|
||
| Nereden Bileceksiniz? Sadece siz varsınız! Herkes kendi dünyasında bir başına yaşıyor. Sadece o var, başkaları birer gölge onun için; cansız ve ruhsuz... Zaman zaman gördüğünüz kuşa özenir; onun gibi özgür olup uçmak, istediğiniz yere konmak istersiniz. O anda onun bir ayağının kırık olduğunu ve yavrularına yiyecek aramak peşinde olduğunu bilemezsiniz. Başıboş bir köpek görürsünüz sokakta, insanlara bakar, ardısıra yürür onların. Yüklendiğiniz sorumluluklardan ağırlaşan omuzlarınız eşliğinde o hayvanın sorumsuzluğuna özenirsiniz. Onun karnının aç olduğunu ve sevgi/ilgi beklediğini düşünmezsiniz bile. Yolda karşıdan karşıya geçerken, yol vermesini beklediğiniz ama gaza basıp giden aracın sürücüsüne öfkelenir, belki de küfürler yağdırırsınız. Ama arka koltukta baygın yatan hastasını hastaneye yetiştirme gayretinde olduğu aklınıza bile gelmez. Bir iş için yolunuzun düştüğü kuruluştaki personelin asık suratı ve belki de aksi davranışı sizi çileden çıkarır; esip gürlersiniz, şikayet etmekle tehdit edersiniz belki de. Onun aklının çocuğunun hastalığı için gerekli parayı nereden bulacağında olduğunu bilemezsiniz. Örnekler uzar gider... Siz onları bilemezsiniz, onlar da sizi...Kimse tam olarak bilemez “öteki”nin ne yaşadığını, bunu bekleyemeyiz de belki. Ancak ilişkilerimizde tepki vermeden ya da yargıya varmadan önce, bir an için daha geniş düşünmeye ve anlamaya çalışmak, empati yapmak zor değil. Yeter ki “insanca” yaklaşalım çevremizdekilere. Yeter ki bir an için, başımızı kaldırıp gözlerimizi “ben”imizden “öteki”ne çevirelim biraz, sonra da görmeye çalışalım onu. Yeter ki isteyelim!... |
||
|
||
Ufffff, işte bu yaaa... ![]() İnsan ilişkilerinin ve devamında toplumsal huzurun, anlamanın ve anlaşılmanın mihenk taşı işte bu yazının özünü hayatımıza uygulamaktan geçiyor... Kendini karşındakinin yerine koyabilmek... Asya müthiş bir konu, teşekür ederim...
|
||
|
||
| iyi davranış olarak değerlendirdiğimiz eylemlerin çıkış noktalarınıda anlamamız gerekiyor ve bazan en masum görünen bir insanıda boğazlayasım geliyor böylece. | ||
|
||
| İnsanoğlu bencil, tahammülsüz... Empati kurmak ise çoğumuzun aklına gelen en son şey. Yaşamdan bir kare gördüğümüzde, ilk birkaç saniyede en kötü senaryo gelir akla... Nasıl bu hale geldik ?
|
||
|
||
| Öğretmen ders anlatıyor ve anlatırken gözleri öğrencilerin üzerinde. Arka sırada oturan çocuğun kafasının sık sık yana düştüğünü görüyor ve elindeki tebeşiri çocuğa fırlatıyor. Tebeşir çocuğun tam gözüne geliyor ve gözü tebeşir darbesi ve tozuyla kan çanağına dönüşüyor. Öğretmenin bu durum umrunda bile değil. Gözlerinde ateş püskürerek çocuğun yanına gelip derste uyumanın ne olduğunu daha sıcak temasla anlatıyor. Çocuk perişan... Bir gün öncesi... Okuldan çıkan çocuk, çantasını eve bile bırakmadan mahalle bakkalına bırakarak biraz sonra iş çıkışına yetişmek üzere koşa koşa simitçi fırınına gitmiş, tepsiye simitlerini dizmiş ve üstgeçitin altında yerini almış simit satmaya çalışıyor. Tam o esnada zabıta memurları gelmiş açıkta ve dolaşarak simit satmanın yasak olduğunu söyleyerek tablasını elinden almak istemişler çocuk direnince iki sağlam iki tokadı yediği gibi tablayı da teslim etmiş. Daha sonra gitmiş birilerinden yardım istemiş tablasını kurtarmak için fakat başarılı olamamış. Eve döndüğünde saat çok geçmiş. Buna rağmen ödevlerini yapmış ve tam yatacağı zaman evde yiyecek bir şey olmadığını annesinden öğrenmiş, fakat aç değilim diyerek yatmış gece yarısı... Ertesi gün okuluna gelmiş, derslerini yapmaya çalışıyor, bir taraftan da bugün nasıl simit satacağını eve nasıl ekmek götüreceğini düşünüyormuş ve yorgunluktan, uykusuzluktan bitap düşmüş durumdaymış ki... Öğretmenin tebeşir darbesi gözüne gelmiş... Nereden bilecek öğretmen! |
||
|
||
