|
||
| Türk Alevi-Bektaşi nefeslerinde iki ad her zaman birlikte anılır. Ozanlar, araştırmacılar o iki kişiyi birlikte anmadan yapamazlar. Bcktaşi tekkelerinde yine bunlarla ilgili anılar anlatılmadan, örnekleme yapmadan ne cem sürdürulür, ne de toplumsal bir olay öne çıkartılır. “Mansur gibi asılmak, Nesimi gibi derisi yüzü1mek.” Tarih böylesine olaylara alışıktır. Bütün ozanlar şiirlerinde böyle büyük bir özveriden kaçacak kadar “Dar” kaçkını olamamışlardır. İşte Anadolu Alevi-Bektaşi felsefesinin oluşumu böyle başlamıştır. Direnci bu ilkedir. Dokuz yüzlü yıllarda Bağdat-Horasan cephesinde oluşan tasavvuf okullarında aydın din adamı, reformist felsefeciler, tasavvufçular ortaya çıkınca, bunlar yaşamlarını her koşul altında koltuklarının altına alarak gezdiklerinin bilincinde ve direncinde yaşadılar. Gerçeği daha çok yüksek sesle haykıran Hallacı Mansur diğerlerinden daha cesur davranarak kellesini verdi. Onun fikirlerine katılan arkadaşlarının birçoğu hocaları, öğrenciler bu özveriden kaçındılar. Her ne kadar fikirlerine katılmış olsalar bile bunu açıktan savunamadılar. Eğer Hallacı’nın fikirleri savunucular tarafından destek görmüş olsaydı, aydın insan felsefesinin gelişimi, yayılımı, insanlığa getireceği faydalar hiçbir değerle ölçülemezdi. Bir daha Seyyit Nesimiler’in derisi yüzülemez, Pir Sultanlar darağacında sallandırılamazdı. İşte tarihin “Tekerrüründe” dirençsizliğin, ikiyüzlülüğün ve dönekliğin acıları böylesine çektirilmiştir. Kimdir Seyyit Nesimi? Öncelikle AIevi-Bektaşi kültürünün yedi ulu ozanından birisi olarak bilinir. XIV. yüzyılın sonlan ile XV. yüzyılın başlarında yaşamış bir Anadolu Türk ozanıdır. Seyyit Nesimi’nin yaşamıyla ilgili birçok kaynak vardır. Bu kaynaklar Nesimi’yi çeşitli yerlerde göstermektedirler. Latifi Tezkiresi onu “Bağdat’ta Nesim nahivesi’nde tevellüd etmiştir.”1 diye vermektedir. Yine bir başka kaynak ise ‘Irak halkındandır” demektedir. Tebrizlidir, Diyarbakırlıdır, Nusaybinlidir gibi notlar bulunmaktadır. Bu nedenle Nesimi’nin neredc doğduğu kesin olmadığı gibi, doğum tarihi konusunda da bir kayıt yoktur. Seyyit Nesimi şiirlerini Türkçe ile yazmış, Türkçe konuşmuştur. Bir yerde fazla kalamamış, sürekli dolaşmıştır. Anadolu’da başka yerleri gezerek mensup olduğu tekkenin fikirlerini ve eylemlerini yaymıştır. Gittiği her bölgede kendine özgü şiirlerini söylemiş, ora insanıyla kaynaşmış, onlardan ayrı birisi olmadığını da göstermiştir. Seyyit Nesimi için gittiği her yerde, her mekanda kendisi için bir çok şeyler söylenmiştir ki, sanki Nesimi o dönemde onlarla birlikte yaşamıştır. Örneğin Hacı Bektaş Velayctnamesi’nde de adından söz edilen Seyyit Mahmut Hayrani ile de ilişki kurduğu, ardından Sultan Sücattnin tekkesinde de bulunduğu, onlarla birlikte çeşitli kerametleri verilmektedir. Sultan Şucaeddin Veli Velayetnamesi’nde Seyit Nesimi adı da böylece geçmektedir. Tebrizli, İranlı, Bağdatlı, Azarbaycanlı gibi yakıştırmalar hep Nesimi’nin gezginciliğinden ileri gelmektedir. Nesimi ile ilgili bilinen en çok bilgi ise onun Aleviliğin bir kolu olan Hurufilik koluna mensup olduğudur. 