SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist KİMLİKLER

Konu: Pierre-Joseph Proudhon

Sayfa: [ 1 ] 2

deniz 12.06.2004 19:30:39
Pierre-Joseph PROUDHON (1809-1864)

1809'da Besançon (Fransa)da doğan Proudhon, kendini anarşist olarak niteleyen ve tüm hayatı boyunca anarşizmin yaşanabilir bir öğreti olması için mücadele veren bir düşünürdür. Onun bir düşünür olarak Proudhon'a göre "Adalet fikri bütün insanların ka-falarına yerleşmemiştir. Halbuki bu fikir inkılabın temel taşı olmalıdır. Adalet fikri insanın kendi şahsına hürmet hissinden doğar. Bu his egoizmin zıddıdır." (56)
Proudhon'a göre devlet, kendine özgü, bireylerin dı-şında ve üstünde hukuksal normlar üzerinde kurulu olduğundan her türlü yasal temelden yoksundur. O gerçek bir sözleşme sonucu ortaya çıkmadığı gibi devamı da herhangi bir sözleşmeye dayanmaz. Demokrasi de azınlığın çoğunluk tarafindan yapılan kanunları kabul etmeye zorlandıkları bir totaliterizmdir. Gerçi Du-verger'in deyişiyle demokrasiler de çoğu kez olgusal anlamda birer oligarşidirler. Devlet sözleşme sonucu değil mülkiyete bağlı çıkarların savunulması için belli bir azınlık tarafindan kurulur ve çoğunluğa benimsetilir. O nedenle devlet daima müstebit ve adaletsiz olacaktır. Proudhon genel oy ilkesini reddederken sendikaları da çalışma özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelmiş tekeller olarak nitelemektedir. Ona göre yönetilmek; "yetkileri de, bilgileri de faziletleri de olmayan yaratıklar tarafindan göz altında bulundurulmak, casuslanmak, sürüklenmek, onların kanunlarına boyun eğmek, kurallarım evetlemek, güdülmek, tartaklanmak, damgalanmaktır..." (57)
İnsanoğlunun insanoğlunca yönetilmesi köleliktir. "Monarşik, oligarşik demokratik, ne biçimde otursa olsun egemenlik, ya da insanın insanla yönetimi yasaya aykırı ve abestir. " (58) Ona göre önderlik insanın içgüdüsel ve hayvani yanma ait bir duygudur.
Proudhon kapitalizmi, bütün mülkiyet sistemlerinin en adaletsiz olanım yaratmakla suçluyordu. Bu sistemde üretici ile mülk sahibi arasında ters orantılı bir bölüşüm sistemi ve bu şişleme dayanak sağlayan faiz, rant, gibi haksız kazanmsı yollarıyla toplumun en geniş kesimini oluşturan emekçi ve üretici güçler ezilmekte ve sömürülmektedir. İşte devlet de bu aşamada devreye girerek ezilen kitlelere karşı kapitalistlerin yanında ve yine büyük ölçüde kapital-mülk sahipleri-nin çıkarlarının koruyucusu olarak zalim bir fonksiyon üstlenecektir. O nedenle Proudhon meseleyi bir kelime ile kestirip atmakta ve: "Mülkiyet hırsızlıktır" demektedir. Çünkü mülkiyet güçsüz halk kitlelerinin sömürüşü ve doğal kaynakların talanıyla oluşmaktadır. Kapitalizmde ortaya çıkan üretim fazlasının çoğu kapitaliste, azı ise işçiye gitmektedir. Böylece hayat standardı düşen ve zamanlarının çoğunu çalışmaya ayıran işçiler bu halleriyle kültürel açıdan kendilerim geliştirememekte ve yönetim üzerinde herhangi bir etkinlik oluşturamadıkları gibi çoğu kez de kapitalistlerin albenili reklam ve propagandalarının -işitsel ve görsel yayınların anlık cazibelerinin bombardımanı- altında, kapitalistler tarafindan yönlendirilmektedirler, işsiz kaldıkları takdirde ise yine içlerine düşecekleri sefalet onları her tür toplumsal etkinlik ve egemenliğin dışına itecektir. Böylece, sözümona demokratik yönetimlerde neticede oldukça güçlü imkanlara sahip olan bir grup azınlıkça kotarılan yönetim sistemleri çoğunluğun oyuna sunularak yasall aştırılmak yoluyla bir aldatmaca şurup gidecektir.
Proudhon'un devleti reddetmesi doğal olarak He-gelci diyalektiğin çatışkıları çözüme ulaştıran sentezciliğim de reddetmesine neden olacaktır. Ona göre çatışkı çözümsüzdür. Böylece Proudhon bireysel özgürlük adına Hegelci birlikçiliğe karşı çıkmakta ve bireyci anarşistler safinda yer almaktadır. Böylece o, aynı zamanda tekamülcü mantığım da açmazdan kurtarmış, marksizm gibi hem ilerlemeyi hem de tüm ilerlemeleri durduran sosyalist birlikçiliğin nihailiğini kabul etmek gibi açmazla yüzyüze gelmemiştir. Onun, tüm sınırların kaldırılacağı, ulusal devletlerin yok olacağı, otoritenin merkezden uzaklaştırılarak yerel birlikler arasında paylaştırılacağı ve yasaların yerini özgür sözleşmelerin alacağı federal bir dünya toplumuna ilişkin görüşleri 1851 yılında yayınladığı "XIX. Yüzyılda Genel Devrim Anlayışı" adlı eserinde yer alacaktır. (Ana Britanicca-18-sh.l79)
Proudhon'u diğer anarşistlerden ayıran bir yön de geleneksel değerleri ve özellikle aile bağlarım şiddetle savunmasıdır. "Aileye yapılacak her suikast adalete saygısızlık, halka ve özgürlüğe ihanet, devrime hakarettir" der. Burjuvaziyi, aileyi barındırdığı için eleştiren marksistlerin tersine, aileyi ve eşler arasındaki bağları sarstığından, aile ilişkilerim gülünç bir duruma soktuğundan ötürü yerer. Kadınların çalışmasına ve kadın erkek eşitliğine karşı çıkar. Kadının yeri, evi ve çocuklarının yanıdır. (59) Yahudi düşmanı biri olan Proudhon zencileri de aşağı bir ırk olarak görmektedir.
Proudhon miras hakkının korunmasın! kabul etmektedir. Faizi reddederken, bizzat kendisinin de denediği Halk Bankası aracılığıyla karşılıksız kredi verilmesini savunmaktaydı. Ancak Halk Bankası girişimi, cezaevine girişi nedeniyle sonuçsuz kalacaktır. (60)
Proudhon bir ihtilalci olduğu halde ayaklanmalara, sınıf savaşlarına ve teröre karşıdır. Arzuladığı anarşizmi olumlu anarşizm olarak niteler. Barışçı yöntemlerin kullanılmasından yanadır. Beri yandan savaş olgusunu da reddetmez. Kavga ve çatışmaların toplumların gelişmesinde olumlu bir rol oynadığım söyler,

