|
||
| güzel bir bilgi olmuş. | ||
|
||
| tesekkur ederım kral sızın sayenızdeee |
||
|
||
| şopar adam bi başka çalar... bu adamların müzisyenliklerine dünyada kimse laf edemez heralde. nerdeyse bebeklik yaşlarından itibaren bi enstrumanla tanışırlar. bi kere bildiğim kadarıyla her bebe önce bi ritm saz çalıyolar. sonra da ellerine ne gelirse bi kaç yıl çalıyolarmış. en sonunda da tek enstrumana odaklanıp uzmanlaşma. resmen kendi içinde bi okul. hem de bu çocuklar içlerinden gelerek bulaşıyolar müziğe, refleks olarak. öyle zorla piyano dersleri aldırılıp, konservatuara yazdırır gibi değil. ayrıca konservatuardaki bi çok çocuk gibi çocukluklarını da yaşayamama gibi bi durum da yok onlarda. ayrıca bu şoparlar her konsevatuarlının çalldığını çalarlar, ama her konservatuarlı onlar gibi müzik yapamaz. bu adamlar eskiden konservatuarlara da pek alınmıyodu bildiğim kadarıyla, ama durum yavaş yavaş değişiyor. önyargılar kalkıyo gibi. bu arada not olarak: macar(ciganyok) bi viyolacı vardır - ki kendisi roby lakatos' tur. adam harikalar yaratır. ve bu herif konservatuarlıdır aynı zamanda. bu güne kadar dinlememiş olanlara dinlemelerini tavsiye ederim. |
||
|
||
| Babamdan bana kalan miras güneş ve aydı Başıboş dolaşsam da tüm dünyayı, tüketemem mirasımı İspanyol bir çingene Hiç tükenmeyen bir miras, ne güzel! |
||
|
||
| o mirası da tüketiyorlar sayın denge; hiç de tükenmeyecek bir miras değil... çingenelere yönelik popüler ilginin yoğunlaşmasında emir kusturica'nın 1988 yapımı "çingeneler zamanı" (dom za vesanje) filmi önemli bir rol oynamıştı. bu filmin kazandığı büyük başarı kusturica'yı hollywood yapımı "arizona rüyası" ile başbaşa bırakırken, geniş bir kesim de çingene müziği ve kültürüne sardırdı. böylelikle clup'lerde çingene müzikleri çalınır oldu. modern insan sohbetlerinde "abi çingeneler ya, süper abi ya, abi adamların şeyinde bile değil dünya" lafları yaygınlaşır oldu. post-modern anlayış, çingene alt-kültürüne de bombayı atmış oldu böylelikle. yoğun bir ilgi ve övgü üzerinden onları modern dünyaya ve yaşayışa da bağlama işi her zaman olduğu gibi prodüktörlere düştü. adı sanı bilinmeyen çingene müzisyenler parladı bir anda. bu süreç de, diğer bir çokları gibi gelip geçici olacak. geride kalan yalnızca çingene coğrafyasına dökülmüş modern dünyanın çöpleri! hep öyle olmadı mı zaten? (bu arada yanlış anlamaya yol açabileceği endişesi ile düzeltiyorum: emir kusturica'nın filmi, sinemanın en görkemli yapımlarındandır. onun şanssızlığı, herşeyi tüketmiş ve sömürecek yeni alanlar peşinde koşan modern dünyanın sonuna denk gelmesiydi.) |
||
|
||
| moda çingene olmak olacak.sosyetede herkes ben çingeneyim diyecek.hatta çingene olduğunu yazan yazara karşı dava açan Orhan Gencebay'da kabul edecek. ''ben neymişim çingene'ymişim hah ha '' diyerek gülecek yok bu biraz müslüm baba tarzı oldu. ben hep çingene olduğumuzu savundum ama ananem bir türlü kabul etmiyor iddasına göre çingene mahallesindeki çingene olmayan tek aile bizmişiz hem biz selanik'ten gelmişiz peh peh Ay çıkıyor şavkı vurur yüzüme Gitarın telleri özdür sözüme Gönlüm sevdalıdır benim yellere Cümle dillerde bana derler çingene İncedir yüreğim acı zor gelir Nedense cihan bana, bana dar gelir Kış geliyor soğuk vurur dizime Sevgilim gecede gelir dizime Sevdalım gecede gelir dizime Yıldızlar gecede ışır gözüme Cümle dillerde bana derler çingene Uzundur geceler bir ben bilirim Nedense cihana ben çok gelirim Söz: Nurettin RENÇBER |
