SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kitap

Konu: Yeni bir yaşam bilimi

Sayfa: [ 1 ]

deniz 16.02.2005 17:54:21
YENİ BİR YAŞAM BİLİMİ



İçindekiler

1 BİYOLOJİNİN ÇÖZÜLMEMİŞ SORUNLARI
 
  2 ÜÇ MORFOGENEZ KURAMI
 
  3 BİÇİMİN NEDENLERİ
 
  4 MORFOGENETİK ALANLAR
 
  5 GEÇMİŞTEKİ BİÇİMLERİN ETKİSİ
 
  6 BİÇİMLENDİRİCİ NEDENSELLİK ve MORFOGENEZ
 
  7 BİÇİMİN KALITIMI
 
  8 BİYOLOJİK BİÇİMLERİN EVRİMİ
 
  9 HAREKETLER ve MOTOR ALANLAR
 
  10 İÇGÜDÜ ve ÖĞRENME
 
  11 DAVRANIŞIN KALITIMI ve EVRİMİ
 
  12 DÖRT OLASI SONUÇ
 
  EKLER
 
          Ek 1 Yorumlar ve Zıt Fikirler
 
          Ek 2 Tartışmalar
 
          Ek 3 Yarışmalar
 
          Ek 4 Deneyler
 
 

Önsöz

Biyologların büyük bir çoğunluğu canlı organizmaların yalnızca bilinen fizik ve kimya yasalarınca yönetilen karmaşık makinelerden başka bir şey olmadıklarını kesin bir gerçekmiş gibi kabul ederler. Ben de aynı bakış açısını paylaşmaktaydım. Ancak yıllar içinde böyle bir varsayımın doğrulanmasının zor olduğunu fark etmeye başladım. Çünki çok küçük bir kısmı bile gerçekten kavrandığında, yaşam fenomeninin -en azından bir kısmının- fiziksel bilimler tarafından şimdiye dek tanınmamış bazı yasalara veya faktörlere bağlı olduğu bir olasılığın mevcut olduğu görülür.
Biyolojinin çözümlenmemiş sorunları üzerinde düşündükçe, bu geleneksel yaklaşımın boş yere kısıtlayıcı olduğuna daha çok inanır hale geldim. Kafamda daha geniş bir yaşam biliminin olası taslaklarını oluşturmayı denemeye başladım. Bu süreç içinde sonraki sayfalarda ileri sürülen hipotez derece derece şekillendi. Herhangi bir yeni hipotez gibi bu hipotez de aslında spekülatiftir ve değerleri yargılanmadan önce deneysel olarak test edilmesi de gerekli olacaktır.
Bu sorunlara yönelik ilgim, bilim, felsefe ve din arasındaki alanları incelenmekle uğraşan bir grup bilim adamı ve filozofla, başlangıcı 1966 yılına dayanan ilişkilerim aracılığıyla alevlendi. "Epifani Filozofları" (Epiphany Philosophers) denilen bu grup Cambridge'de ve Norfolk kıyısında Burnham Overy Staithe, Tower Mill'de kaldıkları sürede gerçekleştirilen seminerler ve resmi olmayan toplantılarda, tartışmalar için birçok olanak sağlamıştır. Bu grubun üyeleri arasında, özellikle Prof. Richard Braithwaite, Bayan Margeret Masterman, Sayın Geoffrey ve eşi Gladys Keable, Bayan Joan Miller, Dr. Ted Bastin, Dr. Christopher Clarke ve grubun üç ayda bir yayımlanan dergisi Theoria to Theory'nin editörü Prof. Dorothy Emmet'a teşekkür borçluyum.
"Yarı-Kurak Tropikal Kuşak için Uluslararası Ürün Araştırma Enstitüsü (Crops Research Institute for Semi-Arid Tropics)" için Hindistan'da görev yaptığım 1974-1978 yılları arasında Haydarabad'da dostlar ve meslektaşlarla oldukça değerli tartışmalar yaptım, üstelik Bayan J. B. S. Haldane cömert bir şekilde büyük kitaplığını kullanmama izin verdi.
Bu kitabın ilk taslağı Tamil Nadu'nun Trichinopology Bölgesinde Shantivanam Aşram'ında kaldığım bir buçuk yılda yazıldı. Orada rahat biçimde kalmamı sağlayan topluluk üyelerine ve bu çalışmayı ithaf ettiğim Dom Bede Griffiths'e çok minettarım. Bombay'daki British Council Library'den Bayan Dina Nanavathy ise bütün iyi niyetiyle bana gereksinim duyduğum kitapları sağlamıştır.
İngiltere'ye döndükten sonra, ikinci taslağın yazımı ve düzeltilmesinde dostlarımın öneri ve yüreklendirmelerinin yanı sıra çeşitli kopyaları okuyan elliden fazla kişinin eleştirileri ve yorumları da bana büyük ölçüde yardımcı oldu. Özellikle Bay Anthony Appiah, Dr. John Beloff, Prof. Richard Braithwaite, Dr. Keith Campbell, Bayan Jennifer Chambers, Dr. Christopher Clarke, Dufferin ve Ava Markizi, Prof. Dorothy Emmet, Dr. Roger Freedman, Dr. Alan Gauld, Dr. Brian Goodwin, Dr. John Green, Bay David Hart, Prof. Mary Hesse, Bayan Gladys Keable, Dr. Richard LePage, Bayan Margaret Masterman, Prof. Michael Morgan, Bay Frank O'Meara, Bay Jeremy Prynne, Bay Anthony Ramsay, Bayan Jillian Robertson, Dr Tsui Sachs, Prof. W. H. Thorpe, F. R. S., Dr. Ian Thompson, Bayan R. Tickell (Renée Haynes), Peder E. Ugarte, S. J., ve Dr. Norman Williams'a özellikle teşekkür etmek isterim.
Bu kitaptaki çizimleri ve diyagramları yaptığı için Dr. Keith Roberts'a çok minnettarım. Dr. Peter Lawrence Şekil 17'deki çizimde kullandığım meyve sineklerini, Bay Brian Snoad ise Şekil 18'de gösterilen bezelye yapraklarını bütün iyi niyetleriyle bize ulaştırdılar.
Taslakları daktilo eden Bay Muhammed İbrahim, Bayan Pat Thoburn ve Bayan Eithne Thompson'a ve provaları okumadaki yardımları için Bayan Jenny Reed'e de teşekkür ederim.
Haydarabad
Mart 1981



