|
||
| "Seni değil, Stalin'i istiyoruz!" Cumartesi günü Rusya'da yaklaşık 250 bin kişi, Komünist Parti'nin örgütlediği eylemlerde Putin'i ve Putin hükümetinin yeni yıkım planını protesto etti. Kitleler, emeklilerin ücretsiz toplu taşıma ve ilaç hakkını sınırlayan yeni sosyal yıkım planını protesto etmek için 70 kentteki 200'den fazla merkezde Lenin ve Stalin posterleri ile Putin'i uyardılar: "Seni değil, Stalin'i istiyoruz!" Lenin heykeli önünde yaklaşık üçbin kişiye konuşan RFKP lideri Zuganov, "Kitleler, bugün omuz omuza durarak, iktidarın gerçek öznesi olduklarını anladılar ve hissettiler" açıklamasını yaptı: "Ulusal çıkarlarımızı savunan bir hükümet kurana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz" Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin çözülüşünün ardından gündeme getirilen en büyük sosyal yıkım planının mimarı olan Mihail Fradkov Hükümeti'ni düşürmek için Komünist Parti ve ulusal sol çizgisi ile öne çıkan Rodina (Anayurt) Partisi güvenoyu yoklaması istemiş, 450 kişilik Duma'da hükümetin aleyhine 112 oy çıkmış ve 300 sandalyeye sahip olan ve Putin'e yakınlığı ile bilinen ülkenin en büyük partisi konumundaki "Yedinaya Rassiya" (Birleşik Rusya) partisi oy kullanmayarak bir anlamda hükümeti kurtarmıştı. Karşı gösterilere katılanlara sinema bileti Kremlin'e yakın siyasi çevreler ise, önemli merkezlerde karşı devrimci gruplarla komünistlere karşı Putin yanlısı eylemler örgütlediler. Bazı haber ajansları, örgütçülerin bu eylemlere katılacak gençlere sinema bileti vaad ettikleri iddialarına yer verdiler. Burjuva siyasetinin ve Putin'in kitle desteğini ve inandırıcılığını hızla yitirdiği tartışılan olgulardan bir diğeri. Putin milliyetçi söylemlerle toplumsal alanı kapsamaya çalışırken, Putin'in de desteğini alan hükümet sosyalizmin bütün sosyal, siyasal ve ekonomik kazanımlarını geri alarak, ülkenin kapitalizme entegrasyonunu tamamlamaya çalışıyor. ABD ve AB emperyalizmi ile işbirliğinin öne çıkarıldığı bir dönemde burjuva siyasetinin bu tavrının gerilimlere gebe olduğu anlaşılıyor. Sosyalizme ve SSCB'ye sahip çıkan Sovyet halklarının tepkisi ise, devrimci karakterini büyük ölçüde yitiren RFKP'yi fazlasıyla aşıyor, devrimci güçleri göreve çağırıyor. SolHaber.net |
||
|
||
| Evet hadi bakalım devrimci blok! Gösterin hünerlerinizi... Tüm ezilen halklar gerekli kıvılcımı beklemekte! |
||
|
||
| ne güzel laf yaw. "seni değil stalini istiyoruz!" ben kendimi istiyorum açıkçası. başka bişey değil. |
||
|
||
| Bush'la Putin anlaştı. Slovakya'nın başkenti Bratislava'da biraraya gelen Bush'la Putin "İran ve Kuzey Kore'nin nükleer silahlara sahip olmaması gerektiği konusunda" anlaştılar. ABD Başkanı George Bush ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Slovakya'daki zirvenin ardından nükleer terörizmle mücadelede işbirliği mesajı verdi. Liderler, nükleer silahların yayılmamasına yönelik bir anlaşma da imzaladı. Irak'ta seçimleri yaparak meşruiyet sorununun çözümünde adım atan ABD, Lübnan eski başbakanının öldürülmesi ve İran'daki şüpheli patlamayla Ortadoğu'da yükselttiği tansiyonun ardından AB ve Rusya'yla istediği çizgide anlaşmalar yapıyor. Zirvenin nükleer silahlar kadar öne çıkan bir diğer gündemi Rusya'da demokrasi konusu oldu. Daha önce Dışişleri Bakanının ağzından Rusya'nın demokrasi sorununu gündeme getiren ABD, bu defa da Bush'un ağzından Putin'le polemik yaparak Rusya'yı zorladı. Bush özellikle "Hukuk devleti, azınlıkların korunması, hür basın, özgür muhalefet..." konularını öne çıkararak Amerikan yatırımlarının güvenceye alınması ve Rusya'nın iç politikasına müdahale için zemin oluşturmaya çalıştı. Putin ise kendi tercihinin asla sosyalizm değil burjuva demokrasisi olduğunu bir kez daha vurguladı. Hatta daha da ileri giden Putin, Amerikan petrol tekellerinin Rusya'daki yatırımlarını örnek gösterdi. Bu arada Suriye'nin Lübnan'daki askerlerini yeniden konuşlandırması ve BM'yle ortak hareket etmek istediğini açıklaması ABD'nin AB ve Rusya'yla anlaşmasının meyvelerinden biri oldu. SolHaber.net |
||
|
||
