|
||
| Neden Anarka-Feminizm? Tek basına feminizmin (liberal feminizm olarak tanımlanabilir) asil hedefi kadınların haklarını kazanması, kanunlar tarafından tanınan ve koruma altına alınmış bireyler olmalarıdır. Bu noktada açıkça görülen eksik erkek boyunduruğundan çıkabilmek adına başka bir otorite olan devlete sığınma noktasıdır. Bu önemli bir hatadır çünkü devlet erkin en önemli ve güçlü temsilidir. Bir cinsin diğeri üzerindeki tahakkümü ortadan kalksa da, sonuçta tüm toplum olarak devlet erki karşısında köleleşiriz. Feminizm ve liberalizm çelişkisini Zillah Eisenstein söyle ortaya koyar: "Yapıda ve ideolojide ataerkil ve bireyci olan liberalizm ile; cinsel eşitlikçi ve kollektivist olan feminizm arasındaki çelişki; feminizm hareketinin esasini liberalizmin ötesine taşır." Neden Anarka-Feminizm sorusuna geldiğimizde buna temel olarak iki neden gösterilebilir. Birincisi erke çok yönlü savaşım gerektiğini göremeyen liberal feminizmin eksik kalan radikal bakisini tamamlar. İkincisi radikal hareketler ve devrim süreçleri içinde anarşistlerin bile eşitlikçi bir tavır sergileyemedikleri deneyimlendiği içindir. Anarşist devrimci hareket içinde, Anarşist erkeklerin, kadın yoldaşlarına ya da özel yaşantısında partnerine tutumu kadınları hayal kırıklığına uğratmanın ötesinde kızgınlığa sevk etmiştir. Örneğin Fransız devriminde kadınların yoğun mücadeleleri ardından yaptıkları görmezden gelinerek ya da istedikleri haklardan korkularak onları sindirmek adına birçok anti-feminist yasa çıkarılmış, devrimci hareket içinde kadın düşmanı sayılabilecek söylemlerde bulunulmuştur. Kendiside bir devrimci lider sayılan Chaumette aşağıda ki sözleri kullandı: "...kadınların kendi cinsiyetlerini reddedip erkek gibi davranmalarına ne zamandan beri izin veriliyor? Ne zamandan beri kadınlar ev islerini, çocuğunun beşiğini bırakıp tabiatın erkeklere bahşettiği görevleri yerine getirmeye, meydanlara çıkıp nutuklar atmaya başladılar?..." Ayni şekilde Anarşist sıfatıyla Proudhon da, kadının üretimdeki yerini ev islerindeki konumunun yükseltilmesiyle sınırlar. Yine 1937 de İspanyada, 1968 de Fransa’da kadın birlikleri hareketleri, bizzat erkek yoldaşlarınca yadsınmış, rolleri ve çabaları görmezden gelinmiştir. Tarihsel örnekler gözümüze çok uzak geliyor ve günümüzde durumun daha farklı olduğunu düşünüyorsak büyük bir hata içindeyizdir. Kendini anarşist olarak tanımlayan birçok erkek; kadın gruplarını ve radikal feminist söylemleri yadsıyor, üstelik anarşist bir hareket adına “Kadın bizi bozar!” cümlesini kurabiliyor. Bu çoğul yapıyı bir kenara bırakıp, kişilerin bireysel ilişkilerine baktığımızda da durum farklı değil. Birey özgürlüğüne, tahakküm zincirlerinin yıkılmasına dair söylevler çeken bir anarşist, misal kız arkadaşı eve geç geldi diye tartışma çıkarıp, bunu kız arkadaşının güvenliğini düşündüğü ya da onu önemsediği açıklamasıyla rasyonalize ediyor. Aslında olan en açık biçimiyle, o kişinin bireyselliğinin çapını daraltmak, onu sahiplenmektir. Sahiplik kavramı ise ortada bir “mal” olmasını gerektirir. Bir anarşist arkadaşımız