||
|
||
| Kırmızıyı severler etsiz yemek yemezler romanlar böyledirler çalgısız yaşayamaz ölürler illede roman olsun ister çamurdan olsun oda allah kuludur her kim olursa olsun düğün dernek ederler birbirini överler romanlar böyledirler çalgısız yaşayamaz ölürler illede roman olsun ister çamurdan olsun oda allah kuludur her kim olursa olsun ohh yandan 60 70 80 90 yüzz derede yüz lavobada yüz ) bu kadar hatırlıyorum
|
||
|
||
| 9.8 lık bır parca ustune bıde kırmızı etek savurdunmu ateste sacları ılık esen meltemde varmı cıngene olmaktan hası keske olsaydım keske saclarım yıne savrulsaydı esseydı ıstanbul ıstanbul |
||
|
||
| Çingene Sempozyumu ve Menekşe'nin Soruları Çingene dernekleri, araştırmacılar, yazarlar, İnsan Hakları savunucuları ve tabii ki Ereğlili Çingeneler hafta sonu bir sempozyumda buluştu; Çingenelerin (Romanların) sorunlarını ve 2006 "Çingene yılı"nda ve her gün "ne yapılmalı"yı konuştular. BİA Haber Merkezi 08/10/2005 Hacer Yıldırım FOGGO BİA (Kdz. Ereğlisi) - 2006 bütün dünyada "Çingeneler yılı" olarak yaşanacak. O zaman şimdiden çok çalışmalı. Yani, öncelikle küresel ilişkiler gerçekleştirilmeli, bir Çingene ajansı ve de internette bir Çingene sitesi kurulmalı. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Çingeneler için toplum merkezleri açmalı. Çingene çocuklarının eğitimi, her türlü yayından Çingeneleri aşağılayan bölümlerin kalkması ve her türlü yasal düzenlemedeki ayrımcı maddelerin deşifresi ve ayıklanmasıyla Çingene müziği, dansı ve sanatının tanıtımı için elden gelen yapılmalı, Bilimsel çalışmalar yapılmalı, Çingene kültürüyle ilgili belgeler toplanmalı, arşivler oluşturulmalı, insan hakları örgütleri Çingene sorunları ve çözümü için ortak çalışmalı. Yerel yönetimler, Turizm Bakanlığı "Çingene" başlığını gündemlerine alsın. Ve Çingenelerin örgütlenebilmesi için destek vermeli, belki de her şey buradan başlayacak. . Haftasonu buluşması Kim diyor bunları? Hafta sonunda, 1-2 Ekim, Cumartesi ve Pazar günleri Karadeniz Ereğlisi İnsan Hakları Derneği'nin düzenlediği "Roman (Çingene) Sempozyumu" sonuç bildirgesi özetle Çingene özel gündemi"ni bu taleplerle belirliyor. Sempozyumda İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Yusuf Alataş, Uluslar arası Af Örgütü Türkiye Başkanı Levent Korkut, yazar Abdurrahman Dilipak, Baro Başkanı avukat Erol Mekik, İHD şube başkanı Salim Çalık, araştırmacı yazar Mustafa Aksu, İHD Ereğli'den Çetin Yılmaz, etnolog Rudiger Bennighaus, (Almanya), Doç. Dr. Gülsen Demir (Adnan Menderes Üniversitesi), Dr. Suat Kolukırık (Süleyman Demirel Üniversitesi), Dr. İsmail Altınöz (Gaziantep Üniversitesi), yüksek lisans öğrencisi Alper Yağlıdere (Dokuz Eylül Üniversitesi), İzmir Romanlar Derneği Başkanı Yakup Çardak, Edirne Çingene Kültürünü Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı Mustafa Taşçeviren, Söke Romanlar Derneği Başkanı Özcan Purcu, Ulaşılabilir Yaşam Derneği'nden Hacer Yıldırım Foggo, gazeteci