|
||
Alıntı İnsan doğası gereği bencildir ve yaşama içgüdüsü nedeniyle paylaşmak istemez. bu söylediğin kendini inandırdığın bişey mi yoksa bilimsel temeli var mı? (isa niye çarmıhta ölmüş? kurtuluş savaşında asker niye bombanın üstüne atlamış?[nedir bu yaw?]) Alıntı Bu erdemlerin gelişmesi için kişinin çok çaba göstermesi gerekir bencilik erdem değildir. yaşama içgüdüsü zaten vardır. dünya zengin bir gezegen hepimize yetecek kadar her şeyden var. ve yaşamak içgüdü falan değildir. yaşamak yaşanan birşeydir. yaşamak bir seçimdir. benim yaşamam için senin ölmen gerekmez. öyle bile olsa ben zaten ölücem al hepsi senin olsun...çünkü sana da kalmıycak. |
||
|
||
| insanın bencilliği yaşama içgüdüsünden ileri gelir. Bu konuda izlediğim belgeseller, durumu açıklıyor. Senin yaşaman için başkasının ölmesi gerekiyorsa ölür, ama kim daha bencilse o daha uzun yaşayacaktır. Örneğin bir savaşta kendini arkadaşı için feda eden kişi başkasından önce ölür, bu durum kişinin erdemleriyle ilgili olabilir. Yani kişi kendisini feda etmek için bir çaba harcamış ve bunun farkına varmıştır. Özveri sonradan öğrenilen bir erdemdir. (Yazımda bencillik erdem gibi anlaşılmış özür diliyorum) Burada başka bir konu daha var, kişi kendisini neden feda eder ? Çok erdemli olup bunun kendisini yücelteceğini düşündüğü için mi, yoksa bir anlık refleks mi, yoksa öteki dünyada kendisini bekleyen şahadet mertebesi mi, yoksa aklın eksikliği mi? Bu sorulara yanıt vermek kolay değil? İsa ya da asker örneklerini tek tek ele alıp değerlendirmek gerekir. "Yaşamak içgüdü değildir, yaşamak yaşamaktır" sözünün çok anlamlı olduğunu sanmıyorum. Eğer davranış bilimini biraz incelersen, tüm davranışlarımızın kökeninde bu içgüdülerimizin olduğunu göreceksin, ama sorun bunları kabul edemeyişimizdir. Kabul edersen hayvanlardan ne farkın olduğunu sorgulamaya başlayacaksın, o da kolay değil. Zenginlik yoksulluk konusunda senin "öyle inanıyorum" demenle öyle olmuyor. Kendinden yola çıkarak genelleme yapamazsın, önce biraz araştır sonra tartışalım. |
||
|
||
| evet, insan yaşama içgüdüsünden kaynaklanan bir bencilliğe sahip, tabi bir hayvanın sahip olduğu yaşama içgüdüsündeki türden bir "bencillik" bu. ölüm riskinin bulunduğu bir kargaşa anında insan kendini kurtarmak için elinden geleni yapacaktır. çünkü insan, kendi hayatını, "ben"in hayatını yaşar, empati yapma yeteneğine sahiptir fakat birebir deneyimleyemez başkasının hayatını, doğal olarak ilk kendini düşünürsün. askerin kendini bombanın önüne atması, isanın çarmıha gerilmesi, devrimcilerin amaçları uğruna hayatlarından vazgeçmeleri vs. yukarıda bahsettiklerimle çelişmiyor. zira ortada bireysel ve toplumsal "bilinç" söz konusudur. aslında freud un benlikle ilgili ortaya koyduğu teorideki gibi, "süperego"nun etkili olduğu bir alan. sahip olduğumuz bilinç haricinde bir "hayvan" olarak bütün canlıların paylaştığı ortak özelliklere sahibiz. fakat aslına bakarsanız ben bunlara, bilincimiz sayesinde, bilinçli olarak yarattığımız kavramları yapıştırmayı pek uygun bulmuyorum. bunu ifade etmek için "bencillik"ten başka kelime olmadığı için bunu söylemek zorunda kalıyorum. bu bütünüyle yaşam enerjisi ile, yaşam içgüdüsü ile ilgili. tabi daha farklı düşünmekte mümkün, sahip olduğumuz hayvansı özellikleri kavramlaştırıp kurduğumuz toplumsal sistemlere ve kullandığımız dile yansıtıyoruz gibi. |