GİRİŞ  

Günümüzde biyoloji konusundaki geleneksel yaklaşım canlı organizmaları fiziko-kimyasal makineler olarak gören ve yaşamın tüm fenomenlerini fizik ve kimya prensipleriyle açıklanabilir kabul eden mekanik hayat görüşü tarafından biçimlendirilmiştir. Bu mekanistik paradigma hiç de yeni değildir; aslında bir yüzyılı aşkın bir süredir kültürümüze hakim durumdadır. Pek çok biyoloğun bu yaklaşıma sarılmaya devam etmesinin temel nedeni bunun işe yarıyor olmasıdır: bu yaklaşım, yaşam süreçlerinin fiziko-kimyasal mekanizmalarıyla ilgili soruların yöneltilip yanıtlanabildiği bir düşünce çerçevesi sağlamaktadır.
Bu yaklaşımın "genetik şifrenin çözülmesi" gibi çarpıcı başarılarla sonuçlandığı gerçeği, kendi lehine sağlam bir iddia ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, eleştirilerde bulunan kişiler insan davranışı da dahil olmak üzere bütün yaşam olgularının tamamen mekanistik bir şekilde açıklanabileceğinden kuşku duymak için geçerli nedenler olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fakat mekanik yaklaşımın yalnızca uygulamada değil, prensipte de son derece sınırlı olduğu kabul edilse bile tamamıyla terk edilmesi o kadar kolay değildir. Çünkü o halen deneysel biyolojiye uygulanabilecek tek yaklaşım modelidir ve hiç şüphesiz pozitif bir alternatif ortaya çıkana kadar da izlenmeye devam edilecektir.
Mekanistik kuramı genişletebilecek ya da bunun ötesine geçebilecek olan herhangi bir yeni kuram, yaşamın bugün fiziksel bilimlerce tanınmayan nitelik ya da faktörler içerdiğini öne sürmekten daha fazlasını yapmak zorundadır. Bu nitelik ya da faktörlerin ne tür olduklarını, nasıl çalıştıklarını ve bilinen fiziko-kimyasal süreçlerle ilişkilerinin ne olduğunu açıklaması gerekecektir.
Mekanistik kuramı yumuşatmanın en basit yolu, yaşam fenomeninin fiziksel bilimlerce bilinmeyen ve canlı organizmalardaki fiziko-kimyasal süreçlerle etkileşim halinde olan yeni tür nedensel faktörlere bağlı olduğunu varsaymak olabilecektir. Bu vitalist (yaşamsalcı) kuramın değişik versiyonları içinde bulunduğumuz yüzyıl süresince ileri sürüldü, ama hiçbiri test edilebilecek öngörüler yapmayı ya da yeni deney türleri önermeyi başaramadı. Sir Karl Popper'ın dediği gibi, "bir kuramın bilimsel konumunun ölçütü yanlışlanabilirliği, reddedilebilirliği ya da test edilebilirliğidir" ifadesi doğruysa, vitalizm şu ana kadar yeterlilik kazanmayı başaramamış demektir.
Organistik ya da holistik felsefe bize mekanik teorinin daha köktenci bir biçimde gözden geçirilmesinin nasıl olabileceği hakkında bir görüş açısı sunmaktadır. Bu felsefe, evrendeki her şeyin önceden olageldiği gibi, tepeden tırnağa atomların belli özellikleriyle veya varsayıma dayalı nihai bir madde parçacığı gerçeğiyle açıklanabileceğini reddeder. Bunun aksine hiyerarşik olarak organize olmuş sistemlerin varlığını kabul eder. Bu sistemler, her bileşik düzeyde, parçalarının sergilediği özelliklere dayanarak tümüyle anlaşılması mümkün olmayan niteliklere sahiptir ve her düzeyde bütün, kendisini oluşturan parçaların