Proudhon, Mülkiyet Nedir'in sonuç kısmında görüşlerini şu cümlelerle özetler:
"Karışım ve çocuklarım sevmek bir ihtiyaçtır. Bunların koruyucusu ve destekçisi olmak bir ödevdir. Başka herkese tercihle sevilmek bir haktır. Eş bağlılığı adaletle olur, eş aldatma topluma aykırı bir suçtur.
Ürünlerimizi başka ürünlerle değiştirmek bir ihtiyaçtır: Bu değiş-tokuşun eşdeğerlikle yapılmış olması bir haktır, yaratmadan önce tükettiğimize göre de, iş bize kalsaydı, bizim son ürünümüzün son tüketimimizi izlemesi bir ödev olacaktı. İntihar hileli bir iflastır.
İşimizi aklımızın ışığına göre tamamlamak bir ihtiyaçtır: İradei cüzziyemizi korumak bir ödevdir.
Özgürlük hiçbir zaman miras ve vasiyet haklanna karşıt değildir..." (61)
Proudhon, toprakta kullanma hakkını ve işçinin emeğinin karşılığım almaşım kabul ederken, ticari hayatta mübadele sistemim öngörür. Toplumlar federasyonlar biçiminde serbest bir çatı oluşturacaklardır. (62) Paranın yerini karşılıkları ürünler, mallar olan kredi bonoları alacaktır; bunların değerlerim de maloldukları çalışma süreleri oluşturacaktır.
Proudhon, endrüstriyel üretimi işçi kooperatiflerine bırakır. Bu kooperatiflerde üyeler hem ortak hem de sorumlu olacaklardır. Tüm görevler seçim yoluyla verilecektir. Bu kooperatifler gerekli krediyi Halk Banka-sı'ndan, faizsiz olarak sağlayacaklardır.
Proudhon bu görüşlerini 1843'te çalıştığı Lyon'da ilişki kurduğu Mutualistler adlı bir işçi örgütünde geliştirecektir. Bu örgütün temel felsefesi toplumu devrim yerine ekonomik eylemlerle değiştirmeye çalışmasıdır.
Proudhon'la Marks arasındaki kalem tartışmasından söz etmiştik. Solcu Hegelciler onu, Adaleti yeni bir yüceliğe bürüyerek dinsel yabancılaşmayı yeni bir biçim altında canlandırmaya çalışmakla suçladılar. Marks da Kutsal Aile'de bu yüceltme ile ilgili eleştiride bulunur. Felsefenin sefaletinde ise Proudhon'u soyut bir takım kurguların serabına kapılmakla suçlar. Ekonomik olaylar sürekli değişme ve gelişme içerisinde iken, Proudhon'u bunları değişmez sistemlere dönüştürmekle yerer. Toplumsal sorunları çözerken devletsiz bir yöntem arayışım hayalcilikle niteler. Bir anlamda Proudhon sorunun çözümünü bireysel eksende ele alırken, Marks'çılar toplumsal eksende ararlar. Proudhon ekonomiyi öne alırken Marks siyaseti önplana çıkarır. Marks'a göre "Proudhon'un eseri yalnızca ekenomi politik üzerine bir inceleme, sıradan bir kitap değildir; bir incildir o." (63) "Proudhon üreticiyi ve tüketiciyi özgür bireyler olarak ele alırken metafizik nitelikler vermektedir onlara. Çünkü üretici ve tüketiciler üretim araçları ve üretim koşullarının egemenlikleri altındadır. (64)
Marks, Proudhon'un, ütopistlerin duygusal sosyalizan hayalciliklerinden uzak oluşunu takdirle anarken, onun aile gibi geleneksel değerlere bağlılığım eleştirir. Ona göre Proudhon küçük burjuvazinin iktisatçısı ve filozofudur. Hem burjuva, hem halk adamıdır. İktisatçıları ve sosyalistleri eleştirir ama gerçekte onların aşağısındadır. (65) Ancak Marx da, sosyalist toplumun gerçekleşmesiyle diyalektik çatışkının çözüleceğini ileri sürerken metafizik bir tasarıyı tarihsel gerçekliğin üstüne çıkarır. Beri yandan kapitalizme yönelttiği onca eleştiriye rağmen, devrim umudunu beslemek adına da olsa ticaretin olabildiğince serbestleşmesini savunur. (66)

Proudhon'la Marx, Proudhon'culukla Marksçılık, anarşizm ile sosyalizm arasındaki kavga I. Enternasyonel'le zirveye çıkar. Gerçekte I. Enternasyonel'i (1864-Londra) daha çok Proudhon'cular hazırladılar. Ancak Proudhon'cuların üstünlükleri giderek azalarak Enternasyonel eylem yanlışı Marksçıların denetimine girecekti.
Gerek mülkiyetin eldecilik biçiminde korunması, gerekse ekonomik ilkelerin politik ilkelerden üstün tu-tulması ve proleterya diktatörlüğünün yadsınması, Proudhonculuğun zamanla Marksçı ilkeler karşısında gerilemesine neden olacaktır. Nihayet 1868 Brüksel kongresinde "kurtuluşu özgürce birleşmede, tüm biçimleriyle işbirliğinde değil, mülkiyet ortaklaşalığında" gören komünist tez benimsenecek ve Proudhoncular yenilgiye uğrayacaktır. Marksın merkezileştirme düşüncesine karşı anarşistler özgürce kurulmuş end-rüstriyel ve tarımsal derneklerin özgürce biraraya gelecek federasyon ilkesini ileri sürmekteydiler. Ancak 1872'de La Haye'de toplanan kongreden anarşistlerin lideri Bakunin'in kovulmasıyla anarşizm, terörcü ve barışçı olmak üzere iki eğilime bölünerek Enternasyonel dışı kalacaktı. Barışçı ve sendikalist olan anarşistler, doğal olarak Proudhon'cu ilkelerden yola koyularak günümüze değin gelen anarko-sendikalist mücadelelerini sürdüreceklerdir. (67)
Proudhonun öne çıkardığı adalet, aile yapısının korunması, kadının öncelikle analık vasfım üstlenmesi, toprak üzerinde mutlak mülkiyet yerine nisbi mülkiyet ilkesini (kullanma hakkını) savunması, faizi redde-derek faizsiz kredi ve ticarette değiş-tokuş sistemini uygulamak istemesi, sömürücü kapitalizme karşı çık-ması, komünizmi ve maddeciliği reddi, manevi değerleri savunması, ademî merkeziyetçiliği politik anlayışımn temeline koyması İslam'la oldukça benzeşen anlayış ve kabullerdir. Onun Kilise ile yürüttüğü kavga ise, Kilisenin krallık ve aristokrasinin doğal müttefiki olması nedeniyle kaçınılmaz bir davranıştır.

(53) Milliyet Nedir, Proundhon, sh. 9.
(54) H.Arvon, a.g.e., sh. 53.
(55) H.Arvon, a.g.e., sh. 54.
(56) Kropotkin, Etika, sh. 217.
(57) C.Meriç, a.g.e., sh. 334.
(58) Milliyet Nedir, Proudhon, sh. 343.
(59) Milliyet Nedir, Proudhon, sh. 314.
(60) Milliyet Nedir, Proudhon, sh. 33.
(61) Milliyet Nedir, Proudhon, sh. 351.
(62) Saphira, a.g.e., sh. 99.
(63) Felsefenin Sefaleti, Mary, sh. 30.
(64) a.g.e., sh. 44.
(65) a.g.e., sh. 202.
(66) a.g.e., sh. 239.
(67) H.Arvon, a.g.e., sh. 120-121.
 

deniz 12.06.2004 19:32:00
Proudhon (1809-1865)