||
|
||
| aklıma şu geldi. evrimsel olarak egoizm gibi kötü davranışlar da taşınabilir ve geliştirilebilir mi ? hep egoistler yaşama şansı bulursa kültürel ve kromozomsal bir evrimle bunlar gelişmezler mi ? eğer böle bir durum varsa insanın özünün varlığı ve bulunabilirliği konusunda bir ümit doğar. |
||
|
||
| Aslında bencilliği çok kötü bir kavram olarak algılamamak gerek. Günümüz psikaytrları özverili bencillik kavramını ortaya atıyorlar. Yani bir yandan kendimizi ön planda tutacağız öte yandan başkalarını da düşüneceğiz. Hem kendimiz için yaşayacağız hem de sivil toplum örgütleriyle başkalarına da yardım edeceğiz. Bencilliğimizi kaybedemeyiz bence, kaybedersek neslimizin sonu olur. Düşünenize tümüyle kendini başkalarına adamış bir toplumda kim yaşayabilir. Herkes başkası için ölmeye başlarsa kimse hayatta kalmaz her halde. |
||
|
||
| başkalarını düşünmek de ego tatmini için değil mi? bence öyle.. |
||
|
||
| Başkalarını düşünmek kavramı da aslında deşildiğinde çok ayrınıtılı analizlere yol açacak bir kavram. Bence kişinin kendisini başkaların için feda etmesi düşüncesinin altında, başkalarının kendisini farketmesi, başkalarının kendisini ölümsüz olarak kabul etmesi, tarihe adını yazdırma düşüncesi yatıyor Ancak feda etme kavramı bazen, psikolojik sorunlarla yok olma isteğine dönüşebiliyor. Örneğin Çeçenistanda, Rusların 35 bin kişiyi öldürdüğü sanılıyor. Osetya'daki baskına katılan kadınlara sorulan sorularda böyle bir yok olma isteğini görebilirsiniz. Kadın şöyle demiş,"benim tüm ailem gözümün önünde öldürüldü. Eşim, çocuklarım, annem babam, yaşamak için bir nedenim kalmadı, ben de savaşçıların arasına katıldım. Artık bir amaç için ölmek ve bu ızdıraptan kurtulmak istiyorum." Bu örnekler başka yerlerdeki intihar saldırıları için de geçerli Yine feda etme kavramı canlı bombalar için de geçerli olabilir. Yalnız bir farkla, burada kişinin kendini feda etmesi, olmayacak bir şeye kendini inandırması ile başlıyor. Yani hem kendisini cennete götürecek bir eylem yapıyor hem de öteki insanların kurtuluşu için bir taş atmış oluyor. Aynı zamanda tarihe de kahraman olarak geçeceğini düşünüyor. Öte yandan bir de ekonomik bakış açısıyla feda etme kavramını noktalayalım. Çok zor koşullarda yaşayan ve geçimini sağlayamayan ailelere gidip oğlunuz intihar komandosu olursa, ölümünden sonra size biz bakacağız diyor ve çocuğun ölümüne bir şekilde razı olunuyor. Ya da razı olunmasa da ölümden sonra başkalarına örnek olsun diye ailenin tüm gereksinimleri karşılanıyor. Böylece parayla hayat satın almanın adı ideal için kendini feda etmeye dönüşüyor. |
||
|
||
