|
||
| alıntı Sadelik fikri ile ilgili küçük çaplı bir inceleme yapalım: Sadelik sözlükte isim olarak yalın olma durumu; edebiyatta ise yalınlık demektir. Dinimizde hem Kuran anlayışında hem de süneti uygulama bakımından sadelik çok önemlidir, bu konu da Atatürk'ün söylediklerini kayda değer buluyorum: 'Milletimiz daha da dindar olmalıdır diyorum. Ama bütün sadelik ve güzelliği ile. Dinime, bizzat gerçege nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı ilerlemeye engel hiçbir sey ihtiva etmiyor. Şu anda batıl itikatlardan oluşan ikinci bir din mevcuttur. Fakat bu cahiller sırası gelince aydınlatılacaktır.' İslâmda, muaşeret (güzel geçinme) âdâbında müslümanların birbirleriyle geçinmelerinde ise samimiyet, tevazu, zorlanmama, karşılıklı yardım, nezaket, saygı, sevgi, hayırseverliğin yanında sadelik bir esastır. Tevcid sözlükte bir şeyi süslemek, güzel ve hoşça yapmak anlamlarına gelir. Istılahta ise; kuvvet, zayıflık, şiddet, yumuşaklık vb. anlamlar yanında sadelik anlamına da gelir. Budizm, Hindu dini gibi diğer dinlerde de sadelik çok önemlidir. Tabi her inanışta olduğu gibi madde daha baskın çıkarak mesala Hristiyanlık'da, ilk başta dinin kutsallığı ile keşişlerin sadelik fikri hüküm görmesine rağmen sonradan bölünmelerle, kilisenin kutsallığıyla bu ruhani ihtişamı örterek, her kuramda olduğu gibi insanları maddenin ihtişamı ile etkileme anlayışına gidilmiştir. İngilizce'de simplicity yani basitlikle anlamına gelir ayrıca ilginç olan ignorance olarak sadelik anlamına da gelir ki esasen saflık, cahillik demektir. Tabi bu nokta çoğu modern sözlükte bahsedilmez. Fakat tahminimce eski sözlüklerde kilisenin etkisi olmuştur. Menekşe sadeliği ve alçak gönüllülüğü temsil edermiş. Kültürde sadelikle ilgili Nilgün Gedik bir yazısındaki paragraf dikkatımi cekti: ''Bizim kültürümüz minimalisttir, Anadolu, yaşam, geliştirilmiş araç gereç, mimaride minimaldir. Ne Türk kültüründe, ne Müslüman Türk, Anadolu Hırıstiyanlık veya Hırıstiyanlık öncesi kültürde teferruat yoktur. Güç ve gösteriş olabilir ama, sadedir. Oysa Avrupa'da bu sadelik yok, Gotik olsun Barok olsun abartılı teferruat görülür...'' Bu konuda 1850-1923 yılları arasında yaşamış ince ruhlu Fransız yazar Pierre Loti (Julien Vioud Pierre) sadelik konusunda Türkleri örnek göstermiştir: '...Sadelik içinde ihtişamı, sükûnet içinde hitabeti, zarif bir durgunluk içinde duygulu bir hayatiyeti ve pırıltılı bir hayat içinde kibar bir hakikati hissettiren yegane mevcut Türklerdir... ' Aynı şekilde Granville Murray de: '...Türkler'de sonsuz bir iyilik, şefkat ve sadelik hazinesi, güzel olan her şeye karşı derin bir merhamet mevcuttur...' ve TH. Gatuer da '...Türkler saffet ve sadelikle doludur...' Modayla ilgili: 'Bir türlü bu işten kurtulamıyoruz. Ne kadar minimalizm, sadelik, natürellik bilmem ne de desek moda dünyasında karşımıza çıkan insanların çirkinliğinden kurtulamıyoruz' Nora Romi bu sözunden sonra kemikleri ortaya çıkmış kürdan olmuş mankenlerin resmini koymuş yazısına. Bunun yanında tasarımlarda Dieter Rams, sadelik, anlaşılabilirlik, mütevazılık ve basitlik ve öte yandan ürünü kullanışlı hale getirme hedefindeki tasarımı savunur. İnternet ortamında ise önce ideal olan sadelik, fonksiyonellik, kullanışlılık gibi kavramlar yerine daha farklı oluşumlara geçildi. 