|
||
| İNTERNET VE HUKUK (İnternet Ve Hukuk Konferansı’ ndan) alıntı 1. GİRİŞ “İnternet ve Hukuk” konulu bu konferansta “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” çerçevesinde konu ile ilgili görüş ve değerlendirmelerimi açıklayacağım. Bilindiği gibi, 5846 sayılı Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunu 05.12.1951 tarihinde yasalaşmış olup, 01.01.1952 tarihinden itibaren yürürlüktedir. Söz konusu yasada 1983 yılında ve 1995 yılında olmak üzere bazı değişiklikler yapılmıştır. Yasa şu an ki mevcut haliyle ve genel anlamda fikir ve sanat eserleri üzerinde çağdaş bir koruma sağlamakla beraber son yıllarda baş döndürücü bir hızla yaşanan teknolojik gelişme ve yayılmalar sonucu özellikle internet alanında bazı eksikliklerin varlığı kuşkusuzdur. Gerçekten, fikir ve sanat eserlerinin internet ortamında nasıl korunacağı önemli bir hukuksal meseledir. 5846 sayılı yasada yer alan düzenlemeler uyarınca koruma genel anlamda hukuk ve ceza davaları olarak iki türlü sağlanmaktadır. Bu hususa değinmeden önce, konunun temelini teşkil eden bazı kavramları kanunun sistematiği içinde açıklamakta yarar görüyorum. 2.KANUNDA ESER KAVRAMI Birinci maddede, “ Bu kanuna göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve aşağıdaki hükümler uyarınca ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eseri sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulüdür” denilmektedir. Bu ifadeye göre eser niteliğinin tespitinde iki şart aranmaktadır. Birincisi, eser sahibinin özelliğini taşımalıdır. Yani, bağımsız bir fikri çalışma sonucu olmalı ve sahibinin yaratıcılığını yansıtmalıdır. Bu anlamda, herkes tarafından yaratılacak mahiyette olmamalıdır. Bu husus sübjektif şart olarak isimlendirilmekte olup, doktrin ve uygulamada tartışmasız kabul edilmektedir. Eserin türüne göre sahibinin özelliğini taşıyıp taşımadığı güzel sanat eserlerinde olduğu gibi kimi zaman şekil açısından ortaya çıkar, kimi zaman da içerikten anlaşılır. Önemli olan, eserin, sahibinin bağımsız fikir emeğinin ürünü olmasıdır. Bazı fikir ve sanat eserleri sahibinin yaratıcılığını açıkça yansıtır. Bazılarında ise bu özellik nispeten daha zayıftır. İkinci şart şekle ilişkin şarttır. Buna göre eser kanunda sayılan kategorilerden (türlerden) birinin kapsamı içinde nitelendirilmelidir. Kanunun 2 ile 5. maddeleri arasında içerik ve nitelikleri esas alınarak belirtilen eser türleri şunlardır: a- İlim ve Edebiyat Eserleri, (Dil ve yazı ile ifade edilen eserler, söylevler, bilimsel eserler, bilgisayar programları ile bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık ve tasarımları, rakslar, pandomimalar, bale, sözsüz sahne eserleri, bilimsel ve teknik nitelikteki fotoğraflar, haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, maketler, mimarlık ve şehircilik tasarımları, sahne tasarımları bu kategoride sayılabilir) b- Musiki Eserleri, (Her nevi sözlü ve sözsüz besteler) c- Güzel Sanat Eserleri, (Resim ve tablolar, desenler, güzel yazı ve tezhipler, gravürler, çeşitli usullerle maden, taş, ağaç gibi maddelerin üzerine yapılan eserler, kaligrafi ve serigrafi, heykeller, kabartma ve oymalar, mimarlık eserleri, el işleri, tekstil ve moda tasarımları, fotoğrafik eserler ve slaytlar, grafik eserler, karikatürler gibi) d- Sinema Eserleri, (Sinema filmleri, öğretici ve teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler, her nevi ilmi, teknik veya bedii mahiyette projeksiyon diapozitifleri) Ayrıca, yasanın 6. maddesinde işleyenin özelliğini taşıyan “İşlenmeler”in de eser olarak kabul edileceği belirtilmiştir. İşlenme eser, var olan asıl esere sadık kalarak onu başka bir şekle dönüştürme çabasıyla yaratılan eserdir. Kanunun 6. maddesinde 11 bent halinde işleme eser örnekleri sayılmıştır. Bu örneklerden bazıları; tercümeler, roman, hikaye, şiir, piyes gibi bir eserden yararlanılarak oluşturulan bir başka eser, musiki, güzel sanat, ilim ve edebiyat eserinden filme alınarak radyo ve televizyonla yayına müsait hale getirilenler, müzik aranjman ve tertipleri, külliyatlar, antolojiler, seçme ve toplamalar, henüz yayınlanmamış bir eserin yayınlanmaya elverişli hale getirilmesi, bir eserin izah veya şerhi yahut kısaltılması, bilgisayar programlarının işlenmesidir. İşlenme eserde eserin aslına sadık kalınmalı, fakat aynı zamanda işleyenin özellikleri eserde bulunmalıdır. Sonuç olarak, fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilebilmesi için sahibinin özelliğini taşıması yanında kanunda belirtilen bu eser kategorilerine girmesi gerekmektedir. Ancak, eser niteliğine sahip ürünler kanunda belirtilen korumalardan yararlanabilir. Dolayısıyla, öncelikle ürünün eser olup olmadığının tespiti gerekir. 