Nazım Alpman, İHD eski genel sekreteri Feray Salman bir araya geldiler. Hasta olan sensin aslında Ereğli'de yaşayan Çingenelerin evleri yıkılmış. Şimdi elektriği suyu olmayan bir binadalar. O gün kendilerini dışarı atıp "Roman (Çingene) Sempozyumu"na geldiler, araştırmacıların, bilim çevrelerinin, yazarların, gazetecilerin ve dernek temsilcilerinin ağzından kendi sorunlarını dinlediler. Elbette ki, sempozyumda kendi sözcüleriyle de birlikteydiler. Cengiz Ilgın, konuşmasında "seçilmişlerle, atanmışlar sempozyuma katılmadı" derken aslında sorunun temelini gösterdi galiba. Oturumların sonunda sahneye fırlayıp sekiz dokuz yaşlarındaki oğlan çocuğunun "Hasta ettin sen beni hasta, hasta olan sensin aslında" şarkısı da sanki onun "ötekisi"ne bir mesajdı. Çingene acil eylem ağı İHD Genel Başkanı Alataş, "Bizi hem ezenler hem mağdurlar ezmeye çalışıyor. Bunun için insan hakları mücadelesi bu kadar zor, riskli ama o kadar da onurlu bir mücadeledir" derken, Korkut "Ayrımcılık Üzerine Bazı Düşünceler", başlıklı konuşmasında sorunun özet bir fotoğrafını sundu. "Uluslar arası Af Örgütü olarak Çingenelerle ilgili de acil eylem ağımız var. Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik hakkının uygulanması için çalışıyoruz. Olan bir yasal hakkın uygulanmasını istiyoruz. "Yeni İş Kanunu madde 5/11 'Geçici işçi ile normal işçi arasında farlılık olamayacağını' söyler. Biliyorsunuz Çingeneler genellikle geçici işçi olarak çalıştırılırlar. Ceza Yasası'nda da eşitlik konusunu belirten 122. madde vardır." "Tüm Müslümanlar Çingenedir" 1980 sonrası "ben bir çingeneyim" dediğini hatırlatan yazar Dilipak, Çingenelere İslam dininin değil Müslümanların ayrımcılık uyguladığını belirterek peygamberin bir eşinin de Çingene olduğunu söyledi. Yazar Dilipak da "Tüm Müslümanlar Çingenedir" dedi ve devam etti: "İslam'da, insan hakları ile Hıristiyanlar 'ın insan hakları anlayışı farklıdır. İslam'da Allah kitapta bile insan hakkını savunun der. "Roman sözü yerine Çingeneyi kullanırım. Roman, yabancıyı çağrıştırır. Çingenelerin doğu kültüründeki yeri Hint, Türk ve Mısır'dır. Çingeneler yeniden varolmak için mücadele veriyor." Denge kurmadan varlık koruyabilme Dr. Suat Kolukırık, "Madun ve Hakim: Çingene Kimliğin Toplumsal Eleştirisi" başlıklı konuşmasında Çingene kültürü ve kimliğinin ekonomik, politik ve askeri bir güç dengesi kurmadan, farklı toplumlar içerisinde kendi varlıklarını koruyabilmiş olan kültürün ifade formları olduğunu belirtti. "Çingeneler içinde bulundukları toplumların kendilerini anlatma biçimlerini gösteriyor. Diğer taraftan karşılıklılık ilişkisinin bir tarafı olarak biz ve ötekinin farklı yorumlarıdır." Köln Çingeneleri Almanya'dan Etnolog Rudiger Bennighaus Türkçe yaptığı konuşmada Köln'de yaşayan Çingenelerin köken, hukuki statüsü (vatandaş-mülteci-turist), dil (diyalekt), din ve adetler bakımından birbirlerinden farklı, yani homojen olmadığını anlattı. "Özellikle hukuki statü sosyal durumu etkiliyor. Kısacası mülteci olarak Almanya'ya gelen ve hemen hemen hepsi Roma grubundan olan Çingenelerin konumları, Almanya vatandaşı olan Çingenelere göre daha kötü durumdadır. " Bennighaus,çoğu Bulgaristan ve Romanya'dan gelen "kaçak" yaşayan