|
||
| 1979 yılında İran'da Humeyni önderliğindeki hareket Amerikan yanlısı Şah rejimini sona erdirmişti. Bir yıl sonra Eylül 1980'de Irak, İran'a savaş açtı. İran'da yeni kurulan rejimi çıkarları açısından tehlikeli bulan ABD, Saddam yönetimini İran'a karşı savaşında destekledi. Bu destek, yalnızca politik destekle sınırlı değildi. Her tür silah desteği de sağlandı Irak'a. İran-Irak savaşının 8. yılında Irak ordusu ile Kürt silahlı grupları çatışmaya girmişlerdi. ![]() 16 Mart 1988 günü Halepçe'de bir katliam yaşandı. Katliam klasik silahlarla gerçekleştirilmedi. Kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılmıştı. Büyük çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halepçe halkı katledilmişti. Tarihe, "Halepçe katliamı", "Halepçe'de Kürt Katliamı" olarak geçen olay gerçekleşmişti. Amerikalı gözlemci Phyllis Bennis, 1995 yılında şöyle diyecekti: American Type Culture firması, ABD Ticaret Bakanlığı'nın onayı ile Irak'a şarbon, e-coli, botulizm ve diğer korkunç biyolojik hastalıklara yol açacak çeşitli biyolojik silah malzemeleri temin etniştir. (Karl Vick, "Men gets hands on Bubonic Plague Germ, But that's no crime". Washington Post, 30.12.1995, kaynak: Namık Alper Esen, "Irak ve Körfez Krizine Genel Bir Bakış", Müsiad yayınları). Irak'ın Aralık 2002'de BM'ye sunduğu silah bildiriminde yazılanlar, 1991 Körfez savaşına kadar hangi ülkelerin Irak'a hangi silah ve malzemeleri sattığını ortaya koydu. BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan raporda, Irak'ın silahlandırılmasında 1991 yılına değin en çok ABD ve Alman şirketlerinin adı geçmekteydi. 80'den fazla Alman ve 75 Amerikan şirketi Irak'a çeşitli silahları satmıştı. Saddam'ın nükleer silah programı, Halepçe katliamı'ndan sonra da desteklenecekti. Saddam Hüseyin kimyasal silahları Halepçe'den önce İran savaşında kullanmıştı. Irak, biyolojik silah programı için antraks maddesini bir Amerikan laboratuarından sağlamıştı. Nükleer silah programının önemli parçalarını Amerikan enerji Bakanlığına bağlı Los Alamos ve Lawrence Livermore nükleer silah üretim atölyelerinden almıştı. Bu teslimatlar, "Pentagon ya da Amerikan Ticaret, Enerji ve Tarım Bakanlıklarının resmi izniyle yapılıyordu." (Dw-World'de, Andreas Zumach, 10.1.2003). Saddam yönetimini 1991 yılına kadar silahlandıranlar arasında İngiltere, Fransa, Çin ve Sovyetler Birliği de bulunmaktaydı. Savaşa ve insan yaşamına Saddam'dan hiç de farklı bakmayan ABD'li politikacılar da vardı. İnsan yaşamına bakışları farklı olmayanların, çıkar temelinde birbirlerini bir dönem desteklemiş olmalarında şaşılacak bir yön bulunmamaktadır. 1996 yılında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright CBS televizyonunda katıldığı bir programda, "sizce yaptırımlar yüzünden ölen 500,000'den fazla çocuk ölmeye değer bir bedel midir?" şeklindeki soruya şu yanıtı vermiştir: "Bizce bu bedele değer". 1991 yılında ABD Genel Kurmay Başkanı, bugün de ABD Dışişleri Bakanı olan Colin Powell, kendisine sorulan "Körfez savaşında kaç sivil Iraklı öldü?" sorusuna, "doğrusu bu, benim hiç umurumda olmayan bir rakam!" yanıtını vermiştir. İnsanı ve insan yaşamını hiçe sayanların biyolojik, kimyasal silahlarla desteklediği Saddam, bir dönem kendisini destekleyenlerle aynı zihniyete sahipti. Satın aldığı silahları kullandı. 