3.ESER SAHİBİ Kanunun 8. maddesinde eser sahibi, eseri meydana getiren olarak belirtilmektedir. Eser yaratılmış olunca yaratan kişinin eser sahipliği kendiliğinden doğar. Bir eserin birden çok kimse tarafından oluşturulması da mümkündür. Yasaya göre birden fazla kimsenin yaratıcı fikri emekleri ile meydana getirdikleri eserin kısımlara ayrılması mümkün ise kişilerden her biri meydana getirdiği kısmın sahibidir. (örnek olarak, ansiklopedi, lügat, yıllık, gazete, dergi gibi yayınlar sayılabilir.) Bu halde bir anlamda müşterek eser sahipliğinden söz etmek mümkün olup, herkes eserin kendine ait kısmı üzerinde hak sahibidir. Buna karşılık, meydana getirilen eserin tamamı üzerindeki haklar eseri meydana getiren eser sahiplerinin tümüne aittir. Dolayısıyla, hakların kullanılması için oybirliği gerekmektedir. Oybirliğinin eser sahiplerinden birinin haksız tutumu ile sağlanamaması halinde yetkili mahkemeden izin alınabilir. Kanunun 10. maddesinde ise bir anlamda iştirak halinde eser sahipliği olarak nitelendirilebilecek durum düzenlenmiştir. Buna göre “birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir”. Bu gibi eserlerde katkıda bulunanların çabalarını bir diğerinden ayırt etmek mümkün değildir. Bu durumda, eser sahipliği kişilerde değil, kişilerden oluşan birliktedir. Kanunda yapılan atıf sebebiyle bu birliğe Borçlar Kanunu’nun adi şirket hakkındaki hükümleri kıyasen uygulanır. Bu halde de, eser üzerindeki hakların kullanılması bütün eser sahiplerinin oybirliği ile mümkündür. Eser sahiplerinden birinin haklı bir sebep olmaksızın yapılacak işleme izin vermemesi durumunda yetkili mahkemeye başvurarak bu iznin alınması mümkündür. Ayrıca, 1995 yılında yapılan değişiklikle sinematografik eserlerde yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarının eserin birlikte sahibi olduğu hususu kanunda açıkça belirtilmiştir. İşlenme eserlerde ise, işlemeyi yapan kişi asıl eser sahibinin haklarının saklı kalması kaydıyla eser sahipliğini kazanmakta olup, bu haklarını ancak asıl eser sahibinin izin verdiği ölçüde kullanabilir. Öte yandan, eser sahipliği konusunda kanunda bazı karinelere de yer verilmiştir. 8. maddenin 2. bendine göre, aksi sözleşmeden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça, memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserlerin mali hak sahibi bunları çalıştıran veya tayin eden gerçek veya tüzel kişilerdir. Bundan başka, yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanatlar eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya tanınmış takma ismini kullanan kimse o eserin sahibi sayılır. Sahibinin adının belirtilmediği eserlerde hak sahibi eseri yayımlayan veya çoğaltan kişilerdir. Yine karine olarak, umumi yerlerde veya radyo televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır. Böyle bir ortamda eser sahibinin adı belirtilmemişse kanundaki karineye göre konferansı veren veya temsili icra ettiren eser sahibidir. 4.KANUNDA YER ALAN FİKRİ HAK TÜRLERİ Kanunda eser sahibine tanınan hakları belirtmeden önce, tek bir cümleyle fikri korumanın gündeme gelebilmesi için eserin aleniyet kazanmış olması gerekliliğini de belirtmek istiyorum. Eser, hak sahibinin rızasıyla umuma arz edilince alenileşmiş sayılmaktadır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda eser üzerindeki haklar mali hak ve manevi hak olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Manevi haklar; 1- Eseri kamuya (topluma) sunma hakkı, (eserin kamuya sunulup sunulmayacağına, sunulma zamanı ve tarzına karar verme hakkıdır) 2- Eser sahibinin adını belirtme hakkı, 3- Eserde değişiklik yapılmasını yasaklama hakkı, (buna eserin bütünlüğünü koruma hakkı da denir) 4- Eser sahibinin malik ve zilyede karşı haklarıdır. (cismi eserden yararlanma gibi) Eser sahibinin mali hakları (eserden iktisadi açıdan yararlanma yetkisi) ise; 1- İşleme hakkı, 2- Çoğaltma hakkı, 3- Yayma hakkı, (çoğaltılmış nüshaları dağıtmak,kiralamak, satmak gibi) 4- Temsil hakkı, (eserin okunması, oynanması, çalınması ) 5- Radyo ile yayım hakkı, (Bir de FSEK madde 45 ‘de belirtilen “pay ve takip hakkı” vardır. Ancak konuya ilişkin kararname çıkarılmadığından uygulaması yoktur.) Bunlardan başka, 1995 yılında yapılan değişiklik ile “komşu hak” kavramı yasaya girmiş bulunmaktadır. Kanunun 80. maddesine göre “ eser sahibinin maddi manevi haklarına halel gelmemek şartıyla, fikir ve sanat eserlerini özgün bir biçimde icra eden, yorumlayan icracı sanatçılarla bir icrayı ilk defa tesbit eden ses taşıyıcısı yapımcıları ve radyo – televizyon kuruluşlarının, eser sahibinin haklarına komşu hakları vardır.” Dolayısıyla komşu hak sahipleri; 1- İcracı sanatçılar, 2- Yapımcılar, 3- Radyo ve televizyon kuruluşlarıdır. Son olarak belirtmek gerekir ki, eser kavramına girmediği halde kanuni koruma içine alınan çeşitli kavramlarda kanunda ayrıca belirtilmiştir. 1- Bunlar, eser nüshalarına ait ad, alamet ve şekiller, 2- İşaret, resim ve sesler, 3- Mektup, hatıra ve benzerleri, 4- Resim ve portrelerdir. Bir eserin sahibi onu yaratan, meydana getiren olduğundan sayılan hakları kullanma yetkisi de bu kişiye aittir. Eser sahibi mali haklarını yazılı bir şekilde başkalarına sınırlı veya sınırsız olarak devredebilir. Bu nedenle bir eseri kullanabilmek için eser sahibi veya haklarını yazılı bir şekilde devrederek yetki verdiği kişilerden izin alınması ana kuraldır. Ancak bu kuralın bazı istisnaları da kanunda belirtilmiştir. Gerçekten, FSEK madde 30’da belirtilen şu hallerde fikri haklar sınırlandırılmıştır. · Kamu yararı amacıyla, genel güvenlik gerekçesi ve adli amaçlarla çoğaltılabilir. · Mevzuat ve içtihatlar, genelge, yönetmelik ve mahkeme kararlarını çoğaltmak serbesttir. · TBMM ve diğer kongre ve toplantılar ile mahkemelerde söylenen söz ve nutuklar serbestçe çoğaltılabilir, · Yayımlanmış eserler umumi mahallerde eğitim, öğretim ve hayır amacıyla temsil edilebilir –temsil serbestisi-, · Eserin bazı bölümlerin, belli olacak şekilde kaynak gösterilerek iktibası yapılabilir. · Basın ve radyo tarafından umuma yayılmış günlük haber ve bilgiler, basın özetleri, · Röportaj amacıyla eserin parçalarının alınması ve çoğaltılması serbesttir., · Yayımlama ve kar amacı güdülmeksizin ve hak sahibinin meşru menfaatlerine zarar vermeksizin kişisel kullanım amacıyla çoğaltma mümkündür. · Umumi mahallere konulan güzel sanat eserlerini fotoğraf ile çoğaltma, yayma, yayımlama serbesttir. Ayrıca açık arttırma ile satılacak eserler teşhir edilebilir. · Umumi mahallerde gösterilmek üzere çoğaltılmış nüshaların çalınması, gösterilmesi ve temsili mümkündür. ... |