Fıçı imalatıyla uğraşan yoksul bir hancının oğluydu. Dokuz yaşındayken Jura Dağlarında çobanlık yaptı. Sonradan geliştireceği radikal düşüncelerin ve çiftçilerle babası gibi küçük zanaatçıların özgürlük, barış ve onurlu bir yoksulluk içinde yaşayabileceği bir topluma duyduğu özlemin temelinde köylü geçmişi yatar.
Genç yaşta burs kazanarak Besançon'da liseye girdi. Ailesinin iflas etmesi üzerine bir basımevinde çırak ve dizgici olarak çalışmak zorunda kaldı. Bu arada kendi kendine latince, Yunanca ve İbranice öğrendi; liberal ve sosyalist görüşlü birçok kişiyle ilişki kurdu. Bu arada ütopyacı sosyalist Charles Fourier ile tanışarak onun etkisinde kaldı. 1838'de Besançon Akadesinden aldığı bursla Paris'te öğrenim görem olanağı buldu. Burada ilk önemli kitabı olan 'Qu’est-ce que la propriete?'yi (1840 Mülkiyet nedir?, 1969) yazdı. Yapıtında kendini bir anarşist olarak tanımlaması ve mülkiyet hırsızlıktır demesi yoğun tartışmalara yol açtı.
Büyük ün kazanan bu slogan, onun çarpıcı ifadelerle dikkat çekmek eğilimine iyi bir örnekti. Gerçekte, genelde mülkiyete değil, bir insanın başka birinin emeğim sömürmesine yol açan mülkiyet biçimine saldınyordu. Çiftçinin işlediği toprağa, zanaatçının çalıştığı atölyeyle kullandığı aletlere sahip olma hakkını özgürlüğün korunması için zorunlu görüyor, bireyin üretim araçları üstündeki denetiminin kaldırılması durumunda özgürlüğün yok olacağını düşünüyordu.
1840 da Temmuz Monarşisinin gerici ortamında Mülkiyet Nedir?’ deki görüşleri yüzünden kovuşturmaya uğramaktan kıl payı kurtulduysada 1842'de Mülk Sahiplerine Uyarı yayımlandığı için mahkeme önüne çıkarıldı. Ama jürinin görüşlerinin belirsizliği gerekçesiyle mahkumiyet kararı veremeyeceğini belirtmesi üzerine cezadan kurtuldu.
1843’de Lyon'a giderek bir su taşımacılığı şirketinde işe girdi. Orada fabrikaların işçi birliklerince işletilebileceğini ve toplumun şiddetli bir devrim yerine ekonomik eylemlerle dönüştürülebileceğini savunan dokuma işçilerinin kurduğu anarşist eğilimli, gizli Mutualistler (Karşılıklıcılar) örgütüyle ilişki kurdu. Fransa'da siyasal merkeziyetçiliğe ağırlık veren Jakoben geleneğinden uzak düşen bu görüşleri benimseyen Proudhon, sonradan kendi anarşist öğretisinin karşılıklılık olarak adlandırılabileceğini belirtti.
Lyon’da ayrıca feminist sosyalist Flora Tristan’la karşılaştı. Paris'e gidişlerinde ise Karl Marks, Mihail Bakunin ve Aleksandr Herzen’le tanıştı. 1846'da sosyalist hareketin örgütlenmesi konusunda Marx'la tartışarak, Marx'ın merkeziyetçi görüşlerine karşı çıktı. Aynı yıl yayımladığı Systeme des contradictions economiques, ou Philosophie de la misere'deki (Ekonomik Çelişkiler Sistemi ya da Sefaletin Felsefesi) reformcu yaklaşımı, Marx'ın yanıt niteliğindeki La Misere de la philosophie (1847: Felsefenin Sefaleti, 1966, 1979) adlı yapıtında sert biçimde eleştirildi. Bu tartışma anarşistlerle Marksistlerin arasında bugüne değin süren tarihsel ayrılığın başlangıcım oluşturdu. Proudhon'un ölümünden sonra, onun yandaşı Bakunin ile Marx arasındaki görüş ayrılıkları ise I. Enternasyonalin parçalanmasına yol açtı.

Proudhon 1848’ın başlarında Lyon'daki görevini bıraktı ve Paris'e giderek şubatta Le Representant du peuple gazetesin! çıkarmaya başladı. Fransa'nın devrimle sarsıldığı 1848'de ve 1849'un ilk aylarında yayın yönetmenliğini yürüttüğü toplam dört gazete ve dergi, anarşist görüşler içerdiği gerekçesiyle yasaklandı. Proudhon, sağlam bir kuramsal temelden yoksun saydığı 1848 Devrimi'nde önemli bir rol oynamadı. Haziran 1848'de İkinci Cumhuriyet'in Kurucu Meclisi'ne seçildiyse de gittikçe güçlenen ve III. Napoleon'un diktatörlüğüne yol açan otoriter eğilimleri eleştirmenin dışında bir etkinlik göstermedi. Bu arada karşılıklı krediyle işçi çeklerine dayanan ve işçiye üretim sırasında harcadığı süreye göre ödeme yapılmasını öngören bir banka oluşturmaya girişti, ama bunu gerçekleştiremedi. 1849'da, o sırada cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Louis-Napoleon'u eleştirdiği için hapsedildi ve cezaevindeki yıllarını oldukça rahat koşullarda geçirdi. Arkadaşları ziyaretine gelebiliyor, ara sıra Paris'e gitmesine izin veriliyordu. Bu arada evlendi ve ilk çocuğu doğdu. Ayrıca Herzenin mali yardımıyla çıkardığı gazetenin son sayılarım yayına hazırladı ve en önemli kitaplarından Confessions d'un revolutionnaire (Bir Devrimcinin İtirafları) ile sınırların kaldırılacağı, ulusal devletlerin yok olacağı, otoritenin merkezden uzaklaştırılarak komünler ya da yerel birlikler arasında paylaştırılacağı ve yasaların yerini özgür sözleşmelerin alacağı federal bir dünya toplumuna ilişkin görüşlerini en açık biçimde ortaya koyduğu idce generale de la revoluüon au XIX' siecle"\ (1851; XIX. Yüzyılda Genel Devrim Anlayışı) yazdı.

1852'de salıverildikten sonra polisin sürekli baskısına uğradı. Yapıtlarım yayımlata-madığından imzasız yazıları ve ticari amaçlı çalışmalarıyla geçimini sağlamak zorunda kaldı. 1858'de bir yayınevini ikna ederek, kilisenin aşkın varsayımlarının yerine hümanist bir adalet kuramının temel alınmasın! öneren De la justice dans la Revoluüon et dans l'eglise (Devrimde ve Kilisede Adalet) adlı üç ciltlik yapıtım yayımladı. Bu önemli yapılının toplatılması üzerine Belçika'ya kaçtı ve gıyabında hapis cezasına çarptırıldı. 1862'ye değin sürgünde kalarak ulusçuluğa yönelik eleştirileriyle bir dünya federasyo-nunun oluşturulmasına ilişkin düşüncelerim içeren Du Principe federatif (1863; Federasyon İlkesi Üzerine) adlı yapıtım hazırladı.
Paris'e dönüşünde işçiler arasındaki etkisi artmaya başladı. I. Enternasyonal'in kurucuları arasında onun karşılıklılık görüşlerim benimseyen Parisli zanaatçılar da vardı. Ölüm döşeğinde tamamladığı son çalışması De la capacite politique des classes ouvri-eres'de (1865; Çalışan Sınıfların Siyasal Yeteneği Üzerine) işçilerin kurtuluşlarım ekonomik eylem yoluyla kendi mücadeleleri so-nucunda sağlayabileceklerim öne sürdü.

Değerlendirme. Bugün anarşizm adı verilen öğretiyi ilk geliştiren Proudhon değildir. Bu öğretinin bazı yönlerini daha önce İngiliz düşünür William Godwin'le onun izleyicisi şair Percy Bysshe Shelley ortaya koymuşlardı. Ama Proudhon'un Godwin'le Shelley'nin yapıtlarını incelediğine ilişkin kanıt yoktur. Proudhon, öğretisinin ana öğeleri olan anarşizm (hükümetsiz toplum), karşılıklılık (kredi bankacılığı amacıyla çalışanların birliği) ve federalizm (merkezileşmiş siyasal örgütün reddi) konularındaki görüşlerim kişisel deneyimleri temelinde Fransız devrimci düşüncesini özgün biçimde yeniden yorumlayarak geliştirmiştir.

