SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Müzik İnsanları

Konu: Cem Karaca

Sayfa: 1 [ 2 ] 3

Ruler of the Ruins 25.08.2007 00:56:08


dinleyin..

Sardur 25.08.2007 01:02:04

 ağlayan ALLAH GANI GANI rahmet eylesın

25.08.2007 18:56:14
Gönlümle başbaşa düşündüm demin
Artık bir sihirsiz nefes gibisin
Şimdi ta içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin

Maziye karışıp sevda yeminim
Bir anda unuttum seni eminim
Kalbimde kalbine yol bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin


SÖZ:nazım hikmet ran
MÜZİK:cem karaca
ALBÜM:neRde kalmıştık?

asitikimperia 25.08.2007 19:01:48
Gönlümle başbaşa düşündüm demin


http://sifirforum.com/siir/herkes_gibisin-t14894.0.html Smiley

emet 25.08.2007 19:07:21

cem karaca hakkında ne yazabilirki bir insan. nekadar çok zorlanıyorum cümle kurmakta.
sadece çok seviyorum diyebiliyorum.

25.08.2007 19:09:50
ahmed dinle o zaman sen de sadece

emet 25.08.2007 19:14:59
güneşinkızı 

birşeyler söylemem gerekti.
sonra hemen fark ettim ki herşeyi söylemem gerek.
cem karacayı çok seviyorum

25.08.2007 19:49:13
Sende başını alıp gitme ne olur..en sevdiğim şarkısı  Smiley


blackcat 09.03.2008 02:31:46
yokluğunu hissettiğim en büyük isimlerden .
bedeni ölmüş olabilir fakat fikirleri,bıraktıkları,eserleri sonsuza dek yaşayacak .

son tango 09.03.2008 02:54:42
ben hala,özal amca ya şirinlik yaptığı günlerdeyim ..hayalkırıklığı böle şeymiş..üzülerek de olsa bunu hatırlıyorum,maalesef..

09.03.2008 03:31:59
Cem Karaca- Resimdeki Gözyaşları



Olsun be tangocum biz yine de dinleyelim, ne dersin? Smiley

son tango 09.03.2008 03:35:05
e,seni mi kırciiz? uydubiLe Smiley

UGraSHAMAN 06.04.2008 15:15:37
Çağımızın büyük bilgesi 'O yâr ise her şey yardır, her yer yarar' demişti. Cem Karaca, ömrünün son yıllarını, gürül gürül çağlayan sesiyle, 'Allah yâr yâr! Allah yâr yâr!' diyerek geçirdi.



Türk usulü rock'ın, folk'tan beslenen protest ve gür sesli prensi, sert müziğin; toplumsal muhalefetin aktığı bir damar olarak türkünün modern zamanlar Dadaloğlu'su, bizim irfani geleneğimizin kılcal uçlarına doğru sızarak oradan olağanüstü bir ilahi devşirdi. 'İş başa döner' diyen doğru söylemiştir. Türkiye'nin makus talihini büyük oranda yenerek, ormanda bir patika açan 'küçük dev adam'ın, 141-142'nin paslı zincirlerini kırarak bize yeniden kazandırdığı bir değerdi Karaca. Bir yandan 'yeşil pop' adıyla marazlı bir sound'un arabesk kuyularında gezinenlere, bir yandan 'Batı'ya ait bir müziği ısrarla kendi topraklarının sesi sanarak dayatmaya çalışan ve giderek, Sivas'lının deyişiyle 'mezalim'e dönüşen 'resmi müzik'çilere, bir yandan ise, sosyalizmden yola çıkıp ortodoksi Kemalizme ve ulusalcılığa varan sığ ve kadük bir müzikal geleneğe bu işin nasıl yapılması gerektiğini gösterdi. Aynı zamanda birer musiki cenneti olan geleneksel dergâhlarımızdan artakalan birkaç sınırlı yerde icra edilmeye çalışılan, resmi kurumlarda ise, Kadim Yunan'dan tevarüs edilmiş 'koro' geleneği içerisine hapsedilen, tekdüze ve donuk bir icra geleneğinin çeperlerini çatlattı.



