir.

Bilgisi alınmak üzere Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu'na davet edilen tanık Ayhan Aydın, polis memurlarınca, DGM Savcısı'nın bilgisi dahilinde olduğu iddiası ile Reha Muhtar'ın Ateş Hattı programına çıkarılmış, adeta sorgulanırcasına, hatta "yalan söylüyorsun" denilerek teşhir edilmiş, hatta hakkında "iftira" davası açılmıştır. Buna karşılık tanığı TV programına çıkartan polis memur ve yetkilileri hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır. Savcılığın bu tavrı, söz konusu tanığın sindirilmesi olarak değerlendirilmiştir.

Bu konularda birinci derecede sorumlu olan DGM Başsavcısı Nusret Demiral, hiçbir soruşturma ve dava açmamıştır. Şu anda görevde olmadığı halde bugün bile soruşturmanın gizliliğini öne sürerek soruşturma hakkında komisyonumuza bilgi vermekten kaçınan Nusret Demiral'ın, talimatına rağmen, programın yayınlanmasından sonra sorumlular hakkında herhangi bir işlem yapmamış olması önemli bir eksikliktir.

Uğur Mumcu'nun öldürülmesinden sonra çalışma odasında bulunan bant kayıtları, özel notları, randevuları ile ilgili kayıtlar, bilgisayar bantları ve bilgisayar belleğinin incelenmediği belirlenmiştir. ... Bu cinayeti soruşturmakla yetkili savcının, aile karşı çıksa bile re'sen yapması zorunlu bir işlemi yapmamış olması önemli bir eksikliktir. Bu konuda ihmali olan her kademedeki görevliler hakkında yasal işlem yapılması uygun olacaktır.

Uğur Mumcu'nun sağlığında makalelerinde eleştirdiği Ankara DGM Başsavcısı Nusret Demiral ... cinayetin soruşturulması ile yetkili kılınmıştır. ... cinayet sonrası Mumcu ailesi ile Nusret Demiral arasında küçümsenmeyecek ihtilaflar meydana gelmiştir. ... DGM Savcısı Ülkü Coşkun ile de aynı şekilde ihtilaflar meydana gelmiştir. ... bu durumun savcıya olan güveni sarstığı göz önünde bulundurularak Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda (yapılacak değişiklikle) hiç olmazsa belli şartların gerçekleşmesi halinde taraflara 'savcının reddi' imkanının verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.

Uğur Mumcu'nun evinin, bürosunun ya da gazetedeki irtibat telefonlarının, ölümünden sonraki 2-3 ayı kapsayacak şekilde kimlerin, hangi numaralı telefonlardan arandığının, arayan kişilerin kim olduğunun araştırılması ve soruşturulması hususunun yerine getirilmediği anlaşılmıştır. ... Mumcu'nun telefon konuşmalarının soruşturulmadığı, incelenmediği, kayıtların zamanında PTT'den alınmadığı için kayıtların silinmesine sebep olunduğu kesinleşmiştir. Bu konuda DGM Savcılığı'nın görev kusuru olduğu kanaat ve sonucuna varıldığından ilgililer hakkında soruşturma açılmalıdır.

İslami Hareket Örgütü elemanları ile ilgili operasyon tutanaklarında tahrifatın (bozmanın, değiştirmenin) kesin olduğu kanaati oluşmaktadır. ... Hem tahrifat hem de imha edilen malzeme konusunda önemli görev ihmali söz konusudur. Görevliler ve ilgililer hakkında yasal işlem yapılmalıdır.

DGM Savcısı Ülkü Coşkun hakkında Uğur Mumcu soruşturmasında genelde insiyatifi Emniyet'e bıraktığı, gerekli hassasiyeti göstermediği ve "bu işi devlet yapmıştır, siyasi iktidar isterse çözer" sözleri nedeniyle Adalet Bakanlığı müfettişlerinin yaptığı soruşturmalar sonunda disiplin cezası istenmesine rağmen, dosya Milli Savunma Bakanlığınca işlemden kaldırılmıştır. Bütün demokratik ülkelerde, böyle bir cinayet davasının hemen arkasından, hele hele faili bulunamamış ise, bazı görevliler hakkında derhal soruşturma açılır. Oysa olaydan sonra dört yıl geçmesine rağmen hiç bir görevli hakkında en azından bir idari soruşturma bile başlatılmamıştır. Aksine, bu olayla görevi nedeniyle ilgisi bulunanların büyük bölümü terfi etmiştir.

Patlamanın hemen arkasından olay mahalli tam kontrol altına alınamamıştır. Gelenlerin siyaset adamları ve üstdüzey kişiler olması, bu ihmal için mazeret olamaz. Deliller ayaklar altında çiğnenmiştir. ... Görgü tanıklarının bir listesi ve delil tespit cetveli yapılmamıştır. Bazılarının ya ifadesi alınmamış ya da çok geç alınmıştır. Olay mahalline çok yakın bulunan taksi şoförleri ve Tunus Büyükelçi evinde görev yapan polislerin ifadeleri tek tiptir. Burada bir yönlendirmenin olduğu konusunda kuşkular vardır.

Uğur Mumcu, ülkemizin yetiştirdiği, uluslararası düzeyde üne ve değere sahip, araştırmacı-yazar bir gazetecimizdir. Çoğulcu parlamenter rejime, laik-demokratik cumhuriyete, hukukun üstünlüğü ilkesine yürekten inanan yılmaz bir demokrasi savunucusudur.