||
|
||
| 5. İNTERNET VE FİKİR VE SANAT ESERLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLAR İletişim ağlarının birbirleriyle bağlantısından oluşan internetin temel işlemi ağ içinde çift yönlü bilgi aktarımıdır. Bu şekilde bir bilgisayardaki dosya, program veya mesaj diğer bilgisayara gönderilebilmektedir. Bu bilgi iletimi internet protokolleri ile düzenlenmiş kurallara uygun yürütülür. İşte internet ortamında gerçekleştirilen bu aktarım dolayısıyla telif haklarına aykırılık söz konusu olabilir. A- İnternet ( web ) Sayfalarının Fikri Haklar Kapsamında Korunması i-İnternet (web) sayfası bir eser midir? İnternet (web) sayfası teknik anlamda bir bilgisayar dili olan html ( hiper text markup language) dökümanıdır. Bu dil ile, çeşitli metin, grafik, resim ve sesleri web sayfasında sunmak mümkündür. Web sayfası hazırlanırken bilgisayar programlarından da yararlanılır. (örneğin; nescape compuser gibi editör programı ). Web sayfalarının meydana getirilmesi bir fikri bir emek ürünüdür. Gerçekten, önce sayfanın kullanımının işlevselliğine ve kolaylığına yönelik ve sonra da buna uygun grafik tasarımın hazırlanması tamamıyla yaratıcı bir süreçtir. Bu itibarla, fikri emek ürünü olan web sayfası 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yer alan ve yukarıda konuşmamın ilgili bölümünde belirttiğim şartları taşıması halinde “eser” sayılacak ve kanundaki korumalardan yararlanacaktır. Bunun için, web sayfası, hazırlayan kişinin yaratıcı gücünü ve özelliğini taşımalı ve böylece diğer eserlerden ayrılmalıdır. Bu noktada belirtmek gerekir ki, internet sayfası, kanunda şekil şartı olarak sayılan kategorilerden madde 2 / 1 ‘deki ilim ve edebiyat eserleri arasında belirtilen bilgisayar programları ve tasarımları kapsamında değerlendirilebilirse de gerçekte web sayfası teknik anlamıyla bir bilgisayar programı değildir. Bu konuda, internet sayfalarının oluşturulmasında kullanılan html kaynak kodlarının bilgisayar programı olduğu ve bu nedenle FSEK anlamında eser sayılacağı da ileri sürülmektedir. Ama kesin olan, web sayfasının grafik tasarımının, FSEK’nun güzel sanat eserleri başlıklı 4. maddesinin sayılan grafik eser olarak FSEK kapsamında korunacağıdır. Dolayısıyla internet sayfasının grafik tasarımının koruma kapsamında olduğunu açıkça söyleyebiliriz. Bunun yanında, web sayfası içeriğinin de koruma altında olup olmayacağının tespiti için, sayfanın içeriğinde yer alan çeşitli unsurları incelemek gerekir. Gerçekten, web sayfasının içinde yer alan metin, fotoğraf, resim, hareketli veya hareketsiz görüntünün kendisi eser niteliği taşıyabilir. Bu özellik ise karşımıza FSEK madde 6 ‘da yer alan işlenme eser kavramını çıkarmaktadır.( Madde 6 / 7 : “ belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde seçme ve toplama eserler tertibi” ) Dolayısıyla, içeriği itibariyle web sayfasının işlenme eser olarak kabulü mümkündür. Yanısıra bu noktada, eserin aslı ile web sayfasında yer alan şeklinin aynı olup olmadığı konusuna değinmek gerekir. Çünkü, eser, web sayfasında digital hale dönüştürülmüş ve sayısal kodlarla ifade edilmiştir. Digital hale getirmek FSEK madde 6 / 1 anlamında tercüme olarak da değerlendirilip, yorumlanabilir. Bu yaklaşım da bizi web sayfasının bir “eser” olduğu sonucuna götürecektir. Fikri ürün olarak web sayfası, internet ortamında şekillendirilip ortaya çıkarılınca yani yukarıda değinilen aleniyet olgusu gerçekleşince FSEK’nun koruma kapsamına girer. ii-İnternet Sayfasının Eser Sahibi Yukarıda ilgili bölümde belirtilen FSEK genel kuralı uygun olarak, internet sayfasının sahibi onu yaratan kişidir. Bu kişi aynı zamanda web sitesinin sahibi ise bu konuda herhangi bir tereddüt ve sorun yaşanmayacaktır. İnternet sayfasının eser sahipliğinde diğer bir ihtimal ise, internet sayfasının site sahibi tarafından üçüncü kişilere yaptırılması halidir. Bu durum FSEK madde 8’e göre değerlendirilmelidir. Web sayfası kanunda belirtildiği şekilde çalıştıran ve tayin eden olan gerçek veya tüzel kişinin işçisi veya hizmetlisi tarafından yapılmış olursa aksi bir sözleşme ile düzenlenmemişse veya işin mahiyetinden anlaşılmıyorsa, siteyi hazırlayan kişi, eserin sahibi olmakla birlikte eserden kaynaklanan mali haklar ve her türlü yararlanma, kullandırma ile devir hakları çalıştıran veya tayin eden işverene ait olur. Taraflarca düzenlenen bir sözleşmenin bulunması, yani internet sayfasının akdedilen bir sözleşmeye istinaden site sahibi tarafından bir üçüncü gerçek veya tüzel kişiye hazırlatılması halinde eser sahibinin tespiti bakımından öncelikle sözleşme serbestisi gereği tarafların arasındaki yazılı sözleşmeye bakılır. Sözleşmede haklar açıkça site sahibine devredilmemişse mali haklar internet sayfasını meydana getiren gerçek veya tüzel kişiye ait olacaktır. Diğer bir