'Fanatik'ler, tartışmaların alevlenmesinde etkili oldu. Bu konulara olan ilgiyi daha da fazla noktalara çekti yani bir bakıma faydalı da oldu. Fakat bunun yanında, tartışmaların körüklemesiyle fikirlerin çok katı şekilde birbirinden farklıymış gibi ayrışmasına sebep oldu. ''Kompozisyonda sadelik, uyarlanan resmin anlam ve amacının ne olduğunu ilk bakışta anlamamıza denilmektedir...'' Gökhan Sert Görülüyor ki yaşantımızda, sanatta, siyasette, dinlerde vb baska kuramlarda sadelik fikri her zaman önemli esaslardan birisi olmuş. Fakat ihtişam ve sadelik ruh dünyasının güzel bir armonisi olmasına rağmen günümüzde ya da tarihimizde görüldüğü gibi olayların gelişimine değil sonucuna bakılarak sondan başa gidilmeye çalışılmıştır. Yani sadelikteki ihtişam kaybedilip, altın, boyama, yalan, abartma gibi süslemelerle ihtişama ulaşılmaya çalışılmış, çalışılıyor... Ayrıca sadelikle ilgili sözler: 'Hiç bir şey büyüklük kadar sade değildir. Sade olmak, büyük olmaktır.' Emerson 'Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük (özgürlük) yoktur.' Lev Nikolayeviç Tolstoy |
||
|
||
| Sadeleştirme gayreti daha anlaşılır basit parçalar oluşturmak için midir yoksa anlamın derinleşmesini önleyen zihni meşgul edecek fazlalıklardan kurtulmak mı.. ancak ikinci türden bir sadeliği anlayabiliyorum ben. |
||
|
||
| öncelik ikincisinde tabiki ancak sadelik anlamı derinleştirmenin yanısıra algılamayı da kolaylaştırır. yani komplex bir yapı içinde bulunacak bir anlam basit bir yapı içinde daha az eneji harcanarak elde edilebilir. mesela TSM iğinin kendi tek sesliliği ve basitliği içinde minimalizmin yormayan yönünü kullanan başarılı bir örnek olduğunu düşünüyorum |
||
|
||
| Ancak zihinsel yetiler, algılama kabiliyeti ve yaratım gücü vs de zorlanarak gelişiyor.Sürekli sade yapılarla uğraşan bir insanlık einde sonunda düşünebilme yeteneğinde geriliyecek ya da sabitlenecektir. Ya da artık dışsal ıvır zıvırla uğraşamdığı için esas zor olanla öz anlamlarda derinleşecektir de minimalizm genelde hep ilki gibi tesir edecek biçimde öne sürülür.Çünkü eşyayı sadeleştirince geriye ona dayalı dünyanın sıkıntısı kalır. |
||
|
||
| Minimalizm.." öldü, başımız sağolsun! Kara haberi gazete eklerinden birinden aldık.. Meğer uğruna emekli ikramiyelerini yatırdığımız, bilezikler, beşibiryerdeler bozdurduğumuz, yastık altı dolarları harcadığımız "minimalizm" son iki üç yıldır can çekişiyormuş da haberimiz olmamış.. Hele son beş altı aydır tamamen bitkisel hayata girip, makinelere bağlanmış.. Mobilya üreticilerine endeksli dekoratörler "Çekin fişini.." demeselerdi belki birkaç yıl daha sürünürdü.. Olmadı işte.. Buraya