Parti düşüncesine kesin olarak karşı çıkan Proudhon'un görüşleri I. Enternasyonal'de önemli rol oynadı ve sonradan Bakunin'le Pyotr Kropotkin'in geliştirdiği anarşist kuramın temelini oluşturdu. Bu görüşler ayrıca Rus Narodnikleri, 1860'ların İtalyan radikal ulusçuları, 1870'lerin İspanyol tederalistleri ve Fransa'da gelişen, ardından İtalya ile İspanya'da güç kazanan sendikalist hareket gibi çok çeşitli siyasal gruplar arasında etkili oldu. Fransa'da ise 1920'lerin basma değin işçi sınıfı hareketindeki radikal eğilimleri önemli ölçüde etkilemeyi sürdürdü.

Kaynak: Ana Biritannica.
 

Narcotic 11.09.2004 14:40:52
Mütevazi köylü kökeniyle Proudhon, anarşist filozoflar arasında nadir rastlanan birisidir. Yaşamına inekleri güderek, ve çiftlik işleri ile uğraşarak başladı. Annesi Catherine Simonin onun eğitim alması için oldukça kararlıydı; ailesi 1820'de şehire göç edince onu okula kaydetmek için düzenlemeler yapıldı. [Okul] giderleri babasının patronunun bağlantıları sayesinde karşılandı. Ama yine de yeterince parası olmayınca, alamadığı kitapları "unutması" yüzünden okulda cezalandırılması oldukça rutinleşmişti. Her ne kadar üniversiteye devam etmek niyetindeyse de, ailenin mali sıkıntıları mezuniyetinin ardından yüksek eğitime devam etmesine olanak tanımadı ve böylece yeteneklerini onu --daha sonra pekçok anarşisti ortaya çıkaracak olan, ama ilk defa kendini anarşist olarak adlandıracak olan Proudhon'u [ortaya çıkaran bir meslek olan-- basım işine yöneltti.

Yüzyılın ortasına gelindiğinde, Proudhon Fransa'daki en önde gelen solcu entellektüel olmuştu; ve bu bağlamda Avrupa'da Marx'ın veya Bakunin'in şanını oldukça aşmıştı. Hyams'ın (1979, s.1) belirttiği üzere; Proudhon, Marx, Bakunin, Blanqui, Blanc, Herzen, Lassalle ve Engels ile beraber sosyalizmi ortaya çıkaranlardan birisiydi. Bunların arasında Proudhon 19. yy.'ın işçi hareketi üzerinde en köklü etkisi olan kişiydi; ve onun fikirleri, aralarında kişisel olarak Proudhon'u tanıyan Tolstoy ve Bakunin de bulunduğu, pekçok tanınmış anarşisti etkiledi. Aslında yaşamı boyunca Proudhon büyük bir arkadaş çevresine, ve ünü yayıldıkça da bir tanıdık çevresine sahip oldu. Proudhon için arkadaşlık, cinsel sevgi veya evlilikten daha değerliydi.

Kamuoyu tarafından geniş ölçüde bilinen birisi olmadan önce, Proudhon kırsal kesimi gezerek mesleğini yapabileceği bir iş aradı. 1832'de, vatandaşı Alexis de Tocqueville'nin ABD'yi gezmeye başladı sıralarda, Proudhon da iş aramak üzere kendi "Fransa Turu"na başlamıştı. Bu süreçte, kendisini iş aramak için Fransa'da gezinmek zorunda bırakan yoksulluk koşullarının sadece kendi şehrine özgü olmadığını gördü. Bir yerden başka bir yere geçebilmesine yetecek kadar iş buluyor olsa da, kalıcı bir iş bulma çabalarında pek başarılı olamıyordu. Bu deneyimler ekonomik adaletsizlik konusunda oluşmakta olan sezgilerine katkıda bulundu. Bu adaletsizlik sezgisinin tohumları, "soylularla olan tüm anlaşmazlıklarda küçük çiftçiler ve zanaatkarların sözcülüğünü ve liderliğini [yapan]; oyunun kurallarını takmayan ve onlara karşı kızgın olan; ...ve, cüssesiyle yasak bölgeden geçen [tehlikeli işlere girişen] bir kişi olarak, yerel toprak sahiplerinin "avlak bekçileri [oyun hayvanlarının bakıcılığını yapan kişiler]" (Hyams, 1979, s.20) ile olan kavga ve çatışmalarda her zaman yer alan bir kişi olan", anne tarafından büyükbabası Tornesi Simonin'ce atılmıştı. 1833'de kardeşinin askeri fonlarını suistimal eden yüzbaşısını ihbar etmekle tehdit etmesinin ardından gizemli bir şekilde öldüğü haberini almasından sonra, Proudhon varolan düzenin amansız bir düşmanı haline geldi. Lenin'e benzer şekilde, Proudhon'un otoriteye karşı kızgınlığı da kardeşinin bozuk otoritenin ellerindeki ölümünden kaynaklanmış olabilir (Lenin'in kardeşi hakkında, bakınız Buzinkai, D. "V. İ. Lenin: Adolescent Rivalry and Identification", 1982 Kuzeydoğu Siyaset Bilimi Topluluğu Yıllık Toplantısı'nda sunulan bir makale).

1832'nin sonbaharında Besançon'a geri dönmüş olan Proudhon'a Fouriériste gazetesinin editörlüğü teklif edildi. Baskıcı olarak çalışması onun geniş bir ölçekteki entellektüel tartışmalara erişmesine imkan vermişti, ve bu raslantı sayesinde de geniş bir eğitim almış oldu. Kendi kendisine Latince öğrendi ve Latince metinlerin çokça talep edilen dizgicisi oldu, ve en sonunda çok daha prestijli olan "düzeltmenlik" görevine getirildi. Bu eylemleri sayesinde o günün çeşitli yazarları ile ilişkiye geçti; ve nihayetinde akademik bir kökeni olmamasına rağmen, tam bir bağımsızlıkla araştırmalarını sürdürmesine olanak tanıyacak bir burs kazanmayı başardı. Bu onun doğuştan gelen zekasının bir gücüydü.

Yıllarca doğum yeri Besançon ile Paris arasında mekik dokuyan Proudhon asla başkentin çekiciliklerini takdir edecek kadar olgunlaşmadı. Bununla beraber, alfabenin harfleri ve Pazar gününün tatil günü olmasının önemi üzerine makaleler yazarak, inceleme araştırmalarına devam etti. Bu sonraki makalesinde anarşist geleceğinin parıltıları o kadar belirgindi ki, makalesi bronz madalya kazanırken, mali destekçisi [sponsoru] radikal düşüncelere kayması nedeniyle onu uyarmaktaydı. Bu arada iki ortağı ile birlikte kendi basımevini kurarak, kendisinin ve diğerlerinin çalışmalarını yayınlamaya başladı. Ama açıkça siyasi olan ilk eserini yayınlamak için diğer yayıncıları tercih etti. What is Property? An Inquiry into the Principle of Right and of Government [Mülkiyet nedir? Hak ve Yönetim İlkeleri Üstüne İnceleme] adlı eseri ilk defa Proudhon'un kamuoyu önünde tanınmasını --bazıları pek olumlu olmasa da-- sağladı. Kendine has bir jestle, kendisine burs sağlayan ve kendi ihsanları sonucunda yazdığı ürünle skandala yol açacağı kesin olan kitabı Besançon Akademisi'ne atfetti. Bu çalışmasında, "kendi payına hiç bir çaba harcamadan başkalarının emeğini sömürmek için mülkiyetini --üretici olmayanın üreticiye dayattığı; faiz, tefecilik ve kira olarak ayırdedilebilen mülkiyeti-- kullananı suçluyordu. "Malik olma" [kullanım hakkını elinde bulundurma, ing. possession] anlamındaki mülkiyete, yani insanın çalışması ve yaşaması için gerek duyduğu ev, toprak ve araçları kontrol etme hakkına karşı hiç bir düşmanlığı yoktu; bunu özgürlük için gerekli temel taşı olarak değerlendiriyor ve bunu tahrip etmeyi hedeflemesi nedeni ile Komünizmi eleştiriyordu" (Woodcock, 1956, s.45). Proudhon'un fikrini anlamak için, malik olma ile mülkiyet arasındaki farkı; [yani] yalın bir ifade ile bir aşığı malik olan, kocayı ise mülk sahibi olan şeklindeki karşılaştırılmasını kavramak gerekir! (Proudhon, 1994, s.36). Proudhon için Mülkiyet yasal bir kavramken, Malik Olma ise bir gerçektir.