toplamından daha fazla bir şeydir. Bu bütünler organizmalar olarak düşünülebilir. Ancak buradaki organizma terimi yalnızca hayvanları, bitkileri, organları, dokuları ve hücreleri değil, aynı zamanda kristalleri, molekülleri, atomları ve atomaltı parçacıkları da kapsayacak derecede geniş anlamda kullanılmaktadır. Bu felsefenin etkileri hem biyolojik hem de fiziksel bilimlerde makine paradigmasından organizma paradigmasına giden bir değişimi ortaya çıkarmıştır.A. N. Whitehead'ın o ünlü sözündeki gibi: "Biyoloji daha büyük organizmaların araştırılmasıdır; oysa fizik daha küçük organizmaların incelenmesidir".
Bu organizmik felsefenin değişik biçimleri 50 yıldan daha fazla bir süre boyunca biyologlar da dahil olmak üzere birçok yazar tarafından savunulmuştur. Ancak organikçilik doğa bilimleri üzerinde yüzeysel olmaktan öte bir etkiye sahip olacaksa, test edilebilir öngörüler ortaya çıkarabilmek zorundadır. Ancak şimdiye kadar bu şekilde yapılmamıştır.
Bu başarısızlığın nedenleri, en açık haliyle, organizmik felsefenin en etkili olduğu biyoloji alanları, yani embriyoloji ve gelişim biyolojisinde örneklenmektedir. Bugüne dek ileri sürülen en önemli organizmik kavram morfogenetik alanlarla ilgili olandır.9 Bu alanların, embriyoların ve diğer gelişmekte olan sistemlerin karakteristik biçimlerinin ortaya çıkışını açıklamaya ya da betimlemeye yardımcı oldukları sanılmaktadır. Buradaki sorun bu kavramın anlam belirsizliği içinde kullanılmasıdır. Terimin kendisi biçimin gelişiminde rol oynayan yeni bir fiziksel alan türünün varlığına işaret eder gibi görünmektedir. Fakat bazı organistik kuramcılar, halihazırda fizik tarafından tanınmayan yeni bir tür alanın, yaratığın ya da faktörün varlığını öne sürdüklerini reddetmekte, bunun yerine bu organistik terminolojiyi karmaşık fiziko-kimyasal sistemler için kullandıkları yeni bir yol olarak görmektedirler. Bu yaklaşımın bizi ileriye götürebilmesi pek muhtemel değildir. Morfogenetik alanlar kavramı, bizi ancak gelenesel mekanik teoriden farklı birtakım deneylenebilir öngörülere götürürse, pratik bir bilimsel değere sahip olabilir. Morfogenetik alanların ölçülebilir etkilere sahip oldukları düşünülmedikçe bu tip öngörüler de gerçekleştirilemez.
Bu kitapta ileri sürülen hipotez morfogenetik alanların gerçekten ölçülebilir fiziksel etkilere sahip oldukları fikrine dayanmaktadır. Belirli morfogenetik alanların yalnızca biyoloji dünyasında değil, aynı zamanda kimya ve fizik alanlarında da her karmaşıklık düzeyindeki sistemlerin karakteristik biçimi ve organizasyonundan sorumlu olduğunu öne sürmektedir. Bu alanlar, enerjetik bir bakış açısından bakıldığında, belirsiz ya da olasılıkçı (probabilistic) olduğu görünen olaylarla ilişkisi olan sistemleri düzenlemektedir; fiziksel süreçlerin enerjetik açıdan olası sonuçları üzerinde örüntülü kısıtlamalar getirmektedirler.