kadarmış.. Bu arada Mudo'nun da gözü aydın.. Acı haberi duymamış olanlar da artık mağazalarına üşüşürler.. (Müjdelik olarak üç gömleğini alırım..) Bu "minimalizm" denen zararlı dekorasyon akımı hakkında birkaç risale yazmıştım ama unutulmuştur.. O yüzden "fikri hür, vicdanı hür.." ayrıca "zihnen bakir" sevgili okurlarım için bir not düşeyim ki "minimalizm" neymiş hatırlasınlar.. Bir yanlışlık yapmasınlar.. Tavuktan birbirine boğazından bağlamasınlar.. "Minimalizm" bir tür dekorasyon tarzıdır ve tahminen Japon icadıdır.. Dekorasyon dergilerinde "free akıl" dağıtan duduların gazına gelen ev kadınlarının zihnine girmek sureti ile yayılır, etkisini zengin evlerinde sürdürür.. Orta sınıf evleri için yıkıcı, yok edici tahribatı vardır.. Nasıl uygulanır Zengin evlerindeki uygulanış biçimi ile orta direk evlerindeki biçimi birbirinden farklıdır.. Zengin şahsın karısı -ki bunların çoğu tahsilli oldukları halde çalışmayıp, "ev bayanı" kalmayı tercih etmişlerdir- 280 metrekarelik evin 160 metrekarelik salonunda ne kadar eşya varsa atar.. Salonun bir köşesine iki koltuk koyar, aralarına bir sehpa.. Duvara da ikiye ikilik konusu anlaşılmaz tabloları astırır.. Bir sehpanın üzerine de vazo yerleştirip içine üç beş kuru dal tıktı mı ev tamam olmuştur.. Gerçi görüntü bakımından icra takibine uğramış gibi durur ama anlayan gözler o evin "minimalist döşendiğini.." bilir.. Görüşlerini aylık dekorasyon dergilerinde bizden esirgemeyen ünlü bir iç mimar veya stilist tarafından da vaftiz edildiğini hemen anlar.. Temel olarak "hacizli ev" konseptinden hareket edilen "minimalizm" olayında ne kadar az eşya varsa dekoratör o kadar başarılıdır.. Lakin evini sebepsiz yere minimalistleştiren "zengin kocalı ev bayanları.." asla dekoratörlerine minnet duymazlar.. Onların emeğini kabullenmezler.. "Evi aslında ben döşedim, o sadece eşyaların alınmasında yardımcı oldu.." deyip "varlık içinde yokluk" esasına dayalı bu geri zekâlıca tarzı tek başlarına sahiplenirler.. İç mimarlar, dekoratörler ne kadar ünlü olurlarsa olsunlar bu tür övünmeleri sineye çeker, gerçeği asla patroniçelerin yüzüne vurmazlar.. Buna karşılık kanları yerde kalmaz.. Onlar da bir sonraki müşterilerine, bir önceki müşterilerini bol bol çekiştirirken "Mahalle karısı.." tanımını kullanırlar.. Diğerlerinin hali Zengin veya sosyeteden olmadıkları halde sırf kocalarının maaşına ve taksit imkânı veren kredi kartına güvenen ikinci dereceden minimalistlerin tekniği daha farklıdır.. "Ben evimi minimalist yapayım da konu komşu çatlasın.." fikrinden giden bu kadınların dekoratör tutmaya mecalleri yetmez.. Bu nedenle sorumluluğu kendileri üstlenirler.. "Kim 500 Milyar ister?" yarışmasının paşası Kenan Işık bana "Orta sınıf ev bayanlarının ortak özelliği nedir?" sorusunu sorsa hiç düşünmeden "Hepsi de potansiyel dekoratör ve modacıdır.." cevabını veririm.. Evet öyledirler.. Hepsi de dekorasyon konusundaki stajlarını komşu evlerinde yapmışlardır.. Evini "minimalist" tarzda