| Chavez: "Yoksulluğun çözümü Sosyalizmde…" Hugo Chavez, Cuma günü yaptığı konuşmada yoksulluk, sefalet ve eşitsizliğin çözümünün kapitalist sistemde olmadığını söyledi. Konuşmasında ülkelerin gelişmesini engelleyenin sadece dış borç ödemeleri değil, az gelişmiş ülkeler arasındaki birlikteliğin eksikliği olduğunu belirtti. Venezuella lideri Latin Amerika bölgesinde yoksulluğu yenmenin tek çaresinin sosyalizm olduğunu söyleyerek, kapitalizmden biran önce kurtulmak gerektiğinin altını çizdi. Chavez, Latin Amerika parlemontosu (PARLATINO) tarafından düzenlenen IV. Disiplinlerarası Forum organizasyonunun açılış konuşmasını yaptı. Forum bu sene "Sosyal Borç" başlığı altında gerçekleştiriliyor. Konuşmasında kapitalist neoliberalizmi sık sık eleştiren Chavez, katılımcılara kapitalizmden ve onun dünyayı yokoluşa sürükleyen politikalarından kurtulmanın gerekliliğini anlattı. Ayrıca Chavez, ABD'nin Venezuella'ya ve kendisine karşı gerçekleştirebileceği saldırılara karşı da uyanık olunmasını istedi. Bilindiği gibi ABD, Venezuella liderini bölgede kendi politikalarına karşı bir tehdit olarak görüyor ve Chavez'den bir an önce kurtulmak istiyor. SolHaber -------------------------------------------------------------------------------------------- KÜBA ABD'ye rağmen dimdik ayakta… ABD'nin Küba'ya uyguladığı ekonomik yaptırımların ve biyolojik savaş taktiklerinin faturası 130 milyar doları aştı. Meksika'nın Monterrey şehrinde gerçekleştirilen Küba ile Dostluk ve Dayanışma buluşmasında konuşan Küba Dostluk Enstitüsü başkanı Jose Estevez, ABD'nin ekonomik yaptırımlarının Küba'ya 80 milyar dolara mal olduğunu ve Küba tarımını hedef alan biyolojik savaş taktiklerinin faturasının 54 milyar dolara ulaştığını belirtti. 10. kez gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Estevez, ABD'nin kullandığı biyolojik silahların 3478 kişiyi öldürdüğünü, 1099 kişiyi ise ciddi olarak etkilediğini belirtti. Biyolojik silahlar adada özellikle tavuk, bal, pirinç, patates ve kahve üretimini etkiliyor. Ayrıca ABD'nin biyolojik saldırıları şeker, tütün ve muz üretiminin yapıldığı alanları hedef alıyor. Kullanılan silahlar insanlarda yüksek ateşe bağlı ölümlere yol açıyor. Estevez, Küba'nın birçok kez ABD tarafından planlanan ya da gerçekleştirilen terörist saldırılara maruz kaldığını belirtti ve ABD'nin özellikle son dönemlerde Küba'ya askeri müdehaleyi düşündüğünü ekledi. SolHaber |
||
|
||
| ABD Türkiye'de paralı asker arıyor Geçen hafta içerisinde gazetelere verilen ilanlarda ABD'nin Irak'taki üslerinde görevlendirilmek üzere güvenlikçiler arandığı belirtiliyordu. Kim tarafından verildiği belli olmayan ilanlara şimdiye kadar 5 binin üzerinde başvurunun olduğu söyleniyor. İlanda herhangi bir telefon veya adresin olmaması ve taşeron şirketin isminin de bulunmaması ve başvurularda iletişim adresi olarak yalnızca bir mail adresinin bulunması dikkat çekici. İlanın Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın izniyle verildiği ve hükümetin de olaydan haberdar edildiği de gelen haberler arasında yer alıyor. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri "paralı asker" nitelemesinin yanlış olduğunu söylerken, "güvenlikçilerin" Türk kamyonlarının güvenliğinin sağlanmasında da görevlendirileceğini vurguladılar. Başvuruların beş bin sayısına ulaşılması işsizliğin büyük boyutlara ulaştığı bir ortamda çok şaşırtıcı değil. ABD'nin Irak direnişi karşısında her geçen gün biraz daha zorlandığı ortamda hem kendi güvenlik gerekçeleriyle hem de çevre ülkelerin halklarını işgal suçuna ortak etmek amacıyla bu tür girişimlerde bulunması kaçınılmaz. Trabzon'da provokasyon ortamı sürüyor Trabzon'da bildiri dağıtan beş kişinin linç edilme girişimini protesto eden TAYAD üyeleri faşistlerin saldırısına uğradı. İskenderpaşa mahallesi Atatürk Alanı'nda Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) pankartı arkasında toplanan yaklaşık 30 kişi, 6 nisan Çarşamba günü bildiri dağıtırken linç edilmek istenen beş devrimciye destek vermek amacıyla basın açıklaması yapmak istedi. Basın açıklamasının yapılacağı alanda toplanan ve sayıları 200'ü bulan faşist güruh gruba saldırıken, bölgeyi saran "güvenlik" kuvvetleri, TAYAD'lıların linç edilmesini seyrederken saldırganlardan kurtulan TAYAD'lılar, KESK Trabzon Şubesi'ne sığındı. Medya olayı, "vatandaşların" TAYAD'lılara engel olması şeklinde sunarak, Genelkurmay'ın "sözde vatandaşlar" tezine dolaylı olarak sahip çıktı. Haberlere atılan "Trabzon'da arbede" benzeri başlıklar ise faşistlere verilen örtük desteği gösteriyor. AB ve ABD tarafları ile sınırsız işbirliği