Morfogenetik alanlar materyal sistemlerin organizasyonu ve biçiminden sorumluysa, kendileri de karakteristik yapılara sahip olmak zorundadırlar. Öyleyse, bu alan-yapıları nereden gelmektedir? İleri sürülen yanıt bunların daha önceki benzer sistemlerle ilişkili olan morfogenetik alanlardan türedikleridir: bütün geçmiş sistemlerin morfogenetik alanları, sonraki herhangi bir benzer sistem için bugünü oluşturur; eski sistemlerin yapıları, hem uzay hem de zaman içinde etkinlik gösteren kümülatif bir etkiyle sonradan gelen benzer sistemleri etkiler.
Bu hipoteze göre sistemlerin organize olma biçimlerinin nedeni, benzer sistemlerin geçmişte de bu biçimde organize olmuş olmasıdır. Örneğin, karmaşık bir organik kimyasalın molekülleri karakteristik bir biçimde kristalleşir, çünkü aynı madde daha önce de bu şekilde kristalleşmiştir; bir bitki, kendi türünün karakteristik biçimini alır, çünkü türünün önceki üyeleri de bu biçimi almıştır; bir hayvan içgüdüsel olarak belirli bir biçimde davranır, çünkü benzer hayvanlar da daha önceden bu şekilde davranmışlardır.
Bu hipotez, organizasyonun biçimleri ve örüntülerinin yinelenmesiyle ilgilidir; bu biçimlerin ve örüntülerin kökeni sorunu ise kapsamının dışında kalmaktadır. Bu soru birkaç değişik biçimde cevaplanabilir, fakat bunların tümü yinelenme meselesiyle eşit derecede bağlantılı görünmektedir.
Bu hipotezden çıkarılabilecek bir dizi deneysel sonuç vardır ki, bunlar geleneksel mekanik teoriden çok farklıdır. Tek bir örnek yeterli olacaktır: bir hayvan, söz gelimi bir fare, yeni bir davranış biçimini gerçekleştirmeyi öğrenirse, sonraki benzer herhangi bir farenin (aynı cins, benzer koşullarda yetiştirilmiş, vb.) aynı davranış örüntüsünü gerçekleştirmeyi daha çabuk öğrenmesi yönünde bir eğilim olacaktır. Bu işi yapmayı ne kadar çok sayıda fare öğrenirse, sonraki benzer bir farenin bunu öğrenmesi de o kadar kolaylaşacaktır. Böylelikle, örneğin, Londra'daki bir laboratuarda yeni bir işi yapmak için binlerce fare eğitilirse, başka herhangi bir yerdeki laboratuarda bulunan benzer fareler aynı işi çok daha çabuk bir şekilde yapmayı öğreneceklerdir. Başka bir laboratuarda, diyelim ki New York'da, farelerin öğrenme hızı Londra'daki farelerin eğitilmesinden önce ve sonra ölçüldüğünde, ikinci durumda test edilen farelerin birinci durumda test edilenlerden daha hızlı öğrenmeleri gerekecektir. Bu etkinin iki laboratuar arasında bilinen hiçbir fiziksel bağlantı ya da iletişim biçiminin bulunmadığı bir durumda meydana gelmesi gerekmektedir.
Böylesi bir ön kabul olasılık dışı ya da saçma olarak nitelendirilebilir. Yine de fareler üzerindeki laboratuar çalışmalarından, öngörülen etkinin gerçekten meydana geldiği yönünde, dikkat çekmeye yetecek kadar kanıt şimdiden bulunmaktadır.
Biçimlendirici nedensellik (formative causation) adı verilen bu hipotez, fiziksel ve biyolojik olguyla ilgili var olan birçok kuramınkinden radikal bir biçimde farklı olan bir yoruma yol açmakta ve oldukça iyi bilinen bazı sorunların yeni bir ışık altında görülmesini sağlamaktadır. Elinizdeki kitapta bu hipotez genel hatlarıyla ortaya konmuş, bazı imaları tartışılmış ve deneysel olarak araştırılabilecek yönleri teklif edilmiştir.
 


Sayfa: [ 1 ]