0 toplumunun hem gözü hem kulağı, sesi olmuştur. Yunus Emre gibi tekkeler arası ilişkileri de yürütmekten gezmekten hoşlanmış, bunu yaşamının bir parçası sayarak içtenlikle yapmıştır. “Eski kaynaklar Nesimi içiıı şunları söylemektedirler: Nesimi nesbi doğru olan yüksek dereceli Seyyitlerdendir. iyi tahsil görmüş ve zamanın medreselerinde okutulan bilimleri öğrenmiştir. Tarikat ve meşayih yani şeyhlerinin gizemlerine iyi aşinalzğı vardır.”2 derken, Latifi Teskeresi’nde ‘Garip ve acaip bir as, ama, kamil, arif ve nukteden biri, erdemli bir kişidir diye tanımlamaktadır. Nesimi Fazullah Hurufi’nin halifesi olduktan sonra, onun fikirleri ışığında büyük ve uzun geziler yapmış, Hurufilik düşüncelerini yaymağa çalışmıştır. Hurufılik kural dışı kuran yorumu, şeriat ilkelerine açıkça karşı çıkan, kelimelere dayanan bir gizemciliği ifade etmektedir. Yine bir başka kaynak ise ‘İrak halkındandır” demektedir. Tebrizlidir, Diyarbakırlıdır, Nusaybinlidir gibi notlar bulunmaktadır. Bu nedenle Nesimi’nin nerede do~duğtınun kesin olmadığı gibi, doğum tarihi konusunda da bir kayıt yoktuT. Seyyit Nesimi şiirlerini Türkçe ile yazmış, Türkçe konuşmuştur. Bir yerde fazla kalamamış, sürekli dolaşmıştır. Anadolu’da başka yerleri gezerek mensup olduğu tekkenin fikirlerini ve eylemlerini yaymıştır. Gittiği her bölgede kendine özgü şiirlerini söylemiş, ora insanıyla kaynaşmış, onlardan ayrı birisi olmadığını da göstermiştir. Seyyit Nesimi için gittiği her yerde, her mekanda kendisi için bir çok şeyler söylenmiştir ki, sanki Nesimi o dönemde onlarla birlikte yaşamıştır. Orneğin Hacı Bektaş Velayctnamesi’nde de adından söz edilen Seyyit Mahmut Hayrani ile de ilişki kurduğu, ardından Sultan Sücatnın tekkesinde de bulunduğu, onlarla birlikte çeşitli kerametleri verilmektedir. Sultan Şucaeddin Veli Velayetnamesi’nde Seyit Nesimi adı da böylece geçmektedir. Tebrizli, Iranlı, Bağdatlı, Azarbaycanlı gibi yakıştırmalar hep Nesimi’nin gezginciliğinden ileri gelmektedir. Nesimi ile ilgili bilinen en çok bilgi ise onun Aleviliğin bir kolu olan Hurufilik koluna mensup olduğudur. 