Godwin'e benzer bir şekilde mülkiyete karşı saldırısını adalet kavramı üzerine oturtur: "Ben bir sistem kurmuyorum. Ben ayrıcalığın sona erdirilmesini, köleliğin kaldırılmasını, hakların eşitliğini ve yasanın geçerli olmasını talep ediyorum. Adalet, herhangi [sıradan] bir şey değildir. Bu fikrimin alfası, omegasıdır" (Woodcock, 1956, s.46). "Emeğin tek başına değerin temeli olduğunu, ama bunun emekçiye mülkiyet hakkı tanımadığını, çünkü onun emeğinin ürünün yapıldığı malzemeleri yaratmadığını savunur. 'Ürünlere [erişim] hakkı genele açık değildir; araçlara [erişim] hakkı ise genele açıktır' " (a.y., s.47). Proudhon İskoçyalı politik iktisatçı Thomas Reid'den şu alıntıyı yapıyor: "Yaşama hakkı yaşam araçları [-na erişim] hakkı demektir, ve masum bir insanın yaşama hakkına saygı [gösterilmesini] gerektiren adalet kuralı, aynı zamanda yaşam araçlarından yoksun bırakılmamasını da ifade eder: bu iki hak eş derecede kutsaldır ... Başkasının emeğini engellemek, onu zincire vurmak veya hapse tıkmakla eş olan bir haksızlığı ifade eder, ve aynı gücenme [duygusunu] hareketlendirir" (Proudhon, 1994, s.46-7). Proudhon bu ilkeyi kabullenir, ve bu uslamlamayı [mantıki çıkarım yapmak] mantıki sonuçlarına vardırır. Eğer yaşama hakkı varsa, yaşama araçlarına [erişim] hakkı da olmalı; ve yaşama hakkı herkes tarafından eşit bir şekilde paylaşıldığı için, yaşama araçlarına [erişim] hakkı da eşit bir şekilde paylaşılmalıdır. Proudhon şöyle uslamlıyordu: "İnsanın yaşaması için emeğe ihtiyacı vardır; sonuçta, çalışabileceği araçlar ve malzemelere gereksinimi vardır. Onun üretme gereksinimi onun hakkını oluşturur; ve onun hakkı, benzer anlaşmalar yaptığı arkadaşlarınca garanti altına alınır" (a.y., s.54). Böylece toplum, mülkiyeti korumak için değil üretim araçlarına erişimi korumak için şekillendirilir.

Proudhon için mülkiyet ve toplum birbiriyle uyuşmaz. What is Property'nin ikinci bölümünde Proudhon şunları yazıyor: "Mülkiyet ... toplumun dışında varolan bir haktır; çünkü eğer her bir [insanın] refahı toplumsal refah olsaydı, koşullar herkes için aynı olacaktı ... Bu nedenle eğer biz özgürlük, eşitlik ve güvenlikle ilişkiliysek, biz mülkiyetin hatırı ile ilişkili değiliz; böylece eğer mülkiyet doğal bir hak ise, bu doğal hak toplumsal değil, toplum-karşıtı bir haktır. Mülkiyet ve toplum birbiri ile kesinlikle uyuşmaz. İki mülk sahibini birbiriyle ilişkilendirmek, iki mıknatısı zıt kutuplarından birleştirmek gibi bir şeydir. Ya toplum ortadan kalkmalıdır, veya [toplum] mülkiyeti ortadan kaldırmalıdır" (Proudhon, 1994, s.42-3).

Bu görüşün merkezinde eşitlik ilkesi bulunmaktadır. Haklar, tanımsal olarak, eşit haklardır. Özgürlük herkes için özgürlük olmalıdır, çünkü, "Özgürlük insanın asli [ilk] halidir; özgürlükten vazgeçmek insanın niteliğinden [nitelikli olmasından] vazgeçmek demektir" (Proudhon, 1994, s.38). Bu görüşü ilk kısmın sonunda, ikinci bölümde özetler; " ... özgürlük mutlak bir haktır, çünkü insan için mühim olan [kendisi üstünde] hakimiyet kurulamamasıdır; varoluşun mutlak [gerekli] şartı [olan] eşitlik mutlak bir haktır, çünkü eşitlik olmadan toplum var olamaz; güvenlik mutlak bir haktır, çünkü her insanın gözünde kendi özgürlüğü ve yaşamı diğerlerininkiler kadar değerlidir. Bu üç hak mutlaktır; yani toplumun her üyesi verdiği kadarını aldığı için, hiç bir azalmaya veya artışa maruz kalmaz --yaşamda ve ölümde; özgürlüğe özgürlük, eşitliğe eşitlik, güvenliğe güvenlik, vücuda vücut, ruha ruh" (Proudhon, 1994, s.42). Bu toplumla evlenme sözü vermeye eş değerdir. Bu evliliği korumak için, sahiplik anlamında mülkiyet ortadan kaldırılmalıdır; çünkü savaş, şiddet, suç ve diğer toplumsal hastalıklar hep bu mülkiyet eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır.

Bu mülkiyet görüşü, Woodcock'un dikkat çektiği üzere köylülerin mülkiyet ilişkilerine bakış açısını yansıtır. Proudhon 19. yy.'ın sanayileşmesi hakkında çok az bilgiye sahipti. Onun deneyimleri bir köylü ve bir küçük dükkan sahibi olaraktı. Bununla beraber, [onun bakış açısı] tarımsal bir toplumdan sinai bir topluma geçiş hakkındaki temel noktaları kavrayan bir bakış açısıydı, ve de açıkça pekçok çağdaşının paylaştığı bir bakış açısıydı. What is Property'nin ona sağladığı ün, hayatının geri kalanında onu radikal siyasetin ön saflarına doğru iteledi --aslında bütün bir 19. yy.'da ve İspanya İçç Savaşı'nda da. 1848 devrimleri patladığında Marx'tan daha iyi tanınan ve çok daha etkili bir şahsiyetti. Ünü 1848'de, daha sonra konuşmalarında işçi sınıfının artan gücüne dikkat çekeceği, Ulusal Parlamento'ya seçilmesine yol açtı. 1842 gibi erken bir tarihte Proudhon şunu ifade ediyordu: " 'İşçiler, emekçiler, halktan insanlar, reform girişimi sizindir ... Yeni sosyalist devrim ... işyerlerindeki savaşla başlayacaktır' diye günlüğüne yazıyordu; ve Latin Sendikalizminden İspanyol İç Savaşına kadar yankılanacak şu ek düşüncelerini not ediyordu: 'Eğer siyasi bir devrim aracılığı ile oluşursa, toplumsal devrim ciddi fedakarlıklar yapacaktır' " (Woodcock, 1992, s.149).