anlaşmaları yapan Türkiye burjuvazisi Türkiye'de siyaseti liberalizm ve faşizm ikiliğine indirgemeye çalışıyor. Burjuvazi, faşist kalkışmalara göz yumarak, aynı zamanda kaynayan kazanın buharını salmaya çalışıyor. Kendi muhalefetini "milliyetçilik" olarak seçen liberalizm ise, bu tercihini solla karşı karşıya gelmemek için kullanıyor. Patronlar asgari ücreti bile fazla buluyor Hafta içinde Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşen Ankara Sanayi Odası (ASO) üyeleri asgari ücretin bölgesel olarak belirlenmesini istedi. ASO Başkanı Zafer Çağlayan, görüşme sonrası yaptığı açıklamada Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerdeki asgari ücretlerin Muş, Hakkari, Ağrı gibi doğu illerindekilerle aynı olmasını eleştirdi. Zafer Çağlayan, "Geliri bin doların altında olan yerlerde, kademe getirmek kaydıyla, bölgesel asgari ücret uygulamasına geçilebileceğini Erdoğan'a bildirdiklerini" söyledi. Milli geliri bin doların altında olan yerlerdeki Çağlayan insanların çok daha düşük bir asgari ücretle, çok daha iyi bir iş imkanına kavuşabileceklerini ve 180 ila 190 milyon lira arasındaki bir ücretle Muş'ta, Hakkari'de, Ağrı'da, Bitlis'te ve Bingöl'de çok rahat geçinilebileceğini Erdoğan'a bildirdiklerini açıkladı. Çağlayan ayrıca zorunlu istihdamın kaldırılmasını istediklerini, zorunlu istihdamın serbest piyasa ekonomisi ile bağdaşmadığını ve kaldırılmasının yeni iş kapılarını açacağını" iddia etti. Bu rakamlarla nasıl "çok rahat geçinilebilineceğini" açıklama gereği duymayan Çağlayan iyi işten ne anladığı da anlaşılmadı. Bu mantık sınırlarını zorlayan sözlerinden sonra açıklamasına devam eden Çağlayan, Erdoğan'ın bu taleplere sıcak baktığını, en kısa zamanda bu konularla ilgili rapor sunacaklarını ve hükümetle yeni bir çalışma yapacaklarını bildirdi. Çağlayan istihdamın ve yatırımların da özel sektörce yapılacağını iddia etti. Çağlayan'ın 180 milyonla geçinilebileceğini iddia etmesi gerçekten cesaret işi ve bu cesareti de Erdoğan'ın tarzından almış görünüyor. Çünkü Erdoğan bir hafta önce simit ve çay denklemiyle 5 kişilik bir ailenin aylık giderini hesaplamıştı. Erdoğan'a göre simit ve çay 60 YKr. 5 kişilik aile bir öğünde 3, günde 9 YTL harcar bu da 30 günde 270 YTL'ye denk geliyor ve bir aile böylece bir ayı geçirmiş oluyordu. Burjuva basını bu haberi verirken takındığı tavrı da ilginçti. 180 milyonluk asgari ücret rakamını atlayan medya sadece ASO başkanının bölgesel ücret talep ettiğini duyurmuştu. Yüzde on büyümeden bahsedilen bir ortamda burjuvazinin işçi sınıfına saldırıyı bu kadar rahat bir şekilde gündeme taşıyabilmesi, yanıt görmeyeceğine ilişkin boş bir inançtan kaynaklanmaktadır. www.solhaber.net |
||
|
||
| KRUSHCEV'IN 50 YIL GİZLENEN SÖZLERİ MOSKOVA - Eski Sovyet lideri Nikita Sergeyeviç Kruşçev'in, Rusya Komünist Partisi'nin 20'nci kurultayında sunduğu Stalin'i kınayan raporu ve kurultayda yaptığı konuşma, 50 yıl sonra kamuoyuna açıklandı. Rusya Federal Arşivi'nde '50 yıl gizlidir' mührü bulunan bu rapor, Rusya Devlet Tarih Müzesi'nde açılan bir sergide yer aldı. Eski SSCB'yi uzun yıllar yöneten ve milyonlarca insanın ölümüne imza atan Stalin'in 'kutsal lider' gibi değerlendirilmesi ve tüm insanlardan üstün tutulmasının kınandığı raporda, 'tek adam' sisteminin sonuçları hakkında kurultay delegelerine bilgi verilmiş. Stalin'in ölümünden sonra SSCB lideri seçilen Kruşçev'in, kurultayda yaptığı ve artık yasağın kaldırıldığı ünlü konuşması şöyle: "Stalin'in ölümünden sonra biz on binlerce insanı cezaevlerinden çıkardık. Dostlarımızı kurtardık. Bu insanlar on yıllar boyunca kendilerini partiye (Komünist Partisi) adadılar, savaşlara katıldılar. Biz neden susmalıyız? Eğer susacak olsaydık, neden onları hapishanelerden çıkardık?" 