olasılık olarak sözleşme ile mali hakların site sahibine devredilmiş olabilir. (örnek sözleşmeden ilgili maddeyi oku !) Bazı durumlarda ise, servis sağlayıcı web sitesinin hazırlanmasını da taahhüt eder. Bu son şıkta ise, doğal olarak çalıştıran ve tayin eden ilişkisi olmadığından telif hakkı servis sağlayıcı şirkete ait olacaktır. Servis sağlayıcı şirket bu işi bir üçüncü kişiye yine çalıştıran ve tayin eden sıfatı olmadan yaptırmış ise, telif hakkı da, aksine bir sözleşme olmadıkça, hazırlayan yaratıcıya ait olacaktır. B -Fikir Ve Sanat Eserlerinin İnternet Ortamında Korunması İnternet sayfasının içeriğinde eser niteliği taşıyan metin (şiir, hikaye, makale, deneme), müzik, hareketli ve hareketsiz görüntüler ile ilim veya edebiyat eserlerine yer verildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla bu bağımsız eserlerin internet ortamında korunması sorunu gündeme gelmektedir. Kural olarak, site ve içerikte kullanılan eserlerin, hak sahiplerinden, bu eserlerin web sayfası içinde kullanımı ve iletimi konusunda FSEK madde 52 uyarınca yazılı bir sözleşme ile izin alınmış olunmalıdır.Aksi halde, telif hakkı ihlali söz konusu olacak ve kişi hazırladığı web sayfası ile FSEK’na muhalefet ettiğinden kanunda öngörülen müeyyidelerle karşı karşıya kalacaktır. Bundan başka, web sayfası içeriğinde eser niteliği taşıyan veri tabanlarına da yer verilebilir. Veri tabanı, sistematik (metodik) olarak organize edilmiş, elektronik ve diğer yollarla bağımsız olarak erişilebilir veri veya diğer materyalden oluşan derleme olarak tanımlanmaktadır. Uluslararası alanda veri tabanlarına mevcut fikri hak düzenlemelerine ilaveten özel bir koruma tanınması görüşü günde gelmiş ve 1995 yapılan değişiklikle veri tabanı işlenme eser olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla, FSEK kapsamında korunan veri tabanını web sayfasında kullanmak için de hak sahibinden bu yönde yapılmış yazılı bir sözleşme ile izin alınmalıdır. Bu yapılmazsa FSEK’na muhalefet suçu oluşur. i. Fikir ve sanat eserinin internet ortamında eser sahibinin rızası alınarak kullanıcılara sunulması FSEK madde 52 gereğince, mali haklar üzerindeki her türlü sözleşme ve tasarruf işlemi yazılı olarak yapılmalıdır. Bu geçerlilik şartıdır. Ayrıca, sözleşmede taahhüt edilen veya tasarruf konusu mali haklar ayrı ayrı gösterilmelidir. Bu husus da geçerlilik şartı olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla internet sayfası içeriğinde kullanılan eserlerin, hak sahiplerinden, bu eserlerin web sayfası içinde kullanımı konusunda ( internetle umuma iletim hakkı konusunda) FSEK madde 52 uyarınca yazılı bir sözleşme ile izin alınmış olmalıdır. (en sağlıklı yol söz konusu sözleşmede eserin internet ortamında kullanılacağı hususunun açıkça belirtilmesidir) Bir eserin ilk defa internet sayfasında internet ortamına aktarılması ve internet kullanıcılarının bilgilerine sunulması FSEK madde 14 anlamında “umuma arz” olarak kabul edilir. Umuma arz yetkisi münhasıran eser sahibine aittir. Eser sahibi bu hakkın kullanımını FSEK madde 48 gereğince üçüncü kişilere devredebilir veya yetki verebilir.. Eser sahibinin onayı ile eserin internet ortamına aktarılması, eser sahibinin kanunda belirtilen diğer manevi ve mali haklarından feragat ettiği anlamını taşımaz. Ancak internet ortamındaki bir eserin üçüncü kişilerin (internet kullanıcılarının) müdahalesine açık olması sebebiyle eser sahibinin internet ortamına kullanım izni ile birlikte böyle bir müdahaleye de izin vermiş olduğu söylenebilir. Gerçekten, eserini internet ortamında kullanıcıların hizmetine sunan veya buna muvafakat eden eser sahibinin, en azından şahsi kullanım için yükleme yoluyla bir çoğaltmaya izin vermiş olduğu kabul edilmelidir. Zaten, FSEK madde 38’e göre şahsi kullanım amacıyla eserin çoğaltması sahibinin meşru menfaatine zarar vermeme şartıyla mümkündür. Ancak, internet ortamından yükleme yoluyla çoğaltılarak elde edilen bir eserin başka vasıtalarla çoğaltılması hak ihlali teşkil eder. İnternet ortamında kopyalama (yükleme) belirli şartlara, özellikle belirli bir ücret ödenmesi kaydına bağlanabileceği gibi, kopyalamayı önleyici teknolojik imkanlar da kullanılabilir. Böyle bir durum varsa konulan bu sınırlamaların aksine yararlanma, sahibinin meşru menfaatine zarar vereceğinden hakkın ihlali olacaktır. Bu noktada bilgisayar programlarının yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanmasını çoğaltma hakkı kapsamına alan ve bunların sadece eser sahibine ait olduğunu belirten FSEK madde 22 / 3 hükmü karşısında, bilgisayar programının sahibinin izni ile internet ortamına taşınmış olması halinde çoğaltılmasının hak ihlali olmayacağı da ortadadır. Bu alandaki bir başka dikkat edilmesi gereken konu ise, FSEK madde 50’ye göre bu tip sözleşmelerin eser yaratıldıktan sonra devrini taahhüt eden tasarruflar şeklinde yapılması gerekliliğidir. İnternet sayfası içeriği ve tasarımı zaman zaman güncelleşme gerektirdiğinden yukarıda belirttiğimiz gibi yaratıcıların yarattığı eserde ve veri tabanında değişiklik söz konusu olabilir. Eserde değişiklik yapma hakkı da sadece eser sahibine ait olduğundan eseri internet ortamında kullanma hakkını alan kişinin, sözleşme ile eserde bu anlamda değişiklik yapma yetkisini alması yerinde olacaktır. Site sahibi ile servis sağlayıcı arasında akdedilecek anlaşmada konu ile