Proudhon'un düşüncelerinin ana temaları çalışmalarının çoğu boyunca değişmemiştir. Yukarıdan siyasi devrimi eleştirmiş, Marksist gelenekten devrimcilerin saplanıp kaldığı sosyalist görüşün karanlık yanlarını açıkça ortaya koymuştur. Ne amaçla organize edilmiş olursa olsun merkezi hükümet, merkezsizleşmiş ve karşılıkçı [ing. mutualist] ekonomi tarafından karşı çıkılması gereken bir şeytandır. Çalışmalarında hep gözlenen federalist tema, gelişmekte olan ulus devletlerin merkezileşmesine karşı çıkmak için tasarlanmıştır. Bu federalizm ABD veya İsviçre'de takip edilen federalizmden oldukça farklı olan bir federalizmdi. Bu, yukarıdan "gelen" [ing. devolve, intikal eden] [bir güçten ziyade], gerçek gücün yerel düzeyde konuşlandığı bir federalizmdi. Nihayet, işçi sınıfını, en sonunda kendi özgürlüğünü kazanacak özerk bir devrimci güç olarak tanımlıyordu.  

21.09.2004 23:25:06
Proudhon'un temel düşüncesi, adalettir. Proudhon'daki adalet düşüncesi, bireysel sınırları aşmakta, toplumsal yaşamı kapsamaktadır. Yalnız onun sözünü ettiği adalet, daha çok, tanrısal adalet olarak belirmektedir.. "Toplumları yöneten bu adalettir, siyasal yaşamın merkezi de odur." Proudhon, bu adaletin gereklerinden hareket ederek özel mülkiyete karşı çıkar. Mülkiyet insanların zararınadır; çünkü işsizliği, üretim fazlasını, iflasları, yıkımları o doğurur. Proudhon, bir yandan özel mülkiyete karşı çıkarken bir yandan da, kollektif mülkiyet kavramını eleştirir. Ona göre, liberal rejimde güçlüler zayıfları sömürmekte, komünist rejimde ise zayıflar güçlüleri ezmektedir. Öyleyse mülkiyet olmamalıdır.

Proudhon'a göre, birbirlerinin özgürlüklerine saygılı insanlar arasındaki tek ilişki özgür biçimde yapılmış bir sözleşmenin getirdği zorunluluklara dayanan ilişkidir. Kendi hukuk kurallarına göre kurulmuş olan ve bireylerin yetkisini aşan devlet her türlü meşru temelden yoksundur. Zaten otorite demek baskı demektir; üstün iktidar demek, mutlak iktidar demektir. Bu böyle kabul edilince otoritenin savunucuları ister tutucu olsunlar ister sosyalist bunun o kadar önemi yoktur. Proudhon "insanın insan tarafından yönetilmesi köleliktir" der ve ekler "parti olmamalı, otorite olmamamalı, bunların yerine insanın ve yurttaşın mutlak özgürlüğü olmalı". Bu sözler Proudhon'un anarşizmini açık saçık ortaya koyan örneklerdir.

Proudhon'un iddialı anarşizmi, mülkiyet konusunda yazdıklarından da anlaşıldığı gibi temelsiz değildir. Anarşi "pozitif"tir. Bu anarşide "özgürlük, düzenin kızı değil, düzenin anadıdır".

Proudhon yaşamın temel kuralı olarak karşıtlığı, uzlaşmazlığı alır. Hegel'in çelişkilerin bir sentezde çözümlendiği konusundaki düşüncesine karşı çıkar. Proudhon "karşıtlık çözümlenmez" der. Ona göre devlet, birbirine karşı toplumsal güçlere egemen olmak için bütün özel girişimleri yok etmeye çalışmaktadır. Oysa her türlü dış müdahaleden, koruyucudan kurtulmuş bir toplumda denge kurulabilir. Pozitif Anarşi iktisadın siyasete üstünlüğü ile sağlanacaktır, hükümet iktisadi organizma içinde eriyip yok olacaktır.

Proudhon, ailenin, törelerin ateşli savunucusudur. Törelerin dokunulmazlığı, evliliğin kutsallığı, ailenin düzeni söz konusu olduğunda tutucudur. "Aile kurumuna yapılan her saldırı adalete karşı, halka, özgürlüğe ve devrimme bir saldırıdır" der. Burjuvaziyi, ahlakı elinde tuttuğu için değil, onu özünden ayırdığı için eleştirir ve aileyi küçük düşürdüğü için suçlar.

Öte yandan adalete olan sarsılmaz inancı onu şiddete dayanan bir devrim önermekten de alıkoyar. Pozitif Anarşizm barışçı bir evrimciliği öngörür. Proudhon "kendi olanaklarımız ölçüsünde adaleti gerçekleştirerek bu evrimi hızlandırmak bizim elimizdedir" der.

Etkisi derin ve uzun süreli olan Proudhon "Anarşizmin babası" ve en etkili temsilcisi sayılır. Proudhon'un bireysel özerklik savunusu hala etkisini duyurmaktadır. Marksçılığa karşı çıkanlar için Proudhon'un düşünceleri dayanak olmuştur. Proudhon, sentezin karşısına dengeyi, zorlamanın karşısına özgürlüğü koyarak Karl Marks'tan ayrılır.
 

22.09.2004 13:36:58
Biraz Jean-Jacques Rousseau-nin  toplum sözlesmesini animsatti bana.

deniz 22.09.2004 18:00:35
Proudhon büyük adammış.

Düşüncesinin temeline adaleti oturtması onun anarşizm gibi büyük bir ideali yaratmasına yardımcı olmuş. ayrıca döneminin devrimci yaklaşımlarından daha bireyci ve özgürlükçü tavırlar geliştirmiş olması, daha o zamandan marksizmin geleceğini görebilmesi gibi çok iyi tespitler yapmış

23.09.2004 14:49:53
Dusuncenin temelinde adalet yoktur ama bu biraz hayal geldi bana..dusuncenin temelinde gercekler vardir

deniz 25.09.2004 20:41:06
dostum, düşüncenin temelinde adalet vardır demiyorum.

proudhon'un düşüncesinin (anarşizm görüşünün) temelinde adalet vardır diyorum.

26.09.2004 18:04:42
PROUDHON VE ANARŞİZM
Proudhon'un Liberter Düşüncesi ve Anarşist Hareket
 

Pierre Joseph Proudhon'un çalışmalarını okumam yirmi yılı buldu. Bakunin, Kropotkin, Malatesta ve Goldman, hepsi bana oldukça aşinaydılar; peki "Anarşizmin Babası" hakkında bu kadar suskun olmam nedendi?. Bu kısmen Marks'ın çalışmalarının kamuoyu üstündeki genel etkisine bağlanabilir. Marks Proudhon üzerinde kıyıcı işler yaptı, ve Hal Draper gibi Marksistler Proudhon'u otoriter veya faşist eğilimli olarak gösterecek bağlamından koparılmış alıntılar yaptılar veya utanç verici açıklamalar ortaya çıkardılar. Proudhon'un "tutarsız" olduğunu  veya "pek de anarşist olmadığı"nı iddia eden anarşistler de var. (01) İngilizce konuşan liberterler arasında, P.J. "mülkiyet hırsızlıktır" ifadesi ve hükümeti kınaması, ve de birkaç ufak tefek şeyle bilinmektedir.

Onun çalışmalarını en sonunda okuduğumda, "tutarsız" veya "pek de anarşist olmamak" bir yana, "Besancon'lu Bilge" [bende] pratik olan ve ütopik karşıtı bir anarşizm olarak gözüktü --Mevcut toplum içindeki potansiyellere dayanan, dışardan dayatılan bir doktrin veya ideoloji olmayan bir anarşizm. Proudhon'un anarşizm algısı özgün olduğuna ve diğerleri ondan türediğine göre, eğer bu sonraki varyasyonlar orijinal olandan önemli bir şekilde farklılaşıyorlarsa, o zaman belki de bu değişikliklerinin olumlu veya "ilerici" bir doğaya sahip olup olmadıkları sorgulanmalıdır. Anarşizmin tarihi, genel olarak Proudhon ve Bakunin'in oluşum dönemi kolektivizmden anarşist komünizme ve sendikalizme doğru yönelen doğrusal bir ilerleme olarak görülür. Ancak tarihte daha sonra gerçekleşen herşeyin, daha önce olanlardan ne daha iyi olması ne de bir gelişmeyi ifade etmesi birer zorunluluktur.