'Lenin de uyarmıştı' Stalin dönemini 'facia' olarak adlandıran Kruşçev, şöyle devam ediyor: "Bu facianın suçlusu elbette Stalin'dir. Biz yoldaş Lenin'in ölümünden az önce yazdığı yazıları yayımlamak istiyoruz. Bu yazılarda yoldaş Lenin de, Stalin'in görevini suiistimal edebileceği uyarısında bulunarak, Stalin'in çok kaba biri olduğunu ve yoldaşlarla çalışamayacağını vurgulamıştı." Raporda, Stalin'in işlediği birçok suçu açıklayan Kruşçev, özellikle birçok parti yöneticisinin Stalin tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden öldürülmesini kınayarak, "Stalin olmasaydı 2. Dünya Savaşı da olmazdı" görüşünü savundu. Kruşçev'in hazırladığı raporun sonunda da, Stalin'in bir devrimci olmadığı savunularak, "O, her zaman takip edilme ve casus korkusuyla yaşayan biriydi" ifadeleri kullanıldı. Bir devri anlatan sergi Eski Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin 20. kurultayının 50. yıldönümü dolayısıyla açılan sergide, dönemin lideri Nikita Kruşçev'in Komünist Parti üye kimliği, şapkası, kalemi ve özel eşyalarının yanı sıra kurultaya ait çok sayıda belgeye yer verildi. Çelik adam: Stalin Josef Stalin (Yosif Visaryonoviç Cugaşvili), 1922'den, 1953'te ölene kadar Sovyet Rusya'nın liderliğini ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin liderliği anlamına gelen Genel Sekreterliği'ni yaptı. Lakabı olan 'Stalin' Rusça'da 'çelik' anlamına geliyor. 21 Aralık 1879'da Gürcistan'ın Gori kasabasında doğdu. Babası kunduracıydı. Gençken girdiği papaz okulundan devrimcilere katılmak üzere ayrıldı ve Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin Bolşevik kanadında yer aldı. İktidarı döneminde binlerce insan sürgüne gönderildi, görevden alındı. Dönemin en sert ideolojik mücadelesi Troçki'ye karşı sürdürüldü. 2. Dünya Savaşı sırasında parti liderliği, hükümet başkanlığı ve Sovyet orduları başkomutanlığı görevlerini bir arada yürüttü. 1941'de Hitler'in Sovyetlere saldırması üzerine müttefiklerin yanında yer aldı. Nazi Almanya'sına karşı kazandığı zafer uluslararası prestijini artırdı. 1953'te öldü. (aa, Radikal) Türkiye'yi de etkilemişti Kruşçev'in, 20'nci Kongre'de okuduğu Stalin'in suçları hakkındaki gizli rapor o yıllarda, tüm dünyadaki komünist harekette bir dalgalanma yaratmıştı. Çin Devrimi'nin lideri Mao Zedung sonradan bu kongreyi SSCB'de 'geri dönüş'ün başladığı tarih olarak ilan edecek ve tüm dünya komünist hareketi, Pekin-Moskova ekseninde büyük bir bölünme yaşayacaktı. Türkiye Sosyalist hareketi literatürüne 70'li yıllarda biraz da karikatürleştirilerek sosyal faşistler-Maocu bozkurtlar kavgası şeklinde yansıyan bu ayrışmanın kökeni 20. kongreye dayanıyordu. Nâzım Hikmet şiirini yazmıştı Nâzım Hikmet gizli raporun açıklandığı 20'nci kongreyi, sosyalizmin yolunun temizlenmesi için yapılan cesur bir özeleştiri olarak kavradı ve kongreyle ilgili yazdığı şiirlerde bunu Lenin'e geri dönüş kongresi olarak gördüğünü ifade etti. işte Nazım' Hikmet'in 'Yirminci Kongre' adlı şiiri: Yirminci Kongre'ye geldi Lenin, gülüyordu mavi, badem gözleri. Açılıştan önce girdi içeri. Kürsünün dibindeki basamağa oturdu ve başladı not almağa. Farkında bile değil heykelinin. Lenin'le aynı dam altında olmak, duymak elimizde, ferahlıyarak, akıllı elinin insanlığını. Yirminci Kongre'ye geldi Lenin. Sovyetler Birliği'nin üzerinde ak bulutlar gibiydi tanyerinde bereketli umutların yığını. 1956 (Nâzım Hikmet, Şiirler 6, sayfa 73) --------------------------------- Rus basınından yorum: Yüzyılın konuşması Kruşçev'in konuşmasıyla ilgili olarak Rusya'da yayımlanan Moscow Times gazetesinde, Richard Lourie imzalı bir yorum yazısı çıktı. Yazı şöyle: "Nikita Kruşçev, Stalin'i kınayan 'gizli konuşması'nı bundan 50 yıl önce yaptı. Kruşçev, Komünist Parti'nin 20. kurultayının son günü olan 25 Şubat 1956'da dört saate yakın konuştu. Oturum planlanmamıştı ve konuşmayı gizli tutmak için kısıtlı tutulmuştu. Ancak uzun süre sır olarak kalmadı. Polonya'daki yoldaşlar için yapılan çeviri, İsrail istihbaratı yoluyla CIA'e ulaştı. Mayısta, ABD Dışişleri Bakanlığı konuşmanın bir kopyasını The New York Times'a verdi. Gazete, bunu 4 Haziran'da yayımladı. Her ne kadar konuşmanın gizliliği kısa sürse de, ününün sürekliliği kanıtlandı. Kruşçev'in nutkunun, 20'nci yüzyılın en önemli konuşması olduğu rahatlıkla savunulabilir. Belki de, Churchill'in, 'kan, ter ve gözyaşı' vaat ettiği ya da FDR'nin (Franklin Delano Roosevelt) "Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir" dediği konuşmalarda olduğu gibi unutulmaz süsleri yoktu. Ancak yarattığı sarsıntı derin, etkisi sürekliydi. Söz eylemdi. Bu gerçekten de sonun başlangıcıydı, komünizme ve dolayısıyla sistemin kendisine olan inancın sonunun başlangıcı. O dönemde yarattığı şok, bugün güçlükle hayal edilebilir. Zatürreeden Kremlin Hastanesi'nde yatan Polonya Komünist Partisi lideri Boleslaw Bierut, konuşmayı okuduktan sonra kalp krizi geçirip öldü. Gizli konuşma, 11-12 yıllık zaman dilimindeki isyan ve krizler serisinin (1968 Prag, 1980 Polonya Dayanışması, 1991 SSCB'nin çöküşü) ilki olan 1956 sonbaharındaki Macaristan Ayaklanması'nı doğuran sebep oldu. 