Bu soruşturma yapılırken, son yıllarda Mumcu'nun teşhir ettiği çevrelere bakmak, gerçeğe ulaşmada doğru bir çıkış noktası olacaktır.

Mumcu laik-demokratik cumhuriyete inanıyordu, bunun için radikal İslamcı örgütler; ülkenin bölünmez bütünlüğüne inanıyordu, bunun için bölücü örgütler; devletin içinde yuvalanan ve mafya diye adlandırılan, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapanlar ile çek-senet tahsilatına bulaşan odakları her gün teşhir ettiği için bu tür organize suç örgütlerince öldürülmüş olabilir. Daha farklı bir tez de, Mumcu'nun, Türkiye'de oluşturulacak istikrarsızlıklardan çıkarı olan ülkeler ve bunların istihbarat örgütlerince öldürülmüş olabileceğidir.

Bütün bu tezler, nihayet birer iddiadan ibarettir.

Komisyonumuz, soruşturmanın bu çerçevede yeterince genişletilmediği ve derinleştirilmediği kanaatindedir. Bu nedenle komisyonumuz,

1- Soruşturmayı savsaklayan ve görev kusuru olan DGM eski Başsavcısı Nusret Demiral ve DGM eski Savcısı Ülkü Coşkun,

2- Uğur Mumcu'yu koruma konusunda gerekli önlemleri almayan Ankara Valisi ve her kademede görev yapan diğer ilgililer,

3- Soruşturmanın gizliliğini ihlal eden ve 18.2.1993 tarihinde yayınlanan Perde Arkası programına katılarak görüş belirten kamu görevlileri,

4- Soruşturmanın gizliliğini ihlal eden ve tanık Ayhan Aydın'ı, 20.9.1993 tarihinde yayınlanan Ateş Hattı programına götüren güvenlik görevlileri,

5- İstanbul Emniyeti'nde görevli polisler olup, tutanakta tahrifat yapan ve imha tutanaklarını tanzim edenlerle, diğer ilgili ve görevliler hakkında inceleme, araştırma ve soruşturmanın yapılması gerektiği kanaatine varmıştır."

Komisyon, söz konusu kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak 24 Ocak 1993'ten bu yana hükümetler birçok kez değişti, DGM savcıları, yargıçları değişti, Mumcu cinayetini aydınlatacak gelişmeler olmadı.  

08.08.2004 18:30:04
Ey halkım, unutma bizi


Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük
Dövüldük, vurulduk, asıldık...
Vurulduk ey halkım, unutma bizi
Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi
kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz
bebeklerimizden.
Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz
ellerine terkedildik.
Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi.
Ölümcül hastaydık.
Bağırsaklarımız düğümlenmişti.
Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük
acımaksızın. Gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk.
Vicdan sustu.
Hukuk sustu.
İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attik
önlerine.
Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize.
Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için
kan döktük sokaklara.
Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz
vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi.

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık
idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç.
Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi.

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün
olan bitenlere.

ÖFKELERİNİ BİR GÜN BİLE KARŞISINDAKİLERE
BAĞIRMAMIŞ İNSANLARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜK.

Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz

ey halkım, unutma bizi.

UĞUR MUMCU

08.08.2004 18:40:21
Yobazların, kaçakçıların, hırsızların, sömürücülerin korkulu rüyası olan, Cumhuriyet ve Atatürk' ü tüm ilkeleriyle benimseyip savunan Mumcu, din maskesi altında Türkiye' yi emperyalizme teslim etmek isteyenlerin gerçek yüzlerini sergiledi

Atatürk ...marcos Smiley

08.08.2004 22:21:16
anlamadim gate mustafa kemalle ben ?
 

09.08.2004 12:27:51
yazdığın yazıda daha doğrusu alıntı yaptığın Uğur Mumcu'yu anlatan yazıda onun Atatürkçü yönünden de bahsediyor ,bunu belirtmek istedim ,seni gidi seni Tongue bir nevi takıldım sana kardeşim Wink anlamamışsın ama yine takılayım ,marcos ve Atatürk Smiley

09.08.2004 20:52:11
Smiley Ugur mUmcunun kemalist oldugun bilmeyen yoktur..ama mumcu onu SIGINAK olarak kullanmadi hicbir zaman...suan zamanki kemalistlere acaip kziyorm  :angry:  

10.08.2004 09:54:22
haklısın marcos ,başı sıkışan Atatürkü kullanıyor... :angry:  

Tigris 17.08.2007 17:33:30

denge 17.08.2007 17:52:34
"Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz" sözünü hatırlatarak ben de onu anmış olayım...

ekin S. 02.05.2008 00:10:04
Ben Atatürkçüyüm.
Ben Cumhuriyetçiyim.
Ben Laikim.
Ben anti emperyaListim.
Ben bağımsız Türkiye ' den yanayım.
Ben özgürLükçüyüm.
Ben insan hakLarı savunucusuyum.
Ben terörün karşısındayım.
Ben yobazLarın , hırsızLarın , vurguncuLarın , çıkarcıLarın düşmanıyım.
ÖyLeyse vurun , parçaLayın..
Her parçamdan benim gibiLer , beni aşacakLar çıkacaktır..! 

UĞUR MUMCU
 

Sapiens 02.05.2008 00:22:38
  Yobazlığa karşı olan biri Cumhuriyet gibi Yobazlığın  en önemli menbaı olan bir gazeteye naısl tahammül ediyrodu  sabırlıymış bunuda eklemeli


Sayfa: [ 1 ]