yakın zamanda ilişki içindeki tahakkümden bahsederken şu cümleyi kurdu; “Aşk başka, anarşi başka!” Bir diğer anarşist kıskançlığın doğa da bile olduğunu, ayrıca kıskançlığın sevgiyi göstermenin bir biçimi olduğunu belirtiyor. Burada kıskançlık duygusunun alt yapısını tartışmaktan çok, söylemek istediğim bireylerin ilişkilerinde ne derece kısır bakışlara sahip olduğu, bireysel evrimlerindeki geriliğin toplumsal evrimi yavaşlattığının farkında olmadıklarıdır. Anarşi bir vitrin malzemesi ya da yılbaşı ağacı süsü değildir üstümüze takılacak, onu her yönüyle özümsemek, yaşamın tüm alanlarına geçirmek gerekir. Burada kavranması gereken nokta; ataerkil bir örgü içinde şekillenmiş erkek zihniyetlerinin bir anda ve kendiliğinden değişimini beklemektir. Kendini Anarşist olarak tanımlayan bir erkek birey; kendini ezen otorite odaklarını çok kolay kavrayacak ve buna karşı koyacak, ancak kendi uyguladığı tahakkümü kabul etme ve ardından bundan vazgeçme noktasında zorlanacaktır. kadının bu noktada otorite ya da tahakkümün pasifize edici acizliğinden sıyrılıp; öznesi kendi olan "itaat" kelimesini düşünmesi gerekir. Çünkü otorite ancak ona boyun eğen bir sürünün varlığında anlamlı olur. Siz itaat ettiğiniz sürece, erkelerin bu otoriteden kendiliğinden vazgeçmesini beklemek fazlasıyla ütopiktir. Erkek nasıl ki kendi otoritesinden vazgeçmek adına, kendi bireysel devrimi için çaba harcayacaksa, kadında ayni biçimde kendi itaat zincirini kırmaya çaba harcamalı, bunun savaşını vermelidir. Ataerkillik duvarı ancak bu kolektif çalışmanın sonucunda yıkıma uğratılabilir! Anarşizm kavramı aslında kendi basına tüm anti-otoriter savaşım biçimleri kapsadığı için, anarka-feminizm kavramının gereksizliği vurgulanır. Yani su sorunun akla gelmesi çok mantıklıdır: "Zaten tahakkümün tüm biçimlerini reddeden Anarşizm adına yapılacak bir devrimde, kadınların ezilmesine karşı ayrı bir mücadele gerekir mi?" Eğer toplumsal ilişkilere ve güç odaklarına tepeden bir bakış sergiliyorsanız bu soruya kolayca hayır yanıtını verebilirsiniz. Bunca yıldır kadın sorununun çözümü hep devrim sonrası sürece bırakılan, devrimle birlikte kendiliğinden düzeleceğine inanılan bir problem oldu. Peki bir gün kadınlara "Artık Anarşist bir yapılanma içinde yasıyorsunuz, çıkın mutfaklarınızdan ve birebir katılımcı bir yasam sürün!" diyebilmek ve daha önce asla ne olduğunu bilmediği , tanimadigi bu özgürlüğü ve bireysel sorumluluğu üzerlerine yıkmak mümkün mü? Ya da erkeklere "kadın Artık sizin boyunduruğunuz altında ezilen, subordinasyona uğrayan bir cins değil, Artık birey olarak sizinle eşit!" desek inanıp kabul edebilecekler mi? Eğer tüm otorite biçimlerine karşı mücadelede samimiysek ve anarşizmi basit ve yüzeysel bir anti-devlet hareketi olarak görmüyorsak, kadın mücadelesini, devrim süreciyle birlikte eşzamanlı yürütmek ve desteklemek; bu aşamada kendi bireysel evrimimiz için uğraşmak zorundayız. Sonuçta anarka-feminizm, kendi basına anarşizmden ayrı bir radikal siyasal teori değil, anarşizmin deneyimleme sürecinde kendinden beklenen anti-otoriter yapıyı