'Komünist gençler çözüldü' Ve bu ayaklanmanın getirdiği şiddetli baskı, Sovyet gençlerinde çözülmeye yol açtı. Hapishanelerdeki mahkûmların çoğu, adaletsizlik kurbanıysa, Kruşçev'in görevi onları serbest bırakmayı gerektiriyordu. Konuşmanın ardından on binlerce mahkûm evlerine döndü. Büyük şair Anna Ahmatova, kendisine 'Kruşçev yanlısı' diyordu: "Kruşçev bana, bir insanın bir diğerine yapabileceği en asil şeyi yaptı. Oğlumu bana geri verdi." Konuşmayı okuyan milyonlarca Komünist Parti üyesi arasında 25 yaşındaki Mihail Gorbaçov da vardı. İçten içe Kruşçev'in siyasi cesaretine hayran olan Gorbaçov, şahsi glasnost'unun başlangıcında, "Görüşlerimi gizlemedim ve kamuoyu önünde savundum" diyordu. Kruşçev'den Gorbaçov'a doğru düz bir hareket çizgisi yoktu. Gerçekte, gizli konuşma ve beraberindeki aptalca tarımsal ve idari reformlar ile Küba füze krizi fiyaskosu, 1964'te Kruşçev'in devrilmesine ve kimi zaman 'Stalinsiz Stalinizm' olarak tanımlanan 18 yıllık Brejnev iktidarının başlamasına yol açtı. Ancak Kruşçev olmasa, Gorbaçov olmazdı. Gizli konuşmanın güzel olan yanı, sorgulayıcı zihniyetiydi. Marx anıtı hâlâ Bolşoy'un karşısında dururken, neden Moskova'da bir Kruşçev anıtı yok? Neden 25 Şubat, Rus özgürlüğünün gelişimindeki kritik bir evreyi göstermesi için ulusal bayram gibi bir şey ilan edilmiyor? Yoksa Kruşçev'e de, Gorbaçov'a olduğu gibi, SSCB'nin ölümüne yol açtığı için Kremlin'de küçümsemeyle mi bakılıyor? Ancak asıl soru şu; Rusya kendi geçmişiyle uzlaşmayı başardı mı? Eğer başarmadıysa, bu Rusya'nın 21. yüzyılın toplumu olma çabalarını engellemez mi? Ya da yakın bir gelecekte onları tamamen yok etmez mi?" (Basindan) |
||
|
||
| bir marksist-leninist-troçkist olarak şunu bilir şunu söylerim: rus işçisine ne stalinden hayır gelir ne de putinden. fakat bu forumda daha önce de söylediğim gibi stalinizim kişi sorunu olarak ele alınmamalıdır. nazım hikmet dahil pek çok kişi bu sorunu bir kişi sorunu olarak ele almıştır ve kruçşev i ayakta alkışlamıştır. hatta kruçşev troçkist olarak kabul edilmiş bazı çevrelerce. halbuki burada olan tek rus bürokrasisinin bütün suçlarını eski şefi olan staline yıkması ve bildiği yoldan devam etmesidir. |
||
|
||
| Uyuşturucu serbest, siyaset yasak! 7 Temmuz 2007, Cumartesi Ankara'nın gidilmeye bile korkulan mahallesinden emekçilerle görüştük. Yenidoğan, Çin-Çin diye bilinen bu mahalle, Ankara'da düzenin kirini en fazla akıttığı, karanlık işlerin merkezi yaptığı bir bölgede yer alıyor. soL (Ankara) Emekçi mahalleleri düzen tarafından kirli işler dönen yerler haline getirilmiş, bir çürümenin içine itilmiş durumda. İşsizlik ve yoksulluk ile mücadele eden emekçiler nasıl çaresizleştirilip para kazanmak için karanlık işlerin parçası olmaya mecbur ediliyor. Çin-Çin mahallesi Ankara'da düzenin kirini en fazla akıttığı mahallelerden biri. Geçtiğimiz Mayıs ayında Ankara Film Festivali'nde Özgür Arık'ın Çin Çin mahallesini konu alan "X" adlı filmi ödüle layık görüldü. Arık, aldığı ödülü festivalin "isim" sponsoru Limak Holding, Irak'taki işgalden nemalandığı için reddetti. Arık, haftalık soL Düşünce ve Eylem'e (www.dusunceveeylem.org) verdiği röportajda "Aslında 'X' filme adını veren şekil. O bir harf değil. 'x' harfi değil. Birçok anlam içeriyor aslında. Birincisi yıkılacak evlere koydukları işaret. Kapıların üzerlerine çarpı çekmişler. Duvarlarına bu işareti koymuşlar. Yıkılacak evlerin onlar olduğunu biliyorsunuz. Ondan sonra o çarpı işareti üzeri çizilmişlik, iptal edilmişlik, hariç bırakılmışlık anlamı da verir. Size sorarlar işte hangisini onaylıyorsunuz hangisini onaylamıyorsunuz. Onayladıklarınıza tik atın onaylamadıklarınıza çarpı atın" sözleriyle bu mahallenin atmosferini çok güzel bir şekilde betimliyordu. Ankara'da uyuşturucu trafiğinin gayri-meşru işlerin, kimi mafyatik örgütlenmelerin yoğunlaştığı bu mahalleden iki işçi ile görüştük. ODTÜ'de taşeron temizlik firmasında çalışan Emre, aslen Tuncelili olduklarını ama yıllardan beri kimliklerini sürekli sakladıklarını, Ankaralı, Erzurumlu diye bilindiklerini söyledi. "Gençler arasındaki tek