0 toplumunun hem gözü hem kulağı, sesi olmuştur. Yunus Emre gibi tekkeler arası ilişkileri de yürütmekten gezmekten hoşlanmış, bunu yaşamının bir parçası sayarak içtenlikle yapmıştır. “Etki kaynaklar Nesimi için şunları söylemektedirler: Nesimi nesbi doğru olan yüksek dereceli Seyyitlerdendir. İyi tahsil görmüş ve zamanın medreselerinde okutulan bilimleri öğrenmiştir. Tarikat ve meşayih yani şeyhlerin gizemlerine iyi aşinalığı vardır.”2 derken, Latifi Teskeresi’nde ‘Garip ve acaip bir as, ama, kamil, arif ve nukteden biri, erdemli bir kişidir diye taıumlamaktadır. Nsimi Fazlullah Hurufinin halifesi olduktan sonra,onun fikirleri ışığında büyük ve uzun geziler yapmış,Hurufilik düşüncelerini yaymaya çalışmıştır.Hurufilik kural dışı kuran yorumu,şeriat ilkelerine açıkça karşı çıkan,kelimelere dayanan bir gizemciliği ifade etmektedir. Hurufilik düşüncesinin gelişimine kısaca bir göz atmak, bu düşüncenin Nesimiyi nasıl etkilediğini daha açıkça görmemizi sağlayacaktır. Hurufilik düşüncesi ilk kez Fazlullah Hurufi tarafından ortaya atılmış, teoriyi geliştiren, toplumsallaştıran Fazlullah’ın öğrencileri bu teoriden dolayı hurufilik adını koymuşlardır. Hurufilik konusunda bazı görüşler şöyledir: “Müslümanlığın inanç, ibadet ve melatını tevil ederek ve islami esaslara aykırı olarak kurulmuş uydurma bir din.”3 Türk Ansiklopedisi Hurufiliği bir din olarak kabul etmektedir. Ancak, Hurufiliğin mezhep ve tarikat hiç olamayacağını da üstüne basarak söylemektedir.” Hele mezhep hiç diyemeyiz, çünkü mezhep bir dinin esas inançlarına bağlı kalmak şartıyla.”4 demektir. Yine önemli bir boşluğu doldurmuş olan cumhuriyet döneminde yayımlanmış önemli Ansiklopedilerden birisi olan İslam Ansiklopedisi bu konuda şu bilgileri vermektedir “Hurufilik, ya da H.urufiya, Esterabed’lı Fazl Allah tarafindan 1398 senesinde Horasan’ın Esterabad kasabasında kurulmuş bir tarikattır. Fazl Allah o sene kendisini Allah’ın ve kainatın künh ve haki katı kendi zatında tecelli eden bir peygamber olarak ilan etmiştir. Bu zata göre, islam tasavvufunun umumiyetle belirttiği gibi, Allah’ın asıl mahiyeti bir gizli hazine olup, ilk tezahur ve tecellisi kelam şeklinde görülen ilk illetten ibarettir.”5 Hurufiliğin önemli görüşleri şöyledir: Hurufiler alemin sürekli bir devrine ve olayların bu devir esnasında meydana geldiğine inanırlar. Tanrı bir insanın yüzünde ve o insanı temizleyen güzelleştiren bir kelamdır. Allahın vahiylerini halka iletmekle görevli peygamberler bir öncekinden daha geniş bilgiye sahiptir. Dolayısıyla Fazhıllah da önceki peygamberlere gelen her şeyin anlamını çözecek anahtara sahiptir. Namaz, oruç, zekat, kelimeyi şahadet gibi islamın beş koşulunu 28 ya da 32 ye bağlayarak insana yüklerler. Tasavvuf felsefesinin özünde de bulunan insanın özünün tanrıda olduğu, dolayısıyla insanın da bir tanrı olduğu görüşü Hurufilik kuramı içinde de yüklü şekilde vardır. Nesimi Hurufi düşüncesini üstadının ölümünden sonra geliştirmiş, Anadolu topraklarında yaymıştır. Fazlullah Hurufi’nin yüksek sesle söyleyemediği düşüncelerini Nesimi şairliğinin verdiği gücü de katarak en etkili şekilde dile getirıiıiştir. Kısa