hiçbir sosyal güvencesi olmayan Çingenelerin daha "özgür" olduklarına, ancak yakalanma durumunda memleketlerine geri yollanma riskiyle yaşadıklarını aktardı. "Almanya'da bir gazete 'hırsızlar' listesini çingene çocukların vesikalık fotoğrafları ile birlikte tam sayfa yayımladı, ki bu yasal olarak da suçtur." Geçim kaynağı "düğüncülük" Doç. Dr. Gülsen Demir araştırma yaptığı Milas'ın Dibekdere köyündeki Çingenelerin geçim kaynağını "düğüncülük"ün oluşturduğunu, temel ekonomik faaliyet olarak nitelendirilen düğüncülüğün, en önemli unsur olan davul-zurna kültürünü içinde barındırdığını söyledi. "Yaklaşık 200 yıldır devam eden bu geleneğin yaşaması için Dibekdereliler yoğun bir çaba içindedirler ve çabalarını da örgütlü bir yapı içinde sürdürmeye çalışıyorlar." Gaziantep Üniversitesi'nden Dr. İsmail Altınöz, XVI. Yüzyıl Osmanlı Devlet yönetimi içerisinde Çingeneleri, araştırmacı Sinan Şanlıer Çingene Sancağı ve köle dönemini, Dokuz Eylül Üniversitesi Yüksek Linans öğrencisi Alper Yağlıdere İzmir Ege Mahallesi örneği ile kent yoksulluğu ve çingeneler konusunu anlattı. Evliliğin 43. yılında gelen sıkıntı Evliliğinin 43. yılında bile Çingene olmasından ötürü sıkıntılar yaşamaya devam ettiğini söyleyerek başladığı konuşmasında bir çok sanatçının da Çingene olduğunu, çingenelerin sadece bürokrasideki pek yer alamadıklarını anlattı. "Sibel Can, Sibel Turnagöl, Seda Sayan, Güllü, Kibariye, Teoman, Hikmet Şimşek, Sadi Somuncuoğlu gibi ünlü kişiler de Çingenedir. " Gazeteci Alpman da yaygın medyada Çingeneler ile ilgili haberlerinden örnekleri saydam gösterisiyle sundu ve Çingenelerle ilgili genellikle olumlu olduğunu belirtti. Okul yok, sigorta yok İHD'den Yılmaz "Biz Çingeneyiz: Çingene Gerçeğinin Öteki Yüzü" başlığı ile Ereğli'deki Çingenelerin sorunlarına değindi. Yılmaz Zonguldak ve ilçelerinde 5 bin kadar Çingene'nin yaşadığını belirterek şunları söyledi: "Yoksulluktan dolayı ilköğrenimini bile tamamlamayan gençler, hastalıklarla boğuşup sigortasızlıktan tedavi göremeyen yaşlılar sırtına bağladığı bebeğiyle dilenmek zorunda kalan kadınlarıyla Çingeneler acı çekiyorlar." Örgütlenme şart Edirne Çingene Kültürünü Araştırma Derneği'nden Taşçeviren, Edirne'deki çingene çocukların okul kayıtlarında ve istediği okulları seçmekte ayırımcılığa uğradıklarını anlattı. İzmir Romanlar Derneği'nden Çardak, İzmir'deki yerleşik Çingenelerin evlerinden çıkartılma gibi sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade etti. "Bireysel çabalarla sorunlar çözümlenmiyor. Sorunların çözümünde mutlaka örgütlenme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Ancak örgütlenme demek "çatışma" demek değildir. "Örgütlenme demek, uzlaşma,yardımlaşma ve dayanışma demek. Ötekiye ilişkin olumsuz düşüncelerin ortadan kaldırılması demektir." Söke Romanlar Derneği'nden iktisatçı Purcu ise Çingenelerin Söke'de 30 yıldır hasır plaj şemsiyesi ürettiklerini geçimlerini böyle sağladıklarını bu konuda yeni projeler yapmak istediklerini ifade etti. Purçu, Çingenelerin sermaye yetersizliği sebebiyle toptancı tüccarlara muhtaç olmak zorunda kaldığına da dikkat çekti. Kaynaşma ve ayrımcılık Ulaşılabilir Yaşam Derneği'nden Foggo "Ayrımcılıkla mücadele ve Çingeneler" başlıklı