Halk zihninde, anarşizm fanatiklerin veya teröristlerin mantık dışı doktrindir. Ancak Proudhon'un anarşizmi mantıksal, şiddet karşıtı ve ütopik olmayan bir anarşizmdir. Ancak, "eylemli propaganda" dönemi olumsuz anlayışı için zemin hazırlamıştır. Orijinal olarak algılandığı şekliyle anarşizm [kendisinin] tam karşıtına dönüştü. Bu tarihte hiç de sıradışı bir şey değildir; orijinal Hristiyanları ve Engizasyonu, Nietzsche ve "Nietzschecileri" bir düşünün.

Anarşizmin özgün anlayışından tamamen farklı bir şeye dönüşmesi, yanlızca akademik ilginin alanında olan bir şey değildir. Levithan Devlet ve Yeni Dünya Düzeni'nden beri, tarihimizdeki en büyük meydan okumalarla karşı karşıyayız. Ancak kitlesel bir hareket bizi kurtarabilir. Bölünmüş bir halk asla bu işi başaramaz. Proudhon'un felsefesi bu tip bir hareketin yapılandırılabileceği temeli sağlamaktadır. O, popülizm ile liberterlik ve "sol" ile "sağ" liberterlik arasında bir köprü kuran ender düşünürlerden birisidir.




NE ANLAMA GELİR?

Kamuoyu anarşizmin kaos veya terörizm anlamına geldiğini düşünür. Ancak anarşist olduğunu iddia eden pekçok insanın da anlamı konusunda kafası karışıktır. Bazıları anarşizmin yapmak istediğin herşeyi yapma hakkının olduğunu benimseyen bir doktrin olduğunu düşünür. Bazıları ise saf anarşist ütopyanın --bir nevi dünyevi bir barış ve özgürlük Cennet'e-- erişilecek günü düşler. Bunların hiç biri Proudhon'un düşüncesi değildir. "Anarşi" saf veya mutlak bir özgürlük durumu değildir, çünkü saf anarşizm sadece bir ideal veya efsanedir.

"(Anarşi) ..., insani hükümet ideali, ... bu ideale erişene kadar yüzyıllar geçecektir, ancak bizim yasamız o yönde ilerlemektir, o amaca hiç durmadan giderek yaklaşmaktır, ve bu nedenle ben federasyon ilkesini destekliyorum. (02) ... hükümet veya otoritenin bütün izlerinin ortadan kaybolması olası değildir ..." (03)
Proudhon, halkın otoritenin rolünü en aza indirgemesini arzular; sürecin bir parçası olarak, bu anarşiye yol açabilir de açmayabilir de. Sonuç, sürecin kendisi kadar önemli değildir.
"(Anarşi) kelimesiyle, siyasi ilerlemenin en aşırı sınırına işaret etmek istedim. Anarşi ..., bilim ve hukuğun gelişmesiyle oluşan özel ve kamusal bilincin tek başına düzeni sağlamaya ve tüm özgürlükleri garanti etmeye yeterli olduğu bir hükümet veya anayasa biçimidir. ... Polis, önleyici ve baskıcı yöntemler memuriyetliğinin, vergi v.b. kurumları en aza indirilmiştir; ... monarşi ve yoğun merkezileşme ortadan kaybolur, [bunun yerini] komüne dayanan federal kurumlar ve yaşam tarzı alır." (04) (NOT: "Komün" belediye anlamına gelir).
Gerçek dünyada, tüm mevcut siyasi anayasalar, anlaşmalar ve hükümet biçimleri uzlaşma ve dengeye dayanır. Bu iki terimden hiç birisi, [yani] ne Otorite ne de Özgürlük ortadan kaldırılamaz; anarşinin amacı yanlızca otoriteyi azami şekilde sınırlamaktır.
"Tüm örgütlü toplum biçimlerinin temelini oluşturan iki ilke, [yani] Otorite ve Özgürlük [ilkeleri], bir yandan devamlı bir çatışma hali içinde birbirlerine karşıttırlar; öte yandan da hiç biri bir diğerini ortadan kaldıramaz veya [bu karşıtlığı] çözüme kavuşturamaz, bu ikisi arasında bir tür uzlaşma olması gereklidir. Hangi sistem tercih edilirse edilsin, bu ister monarşik, demokratik, komünist veyahut anarşist olsun, [bu sistemin] ömrü karşıt ilkeyi hesaba katma derecesine bağlı olacaktır." (05)
"... yani monarşi ve demokrasi, komünizm ve anarşizm, bunların hepsi kendi kavramlarınının saflığı içinde kendilerini gerçekleştiremezler, karşılıklı olarak ödünç almalarla bir diğerini tamamlamak zorundadırlar. Burada herhangi bir karşıt görüşü dinleyemeyecek fanatiklerin hoşgörüsüzlüğünü azaltacak bir şeyler kesinlikle vardır ... Onlar, o zavallı biçareler, kendi ilkelerine vefasız olmaları gerektiğini, [yani] siyasi imanlarının bir tutarsızlıklar [toplamı bir] doku olduğunu, .... aykırılıkların [çelişmelerin] tüm programların kökünde yattığını öğrenmelidirler." (06)

Mutlak anarşiyi redderek ve açık uçlu bir süreci tercih ederek, Proudhon tüm mutlakçılık ve ütopyacılık biçimlerini yermişti. Ütopyacılığın tehlikeli olduğunu ve mutlakçılığın bir ürünü --somut gerçeklikle zihnin soyut ürünlerini ayırd etmekte başarısız olan bir düşünce biçimi-- olduğunu düşünür. Anarşist kuram açık uçlu, "gevşek" olmalıdır. Ne katı-köşeli bir determinizm [gerekircilik] ne de "tarihin zorunlu aşamaları" vardır Proudhon'a göre.
"... yazarlar pratiği kuramdan, gerçeği idealden ayırt etmekte başarısız olan, yanlış olduğu kadar da tehlikeli olan siyasi bir varsayımı yanlış bir şekilde kabullenmişlerdir, ... her gerçek hükümet zorunlu olarak bir karışımdır ..." (07)
"... pek az kişi bugünkü gidişatı savunmaktadır, ancak ütopyalardan tiksinme hiç de daha az yaygın değildir". (08)

Ütopya sadece tehlikeli bir efsane [mit] olarak kalmamakta, çalışan insanlar bu tip boş hayallerle kendilerini meşgul etmeyecek kadar pratik ve zekidirler.
"Halk aslında hiç de ütopyacı değildir, ... mutlak olana hiç inanmazlar ve tüm a priori [önsel, önceden mantıksal olarak çıkarımsanmış] sistemleri redderler..." (09)
Ortada kolay bir --Dünyevi Cennet-- çözüm yok; işler iyileşebilir, ancak biz yine de çalışmalıyız. İşte bu, entelektüellerin tüm süslü rüyalarının ve sistem-simsarlıklarının karşısında olan, onun katı gerçekçiliğidir. Yoksunluk [ing. destitution, aşırı yoksulluk] değil, yoksulluk --ki bununla lüksün olmamasını ifade eder-- iyi bir yaşamın temelidir.
Mutlakçılığı reddederken, Proudhon asla özgürlük sorunu hakkında laf kalabalığı yapmamıştır. Eşitliği özgürlüğün karşısını koyan, ve birincisi için bu ikincisinin kısıtlanmasını talep eden modern solun aksine, Proudhon kararlı bir liberterdir:

"Lois Blanc cumhuriyetçi sloganı tersine çevirecek kadar ileri gitmişti. Artık Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik dememektedir; o Eşitlik, Kardeşlik, Özgürlük! ... Eşitlik! demektedir. Ben bunun --ne kurama ne de sınırlamaya gereksinimi olmayan-- Özgürlüğün doğal bir ürünü olduğunu düşünüyordum. (10) ... yerel iktidarın gücünü çoğaltarak vergilerin, merkezi otoritenin kaldırılması. İşte Jakobenlikten ve Komünizm'den kaçınmanın yolu burada yatar." (11)
PROUDHON'UN DEVRİMİ
Proudhon anarşist toplumu nasıl tanıtmaktadır? Ütopyacı projelerle veya sil baştan bir devrimle değil,

"bu devasa makinanın, ... Devlet'in çarklarını birbiri ardına küçülterek, basitleştirerek, merkezsizleştirerek ve bastırarak, ekonomik sistemdeki siyasi veya hükümetsel sistemin yok olmasına yol açmak, onu dağıtmak, batırmak." (12)
"devrimci eylemi toplumsal reformun bir aracı olarak öne sürmemeliyiz, çünkü bu sahte araçlar[-ın kullanılması] basitçe zora veya keyfiliğe başvurmak olacaktır, kısacası bir çelişki olacaktır. Ben şahsen sorunu şöyle ortaya koyuyorum; toplumdan alınan refahı ekonomik bileşimle topluma geri verilmesini sağlamak." (13)

"Biz barışçıl bir devrim istiyoruz ... devirmekten sizi sorumlu tuttuğumuz kurumları bizzat kullanmalısınız ... öyle ki, yeni toplum adeta eskisinin kendiliğinden, doğal ve zorunlu bir gelişimi olarak görülecektir; ve devrim, eski düzeni ortadan kaldırırken, yine de ondan kaynaklanacaktır." (14)

Proudhon bir devrimciydi, ancak onun devrimi şiddet içeren bir ayaklanma veya bir iç savaş demek değildi; daha ziyade toplumun dönüştürülmesi demektir. Bu dönüşüm doğası itibariyle temelde ahlakidir ve değişimi isteyenlerden en yüksek etiğe sahip olmalarını talep eder:
"Küçük reformlar, veya küçük ekonomiler veya küçük hatalar diye bir şey yoktur. İnsanın yaşamı, toplumun devamlı bir reform içinde olduğu bir savaşımdır, o nedenle reform yapalım ve durmaksızın reform yapmaya devam edelim." (15)
Kendini algılayışı ılımlı bir kişidir; senden-daha-ahlaklı, sizden-daha militan olma tavırlarıyla meşgul olmaya gereksinimi duymamıştır.
"Ben düzenin en büyük sanatçılarından birisiyim, en ılımlı ilericilerden birisiyim, bugüne kadar yaşayan en az Ütopist olan ve en pratik reformcularından birisiyim." (16)
 

deniz 26.09.2004 19:36:30
bayılıyorum bu adama  :sevgi:

saol marcos. çok iyi bir metin di.

kaynağı ve yazarını öğrenebilir miyim ?

27.09.2004 10:18:20
eywallah dostum ama ögrenemessin cunku unuttum  Wink  

27.09.2004 22:48:52
Anarşizmin Babasi: Proudhon

Fransiz düşünürü Pierre Joseph Proudhon (1809-1865), iktisadi doktrinler tarihi içinde, anarşizmin babasi olarak nitelendirilebilir. Siyaset bilimi alaninda anarşizm deyimini ilk defa kullanan da Proudhon olmuştur.Bu niteliğini bütünleyen bir diğer özelliği de tekelleşmenin ağir baskisi altinda ölmeye mahkum duruma düşen ve “ölmek istemeyen orta siniflarin sözcüsü”olmasidir. Nitekim, anarşizm, özü itibariyle bir orta sinif (küçük burjuva) ideolojisidir. Lenin’in “Çocukluk Hastaliği…” isimli kitabinda belirlediği gibi,  “kapitalizmin hoyratliklari karşisinda çilgina dönen küçük burjuva da, anarşizm de kapitalizme özgü birer olgudur. Bu tür bir devrimciliğin kararsizliği, boşluğu, hizla teslimiyete, duyarsizliğa, boş fanteziye ve hatta moda olan şu veya bu çeşit burjuva eğilimi yönünde çilgin bir tutkuya dönüşme özelliği herkesçe bilinmektedir.”

Proudhon, yalnizca despotik iktidara değil, her türlü demokratik iktidara da karşi çikmiştir. 1848’de Fransa’da genel oy hakkinin sağlanmasina “insanin insan tarafindan daha çok yönetilmesi” olarak gördüğü için karşi çikmiştir.


Pierre Joseph Proudhon (1809-1865)

Bu yöndeki düşüncelerinin uzantisi olarak işçilerin siyasal parti içinde örgütlenmelerine karşi çikmiş; “iktidar, tiranlik kalesinin araci ise partiler onun hayati ve düşüncesidir” görüşünü savunmuştur.Nihayet, işçilere seçimlerde çekimser davranmayi öğütlemekle meydanin varlikli siniflara kalmasina hizmet etmiştir.

Proudhon’un örgütlü işçi hareketi karşisindaki tavri, büyük baliklarin küçük baliklari yuttuğu bir ortamda, birleşerek kolay yutulur lokma olmaktan kurtulan küçük baliklara kizan ortanca baliklarin halini hatirlatmaktadir.

Proudhon, işçi sinifi için hiç bir kurtuluş yolu tanimaz. “Sefaletin Felsefesi” isimli kitabinda, bu yöndeki iddialarini, grevci işçilerin kurşunlanmalarinin meşru olduğu yolunda ideolojik fetva vermeye kadar vardirir. Ona göre “işçiler hükümdar olmadiklari sürece esir kalmak zorundadirlar”.

Proudhon’un “iki kere ikinin dört ettiği kadar doğru” olduğunu ileri sürdüğü bu görüşlere, “Felsefenin Sefaleti” isimli kitabinda yanit veren Marks, “Bay Proudhon’un söyledikleri içinde yalnizca iki kere ikinin dört ettiği doğrudur” der.




[4] V. Ý. Lenin, “An Infantile Disorder”, Selected Works, Moskova, Progress Publishers, 1968, s.525.

[5] P. J. Proudhon, Les Confessions d’un révolutionnaire, (1849), M. Rivière, Paris, 1929, s.339-340.

[6] P. J. Proudhon, Système des contradictions économiques et philosophie de la misère, M. Rivière, Paris,1923, cilt:I, s.151-152.
 

29.09.2004 12:27:47
Kesinlikle Komunizmin icinde diyorum itiraz ediyorsunuz ya anarsist aradaslar.

17.10.2004 22:41:49
ne kaybettim? Tam bir bilanço çıkarırsam,hiçbir şey diyebilirim.Üç yıl önce bildiğimin on katını biliyorum ve on kat daha iyi biliyorum; Ne kazandığımı biliyorum ama ne kaybettiğimi gerçekten bilmiyorum.

                                  pierre joseph proudhon

17.10.2004 22:56:29
Proudhon: Gelecekteki hükümet biçimi ne olmalıdır?
  Bazı okurlarımın şu yanıtı verdiklerini duyuyorum.
-Böyle bir soruyu nasıl sorabilirsin?Sen bir cumhuriyetçisin.
-Bir cumhuriyetçi!Evet ama bu sözcük hiç bir şeyi ifade etmez res publica;
 Yani kamusal olan.O halde,kamu meseleleriyle ilgilenenherkes hangi yönetim biçimi olursa olsun,kendine cumhuriyetçi diyebilir.Krallar bile cumhuriyetçidirler.
-O halde,sen bir demokratsın.
-Hayır
-Peki o zaman nesin.
-Ben bir anarşistim.

                                                  pierre joseph proudhon
 


Sayfa: [ 1 ] 2