sürede Anadolu ve Asya topraklarında Nesimi İsmi yükselmiştir. Hurufihiğin kurucusu Fazlullah Hurufi’nin adı gölgede kalmış, kısa süre içerisinde unutulur olmuştu. Nesimi’nin ünü duygularının etkisi ile kölayca halk tarafından anlaşılır olmuştu. Nesimi büyüleyici etkisiyle herkesi kolayca etkiliyordu. Seyyit Nesimi sıradan bir ozan olmayıp, kendisini yetiştirmiş, hatta kendisinden önce gelen bütün ozan ve bilginleri incelemiştir. Hurufi düşüncesini Alevilik düşüncesiniıı içerisinde eriterek, bu felsefeye çok şeyler kazandırmıştır. Nesimi hem Mevlana’yı, Yunus’u okumuş hem deonların şiirlerinde geçen Hallacı Mansur’a büyük bir hayranlık duymuştur. Hallac gibi “Enel Hak” demekten çekinmemiştir. Yunus ve Mevlana’da varolan bilinci belleğine kazımış, bu fıkirleri şiirlerinin derinliklerinde eritmesini bilmiştir. Dilde Türkçe’yi kullanmış olmasına karşın Fars Edebiyatı tarzını da sürdürmüş, çoğu kez bu edebiyatın etkisinde kalmaktan kendisini kurtaramamıştır. Nesimi tüm edebi yapıtları okuyup inceler, yorumlarken kuranı yorumlayıp, reformist bir görüş ortaya atmıştır. 0 yüzden de kendisini “zındık” ilan etmekten çekinmeyenler onun aleyhinde propagaııdalar yaymış sultana şikayet etmişlerdir. Bu yüzden Nesimi zaman zaman halkın arasında saklanma gereksinimi duymuştur. Nesimi, diğer üstatlar gibi tanrının insanın içinde olduğunu, insanın tanrıyla bütünlük gösterdiğini kuran ayetlerine dayanarak ispatlamıştır. Kuranı körlemesine yorumlamanın, körlemesine okumanın yararı olamayacağını, onun bilinçli ve yorumsal bir tavırla okunması gerektiğini sık sık söylemiştir. Nesimi’nin korkusuzca savunduğu fikirleri yüzünden her yerde aranmış, bulunduğu yerde şeriat hükümleri gereği ortadan kaldırılacağı sıralarda Anadolu topraklarında on yıldan fazla saklanarak fikirlerini ödünsüz biçimde Anadolu insanına, Türklere Türkmenlere ve diğer kavimlere anlatmıştır. Ankara Savaşı öncesi Anadolu Alevi Türkmenleri onu bağrına basmış, kendi görüşlerinden birisi olduğunu, Nesimi’nin de bir Alevi büyüğü ve öncüsü olduğunu çabuk benimsemişlerdir. Bazı kaynaklar Ankara Savaşı öncesinde Hacı Bayram Veli ‘nin kendisi ile görüşmek istemediğini söylcrlerse de bu pek ispatlanmış bir sav değildir. Timur belasının Anadolu toprağı üzerinde yaşayan halkları darmadağın etmesi, bunların ürettiklerine sahip çıkarak gasbetmeleri, Osmanlı Beyliği’nin yeniden Yıldırım Beyazıt oğullarıyla gündeme gelmesi sonucu Anadolu topraklarını terk etmeye mecbur hissetmiştir kendilerini. Timur’un Anadolu topraklarına saldırısı sonucu birçok Hurufi halifesi de bu topraklardan Balkanlar tarafına kaçarken, Nesimi ne yazık ki Halep’e gitmiş, Halep topraklarında ölümün kucağına düşmüştür. Halep’te de düşüncelerinden taviz vermemiştir. Nesimi, hep zındıklıkla, sapkınlıkla