konuşmasında Çingenelerle ilgili her türlü çalışmada "Kültürlerarası kaynaşma, önyargıların giderilmesi, hoşgörü yani farklılığa saygı, çok kültürlü yaşamı teşvik etmek" çerçevesinden hareket edilmesi gerektiğini ifade etti. "Ulaşılabilir Yaşam Derneği'nin Çingene toplumu için önümüzdeki dönem hedeflerinden biri de 2006'da Uluslararası Çingene festivali düzenleyerek kültürel zenginliğin gelişimine katkıda bulunmaktır. " Sempozyum Yazar Kadir Tuncer'in Zonguldak'taki Çingenelerin sorunlarını aktaran konuşmasıyla sona erdi. Bütün dünya mı? Ereğlili Çingeneler elektriksiz binaya dönerlerken biraz da şakın mıydı? O kadar insan buralara gelmiş Çingeneleri konuşmuşlardı. Dahası, bu bir başlangıçtı, onlar artık daha çok konuşulacaktı. Bir türlü emekli olamayan, aslında hiçbir zaman emekli olamayacak Menekşe hanım toplantı salonundan çıkarken, konuşulanları anlama çabasıyla sorularını peş peşe sıralıyordu: "Sahiden gelecek sene bütün dünya bizi mi konuşacak? Yani, artık evimde ısınacak mıyım? Oğlum iş bulacak mı? Ben artık çalışmadan yaşayabilecek miyim?" Ne demeli? (HYF/BA) |
||
|
||
| Maaşlı çingeneler Türkiye'nin ilk resmi Çingene müzik topluluğu Edirne'de... Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın girişimiyle Edirne İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde kurulan ??Roman Halk Müziği Topluluğu??'nda 12 müzisyen çalışıyor. Kültür Bakanlığı çatısı altında ??geçici işçi?? statüsünde maaşa bağlanan grup, özel olarak hazırlanan kostümlerle sahneye çıkıyor. Edirne İl Kültür Müdürlüğü tarihi 600 yıl öncesine kadar uzanan ve geçtiğimiz yıl restore edilerek yeniden hizmete açılan Deveci Han'ın içinde yer alıyor. Bizi karşılayan İl Kültür Müdürü Gür Karasu, topluluğun her sabah muntazam olarak saat sekizde çalışma yerine geldiğini ve dört saat boyunca prova yaptığını söyledi. Deveci Han'ın alt katında çalışmalarını sürdüren grubun yanına ulaştığımızda istiflerini bozmadan çalışmaya devam ettiler. Topluluğun tohumları taa 1978'de atılmış. Çeribaşı Körüklü ile birkaç arkadaşı, o tarihte ??Edirne Müzik İcra ve Yardımlaşma Derneği??ni kurmuş. Hemen tümü Çingeneler'den oluşan müzisyenleri bu derneğin çatısı altında toplayan Çeribaşı, onların ortak bir kültür bilincine sahip olmaları için çabalamış. Kenan Paşa gelince dernek, diğer tüm sivil toplum örgütlerinin karşılaştığı akıbete uğrayarak kapanmış. Ortalık biraz yatıştıktan sonra Çeribaşı bu sefer ??Geleneksel Kekava Şenlikleri Yardımlaşma Derneği??ni oluşturmuş. Kısa bir zamanda etkisini artıran dernek özellikle seçim zamanlarında politikacıların akınına uğrar olmuş. Dernek yöneticileri, son seçimler öncesinde milletvekili adaylarından Roman kültürünü geliştirme konusunda sözler almış. DSP Edirne Milletvekilleri verdikleri sözü unutmamış ve önceki yıl Kültür Bakanı İstemihan Talay'ı kente davet etmiş. Çeribaşı Mehmet Ali Körüklü de Talay'dan kaybolmakta olan Çingene kültürünün araştırılması ve geliştirilmesi konusunda destek istemiş. Bakan da söz vererek kentten ayrılmış. Beklenen haber birkaç ay sonra Edirne'ye ulaşmış ve devletin Roman Halk Müziği Topluluğu'nun kurulmasına icazet verdiği ilan edilmiş. Çeribaşı, ??Bu haberi alınca ortalık bayram yerine