Bize ait olana şiddetle iştiyak duydu

Ermeni asıllı Toto Karaca ve Azeri asıllı tiyatrocu Mehmet Karaca'nın bu seçkin oğlu, müzikal sesleri açısından da, toplumsal ve ahlaki idealleri bakımından da bir Osmanlı evladıydı. Robert Koleji'nde, bir kızı etkilemek üzere başladığı şarkıcılık macerası, ölümüne değin zenginleşerek sürdü. İlhami Gençer'in desteklediği bu yüksek avazlı adam, başlangıçta popüler rock'n roll söylüyordu. Apaşlar deneyimi ve 'Altın Mikrofon', 'Resimdeki Gözyaşları'yla taçlanınca Karaca'nın o gür sesi daha da gürleşmeye başladı. Ve 1970'lerden itibaren Türkiye'nin müzikal yaşamına bir göktaşı gibi düşecek olan Moğollar'ın ardından, yıllar sonra söyleyeceği ilahinin kökeni olan Dervişan'ı kurdu Karaca.

Dervişan, derviş sözcüğünün çoğuludur ve onların bu münbit yurdu olan Anadolu, tarih boyunca yüz binlercesine gül bahçesi olmuştur. Onlar, 'başlangıçta sadece Allah vardı, onunla birlikte bir şey yoktu' diyerek, Sonsuz ve Mutlak Hakikat'i nihai düzeyde yani mutlak teklik düzeyinde idrak eden ihlas erleridir. Onların beslediği bu aziz toprağın sesleri arasında bize ait olana şiddetle iştiyak duyan bir sesti Karaca. Bu yüzden, sadece Allah'ın yâr olduğunu, O yâr olunca da herkesin yar olacağını söyleyerek gitti.



Cem Karaca, yıllar sonra aynı topraktan yaratıldığı izlenimi veren bir gezgin müzisyen'in yol arkadaşlarına katıldı ve 'Kurtalan Ekspresi'nin vagonlarından birine atladı. O aslında lokomotifti, sesiyle, rindane tavrıyla, Melamileri hatırlatan umursamazlığıyla, şarkıları gırtlağıyla değil kalbiyle söylemesiyle, bir çekim merkeziydi.Özal ile yan yana durduğunda Lorel Hardi gibi görünüyorlardı ama bu asimetrik fotoğrafta, Türkiye'nin kendi asli ikliminin toplumsal taleplerini merkeze taşıyan milli iradeyle, bu toprakların özgür ve bereketli isyan ahlakının kusursuz uyumu yansıyordu. Çünkü bizler 'Hak dost' diyen dervişlerdik bir zamanlar. Bu büyük sırra yeniden erdiğimizde tezgâhımıza kurulan türlü oyunları bozabiliyorduk. Cem Karaca, bize bildiğimizi sandığımız o gizli gerçeği yeniden haykırdı: "Bu can emanet bu bedene/ onunda sararlar kefene" O halde, 'Allah yâr yâr! Allah yâr yâr! Allah yâr!'



Hayatının son yıllarında hep 'Bir'e çağırdı

Bir başka daralma berzahından geçtiğimiz bu kritik süreçte bize sonsuz bir yolun imkânlarını açması bakımından tekrar hatırlanması gereken sırdır. Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Ermeni, Müslüman, başörtülü, başörtüsüz, laikçi, mütedeyyin, o partili bu partili... Herkesin kalbi, sonuçta bu geçici yaşamda, kendine ve ötekine acı vermeden yaşamanın özlemiyle çarpmaktadır. Madem böyledir, o halde, 'cümle varlığın birliği ve kardeşliği' demek olan varlığın birliğine dönmek, o cihanşümul ilkenin çevresinde ateşe koşan pervaneler gibi toplanmak gerekir. Çünkü, Karaca'nın dediği gibi, 'Yol bir akıl bir bak da göresin / Sen korkma sakın Rabb'in sana yakın'dır. Evet, biz ondan belki nihayetsiz uzağız, ama O bize şahdamarımızdan yakındır. Bu, uzağın yakınlığı, yakının uzaklığı paradoksundan gelen bir haberdir. Bunu bize sesi kadim zamanların nidacıları gibi gelen Cem Karaca anlatabilir. Gerçi, 'üç var yedi var kırk vardır/altıbinaltıyüzaltmışaltı inen vardır' ama, bütün bunlar Bir'den gelmektedir ve Bir'e dönmektedir.