ilgili olan şu hususların belirtilmesi uygun olacaktır. Sitenin servis sağlayıcının teknik yapısına, özellikle kullandığı yazılıma (software) uyumlu olması, bilhassa internet üzerinden iletişim kurulmasını sağlayacak niteliklere sahip bulunması, tahsis edilen kapasiteyi taşmaması, sistemin işleyişini zorlamaması, sistemi ağırlaştırmaması, servis sağlayıcının destek verdiği diğer web sitelerine de zarar verilmemesi icap eder. Site içeriğinin herhangi bir sorumluluk getirmesi durumunda bu sorumluluğun site sahibine ait olacağı da belirtilmelidir. Müzik eserlerinin internet ortamında kullanılması hususunda lisans sözleşmesinde hüküm olmalıdır. Bunun yanında meslek birlikleri ile telif hakkı konusunda sözleşme imzalamak da mümkündür. ii.Fikir ve sanat eserinin internet ortamında eser sahibinin rızası alınmadan kullanıcılara sunulması Bir eserin, hak sahibinin onayı olmaksızın internet ortamına taşınması ve bu suretle umuma arzı eser sahibinin kanunda belirtilen manevi ve mali haklarının (özellikle çoğaltma ve yayın hakkının) ihlâli anlamını taşıyacaktır. Böyle bir durumda tazminat ve ceza davaları söz konusu olur. Eser veya hak sahibi ile arasında kanunun aradığı şartları taşıyan bir sözleşme bulunan kişinin söz konusu eseri internet ortamında kullanabilmesi için bu amaca yönelik hak devrinin sözleşmede açıkça belirtilmesi gerekir. Örneğin, bir eseri kitap olarak yayımlama konusunda sözleşme ile hak sahibi bulunan kişi bu eseri internette kullanırsa yine FSEK’na muhalefet etmiş (yani, telif haklarını çiğnemiş) olacaktır. Çünkü; FSEK madde 52 uyarınca devredilen haklar sözleşmede ayrı ayrı gösterilmelidir. Burada karşımıza şöyle bir durum çıkabilir. Taraflar arasında yapılan hak devri sözleşmesinde sözleşme konusu eserin genel bir ifade ile her tür çoğaltma, yayma veya yayın hakkından söz edilmişse bu ifade interneti de kapsar mı? Bu konuda olumlu ve olumsuz görüşler dile getirilmektedir. Bir görüşe göre, böyle bir durumda sözleşmenin bütünü değerlendirilerek, taraflarca internet kullanımının devrinin amaçlanıp amaçlanmadığının tespitine çalışılmalıdır. Bu doğrultuda, sözleşme ile yayma ve çoğaltma hakkının mevcut olan tüm araç ve şekillerde devredildiği sonucuna varılıyorsa buna internet de dahildir. Ancak, az önce belirttiğim gibi, sözleşmeden belirli ve sınırlı şekil ve vasıtalarla hakkın devrinin amaçlandığı anlaşılıyorsa (örneğin, kitap olarak yayım hakkı) bu devir internette kullanım hakkını kapsamaz. Bu yaklaşım ve genişletici yorum internet kullanımı ve sunumunun bu denli artmadığı ve güncel olmadığı geçmiş yıllarda yapılmış bulunan sözleşmeler açısından hak devreden eser sahibine mağduriyetler yüklediği hususunda eleştirilmektedir. Eserin internet ortamında hak sahibinin rızası dışı kullanımı halinde kanunda belirtilen tecavüzün ref’i, tecavüzün men’i ve tazminat davaları gündeme gelebilir. Hak ihlalinin internet ortamında işlenmiş olması, olayın özelliklerine göre bazı güçlükler çıkarabilirse de, genel anlamda FSEK koruyucu hükümlerin aynen uygulanacaktır. Tazminat sorumluluğu açısından sorumluluk ilke olarak içerik sağlayıcılara (web sayfası sahibi) aittir. Sadece internet erişimini sağlayan (access provider), yani başkalarına ait içeriklere ulaşılmasına sadece aracılık edenlerin sorumlu tutulmaları söz konusu olmayacaktır. Ancak, başkalarının hazırladığı içeriği hizmete sunanların (service provider), içerikten haberi olması ile içeriği teknik olarak denetleyebilmesi durumlarda engelleme imkanının bulunduğundan söz edilerek sınırlı sorumluluğu gündeme gelebilir. İnternet ortamında hak ihlali hukuk davaları dışında ayrıca ceza davasına da konu olacağından burada cezai sorumluluğun tespiti gerekir. 5.HAKLARIN DAVA YOLUYLA KORUNMASI A- Hukuk Davaları Kanunda mali ve manevi hakların ihlali durumunda üç hukuk davası öngörülmüştür. Bunlar: 1- Tecavüzün ref’i davası, 2- Tecavüzün men’i davası, 3- Tazminat davasıdır. 1-Tecavüzün ref’i davası : Mali ve manevi hakları tecavüze uğrayan kimse tecavüz edene karşı tecavüzün kaldırılmasını dava edebilir. Burada başlamış ve devam etmekte olan bir saldırı (tecavüz) hali söz konusudur. Amaç, varolan ve devam eden bir saldırının yani hukuka aykırılığın ortadan kaldırılmasıdır. Bu davanın açılabilmesi için, saldırının haksız olması yeterlidir. Ayrıca tecavüzde bulunanın (saldırganın) kusurlu olması gerekmez. Dava için saldırı dolayısıyla bir zararın doğması da gerekmez. Bir zarar olmasa da, salt haksız saldırının varlığı karşısında bu dava açılabilir. Fakat, saldırı dolayısıyla bir zarar doğmuşsa, davacı saldırının kaldırılmasından başka maddi ve manevi tazminatla zararın giderilmesini isteyebilir. Eğer, saldırı kaldırıldıktan sonra zarar ortaya çıkmışsa, bu zararın giderilmesi ayrı bir tazminat davasıyla istenir. Bu davayı eser sahibi gerçek veya tüzel kişi, bunların olmaması durumunda kanunun hak sahibi saydığı vasiyeti tenfiz memuru, olmadığı durumlarda sağ kalan eş ve çocuklar, mahsup mirasçılar, ana – baba ve kardeşler açabilir. Mali hakları devralmış üçüncü kişi de bu davayı açabilir. Bundan başka, madde 19 / son madde uyarınca saydığımız kişiler bulunmaz veya bulunup da haiz oldukları kanuni yetkiyi kullanmazlarsa veya kanuni koruma süresi sona ermiş ise ve eser memleketin kültürü bakımından önemli görülüyorsa bu halde Kültür Bakanlığı’nın da tecavüzün kaldırılması için