16 Mart 1988'de Halepçe'de Kürtleri katletti. Biyolojik ve kimyasal silahları kullandı. Dünya halkları, sokaklarda zehirle öldürülmüş yaşlıların, gençlerin ve bebeklerin fotoğraflarıyla irkildi. Dünya demokratik kamuoyu, kendi yurttaşlarına karşı biyolojik ve kimyasal silah kullanmaktan çekinmeyen Irak yönetimini nefretle kınıyordu. İnsanlığın vicdanı isyan ediyordu. Saddam'a bu silahları verenler susuyorlardı. Susuyorlar ve Saddam'ı silahlandırmaya devam ediyorlardı. Ta ki, Irak Kuveyt'i işgal edene kadar. Saddam ve yönetimi yargı huzuruna çıkarılamadı... Hesap sorulamadı... 5000'den fazla Kürdün, Asurinin ve Halepçe'de yaşayan diğer insanların öldürülmesinin hesabı sorulmadı... Biyolojik ve kimyasal silahların üretimi, bulundurulması ve kullanılmasıyla ilgili sözleşmelere uyulmadı. Ayrıca sözleşmelerin eksiklikleri giderilmedi. Başta ABD olmak üzere hemen hemen tüm devletler, İnsancıl Hukuk İlkelerini ihlal ettiler. Bir dönem müttefikleri olan Saddam yönetimi gibi, sivillere yönelik eylemleri gerçekleştirdiler. İnsancıl hukuku kendi amaçları için araç olarak kullandılar. 1974 tarihli BM Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına dair bildirinin 2. maddesinde "Askeri operasyonlar sırasında kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılması 1925 tarihli Cenevre Protokolü'nün, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin ve uluslar arası insancıl hukuk ilkelerinin çok açık bir ihlalini oluşturur ve savunmasız kadınlar ve çocuklar dahil bütün sivil nüfusun ağır kayıplara uğramasına yol açar, ve bu tür eylemler en ağır şekilde cezalandırılır" demiş olmasına karşın, ne Saddam yönetimi cezalandırıldı ne de güçlü devletlerin yöneticileri. alıntı |
||
|
||
| Gücü elinde bulundurmakla onu kullanmak arasındaki fark, erdemsizliği seçmekle seçmemek arasındaki ilişkiyi de tanımlıyor. Tarihte cezalandırma yöntemi silahların değişimi dışında pek farklılık göstermemiştir. Genellikle bir azınlık, başka güçler tarafından kandırılarak ayaklandırıldığında, sonuç olumsuz olursa o ülkenin egemenleri tarafından cezalandırılmıştır. Halepçe'de yaşananların nedeni kuzey Irak'taki kürt azınlığın Saddam Rejimini yıkmak için İran'la işbirliği yapmış olmasıydı. Kendi özgürlükleri açısından doğru olan bu davranış, savaşın bitmesiyle bir trajediye dönüştü. Kimse Saddamın savaşı bitireceğini düşünmemişti ve asıl ilginci bu savaşın neden çıktığını da kimse bilmiyordu (halen de bilinmiyor) Gerçeklere tarihsel açıdan bakarsak, Anadolu'da ayaklanan halkların da aynı cezalandırma yöntemiyle karşılaştıklarını, bu cezanın bazen sürgün, bazen yargısız infaz, bazen de yargılı infaz olarak karşımıza çıktığını görürüz. |
||
|
||
| Umudu kıran nokta şudur; aynı güç kimin eline geçtiyse aynısını yaptı -yapar. Umutlandıransa kendine insan diyen ;ırksal -düşünsel vs ayrılıkların ötesinde bir evrensel kimlik olarak görenlerin çoğalması ve direnen örgütlenmiş bir dünya halkı profiline doğru kendini geliştirmesi. |
||
|
||
Ben Amerikan taraftarı degilim ama Saddamın yakalanmasına en cok sevinen kişilerden biri de benim.Bunun sebebi ise o unutulmaz acı Halepçe katliamıdır.5000 masum insanı katleden bir siyaset adamından lider olmaz.Ki bu insanların hepsi masum.İnanın aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyo....
|
||
|
||
| peki ,o 5000 masum oldugunde kilin kipardami,{yok}onbir eylulde binlerce insan ahmakca bir neden icin oldugunde kilin kipardami,{yok}herhangi bir yardim kurulusunda gonullu olarak calismayi denedin mi?{yok} | ||
|
||
| len orhan sana hiç katılmıyorum bence dönemimizin en büyük liderlerinden biriydi ama biraz acımasız dı o kadar |
||