suçlanmış, ancak onun görüşlerine kimse yanıt vermemiş, bu bilinçsiz, tavır Halep Müftüsü’nün caniane fetvasıyla derisi yüzülerek, canilerin ödüllendirilmesi yolu seçilmiştir. Halkın gözü önünde derisi yüzülerek ortalığa bırakılan Nesimi yine de düşüncelerinden ödün vermemiş, yüzülen derisini sırtına örtünerek Halep sokaklarında insanların korkunç bakışları arasında yürümeye devam etmiştir. Hatta şöyle bir söylenti kulaktan kulağa yayılarak bugünlere ulaşmıştır. Nesimi yüzülürken hıncını alamayan fetva müftüsü şöyle demiş “Bunun kanı pistir, bir uzva damlasa o uzvun kesilmesi gerekir. Tam bu sırada Nesimi’nin bir parça kanı katil müftünün şahadet parmağının üstüne sıçramış. Meydanda bulunan halk, “Müftü Efendi fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi gerekir.” Bunu duyan Katil Müftü Nesne gerekmez diyerek parmağındaki kanı yıkayarak ortadan kaldırmıştır. Bunun üzerine Nesimi şöyle seslenmiş |
||
|
||
| Zahida bir parmağın kessen dönüp halktan kaçar Gör bu miskin aşığı serpa sayarlar ağlamaz İşte inançları uğruna öldürülen insanların görüşleri, işte inançsızlıkları ve menfaatleri yüzünden yüreklerini başka zalimlere kiralamış insanlar. Bu insan manzaralarını tarih çok yaşadı. Nesimi’nin ölüm tarihi olarak 1404 kayda alınmıştır. Nesimi’ nin ölümü ardından Türkmen Alevileri “mehdi, Gayip Erenleri, tanrıya çekildi, gökyüzüne süzüldü, kendisine geldi, kendisiyle bütünleşti derken Halep’in oniki kapısından onikisinde de aynı anda çıktığını söylemişlerdir. Bu kanlı ölüm onu ölümsüzleştirdi. Tekkesi ve türbesi derisinin yüzüldüğü yerdedir. Ölüm sonrası sevenleri onu öğretileriyle yaşattılar. Tekkesinde binlerce Nesimi yetişti. Aşağıya Nesimi’nin bazı şiirlerinden örnek alıyoruz. Yüzün gördüm dedim el-hamdü li’llah Boyun gördüm okudum kul hüva’llah Müselsel zülfünü gördüm mu’anber Mukavves kaşların nasrun mina’llalı Karahçı gözlerin yağmalarından Yine dönüp demen estağfiru’llah Gel imdi’sa’ili sen koyma mahrum Geliptir kapına birşey’i li’llah Dudağın şerbeti ayn-i şifadır Sekahüm Rabbühüm mm rahmeti’llah Benim gönlüm sana hayran oluptur Ne kim cebbar kılar el-hükmü’li’llah Cemalin ka’besine çün iriş din Dahı ayrılmazam bil ya’lemu’llah Cemalin görmüşüm ayrılmağım yok Eğer inanmasan va’llahi bi’llah Nesirni kıldısa bir katle tevbe Nasuhi tevbesi tabu ila’llah Perde içinde çalınır saz Kim eder aşk nevazını az Geh neva seyrini kılar uşşa Büzrüğün nağmesin tutar şehnaz Arif anlar bu nağmenin remzin Aşina olmayana vermez raz Sen işit bu niyazı ey talib Ben bu pinhanı kılmazam enbaz Bezm kurmuş şarab içer Mahmud Meclis esbabını düzer çü ayaz Konuk Defteri arayişin düzer maşuk Şive bine kılan itab ile naz Lakin ol Ianenin misali budur Zerrelerden işitinim ayaz Ki nişan içre bi-nişan benim uş On sekiz bin