dava açma hakkı vardır. Ayrıca, komşu hak sahibi olan icracı sanatçı, yapımcı ve radyo – televizyon kuruluşları dahi bu davayı açabilirler. Bir yayın ile, birden fazla kişiye saldırılırsa, saldırıya uğrayanlardan her biri, diğerlerinden bağımsız olarak saldırının durdurulmasını dava edebilir. Bu dava sonucunda saldırı durdurulursa, bundan diğerleri de yararlanır. Buna karşılık, mağdurlardan birisinin açtığı davayı kaybetmesi diğerlerinin dava haklarını etkilemez. Eğer saldırgan birden fazla ise, -ki internette içerik ve servis sağlayıcılarla, siteyi yaratan ve yayınlayan kişiler vs. gibi birkaç kişi birden sorumludur- dava içlerinden birine, bir kaçına veya hepsine açılabilir. Tecavüzün kaldırılması davası tecavüz eden gerçek kişiye karşı açılır. Eğer dava konusu tecavüz bir işletmenin çalışanı veya tüzel kişi organı tarafından yapılıyor ise o takdirde dava işletmenin sahibine veya tüzel kişiye de karşı açılabilir. Esasen, FSEK madde 66 / II ‘de yer alan bu hüküm Borçlar Kanunu’nda belirtilen adam çalıştıranın sorumluluğu (BK madde 55) ve Medeni Kanun’da yer alan tüzel kişinin sorumluluğu (MK madde 48)’in ayrıca bir ifadesidir. Kanun bu tür davaların konusunu tecavüz edilen fikri hakka göre açıklamıştır. Buna göre tecavüz manevi haklardan eseri kamuya sunma hakkını ihlal eden nitelikte olabilir. Yani, henüz alenileşmemiş bir eser, eser sahibinin rızası olmaksızın veya arzusuna aykırı bir şekilde kamuya sunulursa ( örneğin eser çoğaltılarak yayımlanmış ise ) tecavüzün kaldırılması davası açılır. Bundan başka eser sahibi adının yayımlanmış eserde belirtilmesini istememesine rağmen adı eserde belirtilmişse yine bu dava söz konusu olacaktır. Bunun tersi de olabilir. Yani, eser sahibinin adı, yayımlanmış eserde ya hiç belirtilmemiş yada karışıklığa yol açacak (iltibasa meydan verecek) şekilde belirtilmiş ise, bu takdirde eser sahibi açacağı bu dava ile yayımlanmış nüshalar üzerinde adının gerektiği şekilde belirtilmesini ve bu yönde verilecek mahkeme kararının gazetede ilanını isteyebilir. Bu haller bir anlamda iktibas serbestisinin kötüye kullanılmasıdır. (örneğin eğitim öğretim amaçlı seçme ve toplama bir esere alınan bir eserin eser sahibinin adının belirtilmemesi veya yanlış belirtilmesi hali) Manevi haklara tecavüzün diğer bir şekli de, eserin değiştirilmiş olması halidir. Değişiklikle eserin bütünlük ve özelliği ihlal edilmiş olacaktır. Bu hallerde, eser sahibi eserin değiştirilmiş nüshalarının çoğaltılmasının, yayımı ve temsilinin durdurulmasını ve ayrıca eserin değiştirilmiş haldeki nüshalarının düzeltilmesini ve eserin eski hale getirilmesini dava konusu yapabilir. Ve yine kanun, değiştirilmiş eserin gazete, dergi veya radyo ile yayımlanmış olması halinde, eser sahibinin, yayımın yapıldığı bütün gazete, dergi ve radyolarda değişikliğin ilan yoluyla düzeltilmesini de mahkemeden isteyebileceğini açıkça ifade etmiştir. Bu tür tecavüz güzel sanatlar eserlerine de yönelik olabilir. Bu durumda eser sahibi dilerse eserdeki değişikliğin kendisi tarafından yapılmadığı hususunun tanıtılmasını veya dilerse eserdeki adının kaldırılması ve değiştirilmesini isteyebilir. Eserin eski hale getirilmesini mahkemeden istemesi de mümkündür. Mahkeme malik ve kamunun menfaatleri esaslı bir şekilde zedelenmiyorsa eski hale getirme kararı verecektir. Devam etmekte olan tecavüz mali hakları da ihlal eden nitelikte olabilir. Mali hakların ihlali FSEK madde 68’de düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca, sahibinin rızası olmadan eser tercüme edilmişse, sözleşme dışı veya sözleşmede belirtilenden fazla basılmışsa, radyo – televizyonda yayınlanmışsa ve/veya temsil edilmişse eser sahibi rayiç bedele göre hesaplanacak uğradığı zararın üç katını talep edebilir. Hatta kanun daha da ileri giderek, ortada bir sözleşme bulunmaması halinde eser yada hak sahibinin tecavüz edenle bir sözleşme yapmış olması halinde haiz olacağı bütün hak ve talepleri ileri sürebileceğini belirtmiştir. Bundan başka, izinsiz olarak çoğaltılmış nüshaların bulunması ve bu nüshaların henüz satışa çıkarılmamış olması halinde -ki, bu durum çoğaltma hakkının ihlalidir- hak sahibinin üç ayrı talep hakkı vardır: Çoğaltılmış nüshaların ve bunları çoğaltmaya yarayan her türlü gereçlerin imhası, Çoğaltılmış nüshaların ve bunları çoğaltmaya yarayan gereçlerin bedel karşılığında kendisine verilmesini istemek, Tecavüz edenle bir sözleşme yapmış olsaydı isteyebileceği olağan bedelin üç katını talep etmek. Diğer bir olasılık ise çoğaltılmış nüshaların aynı zamanda satışa da sunulmuş olması halidir. Böylece hem çoğaltma hakkı hem de yayma hakkı ihlal edilmiştir. Bu durumda hak sahibinin ancak tecavüz eden kişinin elinde bulunan çoğaltılmış nüshalar bakımından imha veya bunların uygun bir bedelle devrin istemesi mümkün olur, satım yoluyla üçüncü kişilere geçen nüshalar için böyle bir talep de bulunulamaz. Yine Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda bu yönde düzenlemeler bulunmaktadır. FSEK madde 67’ye göre; internette kullanılan eser izinsiz ve haksız yere değiştirilmişse, yazarın adı konulmamışsa, eser sahibi, yayının durdurulmasını, masrafı tecavüz edenden alınmak üzere haksızlığın gazete, dergi, radyo ve televizyonda ilan edilmesini ve düzeltilmesini talep edebilir. Saldırının kaldırılması davasında hakim, davalıyı saldırıya son vermeye mahkum edecektir. Kararda aksi davranışın hapisle cezalandırılacağı da belirtilebilir. Saldırgan icraya konulan tecavüzün kaldırılması kararını içeren ilama rağmen dava konusu tecavüzüne son vermez ise o takdirde Ìcra İflas Kanunu’nun 343. maddesi uyarınca icra tetkik mercii tarafından 3 aya kadar hafif hapis cezasına çarptırılır. 