|
||
| Sizce bir roman tiyatroya oyununa çevrilirken ve o sahnede sınırlandırlırken anlamını yitirip basit diyaloglara dönüşmez mi ? Veya bi metin ve başka bi dünya olarak tasarlanmış romanın kendisine indirilen bi darbe değil midir ? Aynı zamanda aktarılırken eserin özüne bağlı kalınacak diye ortaya içi boş bi şey çıkmaz mı ? İnsanlardaki metne birebir bağlı kalma eğilimi neden vardır ? Ya da bunları kutsal kitap gibi görme Son olarak da dramaturg bütün bunlar karşısında ne yapar .? :islik: :w00t: Evet ne ola bu işin sonu
|
||
|
||
| Metin düzlemin açıldığı tuhaf bir çok boyutluluktur.Hiç bir sahne bunu yaratamaz. Sahneye aktarılan metin oyunlaştırılırken mutlaka metinden ayrı bir yol çizilmeli.İşte dramaturgun işi de burada başlıyor bence.Metinle kıyaslamayı önleyecek yeni şeyi yaratmakta. |
||
|
||
| Bana bi de şu garip geliyo sanki biz bu romanın yazarıyız gibi onu kutsallaştırıyoruz . Nedir bizi buna iten En modernim diyen bile zaten dramaturgun sorunlarından biri de bu bırak romanı tiyatro metini için bile buna izin vermiyo ... Galiba yazının serbestliğini anlayamadık biz ... En aydınlarımız bile - ki onlar daha yoğun olarak - bu kutsallaştırmaya tapanlar ... Belki de yarattıkları dünyanın altında kalmışlar |
||
|
||
| Sanat dahilinde sahte saygılar geliştirmek gibi bir problemin sonucu sanırım bu tavır.Çünkü kendinden öncekinin ya da yanındakinin hakimiyetini onaylarsan kendi hakimiyetin içinde gerekli zemini sağlamlaştırmış olursun. Sanatın bu tarz bir bakış açısına ihtiyacı olduğunu düşünmek bir kere o çok klişe sanat tanımlarının kendiyle çelişiyor. Sanata verilen ulaşılmaz konum bir anda bozulabilir,bu yüzden aman dokunmayalım biçimine dönüşüyor. Bunun bir kökeni de sanatsal yaratıcılığı sınırlı insanların sanattan gereksiz -yararsız bir payı edinme gayreti ve sanatsal hazzı yetersiz algılayışın üzerini örtme çabası bence. |
||
|
||
| Evet çok haklısın bugüne kadar içine nüfuz etmiş olan o sanatsal yaratıcılıktan uzaklık açığını bu durumu değiştirmemeye çalışarak kapatıyolar Önüne gelen ipini koparan sanat mı yapacak kardeşim derken - bugüne kadar oluşturdukları tüm tanımları da eziyorlar . Onu putlaştırmışlar - ona bağlanmışlar ama bağlandıkları her neyse çoktan çökmüş bi yapı ve onlar tüm bu sözlerin çöktüğünü itiraf edemiyorlar kolayına kaçmak..... Bi de yazdıklarına tutkulanan insanlar farkında değiller ki kontrol metinin elinde yani ister istemez yerini bulacak olan o zaten - tüm bu söylenenler onun hakkında aslında insanların hepsinin üstünde bi yapıya sahip . :rolleyes: :islik:
|
||
|
||
Kendi güzelliğine tutkun Oscar Wilde geldi aklıma.-Dorian Gray- Sürekli kendi etini yemesi gerekiyordu ,yani kendini satması.Sonunda elinde kalan şey(aslında o karaktere bayılırım ,mecburi örnek olarak kullanıyorum ,umarım bana darılmaz. ) o ilahi güzellik kimseinn bakmaya dayanamayacağı berbat bir şeye dönüşüyordu.Sanatta da bu korumacı saygınlık üslubu eldeki eseri kendi dışında bir çerçevede boğuyor.Dramaturg ,hem metni yeniden oluşturmak ,ortaya çıkarmak ya da sahnedeki özünden artık ayrı sayılabilecek halini yakalamak durumunda ,üstelik bir de oyuncuların da buna uygun konumu alabilmesiyle ilgilenmek zorunda.Böyle bir işlevi üstlenen kişi elinde neşteri soğukkanlılıkla tutabilmekle sorumlu.. Öyle ki tiyatroda sanki yönetmenden bile önemli bir işleve sahip bir dramaturg. |
||
|
||
| Bence yönetmen kıllanıyodur içten içe her zaman bi oyunun afişinde yönetmen görülür aslen ama dediğin gibi ayne dramaturg bu büyüyü yaratan bence . Metini hissedebilen ve ona yabancılaşabilen biri . Anlamın kendisi anlama yöneldiği nesneden sıyrılırsa bi üst düzeye çıkıyor kanımca ve dramaturg bu rolü üstleniyor Yönetmen dramaturgun işlevini bildiği için onu kısıtlmakta Yazar ise saplantılı tutkularından dolayı yazının kontorlü altında ezilmekte galiba :islik: :rolleyes:
|
||
|
||
| aslında roman uyarlamaları kitap okuyanlar için hezimet oluyor.. Çünkü hep bi o ilk okuduğunda alınan tadı arayış var.. Hiç okumamış biri içinde izlediği film ya da oyun daha bi etkili geliyor.. İşte burda şu mantık doğuyor,eser yeniden yaratılsada ilk yaradılışındada olsa özünü korudukça tadını bozmuyor.. Aristoteles=Sanat hayatın yniden yaratılmasıdır. Platon=Sanat doğanın ve yaşamın silik bir taklididir. Diyip özetlenebilir ![]() |
||