|
||
| Ellerine dolanan kendi kelimelerin olabilir çözmeye çalışırken atık diğerlerini , dönmekte olan gözlerin dokunsa bile onlara – hazzı deviren dokunuşları sarınca bedenini – hazin dağarcığının külliyatıyla kavgaya yeltenirler ve sen bu düğüm karşısında çaresiz ; eylemsiz olmanın getirdiği yılgınlıkla – bağırsan bile duyulmaz duvarların ardına – odaklanırsın ; çözümü beklerken itkilerin, karşı – saldırıya uğrayan seslerin sağa sola , nereye bulurlarsa atlayıverirler – senden bağımsız ve sana duyarsız . Kelimelerle oynama zira onların büyüsü her zaman ortalamaya oynayan zihnin ötesine – gittikçe çoğalan duygusuzluğun merkezine – yönelik ; sinirlere hiç de iyi gelmeyen tepkisizlik tecrübeleriyle dolu – içindeki kirin içini temizlediği – bir kül yığınıdır . Neyin yanığı olduğunu düşünmek yerine neyin sağlamı kaldığını tasarlamaya başlarsın sonra; bu bir kincilik değil kül yığınlarının altında kalan duygusuz zaman akımının bir sonucu – intikam da fiziki bir yetersizlik olduğundan – tüm bu hisler intikam değil aksine yüceltme ; külliyata ve küllere bir gönderme olup ulaştığın yer o küllerin yarattığı toprakların üzeri – yaşamın yüceliğinin vazgeçilmez ispatlarından biri olan – yeniden doğuşun merkezidir . Ellerine dolanan kelimelerin dönüp dolaşacağı yer yine düğümün kendisi olmakta ve her yap-boz temelde yapılmış olandan yola çıkmasına rağmen bu mefhumda birleştirilecek parçalar bir üst-düğüme doğru hareketlenmektedirler . Buradaki hareket bir referans noktasına maruz kalmadan gerçekleşmekte ve her defasında kendisine ulaşmaya çalışanlara karşı donuklaşmaktadır . Diz çöküş her yalvarışın içinde bir yerlerde dolanmasına rağmen – fiziki olarak bu yalvarışta yer alamaz – süreci içerisinde fiziksel olandan çok eylemsizlik esas alındığından - ve ilk defa sözcüklerin olmadan bu yalvarışı duyumsarsın . Sorun hangi kelimenin ardından dolanacağındır aslında . Öyle kelimeler vardır ki sana baktıklarında seni içlerine katıveren o büyüyü – zehrin temel dayanağı olan gerçeksizlik ilkesini – taşırlar . Hangi zehir faydalıdır kısmına değinmeden önce bu seçimin senin elinde olmadığını kavrayabilmen lazım . Peşinden gideceklerin ilk defa senin veya başkalarının güdümden bağımsız olacaklardır çünkü – ve başa dönersek çözmeye çalışırken daha da düğümlenen bu meret tek başına ve toplu olarak bir imparatorluğu temsil ederler . Zehirlerin tarihi sesin tarihiyle eş değerdir . İlk ses – ilk zehir ; doğanın üst düğümünden gelme ve bu büyülerin büyüsü ; ana – kraliçe tahtına ilk kez oturmaktadır . Anlatıldığı üzere öldürmeyen etki yapan ve ölümsüzlüğün anahtarını taşıyan bu Şey üzerinde simya çalışmaları yapılabilir ve muhtemelen rakamlarda , formüllerde şaşmaz olarak tek bir şeyi göstereceklerdir . İLK BÜYÜ – İLK SES buluşması ……… |
||
|
||
Bu noktadan sonra Büyü Sesten daha hızlı yol alır . Kendisi Sesten çıkmasına rağmen her yaratım gibi yaratanının yerine geçer -yayılmaya mahkum bir şekilde - kelimelerin üzerine gelmeye başlar sonra . Zehri yutan kelimeler duyarsızlaşırlar ve her yinelendiklerinde özlerindeki boşluk derinleşir - yinelenme oranı = çürük - kararır ; yokolmaya doğru ilerlerken iyice silikleşir , sadece bir iz bırakarak Düğüme hazır kelimeler yığını ... Seçimlerin yapılabilirliği kelimelerin ele geçirilişiyle eş oranda bağımlı - ve zıt oranda anlamsız - sönüşleri ise başlangıçtaki sese yakınlıklarıyla orantılı ; her hesap kitapta çıktığı üzere de üst-anlamla takıntılıdır . Anatomilerin hepsinde varolan analiz edilebilirlik büyünün nesnesine ulaştığında kuramıyla beraber çökmektedir , zira bilimsel olarak bir hiç olan üst-anlamın yine bilimsel analizle orataya çıkaracağı karışık bir hiçlik olacak - bilim ve metafizik adamlarını çılgına hiç kuşkusuz çılgına çevirecektir . Görüldüğü üzere iki düşman üçüncü bir düşman uğruna birleşmekten çekinmezler çünkü şeytani güç birliği her zaman anlamın özüne yöneliktir . Bu savaşın geride bıraktığı moloz yığınları anıta dönüşmez - tüm savaşların içinde anılabilirlik olmasına rağmen - nedeni molozların taştan ;anlamın ise sil baştan temelli olmasıdır . Yani anlam anıtları tamamlandıkları anda devrilirler . Savaşın geride bıraktığı bedenler ilk büyüye ulaştığında canlanırlar - bu büyünün ilahi anlamından çok yeni - yapılanmalara açık duruşundandır . Buradanda apacık görülecektir ki günümüzdeki bir yıkım geri dönülemez bir boşluk yaratır ; geçmişe bir atıfta bulunarak tarihin başlangıcına ;ilk büyü - ilk ses buluşmasına uzanan bir sebeple . Yaşamın kül yığını üzerinden yeniden başlaması bu büyüye has bir özelliktir ve büyü - ilk sesle temas ettiğinden bu yana görülmemiş ; görülememiştir . Saçma olan bu buluşma değil yıkımın kendisi olacaktır . |
||
|
||
| Senin yazılarında duyumsal bir derinlik - kelimelerle başetme becerisi ötesinde felsefi bir incelik var ki..yazıyı farklı yapan özellikle budur. | ||
|
||
| :cicek: :sevgi: sevgili buz yazının güzelliği onu okuyanların derinliğinde ve temelde güzel olan hep etkileşimin merkezinde değil midir ? çok incesin saol :cicek: yazalım güzelleşim... mühim olan sahte yazılardan zehirlenmemek |
||
|
||
Alıntı Sorun hangi kelimenin ardından dolanacağındır aslında . Öyle kelimeler vardır ki sana baktıklarında seni içlerine katıveren o büyüyü – zehrin temel dayanağı olan gerçeksizlik ilkesini – taşırlar . Hangi zehir faydalıdır kısmına değinmeden önce bu seçimin senin elinde olmadığını kavrayabilmen lazım . Peşinden gideceklerin ilk defa senin veya başkalarının güdümden bağımsız olacaklardır çünkü – ve başa dönersek çözmeye çalışırken daha da düğümlenen bu meret tek başına ve toplu olarak bir imparatorluğu temsil ederler . Yazında dikkate değer o kadar çok şey var ki.Örneğin, Sözüne dolanan insan tespitin..Böyle bir çuvallama olmadığında yazının uç noktası ancak iyi işlenmiş ve doğru çeşitlemelerle zenginleştirilmiş bir söz kirliliğinin şık gülümsemesidir.Yazı yazanın ciğerlerinden yırtıcı bir şekilde geçmek durumundadır. Ve sözün hissizleşmeye yönelik atağı ,yaşayan ve yaşıyor oluşuyla yakıcıboyutta insanı rahatsız eden birikimin sonunda kendine karşı duyarsızlığa dönüşmek istemesi aslında sözü insanın bir silah olarak da kuşanması. Eninde sonunda kendini kanatma, kanamış olanı açma -fikir ya da duygu farketmez - ama en sonunda da öldürme eylemidir gerçekten de yazı. Ve küstahça yenisini yaratma ,yeni kurbanlar arama eylemi. Öte yandan hiç bir yazı kaynağı değerli değildir aslında ,bütün sözlerdeki iççekişe rağmen hedef sadece sözün kendisi ve onun aslında transparan bir yüzü olduğunu farkeden yazan kişinin yazma hazzıdır. Dahası var..zengin bir yazı..bir başlayalım dedik.