sohbet maalesef araba, uyuşturucu..." Yenidoğan'ın hep kirli işler dönen bir bölge olarak bilindiğini ve bunun doğru olduğunu belirten Emre, mahallenin siyasi geçmişinde sol bir gelenek bulunduğunu ama zamanla insanların açlıkla boğuşmasının sonucunda bu yapının da değiştiğinden bahsediyor. Çek senet olaylarına karışanlar, hırsızlık yapanlar, hap, uyuşturucu satanlar, gayri meşru işlere bulaşanların bu sol geleneğin üzerine tamamen bir ağ ördüğünü söylüyor. "Para siyaseti dönüyor" sadece diyor. "Tabii ki geçmişten kalan bazı insanların çocukları bu kadar kirlenmedi ama onlar da siyasetten uzak. Gençler arasındaki tek sohbet maalesef araba, uyuşturucu vb. şeyler" diye de ekliyor Seçim dönemini, ailesinin çevresinin değerlendirmelerini soruyoruz. Dönem dönem ailesinde de siyasi mücadelenin içine girmiş insanlar olmuş. Siyasete aslında yabancı değiller ama korku var diyor Emre. Onlar için öcü misali bir şey olmuş. "Biraz ürperti var ama sohbet ettikçe yakınlaşıyoruz" diyor. Söze giren Ali Haydar, ODTÜ Teknokent'te çalışan bir emekçi, oldukça vurucu bir gözlemini aktarıyor. Polisin hırsızlığa, uyuşturucu satışına göz yumduğunu söylüyor. Yurtsever Cephe tarafından seçimle ilgili yapılan yazılamanın ardından üç araba sivil polisin hemen mahalleye geldiğini, ancak aynı tepkinin uyuşturucu için silah kaçakçıları için gösterilmediğini söylüyor. Yani "uyuşturucu serbest siyaset yasak" diyor. "Gözlerini üzerimize dikmişler ama sorun değil" diye de bir güvenle ekliyor. Siyasetin günümüzde mahalledeki insanlar için, kendileri için ne anlama geldiğini soruyoruz. "İnsanlar siyasetin her türlü noktasında rant edebileceği yerlere gidiyorlar. Mesela benim bir akrabam MHP'nin bürosunu açıp kapatıyor. Neden diye sorduğumda ise, ‘Başkan bana her geldiğinde 100 YTL veriyor diyor'. Bunu kullanıyor. Ben insanlara gerçeklerden bahsettiğim zaman bir boş vermişlik var aslında. Mesela ben buraya gelirken cebimde bir otobüs kartım birde 1,7 YTL vardı. Bu kimi şeyleri zor hale getiriyor. Bir lirası ile su aldım pek param kalmadı örneğin. Olsun yürüyerek de giderim. İşte bu tür sıkıntılar bizi de yıpratıyor, haklarımızı aramamızdan uzaklaştırıyor." Aşı tuttu, beraber mücadeleye başladık! Yurtsever Cephe ile nasıl tanıştıklarını soruyoruz. Ali Haydar Yurtsever Cephe ile amcasının oğlu Emre aracılığıyla tanışmış. Emre ise Yurtsever Cephe ile tanışmasının okulda taşeron şirkette çalışırken olduğunu söylüyor. "Farkına varmadan bir sürü hakkımız elimizden alınıyor. Bir gün hakkınız elinizden alınıyor sizi işten çıkartacaklar dediler, yanımıza geldiler. Dedikleri ve yaptıkları bazı şeylere baktım gerçekten haklılar, doğru söylüyorlar. Doktorlar var, öğrenciler var okulda. Tanıdıktan sonra aşı gibi oldu. Aşı tuttu. Beraber mücadele etmeye başladık." Ali Haydar ise eskiden CHP Gençlik Kolları'nda çalışıyormuş ama "bunun bir işe yaramadığını fark ettim, bütün partiler birbirine benziyor" diyor. Haftalık gazetenin, günlük bildirilerin kendisine faydası olduğunu söylüyor. İnsanların bilgisizlikten kaynaklı bir yerlere yöneldiğini anlatıyor, Yurtsever Cepheli arkadaşlarından aldığı eğitimlerin kendisini geliştirmesinde yardımcı olduğunu söylüyor. Seçimleri soruyoruz. Ali Haydar, "Kimse öyle vaatlerini falan yapacak güçte değil. Hiçbiri ne AB'ye ne de ABD'ye kafa tutacak halde değil. Ne NATO'dan çıkabilecekler ne de Gümrük Birliği'nden. Gelenin AKP'den farkı olmayacak. Bizim olmamız gereken yer gerçekten emekten yana partilerin yanında olmak. İşte bu da bizim için Türkiye Komünist Partisi. Çevremize bunu anlatmaya çalışıyoruz" diyor Emre ekliyor: "Genç Parti para dağıtıyor, AKP iş dağıtıyor, MHP iş dağıtıyor. Bizim mahallede MHP ilçelerinde referans dağıtılır. Hatta ben bile almıştım eskiden. İşi bu hale getirdiler. Önce kötü koşulları yaratıp sonra minnet etmemizi istiyorlar. Ben de bu seçim döneminde sürekli aktif olamasam da kendi çapımda bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Tabii biraz aileden gelen siyasi bir taban var onun da etkisi ile. Ocakların kapatılmasına falan neden olmuştuk eskiden. Benim ailemle de Yurtsever Cephe'den arkadaşlar ile bir toplantı düzenledik, her şey bir anda değişmedi ama hepsinin kafasında soru işaretleri oluştu. Bu şekilde devam edersek kazanacağız." Can pazarında kâr yarışı 7 Temmuz 2007, Cumartesi