2004'ün 8 Şubat'ında ahirete göçen Karaca, bizi yaşamının son yıllarında hep Bir'e çağırdı ve 'O'ndan başka ilah yoktur/Muhammed sevgilimdir' diye diye Cemal'e yürüyen Cemil Meriç gibi, asıl sevgilinin kim olduğunu hatırlattı. Onun yaşamını zehre çeviren o saçmasapan yasaların zincirini Özal parçalamıştı. O da, kendisine uzanan bu iyi niyetli eli, Osmanlı'nın barış dolu hatırasından uzanan bir el olarak öpüp başına koydu ve şerefini artırdı. Çünkü biliyordu ki hayat sevgiden doğmuştur, korkudan değil.



Aslolan Cemal'dir, güzellik, iyilik ve gerçekliktir. Kötülük, çirkinlik, şer hep şeytanın dolap hileleridir, ayak oyunlarıdır ve tuzaklarıdır. Yüzyılın en kanlı trajedisine kurban giden bir kanaat önderinin sehpaya giderken söylediği sözü hatırlıyorum. Şöyle demişti, başına cellat ipi geçirirken, 'ben sizin dolap ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ben de size boyun eğmedim, bu da size dert olsun'

Artık bu kâbuslar geride kaldı, Türkiye, şu an içine çekilmeye çalışıldığı bu kaotik kuyuya asla düşmeyecek ve toplumsal, hukuki, siyasi ve ahlaki kazanımlarını asla berheva etmeyecektir. Merhum Karaca'nın o coşkulu sesiyle söylemenin vaktidir: 'Sürerim buluttan tarlaları / Yağmurlar ekerim göğün göğsüne / Güneşte demlerim senin çayını / Yüreğimden süzer öyle veririm / Ben feleğin şu çarkına çomak sokarım / Ben feleğin tekerine çomak sokarım / Yeter ki ıslak ıslak bakma öyle'
                                                                                sadık yalsızuçanlar


ejder 06.04.2008 17:43:22
arkadaşlar yüreginize sağlık ya gerçekten anılmaya değer bir insan şarkılarıni dinliyorum ve her dinlediğim şarkının mısaraları arasında kayboluyorum ......

Xantippi 07.04.2008 11:20:30


Cem Karaca,nin zor günleriydi.Vatan,a gidemiyordu.Köln sehrinde kuaför salonu olan bir bayanla yasiyordu.Kültür faaliyetleri cercevesinde bizim mahallede konser vermisti,topu topu 20 kisi izliyorduk ama o sanki binlerce insana söylüyormus gibi mikrofona bir asilmisti sormayin.Ne kadar hasret kalmis anlamamak imkansiz.Bir sanatciyi vatanindan etmek,sevdiklerinden ve sevenlerinden etmek,köklerinden ayirmak nasil bir duyguysa hala anlamadim,anlayamiyorum.Bu duygu benim icin gökteki Ay gibi.

Ay,i görürüz gece,yapisi hakkinda gözlerimizle bir kaniya varamayiz,isigi vardir ama kimseyi isitmaz,bazen Dünya,ya o kadar yaklasir ki elimi uzatsam,elimi uzatsam onu tutarim.Sonrada cocuguma oyuncak yaparim...


Sayfa: 1 [ 2 ] 3