döndü. İzin çıktığını duyan Çingeneler meydanlara çıkıp göbek attı?? diyor. İznin çıkmasından sonra Edirne'nin en iyi müzisyenlerinden 12 kişilik bir kadro kurulmuş ve çalışmalar başlamış. Grup bir yıldan beri düzenli olarak prova yapıp bazı günlerde sahneye çıkıyor. Turistler ve yabancı misafirlerin topluluğun gösterilerini teyp ve video kasetlerine kaydetmeleri sayesinde grubun ünü kısa zamanda yayılmış. Avrupa Birliği'nin kültür komisyonlarında görevli parlamenterler bu topluluğun konserlerini izlemek için Edirne'ye gelmiş. Çeribaşı Körüklü, bu ilgiyi ??Biz çoktan AB'ye girdik bile?? diye yorumluyor. Çeribaşı bizimle sohbet ederken bir taraftan da ekip üyelerine, ??Bak sen ikametgáhını hálá getirmedin. Vizede gecikeceğiz,?? gibi uyarılarda bulunuyor. Çantasında tüm ekibin pasaportları var. Vize işleri için koşturuyorlar. Avrupa'nın birçok ülkesindeki festivallere davet almışlar. Yaz boyunca neredeyse bütün Avrupa'yı turlayacaklar. Edirne Valiliği'nin davetlisi olarak kente gelen bir grup Yunanlı milletvekili ve belediye başkanı topluluktan çok etkilenmiş. Çeribaşı, ??Selanik Belediye Başkanı bizi Yunanistan'a davet etti ve 'biz de o tarafta böyle bir topluluk kuralım be yav' dedi?? diyerek ilk yolculuklarının Yunanistan'a olacağını söylüyor. Sağdan sola, Naci Üründülcü, Zela Bileca, Hülya Başparmak, Göksel Zurna, Mehmet Ali Körüklü (Çeribaşı), Nuran Eldiyar, Nermin Körüklü, Selami Karali, Hicret Onat, Mehmet Yerkabartan, Remzi Üründülcü ve Erkan Körüklü. Kadroya Çeribaşı'nın ??Dünyanın en kısa ama en büyük kemancılarından biri?? diye takdim ettiği 55 yaşındaki Durmuş Kestan'ı da almaya çalışıyorlar. ÇERİBAŞI MEHMET ALİ KÖRÜKLÜ (Roman Halk Müziği Topluluğu Şefi) Çeribaşı Mehmet Ali Körüklü, ?çingene? kelimesinden şikayetçi değil. ?Şimdiki gençler Roman denince memnun oluyor, ama roman biraz uydurma? diyor. EPTEN AÇ KALMIŞTIK Dedem de Çeribaşıydı. Ama dedem de babam da müzisyen değil, demirciydi. Çocukluğum at arabası üstünde memleketin topraklarını gezmekle geçti. Göçebe Çingene'nin karnı pek doymazdı. Bir de savaş ve kıtlık gelip bastırınca epten aç kaldık. Almanlar ve İtalyanlar Yunanistan içlerine doğru ilerlerken biz sınır boylarında dolaşır, geceleri kurşun ve top gürültüleri uykularımızı bölerdi. Fırtına çıktığında çadır uçmasın diye anacığım çadırın bir direğini, babacığım da ötekini tutardı. Biz ortada titrerken onlar, yavrucuklarımız yağmurun altında kalmasın diye çabalardı. Şimdi tenekeden, samandan da olsa bir evimiz var. Hiç olmazsa dam uçmuyor, kar geçmiyor içinden. GENÇLERİMİZ ALINIYOR Rahatlık gelince lisan elden gitti, çingeneceyi unuttuk. Şimdiki gençler kendilerine Çingene denilmesinden alınıyor, Roman denilince koltukları kabarıyor. Halbuki Roman biraz uydurma. Ben Çingene'yi tercih ediyorum. Çingene bir oynar bir de müzik yapar zannediliyor. Oysa bu millet çok büyük sanatkarlar yetiştirmiştir. Eskiden kalaycı, demirci ve sepetçi Çingene diye üç meslek erbabı var idi. Şimdi şehirlere gidin hangi demirci ustaysa onun ya kendi ya da ustası Çingenedir. KİM KARA YANAĞIMIZDAN ÖPER? Dedemin kimliğinde ??Kıpti?? yazardı. Osmanlı zamanında tüm Çingenelerin nüfusunda böyle yazarmış. Şimdi bu yazmıyor. O yüzden