döşemeye karar veren kadına gazetelerin pazar eklerindeki sayfalar ilham verir.. Ya bir dekorasyon sayfasını incelerler veya Hülya Avşar'ın evinde yapılan bir röportajın fotoğrafına bakarlar.. O da yetmezse sosyetenin hallerini anlatan bir dizi imdatlarına yetişir.. Bu sayede "minimalizm" uygulamasının "az eşya, çok yer.." olduğunu öğrenirler.. Evde ne varsa birer ikişer ortadan kaldırılır.. Taksitle bazı yeni mobilyalar alınır.. Bazıları elden geçirilip, modern bir hava verilir.. Kırılma noktası "Minimalizm" uygulamasında zengin evi ile orta sınıf evi arasındaki temel fark şudur.. Zengin evi eşya bakımından sadeleştirilirken artan eşyalar evin dışına çıkar.. Atılır, satılır, birine verilir.. Orta sınıf evinde ise hiçbir şey zayi edilmez.. Atılmaya kıyılamayan eşyalar evin genellikle arka taraflarına düşen en küçük odasında depolanır.. Böylece salon minimal bir görüntü kazanırken, evin son odası "emanetçi deposu" haline getirilir.. Haliyle bir şey aranmak için o odaya girildiğinde istif edilmiş eşyalar hırpalanır, kırılır.. Bir daha kullanılmaz hale getirilir.. "Minimalizmin ölmesi.." bu işe heveslenmiş orta sınıf evleri için işte bu yüzden iki kez yıkıcıdır.. Modanın doğması bir masraf, ölmesi başka bir masraf kapısıdır.. Öyleyse çare nedir? İki seçenek var önünüzde.. Ya "Minimalizm ölmedi, kalbimizde yaşıyor.." deyip tuttuğunuz yoldan geri dönmeyeceksiniz.. Veya taksitli hayatınızda yeni bir beyaz sayfa açmak üzere kocanızı ikna edeceksiniz.. Nasıl ikna edeceğinizi benim söylememe lüzum yok.. Binlerce yıldır nasıl yapıyorsanız yine öyle yaparsınız.. Surat asarsınız, başının etini yersiniz, grevi yatak odasından başlatırsınız, olmadı vara yoğa ağlarsınız.. Birinden birinde direnci kırılacak, zafer sizin olacaktır.. Dikkat edeceğiniz tek şey ölçüyü kaçırıp, hayatınızdan olmamaktır.. Gazanız şimdiden mübarek olsun.. Zafer dekorasyon dergilerine inananlarındır.. Selahattin Duman alıntı |
||
|
||
| haber: BBC'nin verdiği bilgiye göre, 1952 yılında yaratılan eser, Londra'daki Barbicon Konser Salonu'nda senfoni orkestrası tarafından yorumlanacak. BBC'nin program sırasında sessizlik olduğunda otomatik olarak devreye giren alarm sisteminin çalışmaması için teknisyenlerin önlem alacağı belirtildi. İlk kez Woodstock'ta seslendirilmişti. Besteci John Cage, 4'33" isimli eserini ilk kez Woodstock'ta 1952 yılında Piyanist David Tudor ile birlikte "seslendirmişti". 4 dakika 33 saniye süren ve tek bir sesin çıkmadığı parça, 3 kez piyano kapağının açılıp kapanmasıyla bölündü. Kalbinizin sesini duyun... "Hiçbir sesin çıkmadığı yerde kalbinizin sesi duyulur" diyen Cage, 4'33"de de, dinleyicilere etraftan gelen seslerin o salonda hep dinledikleri müzikten daha ilginç olabileceğini göstermeye çalışmıştı. |
||
|
||