| Ama işte, insanlara anlatması gene de kolay olmuyor. Hatta çoğu şeyi onlarda biliyor ama görmezden geliyor. Burada asıl sorun bence bir nevi uyuşukluk, insanlar anlayışlı olabilmek için enerji harcamaları, kendi hayatlarından taviz vermeleri gerektiğini düşünüyorlar bilinçsizce. Ve aslında yaptıkları o an yapmak istedikleri şey sadece, sinirlenmek istiyorlarsa sinirleniyorlar rahatlamaları yada kendilerine acımaları gerekiyorsa da bir an bile çekinmiyorlar. Bu bir ihtiyaçtır eninde sonunda, ihtiyaçlarımızı böyle mutlak iyilik fikirlerine takılıp öldürürsek - betimlediğimiz kadar anlamsız kalmamız gayet olası. Bu anlayış beklentisinin bizi anlamsız bir edilgenliğe, bir acizliğe sürüklemesidir kastım. Bunun bir beklenti olması bile çelişik bir durum aslında. Yapmak istediklerimiz varsa sadece yapmalıyız, diğerlerinin tepkilerini yeri gelince hiç önemsemeden, bu uyum sağlama uyuşukluğuna hiç yakalanmadan. Hem zaten nerden bilelim ki, sadece biz varız ![]() Diğerlerinin derdi ne olursa olsun, aslında avutulmak ve değerini farkedebilmek, bir insanın yakınlığına duyduğu açlığı bastırabilmek ona yetecektir. Ötekileri anlamak istiyorsak ve onları samimi buluyorsak anlayışlı olmayı deneyebiliriz, öbür türlü belki sadece tepkisiz kalmalıyızdır.. (çünkü zaten umursamıyor olmamız lazımdır pratikte) Mesela o çocuğun tepkisi, öğretmeninden gördüğü hareket dolayısı ile insanlara güvenmeme, öğretmenlerden nefret etme gibi şekillerde vukuu bulabilir. Neticesinde empati çift taraflıdır, sadece insanlarla değil olgularla empati kuramayan insanın hali de içler acısı olmaya adaydır, bunun sorumlusu öğretmeni değil, kendisidir.. |
||
|
||
... bunun sorumlusu öğretmeni değil, kendisidir.. Hayat buysa, bununla baş etmesini öğrenememiş insanda tabiki acı çeken insan olacaktır. Başdemeyip hemde acı çeken değil işin kolayına kaçıp çektiren olmayı daha kolayına gelirse toplum bu sefer acı çeken olacaktır. Herkez kapısının önünü süpürebilme yeteneğini geliştirmiş olmalıdır. acısız ve temiz toplum için.
|
||
|
||
| İlk başta kendisi için | ||
|
||
| insanın en büyük hatası kendisine her şeyin yargılayıcısı olma payesi vermesidir. bizler kendimizden başka hiç bir şeyi yargılayabilme yetkisine sahip değiliz. bu yetkiyi kendimizde görsek bile hiç bir zaman adil bir yargıç olamayız. hayat adil değil. biz de yargıç değiliz. |
||
|
||
| Bu durumda hayatın adil olup olmadığından da emin olamayız. Çünkü bunu söylerken, yargıçlık yapıyoruz. Yetki de yok, yeti de yok halbuki. | ||
|
||
ve işte tüm bu yazılanlara BEN kavramının baskınlığı deniyor,farkında olmadıklarımız ya da farketmek için çabalamadıklarımız. Sanırım öz eleştiri her daim kazandırıyor .. ![]() Bazen sokakta yürürken insanları izliyorum-hem bu en sevdiğim şeylerden biri,birde dolmuşta ya da otobüste seyretmek,kazanım oluyor- ve gördüğüm her hayatta farklı birde bakış açısı görüyorum.Kimi zaman tek düze olaylara bile bakış açıları farklı kanatlardan açılıyor.İşte o zaman gülümsüyorum tatlı tatlı ve şöyle bir gökyüzüne bakıp; işte hayat! diyorum, geçip giderek .. |
||
|
||
insanın en büyük hatası kendisine her şeyin yargılayıcısı olma payesi vermesidir. bizler kendimizden başka hiç bir şeyi yargılayabilme yetkisine sahip değiliz. bu yetkiyi kendimizde görsek bile hiç bir zaman adil bir yargıç olamayız. hayat adil değil. biz de yargıç değiliz. Değerlendirmelere "yargılama yetkisi" olarak bakarsanız afaki bir benzetme yapmış olursunuz ve bu yüzden doğru bir değerlendirmeymiş gibi görünebilir. Ancak, yukarıdaki değerlendirmelerde yargılama olmadığı gibi, sadece insanın insan olmasından ve insanın insanca yaşamasının önündeki engelleri azaltabilmek adına, yapılabilecek insani hareketlerden başka bir şey değil. İnsanı sadece bir canlı gibi düşünüyorsak ve böyle yaşamayı başarabiliyorsak, gerçekten sadece bunları düşünüp yapmaya değil, yaşamamız boyunca yaptığımız her şey yanlış. Bilim, felsefe, ekonomi, kültür, sosyal alan ve bu konuda yaptığımız düşünsel ve eylemsel çalışmaların hepsi yanlış. Yanlışsa niçin bu kadar çaba gösteriyoruz, insan ilişkilerine ve yaşama dair çekilen acılara sıkıntılara, ölümlere ne gerek vardı. Bence yaptığınız bu tesbiti ya tüm beşeri ilişkiler için yapmak gerekiyor yada diğer çabalar doğruysa bunu da o doğruların içine yerleştirmek gerekiyor. Hayat adil olmadığı için, bu adaletsizliğe karşı insanın bir şeyler yapması gerekiyor. Bırakalım yargıç olabilmeyi, insanlığımızı korumak için bile büyük çaba göstermemiz gerekiyor. |
||
|
||
Hayatın adil olmadığı kanısına nereden vardınız? Nereden bileceksiniz,gördüklerimizin arkasında işleyen hassas ironik bir adaletin olmadığını?
|
||
|
||
| nereden bileceksiniz benim ne çektiğimi şarkı sözü gibi oldu sanatcımı olsam ne | ||
|
||
Evet, nereden bileceğiz?
|
||