Tekirdağ’da kaza geçiren TIR sürücüsünü almak için olay yerine gelen 4 ayrı özel hastaneye ait ambulanstakiler yaralının başında 'müşteri kapma' kavgasına tutuştu. Benzer bir olay geçen hafta da Silivri'de yaşanmıştı. Sağlık sisteminde özelleştirme, insanlık dışı yüzünü bir kez daha gösterdi. HABER MERKEZİ Özel ambulansların "müşteri kapma" yarışı sağlık hizmetlerinde özelleştirmenin insanlık dışı boyutunu bu kez Tekirdağ'ın Çorlu ilçesindeki kazada gözler önüne serdi. Tekirdağ'ın Çorlu ilçesi yakınlarında TEM üzerinde gerçekleşen kazada araç içinde sıkışan TIR sürücüsü Faik Demiroğlu (40) kurtarma ekiplerince çıkarılmaya çalışılırken olay yerine gelen 4 ayrı özel hastanenin ambulansı geldi. Ambulanslardaki sağlık ekipleri yaralı sürücüyü kendi hastanelerine götürmek için kavga etti. Polis ekiplerinin 4 ambulansı da olay yerinden uzaklaştırmasının ardından sıkıştığı araçtan güçlükle çıkarılan yaralı sürücü başka bir ambulansla Çorlu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Tedavi altına alınan sürücünün sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Benzer bir olay geçen hafta da Silivri'de yaşanmıştı. Sahilde fenalaşan bir vatandaş için 112'den yardım istenince, Silivri'deki dört ayrı hastaneden gelen ambulansların hastayı alabilmek için yarışa girmeleri çevredeki vatandaşların tepkisine neden olmuştu. Olay yerine gelen üçü farklı özel hastanelere ait, biri de devlet hastanesine ait 4 ambulansın hastayı almak için birbiriyle yarışmasına çevredekiler, "Müşteri kapmak isteyen çığırtkanlar gibi birbirleriyle yarıştılar. Bu sırada az kalsın hastayı unutacaklardı. Can pazarı dedikleri bu olsa gerek" diyerek tepki göstermişti. KAYNAK : www.sol.org.tr |
||
|
||
| Adana'da İncirlik Üssü'nde çalışan bir ABD askeri, alkollü olarak direksiyon başına geçip hız yapınca bir vatandaşın ölümüne, bir diğerinin ise yaralanmasına neden oldu. ABD ile Türkiye arasındaki anlaşmalar Amerikan askerlerinin Türkiye'de yargılanmasına ciddi kısıtlar getirdiği için bu suçtan ötürü askerin doğru düzgün bir ceza almayacağı düşünülüyor. HABER MERKEZİ Adana'daki İncirlik Amerikan Üssü'nde çalışan bir ABD askeri, alkol ve aşırı hız sonucu otomobiliyle karşı yönden gelen bir otomobile çarparak 1 kişinin ölümüne neden oldu. Önceki gün 23.00 sıralarında meydana gleen olayda içkili olarak direksiyon başına geçen ABD'li Yüzbaşı Sean R. Lovest Adana-Ceyhan Karayolu İncirlik Beldesi yakınlarında otomobilinin kontrolünü kaybetti. Aşırı hızla seyreden otomobil orta refüjü aşıp diğer yola girerek karşı yönden gelen Turgay Köksal'ın kullandığı otomobile çarptı. Kazada Köksal ve yanında bulunan 31 yaşındaki Hasan Yetiş ağır yaralanırken Adana Devlet Hastanesi'ne götürülen Yetiş kurtarılamadı. Kazadan kurtulan ABD'li yüzbaşı, Başkent Üniversitesi Yüreğir Hastanesi'ne kaldırılırken aşırı alkol aldığı tespit edildi. Tedavisi tamamlanan yüzbaşı, ardından jandarma tarafından gözaltına alındı. ABD askerinin adliyeye sevk edileceği belirtildi. ABD ile Türkiye arasındaki anlaşmalar ABD'li askerlerin işledikleri suçlardan dolayı Türkiye'de yargılanmasına ciddi kısıtlar getirdiğinden ölüme neden olan ABD askerinin ağır bir ceza alması beklenmiyor. Geçtiğimiz aylarda İzmir'de de alkollü ABD askerleri terör estirmiş, bar çıkışı bindikleri taksiyi gasp ederek dolaşmış ve sonunda yakalanmışlardı. ABD'li yetkililer: "Türkiye'nin kültürüne aykırı" Kaza olduğu gün ABD'li birliğe ait resmi internet sitesinde askerler alkol kullanımı konusunda uyarıldılar. İçkili ABD askeri bir kişinin ölümüne yol açarken sitede alkol şişesiyle sokakta yürümenin kültürel yönden kabul edilebilir olmadığı belirtildi. Uyarıda "İncirlik'te görevli askerler, ABD Hava Kuvvetleri'ni ve ülkesini temsil ettiğinden daha dikkatli davranması gerekir. Siz, Türkiye'de konuksunuz, bu nedenle buranın kültürlerine saygı göstermelisiniz. İncirlik sokaklarında elinde alkol şişeleriyle gezilmesi yasaktır. Motorlu araçlarda da alkol şişesiyle dolaşılması uygun değil. Eğer, alkollü araç kullandığınızdan şüphelenilirse komutanlığımız güvenlik kuvvetlerince durdurularak alkol testine tabii tutulacak, başarısız olursanız, tutuklanacaksınız. Yapılan testlerde alkolle ilgili kanıt bulunursa en az 1 yıl araç kullanma imtiyazından yoksun kalacaksınız" denildi |
||
|
||