her alanda sağlayamamasına bağlı bir tepki hareketi olarak görülebilir. Kadınların özgürlük mücadelesi içindeki tavırları da yeni açılımlara gereksinim duymaktadır. Sadece kadınlardan oluşan gruplar eylemsellikleri ne derece yüksek olursa olsun, birebir ilişkilerdeki yetersizlikleri nedeniyle mücadele de çoğu zaman eksik kalır. Geçmiş devrim mücadeleleri içinde kadınların devrimci hareket gruplarına, federasyonlara kabul edilmemeleri, onların ayrı birlikler oluşturmasına oldukça haklı bir zemin oluşturuyordu. Günümüzde katılım açısından böyle bir ret söz konusu olmadığından, bundan yararlanıp kadınların erkeklerle birlikte yan yana devrimci mücadele içinde yer almaları ve bu ortak çalışmayla kendilerini kanıtlayarak “eşitler” olduklarını ispatlamaları daha olumlu sonuçlar getirir. Ataerkillikle yoğururmuş erkek bilincini uyandırmak, aktive etmek istiyorsak, bunu dışarıdan söylemlerle değil. Onlarla bir arada sürekli, devamlılığı olan ilişkilerle sağlamalıyız. Çünkü biliyoruz ki, izole ve kapalı gruplar eğilimleri ve savunuları ne olursa olsun bölünmelere yol açarak anarşist hareketin gelişimine engel olur. Lilith Noir |
||
|
||
| Feminizm kendini daha fazla iş gücü isteyen iktidarın kadını buna uygun güçlendirişiyle , tüketici arttırma gayreti ve erkeklerin evrenini taklit ederek kendini yadsıma arasında bir yere sıkıştırdı. Oysa kadın kontrol dışı gücünü , karmaşasını, yeteneğini ya da varlığını bütün bu engelli - özürlü özgürlük arayışlarının dışında ve kendi başına keşfedecek bir zenginliğe sahip. Biri için birine karı bile değil,her şeyden önce kendi için... kendine örtülen ağır demirden imaj örtüsünü yırtıp atmalı. Sakloandıkça hem daha çok toz tutar insan.
|
||
|
||
| Liberal feminizm, hem kadını taklit nesnesi haline sokarak, hemde bir iktidara bir başka iktidara sığınmak gibi aptal bir yolla karşı çıktığı için, kadının kazancına, ya da onu özgürleştirecek herhangi bir adıma asla katkı sağlayamadı. Ve tepkiselliği, bu bağlamda oldukça sığ olduğu için, kadın komik görülmeye başlandı, ki böyle görenler haksız da sayılmaz. Pozitif ayrımcılığa sevimli bakan bir kadın, kendini özgürleştirmekten bahsettiğinde, bu komik ve aşağılayıcı olur. Toplumsal cinsiyetin, üzerine giydirdiği rollerden kurtulamadığı sürece, kadın ancak büyük bir akvaryumda ki balık kadar özgür olabilir.... :maske: |
||
|
||
| Sadece hücresel bir transferi-evden iş kapanına- özgürlük olarak yeterli bulan yeni tuhaf kadınlar.Gazeteler işkadını bilem diyor onlar için,yani sayılıyorlar .Daha ne.En az erkek kadar vahşice de mücadele edebiliyorlar. "Ey büyük kral,adı bilinmeyen paranın imparatoru.. bak ben de en az onun kadar senin için avlanabiliyorum.Getirdiğim kurbanımı kabul et,ruhumu al ve beni tahtının köpekleri arasında iyi bir yere yerleştir.." "Çocuk da yaparım kariyer de yeter ki ipimi biraz daha gevşek tut ,çünkü ben sana adanmış bir hayvanım." :w00t: |
||
|
||
Alıntı "Çocuk da yaparım kariyer de yeter ki ipimi biraz daha gevşek tut ,çünkü ben sana adanmış bir hayvanım." :lol: Söylem analizi dediğin budur işte... :evet: |
||