| İnsanın somut kavramlardan soyuta geçmesi zaman almıştır. Bazılarımız bu süreci erken yaşarız, bazılarımız daha geç, bazılarımız ise hiç yaşayamadan ölür gider. İlkel insanlar soyutlama yeteneklerini geliştiremedikleri için somut kavramları tanrı yapmışlar, daha sonra bunlara tapmanın yanlış olacağını düşünüp tanrıyı erişilemez ve tanımlanamaz bir yere yerleştirmişlerdir. Böylece insana tanrısal nitelikler verilmesinden kurtulmuşlardır. Psikiyatri henüz yeni doğmuş bir bilim dalıdır ve soyut kavramlardan söz eder. Bu kavramları anlayabilmek için de biraz bu konuda kafa yormak gerekir. Örneğin bilinç, bilinçaltı, nedir ? Freud neden bu kavramları irdeleme gereğini duymuştur ? Ferud'dan sonra bu konuda kuramlar geliştiren Adler ve Yung gibi düşünürler neyi değiştirmiştir ? Korkularımızın temelinde neler yatar, içgüdü nedir ne işe yarar ? Bu konular üzerinde hiç düşünmeden sonuçlar üretilmeye başlanırsa somut kavramlardan öteye gidememek gibi bir durumla karşılaşılır. Böyle bir durumda söylenecek sözler, kişinin kendi dünyasında yarattığı kavramlarla sınırlı olur. Bir kişinin ben bilinçaltına inanmıyorum, çünkü beyni açtığında bilinçaltını göremezsin demesi bu duruma uygun bir örnektir. Çünkü kişinin her şeyi elle tutup gözle görmesi gerekir, yani piramitler vardır diyorsanız elle tutulup gözle görüldüğü için vardır, yoksa yoktur. Bu mantıkla yola çıkılırsa bütün soyut kavramları yoksaymak gerekecektir ki,splinter kardeşimizin yazısını yazarken bu konuda da hiç kafa yormadığı ortaya çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse, akıl, zeka, mantık, korku, üzüntü, stres gibi kavramlar beynin açılması halinde görülebilir mi? Görülemediğine göre yok demektir. "Hayat dayanışma üzerine kuruludur" tezinin de tek bir belgesel seyredip hayatın anlamını bulduğunu düşünen kişinin önermesi olması büyük olasılıktır. Sadece kurtların yaşamını izleyerek bütün evren hakkında bir kanıya nasıl varılır bilemiyorum. Dünyada yaşıyan canlıların büyük kısmı tek başına avlanır, tek başına yaşar. Sürü halinde yaşayan canlılar da vardır ama hayat hakkında böyle bir kanıya hiç bir canlıbilimci varamamıştır. Buradan başka felsefi bir sonuç daha çıkıyor; dayanışma tezini kabul etmeyenler adam olamıyor! Yazının son bölümü ise tümüyle bilimsel verilerden yola çıkılarak yazılmış! Ben içgüdü değilim Freud'un beni yalaması gerektiğine inanıyorum Kafa bilimcilerin (ne demekse) toplamı bir araya gelip ...yalamalı Sonunda arkadaşımız bombayı patlatıyor ve bu bilimsel öneriyi tartışmaya açıyor.! |
||
|
||
| Bana en çok ben değer veririm ,beni en çok ben koruyabilirim.Hem ben bana bakmazsam başkasına da zarar veririm.Üstelik herkes kendiyle ilgilense kimsenin başkasıyla ilgilenmesine gerek kalmaz. Bencillik bir sanattır ve herkesin kitlesel bir yaşamı tercih ettiği bir ortamda kendini çoğunluğa karşı savunmak da cesaret ister. ya da....? |
||
|
||
Alıntı Hem ben bana bakmazsam başkasına da zarar veririm. keşke herkes bencil olsaaaaaa!!!!!! :please: kimse bencil olduğunu kabul etmiyo demek.. ya bu kavrama niye bu kadar bencilce yaklaşıyosunuzzzzz.. kabullenin kendinizi yoksa sandırma oyunlarınızda yiteceksiniz. |
||
|
||
Herkes bencil olduğu için seni bencillikle suçlar ,çünkü onların benine hizmet etmen garantilenmelidir. Bazen...
|
||
|
||
| Ben-merkez'li bir yaklasimim yok,ama genede hepimiz ne kadar itirazda etsek benciliz{dir}.saklamanin bir manasi yok. | ||
|
||
Kendi benine yönelmeyen diğerine hiç ulaşamaz ki hem.
|
||
|
||
| asiri derecede ben-merkezli olmamak lazim,narsistce.bu durumda bir iliski hastaligidir. | ||
|
||
| O benliğini sevmeye değil de benliğine tapmaya girer zaten ve kendini öldürmenin yollarından biri de budur. | ||