|
||
| Komando müfrezeleri YAĞMUR ATSIZ Mehmet Altan dünki başyazısında Türk Halkı’nın ekonomik tasnîfini yapdı. Tabloyu tamamlamak amacıyla ben de bugün Türk Halkı’nın fikrî tasnîfini sunmak istiyorum. Mekteb-medrese görmüş Türkleri yatay (horizontal) ve dikey (vertikal) olarak iki tarzda tasnîf etmek gerekir. Bunlar yatay olarak üç kısma ayrılırlar: Jön Türkler, Bön Türkler ve Dön-Baba-Dön Türkler... Bunlara iláveten benim gibi Prusya terbiyesiyle yetişmiş, mizahdan nasibsiz, kaba-saba ‘Schön Türkler’ de vardır ama sayıca pek az olduklarından kaabil-i ihmáldirler. Yáni bunları boşverebilirsiniz. Jön Türkler; gözleri çakmak çakmak, saçları diken diken konuşmaları avaz avaz, keskin yurdseverlerdir ki bunlara göre Türkiye 14 Mayıs 1950 Seçimleri’nden, yáni tam 58 seneden beri mütemádiyen yabancılara peşkeş çekilmekde ve durmaksızın batmakdadır. Sádece 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980’de bu batış biraz önlenir gibi olduysa da asker görevini tam olarak tamamlayamadan ayrıldığı için ‘feláketli gidiş’ maalesef devám etmişdir. Bu iddiayı bir nebze şübheyle karşılayan herkes alçak, námussuz, sütübozuk birer vatan háinidir. Bön Türkleri teşhîs etmek de zor sayılmaz. Eğer biri ‘Memleketde güzel şeyler de oluyor. Meselá dün tramvayda bir genç bana yer verdi.’ diye başlarsa bilin ki o şahıs bu kategoridendir. Fakat bunlara sakın ‘Sen bu yaşda hálá tramvayla mı dolaşıyorsun? Hani senin kurşun işlemez limuzinin, kasketli ve eldivenli şoförün, korumanların , a Hımbıl?’ şeklinde sualler yöneltmeyin, kalbleri kırılır. Dön-Baba-Dön Türkler de konuşmalarıyla kendilerini hemen belli ederler: ‘Dün Tayyib’le haftalık mûtád görüşmemi yaparken dedim ki Bak, Oğlum,...’ Yarın öbürgün o gidecek olsa söyleyecekleri yine bellidir: ‘Ben Sayın Erdoğan’ı çok uyardım, çoook! Ama burnunun dikine gitdi ve işte böyle oldu...’ Dikey Tasnif Mürekkeb yalamış Türkler dikey olarak da üçe ayrılırlar: Enteller, Aydınlar ve Entellektüeller... Enteller, az buçuk mekteb-medrese görmüş Türklerin Parya takımıdır. Kitab bir yana doğru dürüst gazete bile okumazlar. ‘Kanaatleri’ (!) çoğu kez orada bile tûfeylî olarak bulundukları rakı sofralarında esen anlık rüzgárlara kıyasla şekillenir. En fazla bázı salon yáhut meydanlarda şakşakçı veyá yûhálayıcı olarak işe ‘yararlar’ (!). Aydınlar ise iyi okullardan, üniversitelerden yetişerek çağın en doğru, en sağlam bilgileriyle donanmış, adı üzerinde ‘aydınlanmış’ kimselerdir. Ne var ki ‘aydın’ olmak ‘teknik’ bir durumdur. Yáni bir insanı en hárikuláde kurumlarda çağın en doğru bilgileriyle donatırsınız ama o tutar beyaz zehir táciri olur. Kısacası aydın olmak bir ‘avantaj’dır ama başlıbaşına bir ‘meziyet’ değildir. Entellektüel ise aydının mes’ûliyet hissine sáhib olanıdır. Entellektüel kendini bütün dünyádan sorumlu addeden kişidir! O bakımdan entellektüellik ‘etik’ bir husûsiyetdir. Her entellektüel aynı zamanda aydındır ama her aydın entellektüel değildir. Entellektüel, başına çok büyük beláların geleceğini, hattá hayátının tehlikeye gireceğini bilse dahî doğru bellediği yoldan sapmaz. Entellektüeller, eski Rumeli Sipáhîlerinin ‘Deli Bölükleri’ gibi bir toplumun ‘komando müfrezeleri’dir. 18.05.2008 http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=158925 |
||