2- Tecavüzün men’i davası : Bu dava, henüz meydana gelmeyen , fakat yakında olması muhtemel bir tecavüz tehlikesini önlemek için açılır. Saldırı yapılıp sona erdirilmiş; ama aynı saldırının yeniden yapılması söz konusuysa, bu halde de tecavüzün men’i davasının açılabileceği kuşkusuzdur. Davanın açılması için, haksız bir saldırı konusunda belirtiler bulunması yeterli olup, ayrıca saldırıda bulunmaya hazırlanan kişinin kusurlu olması veya ayrıca cezalandırmayı gerektiren bir suç teşkil etmesi aranmaz.. Saldırının önlenmesi ya da yasaklanması davası sonucunda hakim, yakında yapılacak olan saldırının yapılmamasını karara bağlar. Yani, saldırıda bulunma hazırlığı içinde bulunan kişiye, yayın yasaklanır. Yayına henüz başlanmamışsa bu dava açılır. Bu davayı da yukarıda sayılanlar açabilir. FSEK’nun 66 ve 69. maddesine göre tecavüzün önlenmesi için bu davayı eser sahibinin ikametgahı mahkemesinde açabiliriz. 3-Tazminat davaları : Bilindiği gibi tazminat davaları maddi ve manevi tazminat istemli olarak açılabilir. FSEK madde 70 ‘de de bu durum belirtilmiş ve manevi hakları haleldar olan kişinin uğramış olduğu manevi zarara karşılık manevi tazminat davası, mali hakları haleldar olan kimsenin ise maddi tazminat davası açabileceğini ifade etmiştir. Tazminat davaları söz ettiğimiz diğer davalarla birlikte de açılabilir. Manevi tazminat davasında olumlu karar verilebilmesi için, hukuka aykırı bir eylem (eser sahibinin hakkına tecavüz) olmalı, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurları araştırılmalıdır. Eser sahibinin adının gösterilmemesi veya yanlış gösterilmesi, eserin bozulması gibi hallerde eser sahibinin manevi haklarının ağır derecede zedelendiği kuşkusuzdur. FSEK anlamında manevi tazminat isteyebilmek için yasada sayılan manevi hakların ihlali yeterlidir; ayrıca, şahsi hakların ihlali aranmaz. Dolayısıyla şahsi hakların ağır bir surette ihlalinin söz konusu olduğu durumlarda genel hükümler çerçevesinde (BK madde 49) de manevi tazminat talep edilebilecektir. Mali haklara tecavüz halinde maddi tazminat davası gündeme gelecektir. Mali haklara tecavüz halinde Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanacaktır. (örneğin 10 yıllık zamanaşımı, müteselsil sorumluluk, mütecavizin kusuru, uğranılan zarar miktarının tayin ve tespiti) Bu dava ile hak sahibinin malvarlığında meydana gelen zarar veya yoksun kalınan kar dava konusu yapılabilir. Ayrıca 70. maddeye göre, mali hakları ihlal edilen kişi mütecavüzün temin ettiği karın kendisine verilmesini isteyebilir. Ancak bu durumda, eğer madde 68 tecavüzün ref’i davasıyla bir bedel istenmişse bunun tenzili söz konusudur. Bunlardan başka FSEK uyarınca tespit ve ihtiyati tedbir taleplerinde bulunmak da mümkündür. Tespit : Genel anlamda delil elde etme amacıyla yapılan hak ihlalinin tespiti mahkemeden istenebilir. Ancak, yapılan hak ihlali ve tecavüzün internetten bilgisayar veya diskete yüklenerek kaydedilmesi mümkün olduğundan tespit isteminin internette uygulamasına bu sebeple sık rastlanmayacağını söyleyebiliriz. Bunun yanında bir de FESK madde 15 / III belirtilen eser sahipliğinin tespiti davası vardır. Bu maddede kimin eser sahibi olduğu konusunda uyuşmazlık bulunan hallerde mahkemeden hak sahipliğinin tesbitinin istenebileceğini belirtmiştir. Açılacak bu yöndeki tespit davasından sonra eğer eser çoğaltılarak yayımlanmış ise eser sahibi yukarıda belirtildiği gibi söz konusu eserin nüshalarında adının belirtilmesini dava edebilecek ve ayrıca mahkeme kararının gazetede ilanını isteyebilecektir. İhtiyati tedbir : Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 77. maddesine göre; “esaslı bir zararın veya ani bir tehlikenin veya oldu bittilerin önlenmesi için yahut diğer herhangi bir sebepten dolayı zorunlu ve bu konuda ileri sürülen iddialar da güçlü görülürse, mahkeme, kanunla tanınmış olan hakları saldırıya uğrayan ve tehlikeye düşen kimsenin talebi üzerine, davanın açılmasından önce veya sonra, diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını emredebileceği gibi, bir eserin çoğaltılmış kopyalarının ve onu üretmeye yarayan kalıp ve diğer çoğaltma araçlarının ihtiyati tedbir yoluyla geçici olarak zaptına karar verebilir. Kararda emre muhalefetin İcra ve İflas Kanunu’nun 343, maddesindeki cezai neticeleri doğuracağı tasvir edilir.” Bu ifade tarzına göre, ihtiyati tedbir esaslı bir zararın veya ani bir tehlikenin yahut emrivakinin önlenmesi verilecek ihtiyati tedbir kararının nedeni olacaktır. Mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alabilmek için, tedbirin verildiği andan normal yargılama sonundaki hüküm verme anına kadar geçen süreç içinde önemli zararlar doğacağı hususunda hakimde kanaat uyandırmak(ispatlamak) gerekecektir. Esas itibariyle ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için zarar görmüş olmak şartı aranmaz. Bu yönde yani bir zarara uğrama tehlikesinin varlığı yeterlidir. Dolayısıyla eser sahibinin hakkına henüz tecavüz edilmemiş olsa dahi tecavüz tehdidinin varlığı halinde ihtiyati tedbir