cihana can benim uş Her kim sığındı sıdk ile Şah-ı Velayet’e Ayn-el yakIn erişti tanik-i hidayete. Anlar ki münkir oldular ol Şaha, şöyle bil Mahııım-i Cennet oldular işbu kinayete. Kenz-i ulum, bahr-i kerem, Şah-i Evliya Her bir söz ki söyledi benzer bir ayete. Şah’ın sözünden özgü söz söylemem bana Zira ki dutmazam kulak ayruk hikayete. Çün padişahım oldurur, eksüklüğüm bilür Vacib degül ki gayniye vanam şikayete. Ben Can ile gönülden ana kul yazılmışatn Var asitanesinde ümidim iııayete. Evvel Ali yu evsat ü ahIr dahi Ali seher-yeli.com ola inanmayan uşbu rivayete. Seyyid NESİMİ, Şah’a kul ol tak eydeler: “Ahsante, Barek-Allah!” o akl ü kifayete. Ey Hak ehli yakınımış bu haser Ki bilen ncfsindir ehl-i nazar Özünü kim ki bildi buldu Hakı Özbmü bilmeyenler oldu şaki Ey Hakı isteyen gel insan ol Karataş olma lel’l ü mercan ol Gel dilersen saadeti edebi Tamuyı bil ki niçin oldu yidi Sekiz oldu kapusu uçmağın Neye dört oldu suyu ırmağın Tubı ağacının nedir yemişi Hak anı er yarattı yoksa dişi Hur ü gılman neden ibarettir Huve men hu neye işarettir Kevseri selscbil ma-i main Makam~t sıtk ile makam-ı emin Ne demektir bana beyan eyle Bu nihan sırrı gel beyan eyle Ne aseldir ne ma’ü hamr ü leben ŞoI ki Kuranda Hak dedi ruşen Bunların aslını nedendir bil Gör ne şeydense olma eğri dil Bunları bilmeyen ne bilmiş ola Adı anın evi yıkılmış ola Kim ki bildi b ince esrarı Koydu ildiu cihan-ı gaddarı Fani oldu özünden oldu Hak Bildi ki cümle Hak imiş mutlak Aşk ii maşuk u aşık oldu yar Lcysc fıddarı gayruhu deyyar Kim ki bildi bunlar insandır Bilmeyen anı bil ki Şeytan’dır Ne bilir değme canacar anı Hızra sor Hızra ab-ı hayvanı Ey Nesimi sözündür ab-ı Hayat İçmeyen anı kaldı fizzulümat Ahmed’e ol kim dedi ben şehpısı Ol Aliyyü’l-Mürtaza’dır ol imam-ı etkıya Fatıma nakdin senin oldu Hadice mahremın Bu biri hayru’n nisadır bu biri fahrutn nisa Şeb ü Şebbiri ki yani şah Hasan’la Hüseyin Ol iki dürreyn-i bahr-ı zat-ı hem ta-yı Hüda Ol vücudeyn-i mutahher mazhareyn-i hüsn ü lütf Serveran-ı in sera vii ser-fıraz-ı an sera Ol saideyn-i şehidey ol iki şehzadeler İhtiyar-ı alemeyn ümakbuleyn-i kibnya Ol şeh-i ahsen Hasaıı’dır bu şeh-i hulk-ı Hüseyn Ol şehid-i zehr-i aşk u bu şehid-i Kerbela Mefhar-ı alem ve adem şems-i Zeyne’l Abidin Hem Muhammed Bakır ol Sultan-ı din bedr ü düca Cafer-i Sadık kim oldur pişva-yi ehl-i din ol emin-i sırrı esma dürr-i derya-yı ata Kazı ol ilm-i ilahinin mekan u madeni Hem imam-ı heştuımndır şah A” Musa Rıza Ol Taki vü ba Naki kim Mustafa’nın alidir Ol imam-ı arifindir şah-ı sultanı tüka Şah-salar-ı cihandır Askeri hem cümleye bn-i Hadi pişvamız pişvadır Pişva Mehdi sahib-zamandır kadı-i ins ü melek Katil-i küffar oldu sahib-i saııcak liva Can u dilden Mustafa vii Mürtaza meddahıyım Hem On İki İmamata