|
||
|
||
Alıntı ..Böyle bir çuvallama olmadığında yazının uç noktası ancak iyi işlenmiş ve doğru çeşitlemelerle zenginleştirilmiş bir söz kirliliğinin şık gülümsemesidir.Yazı yazanın ciğerlerinden yırtıcı bir şekilde geçmek durumundadır. Ve sözün hissizleşmeye yönelik atağı ,yaşayan ve yaşıyor oluşuyla yakıcıboyutta insanı rahatsız eden birikimin sonunda kendine karşı duyarsızlığa dönüşmek istemesi aslında sözü insanın bir silah olarak da kuşanması. Eninde sonunda kendini kanatma, kanamış olanı açma -fikir ya da duygu farketmez - ama en sonunda da öldürme eylemidir gerçekten de yazı. Ve küstahça yenisini yaratma ,yeni kurbanlar arama eylemi. Öte yandan hiç bir yazı kaynağı değerli değildir aslında ,bütün sözlerdeki iççekişe rağmen hedef sadece sözün kendisi ve onun aslında transparan bir yüzü olduğunu farkeden yazan kişinin yazma hazzıdır. Yafu ne etkileyici yorumlar öyle :cicek: Utandırıyosunuz efenim :blush: cümlelerin bir yerlere döküldükleri vakit hemcinslerini bulmadaki başarısı . Onu yakaladıkları vakit bulup çıkartıveriyolar senin yaptığın gibi . Çoğu kezde kendi kirlilikleri altından şık şık gülümserler zaten . Biz yaptık oldu demezler üstelik . Biz yaptık zaten de böyleydi . Bir silah olarak kuşanılan her şey hissizleşir . Evet çok haklısın insan acıya karşı erdemli durabilir ama aynen yazında da olduğu gibi bu hazza karşı erdemlenemez |
||
|
||
Alıntı Bu noktadan sonra Büyü Sesten daha hızlı yol alır . Kendisi Sesten çıkmasına rağmen her yaratım gibi yaratanının yerine geçer -yayılmaya mahkum bir şekilde - kelimelerin üzerine gelmeye başlar sonra . Zehri yutan kelimeler duyarsızlaşırlar ve her yinelendiklerinde özlerindeki boşluk derinleşir - yinelenme oranı = çürük - kararır ; yokolmaya doğru ilerlerken iyice silikleşir , sadece bir iz bırakarak Düğüme hazır kelimeler yığını ... Abartı yok,bence çok zekice hatta dahice sözü ,yazıyı yorumlayan buluşlar var. Sözlerin anlamsal etkileri ,sadece yazılı -belirlenmiş biçimleriyle sınırlı değildir.Hatta öyle olsaydı yazmak çok daha gereksiz bir işleve sahip olacaktı. Sıklıkla yazan insanlar ya da buna yeteneği olanlar kelimelerin daha ilk bakışta günlük dildeki anlamlılıkları ötesindeki değerlerini tartabilirler,ne kadar keskin bir kelimenin ötesini görebilme becerisi varsa o kelimlerden yani herkesin kullandığı alalade kelimelerden dilin o ana kadar ki kullanımını aşan vurguyu yapmayı becerebilirler. Sözcüklerin üzerimizde içerik dışında anısal - psikolojik etkileri de vardır.Tarihsel,gensel hatta iktisadi etkileri neredeyse sınırsız bir dilde yanma arzusu yaratacak kadar zenginlik sunarlar insana.Öyle ki bazen insan susup sözler konuşsa daha çok şey anlatır.Direkt anlamdan bir şeyleri karşındakine geçirmek imkansıza yakındır.Çünkü hiç bir kavram objesini doğrudan kavrayamaz.Sesler-büyü ,yansımlar, eğilip bükülmeler dil kullanımı için mecburidir.Ki sözel esrikliğin verdiği haz da bu mecburiliği keyfe dönüştürür. "Düğüme hazır kelimeler yığını..." noktadan sonra ekosu derin ve de gerçekliğe ya da sağlam olana dokunabiliyor.. |