| yukardaki yazılarda da görüleceği üzere çok kez sadeleştirme (minimalizm) bayağılık/basitlik ile karıştırılıyor. sadeleştirme ile en baştan bayağı üretmeyi ayırtetmek gerekiyor. minimalizm bir soyutlama tekniğidir. özneyi belirginleştirerek dikkat dağıtıcı gereksiz ayrıntıları elimine eder. bu yüzden bayağılıkta olan içeriksizlik ile minimalizmde olan konsantrasyonu sağlamaya yönelik çabayı ayırtetmek gerekiyor. .. son örnekteki müzik parçası da minimalizm değildir. hedef nesneyi tamamen ortadan kaldırmak minimalizm anlamına gelmez. .. minimalizmin bence en önemli boyutu düşünsel boyutudur. aklı yalın bir şekilde işletmek için kullanılan yöntemleri ve düşünce biçimini içerir. .. |
||
|
||
| azaltıcı değil yoğunlaştırıcı sadeleştirme aslında düşünen -kendine sanatsal,bilimsel ve ya felsefi bir yol çizen insanların varmak istedikleri zirveyi de ifade eder de..bazen yaşamın yoğun basit anlarını açmak ve anlaşılır yapmak içinde karmaşık düşünme yapılarını kullanmak gerekir. Yani insan ölçüleri her türlü anlamın sınırına ulaşacak tok sözleri-eylemleri vs toplayacak kadar gelişmiş olmayabilir.Belki de önce iyice bir karıştırmak gerekiyor.Sonra azaltarak içeriğin yükünü ,oranını arttırmak. |
||
|
||
| zaten tecrübe ile yapılan işlere bakarsanız zaman içinde giderek basite indirgendiğini görürsünüz. ustalar kısa zamanda ve nitelikli işler çıkarırlar çünkü eylemleri minimalize edilmiştir. |
||
|
||
| Evet yoğunlaştırıcı sadelik tam olarak da bu olmalı uygulanması gerekn :evet: basit-karmaşık- basit bi karmaşıklık
|
||
|
||
| edebiyat ya da metinler açısından düşünüyorum..karmaşık cümlelerin verdiği bir de estetik haz vardır..bazen o cümleler çözümünde basit bir cümleden çok çok daha az anlam içerir ama o karmaşık yapıyı takip etmenin yarattığı zihinsel uyanışta daha farklı evrensel sahneleri çözebilmeni ya da ortaya çıkartabimeni sağlar. Ağırlaşmadan hafiflenemez ,önce iyice bir kendine karışmak anlamında yüklenmeli insan. Bİr de şu tehlike söz konusu.. basit ama yoğun görünen bir çok düşünce metni aslında pusludur ve derinliği yoktur varmış gibi gözükür.Okuyan bu metni sadece kolaylıkla algılayabildiği için aslında sevmiştir. Sanırım minimalizmin hedefindeki metinde durum farklı. O tarz metinlerde eldeki cümledeki söz azlığı iyice insanları düşünmeyi aşmaya zorluyor ,çünkü anlamkta güçlük çekiyorlar ve çünkü yeni bir düşünce var karşısında,eski sözcüklerin yığılarak yarattığı bir gösteriş değil. gene de estetik haz da önemli . :rolleyes: |
||
|
||
| yalın olma küçük olma minimal olma ne kadar alakasız şeyler, bir araya getirilmiş de felsefe oluşturulmuş.. |
||
|
||
| dekorasyonda minimalist yaklaşımlara taparım..salonda bi 3 lü ,bi tv, bi sehpa ..yatak odasında da büyük bi yer yatağı çok şık olabilir .. | ||
|
||
| minimalizm bana japon evlerinin dekorasyonunu anımsatır her zaman. son derece sade, dingin. düşünsel olarak minimalizm ise sıklıkla kanaatkarlıkla karıştırılıyor. azla yetinme! kanaatkarlıkta daha fazlasını istememe, edinmeme varken, minimalizmde eldeki olanaklara rağmen bir yalınlık taraftarlığı yok mudur? |
||
|
||
| kesinlikle öle ..olanaksızlıklardan kaynaklanan sadelik değildir zaten.. | ||