söylerim meth ü sena GoriA ŞüıTıT ü Yezid ü gon-i Mervan-ı bar Mustafa’nın hazretine kılmışım ben iltica Hanedan-ı Mustafa’yı sevme3’en mel’unlara Okurum bi-hadd ü gaye ana lanet daima Ya ilaha Murtaza’nın Mustafa’nın hakkı’çin Ver muradım kama irgür hacetim kılgıl reva Ey Nesimi haşr ü neşrin cami isen camii Evliyanın sırrı sensin zevliya yU enbiya Kim ki işitti bu On İki İmam’ın vasfını Rahmet ana kim kıla ruh-ı Nesimi’ye du Gözün aç gör kim ey talib Ali’dir her kan-ı server Muhammed aşk ile derya Alidir kıymeti gevher Muhammed ilme kan oldu Ali nutk-t beyan oldu Ana her sır ayan oldu Ali’dir hace-i Kanber Ali’dir cümlenin canı Muhammed’dir Ali kanı Hakikattir Ali şanı Alidir yar-i peygamber H~zaran türlü cümbüşler Ali emri ile işler Varır yazlar gelir kışlar Ali’dir cisme canperver Ne bilsin cahil ü nadan Muhammed ya Ali kimdir Muhammed server-i dindir Alidir cümleye rehber Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın Ali şems-i münevverdir Alidir nur ile enver Ali’dir herşey için can Ali’dir yar ile mihmen Ali rahim Ali rahman ali’dir cümleye can Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali samed Ali’dir cümleye rehmet Ali’dir şafii Mahşer Ali sultan ali sübhan Ali cennet ali Rıdvan Ali dindir ali imalı Eli sakı-i Kevser Ali’dir ol veliyullah Ali’dir mazhar-ı Allah Ali nurundan eyvallah münevverdir yedi kişver Ali’dir Haydar-ı Kerrar aldı kala-i Hayber Ali’dir katil-i ktiffar Ali’dir mir-i leşker Nesimitnin dil ü yanı münevverdir Ali nuru Ali vala Ali a’la Ali’dir server-i safder Her neye bakar isen anda sen Allah’ı gör Kancaru kim azm kılsan Semme Veçhullah’ı gör Bu ikilik perde geç hicabı ref’kıl Gel bu birlik revzeninden bak bu sırru’llahı gör Geç enaniyyet sözünden gönlünü virane kıl Kim neçe tizcek bulursaıı küntü kenztıllahı gör Hacc-ı ekber kılmak istersen gel ey sahid beri Aşıkın kalbi içinde sen bu beytullahı gör Can gözüyle baktın ise kainatın aynına Andan özge nesne var mı hasbeten lillahı gör Münkir-i rü’yet değilsen suret-i Hak göıınege Baktığınca her nazarda ayn-ı zatullahı gör Levh-i ihlas eyledinse gönlünü ey mütteki Kürs-i rahmana ağdın uşta Arşullahı gör Ölmeden nefs öldürürsen cismine olur necat Nefs-i Ruhi- Kudüs’ten mahz-ı RuhuilahI gör İlm-i Hikmet’ten bilirsen gel beri gel ey hakim Sen Nesimi mantıkından dinle Fazullah’ı gör Ytİzün bedri cihanın danesidir Yer ü gök ayla gün pervanesidir Cihan u dih ü dil zülfüne canın Eger layık düşen şükratıesidir Yüzündür Ayetü-l-kürsü anınçün Kelemullah muharrem hanesidir Saçın zincirine düştü bu gönlüm Müselsel ztilfünün divanesidir Kaşınla kirpiğin zülfünle halin Harami gözlerin mestanesidir Tutuşmuş aşk odu can sordu cisme Bu derdi kimse bilmez yanasıdır Yüzündü abidolmuştur Nesimi Nesimi’nin bu gün cananesidir. |
||