| komünizme kesinlikle karşıyım kimse benimle eşit olamaz. ben kendimi geliştirmek için az çaba harcamıosam; cahil, çulsuz kişiliksiz bir insan bnmle asla eşit olamaz. o da çalışsın kazansın. Yine eşit olamam. O zaman ondan daa büyük olmaya çalışırım. kendimi asla birileriyle kıyaslamam. çok saçma. 'özür. yazacak blok bulamadım.' |
||
|
||
| Ablam bir otelde resepsiyonist günde 14 saat çalışıyor mahalle arkadaşlarım çeşitli meslek dallarında kalfalar günde 13-14 saat çalışıyorlar peki onlar niye zengin değil.İlk baş köle olduğumuzu kabul edelim ondan sonra bu mücadeleye başlayalım. Köle efendi diyalektiğinde ki en acı durum kölenin kendini efendisinin yerine koymasıdır.Bırakın sermaye sahiplerini de biraz da köleleri koruyun... |
||
|
||
| hem cahil olmadığının farkında olanları, hem de cahil olduğunun farkında olanları zor duruma sokan- kolektif yaşamı zorlaştıran ve yaşam kalitesini aşağı çeken bir kesim insanın durduğu, ışık almayan bilinçsizlik noktasısın dinosaur. cahil olduğunun farkında olmak, bunun aksine, farkındalık seviyesinden ötürü kişiyi aslında cahil olmaktan kolayca kuratan bir farkındalıkken, cahil olduğunun farkında olmayanlar ne yazık ki herhangi bir farkındalıktan pay alamazlar. bu da onların, tabir-i caizse saçmalamalarına yol açar. mesela, siz güneş zararlıdır deseniz, onlar, ya ama tdk da güneş için hayat kaynağı diyo nası zararlı olabilir ki, derler. elbette verdiğim, yetersiz bir örnektir. cahil olduğunun farkında olmamak, kişiyi yıpratmaz,etrafındakileri ve onun saçmalamalarıyla ne yazık ki muhatap olmak zorunda olan insanları yıpratır. nerede olduğunuzu anlatamazsınız, çünkü anlamak için yeterli alt yapısı olmaması bir yana, alt yapıdan yoksun olduğunun bilincinde değildir, ve bu çok fenadır. bu güruhun en büyük handikapı ise, belli okullara gitmiş, belli ülkeleri gezmiş, belli dilleri belki konuşabiliyor olmaları, belli hobilere sahip olmalarıdır. çünkü bu yüzeysel kıstasların onlara sağladığı aldatıcı kimlik, üstüne zihinsel kapasitelerinin eksikliği de eklenince, söz konusu farkındalığa asla varamamalarına yol açar. kendileri gibi insanlardan varlıklarının teyidini alırlar; kendileri gibi insanlardan oluşan topluluklarda barınırlar. yeni bir şey, farkılı bir şey sunulduğunda ilgisiz olsalar yine iyi, bir şeyler söylemeye bir tavır, bir duruş sergilemeye çabalarlar ama, bunu yaparken kaynaklarının- zeka ve birikim ve kişilik, ki kişilik zeka ve birikimle şekillenen bir şeydir- yetersizliğinden ötürü kel alaka bir noktaya gelirler. oysa cahilliğinin farkında olanlar, ya dur bir düşüneyim, bir araştırayım, x bir kişi y bir teze nereden varmış acaba derler. kaldı ki, bunu diyen kişinin zeka seviyesi yüksektir mutlaka ve egosunun kölesi değildir. bu da tek başına bile saygı duyulacak bir erdemdir. |
||
|
||
| şimdi bir komünist kimin hakkını savunma yoluna gitmiştir.İşçinin,ezilenin,vesaire.doğrumu? İşçi niye işçidir? yoksul doğmuştur,başka imkanı olmamıştır okuyamamıştır üretime ancak bedeni ile emeği ile katkıda bulunabiliyordur yada birkaç istisna yeteneklidir,başka çare bulamamıştır,estek köstek falan filan. Akşam iş çıkışı kafa dağıtmaya gider bir kafeye girer nete açar sıfır foruma üye olur bakarki hakkını savunucu birileri var gibi komunizm,sosyalizm,hak hukuk falan yazıyor.Ulen nereye kadar be! der açar başlar okumaya... Ulan adam uyur be bu yazdıklarınızı okurken adam yorgun be!,adam basit,adamın anladığı dilden konuşun bu ne ya Allah bilir kül tablasını bile boşaltmamışsınızdır... Ben gidiyom dayı. |
||
|
||
| banane lan işçiden! sanki anam mı babam mı? işçi kurtulsunmuş zartmış zurtmuş. lan o işçi akşam eve gitmiyor belki sinemaya gidiyor, bara gidip kadınlarla flört ediyor, belki geneleve gidiyor, varsa sabahlar olmasın nidalarıyla seks yapıyor. anlamıyorsa kıçını kırsın bir zahmet o da okusun. sabahlara kadar annem kızıyor diye mum alevinin ışığıyla okudum ben yıllarca hasta etmeyin adamı. insan ulan o da benden ne farkı var? yemişim emek değerinizi, üretimden gelen gücünüzü! kafamıza bindiniz sizde burjuvalar gibi. onların diktatörlüğü gitsin işçi kafalar otursun kafamıza yok ya! yeter ulan işçi fetişizminiz! işçiçilik yüzünden boku yedik bu dünya da işçi önce işçiliğinden kurtulmalı kafada. körükleyin anasını satim ateşi. körükleyin bu bomba patlar nasıl olsa bir yerde. kızdım ya. |
||