talep edebilecektir. (tecavüz tehdidi ile yakın bir zamanda gerçekleştirilmesinden ciddi biçimde korkulan hukuka aykırı davranış kastedilmektedir.) İnternet konusunda daha çok müdahalenin men’ine ve eski hale getirmeye yönelik tedbirler söz konusu olabilir. HUMK madde 104 gereğince dava açılmadan önce ihtiyati tedbir esas dava için yetkili mahkemeden ve bu tedbirin en az masrafla ve en çabuk nerede yerine getirilmesi mümkün ise o yer mahkemesinden istenecektir. Ayrıca, FSEK madde 66’da yer alan özel hüküm gereği eser sahibinin ikamet ettiği yer mahkemesinde de tecavüzün ref’i ve men’i davaları açılabileceğinden bu mahkemelerden de ihtiyati tedbir istemek mümkündür. Değindiğimiz FSEK madde 77 dışında, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun madde 103’e göre ve şartları mevcut ise Türk Ticaret Kanunu madde 63’e göre de ihtiyati tedbir istenebilir. Yine belirtmek gerekir ki, ihtiyati tedbir talebine uymamanın müeyyidesi Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu'nun 113. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre; ihtiyati tedbir kararına uymayan veya alınmış tedbire aykırı davranan kişi hapis cezası ile cezalandırılır. B- Ceza Davaları Bu konuda ayrıntılı bilgi ve açıklamalar Sayın Meslektaşım Av.Alper Kaya tarafından yapılacaktır. 6. SONUÇ Digital teknoloji alanında hızla yaşanan gelişim, bilgisayar programları, müzik, sinema eserleri, fotoğraflar ve yazılı eserleri içeren ürünlerin kullanıcıların elinde elle tutulur maddeler olarak var olmadan, elektronik yoldan alınarak, depolanması, çoğaltılmasına imkan vermektedir. Bu gelişmeler karşısında hak sahiplerinin durumunun yasa tarafından düzenlenmesi kaçınılmazdır. Mevcut yasal düzenlemede internet ortamında fikir ve sanat eserleri üzerindeki hakların kullanımı ve izinsiz kullanımın yaptırımları konusunda doğrudan bir hüküm mevcut değildir. Bu amaçla, halen TBMM gündeminde bulunan değişiklik tasarısına bu konuya yönelik düzenlemeler açık ifadelerle girmelidir. Tasarı şu anki haliyle uluslararası alanda görüş birliğine varılan noktalardan ve bu anlamda WIPO anlaşmalarında konu ile ilgili olarak belirtilen tedbir ve düzenlemelerden uzaktır. Bu çerçevede ihtiyaç duyulan düzenlemelerin (örneğin, servis sağlayıcıların sorumluluğu ve kapsamı, kopyalamayı önleyici teknolojik araç ve bilgiler ile ilgili hükümlerin kanuna eklenmesi gibi) yapılması gerekir. Aksi takdirde, hızla artmakta olan internet kullanımı karşısında yakın bir gelecekte bir çok sorunun yaşanması kaçınılmazdır. YARARLANILAN KAYNAKLAR VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Fikri haklar Özel ihtisas Komisyonu Raporu, Ankara, 2000 http://www.listweb.bilkent.edu.tr/hukuk Şafak N. Erel, Türk Fikir Ve Sanat Hukuku, Ankara, 1998. Haluk İnanıcı, Web Dökümanının Fikri Haklar ve Basın Hukuku Açısından Değerlendirilmesi. İstanbul Barosu Dergisi, cilt:74, sayı:2. Akın Beşiroğlu, Düşünce Ürünleri Üzerinde Haklar, Ankara,1999. Esra Dardağan, Fikir ve Sanat Eserleri Üzerindeki Haklardan Doğan Kanunlar İhtilafı, Ankara,2000 Nevhis Deren, Haksız Rekabet Hukuku İle Fikri Ve Sınai Mülkiyet Hukuku’nda İhtiyati Tedbirler, 1999. Superonline, İnternet ve Hukuk Workshop Metni. Virginia Brown Keyder, Fikri Mülkiyet Hakları Ve Gümrük Birliği,1996) |
||
|
||
| İnternet ve Hukuk çünkü... 1) Bir eseri bir kez yaparsın ama ömür boyu seni beslesin baksın istersin. 2)Öyle fikir dediğin ,yaratıcılık dediğin şey de sıklıkla sana uğraamz arada sırada çok çok zorlarsan o da gelir ,bu yüzden geldi mi kelepçeleyip gözaltına tutmak gerekir. 3)Bazen başkalarına ait yazıları da sırf kendin alıp getirdin ortaya diye kendinin sanırsın ve hak iddia edersin yazıya dair .(ama gerçek yazandan izin almak aklına gelmez ,hele kalabalık internet ortamında başka bir yerde senden önce yazının yayınlanmış olabileceği hiç) 4)Özgün eserlerin fazla yoktur ,bu yüzden yanlışlıkla yakaladığın her şeyin cılkını çıkarman gerekir. 5)Çünkü emek dersin ama emeğinin karşılığını (bu da neyse) değil her şeyi istersin.Ve bu herşeyin üstüne bir de saygı ve alkış istersin.Bu da yetmez sevgi ve beğeni istersin. 6)Çünkü kıskançsındır ,sadece senin olsun istersin.Ama beğenileri için diğerlerine de ihtiyacın vardır.Onları da sert yasalarla kontrol altına almak istersin. 7)Alıntıyla ilham arasındaki farkı ,özgünlükle palavra arasındaki farkı algılayamayacak kadar safsındır, illa da tasdiklensin istersin,çünkü kendine güvenin yoktur hatta korkaksındır. 8)Özgür olmak seni korkutur.Çünkü bilirsin ki doğaçlama işin içine girdi mi numaran anlaşılacak ve sen çok feci tökezleyeceksin. 9)Çünkü eserlerinin özgürlüğünden daha önemlidir onların sana ait olması ve değer bulması -maddi tabi ki- Çünkü sen sadece isim edinirsin,yazmazsın-çizmezsin vs. 10)Fikir suçu için entellektüel imajın gereği hayır ,olamaz öyle bir suç dersin ama fikir hakkı denince aslan kesilirsin. Sen... insan yani...bazen pek de bir eğlenceliksin. <_< Yaşasın hayatın kayıtdışı mutantları...Onlar yazarlar ve saçarlar... |
||
|
||
| Ek:Okuduklarından etkilenen beyinler iyi ya da kötü önemli değil kendi aklı dışında bir aklın obsesyonuna maruz kalan beyinler tazminat isteme hakkına sahip değilse o zaman o kitabı yazanda benden yeterince bahsetmediniz para verin bana deme hakkına sahip değildir.Madem eseri çok kıymetli ,hiç yayınlamasın- evinde kilitli tutsun. :peace: | ||