||
|
||
Alıntı Sözlerin anlamsal etkileri ,sadece yazılı -belirlenmiş biçimleriyle sınırlı değildir.Hatta öyle olsaydı yazmak çok daha gereksiz bir işleve sahip olacaktı. :blush: Direkt anlamdan bir şeyleri karşındakine geçirmek imkansıza yakındır.Çünkü hiç bir kavram objesini doğrudan kavrayamaz.Sesler-büyü ,yansımlar, eğilip bükülmeler dil kullanımı için mecburidir.Ki sözel esrikliğin verdiği haz da bu mecburiliği keyfe dönüştürür. işte bu cümleler tüm yazdıklarımı özetler ne diyim şimdi bilmem ki . Sözel esrikliğin verdiği hazzın bu mecburiliği keyfe dönüşmesi tam olarak gerçekleşen . Bu hazzi özümsemesek zaten topalladığımız gerçeklik içerisinde felç olurduk dimi . :islik:
|
||
|
||
| :cicek: Yanmak için yazılır belki de... Dumanı huysuz aklın şımarık intiharlarına cezbedici bir tuz öpüşü koysun diye zehirleyici dil yerinden soğuk bir kararlılıkla dışına fırlar. Sözcüklerin hayata inadı derinliğin tutkunlaştıran havasızlığını yaratır.. Kimse buna gereksiz ya da yalan diyemez.. Çünkü gerçek komik bir gereksinim,puslu bir alışkanlıktır hattın kırık yanında. Ya da zaten sadece biri mümkündür.. :peace: |
||
|
||
| Dumanı huysuz akıl cezbedici bir tuz öpüşü istemez yalnızca ; tutkudan kaynaklı bir tekrar ister o da indirgenebilir düşüncedir . Aracı olarak seslerin rastgele birleşimi yerini bilinçli tekrarını kullanıyorsa bu durumda denilebilir ki esas istenen sağa sola dağılan değil toplanan - ama bu toplanma kesinlikle anlama yoğunlaşmayla gelen değil özellikle belirtiyorum - bir üst-dağılımda yeniden sağa sola saçılan düşüncelerdir . Dağılanın kuvveti de beraberinde gideceğine göre düşüncenin kusurluluğu bu dağınıklıktan gelir . Bununla birlikte öyle dağılım vardır ki öze doğru toplanmayı gerektirir . Yani seslerin sağa sola anlamsız , dizisiz , kuralsız dağılımı temelde bir toplanma olabilirdi - ki gerçekte bu anlaşmayı imkansız kılardı - ama biz anlaşmayı seçtiğimizden - ve gerçekte sadece kurallı anlaşamadığmızdan - bu seçeneği geri çevirdik . Düzelttik de düzelttik ; araçları ve aracıları evcilleştirerek ve onları dizgiye mahkum ederek . Gerçekte de kusur içinde kusursuzluğun kırıntılarını bırakır hissettirmeden ve hakkını vererek cesaretiyle derinlere atlayabilen biri derinlerin tutkunlaştıran havasızlığını solur . Demek olur ki dilin çıldırtıcılığı suskunlaştıran yanıyla birlikte gelir . Çılgınlığa yaklaşan daha da susar . Suskunluğu hücrelerine kadar ilerler . Öyle ki kurduğu iki üç cümle de derin değil aksine aptalcadır . Suskunlaşan harekete odaklanır . Hareketin içinde ondan kaynaklı sesi keşfettiği an dilin boyundurluklarını , buyruklarını kavradığı an tüm kulakları bir daha duymayı engelleyecek şekilde yerinden söküp alası gelir . Suskunlaşan daha da kudurur ve o duymayan kulaklar üzerine tahsilini yapmış olarak hastahanelerde organ bağışı için gelenleri bekler . |
||