bana 'Çingenelerin Türkiye'de nüfusu kaçtır?' diye sorduklarında '65 milyon' diyorum. Çünkü nüfus sayımında Cumhurbaşkanımıza da Koliva Mahallesi'ndeki gariban Çingeneye de aynı sorular soruluyor. Siyaset insana varlığı da yokluğu da öğretir. Türkiye'de o sandık önümüze gelmese hangi politikacı gelip bizim kara yanaklarımızdan öper ki. KARIMI KIZDIRDIM Ben biraz kendi işimi savsakladım. Bu işlere baş koyduktan sonra evime daha az ekmek girmeye başladı. Beni İstanbul'da büyük bir konsere davet ettiler. Büyük adamlar ve yabancı misafirler de vardı. Konser bitince bana bir ödül verdiler. Şöyle afilli, parlak, cafcaflı bir plaket. Aldım onu eve getirdim. Göğsüm kabara kabara benim karıya uzattım ödülü. Şöyle bir aldı evirdi çevirdi. Sedirin üstüne sallarken, 'bu karın doyurmaz ki' dedi. O da kendince haklıydı ama kazın ayağı öyle değil ki... Ersin Kalkan |
||
|
||
| Bahar Mart başlayalı kırkını geçmiş nice tanıdıklarım hastalandı. Bazılarının bronşiti, bazılarının romatizması azmış. Baharın hastalıkları saymakla tükenmez ki... Mart güneşi, uzviyette çöreklenip yatan bütün yılanları uyandırıyor; toprağın yeniden gençliğe kavuştuğu bu mevsimde, hava kuş cıvıltılarıyle beraber insan iniltileri ve hırıltılariyle doluyor. Dün neş`eli bir kır köşesinde baharın bu iki zıt levhasını yanyana gördüm: Bir tarafta genç hayvanlar oynaşıyor, kuşlar uçuşuyor, taze dudaklar ağaç kütüklerinin siperinde, sonu gelmez buselerle öpüşüyor; diğer tarafta ise, yaşlı hastalar, yorgun iskeletlerinin soğumuş kemiklerini güneşte ısıtmakla meşgul. Bahar bir muhasip gibi, hayata yeni kavuşturduğu yaratıkların sayısını yaşayanların yekûnundan durmadan çıkarmakta... Ne yazık ki vücudun çökmesi zekanın olgunluk zamanına tesadüf eder. Mánásız çocukluk, tatsız gençlik, olgunluk çağına hazırlanmaktan başka nedir? Zeká -nar, ayva ve portakal gibi- genç renk ve koku kazanan bir sonbahar mahsülüdür. En az kırk sene güneşte pişmeden bu asîl meyve ballanmıyor. Dünyayı idare eden, ilim, fen, san`at ve edebiyat cereyanlarını idare eden, şakakları beyazlanmış kafalardır. Genç allame ve genç dáhi bir mucizedir ki bazı yerlerde vücut buluyor. Ne olacağı meçhul yeni doğmuşlara yer açmak için ölümün her sene, bilhassa baharda, kır saçlara attığı tırpan, kim bilir, tabiata karşı insan zaferini ne kadar geciktirmektedir! Çingene Dün bahar bayramı idi, yani bayramların en tabiîsi! Papatya, gelinci ve bülbül álemi içinde, hayattan bir günün acılarını unutmak için, bütün şehir halkının, şen bir kafile halinde döküldükleri yeşil istikametleri takip ederek Kağıthane Deresi`ne indim. Bu hüzünlü ve karanlık vádide baharı görmek hayáliyle, tozlu ve dolaşık yollar üzerinde saatlerce taban tepmiş ve ter dökmüş olanların -her sene olduğu gibi- bu sene de, kendi saflıklarına acı acı gülümsediklerinden şüphe etmiyorum. Benim Kağıthane`de aramağa gittiğim ne kuş ne de çiçek idi; sırf çingene görmek ve zurna dinlemek iştiyakiyle, şu sonu gelmez bir akşam alacalığının kederiyle boğulmuş olan iki dağ arasına gittim. Çingene, insanın tabiate en yakın kalan güzel bir cinsidir. Zannedilir ki, bu tunç yüzlü ve fağfur dişli kır sákinleri, insan şekline girmiş birtakım neş`eli ağaçlardır. Çingene, bizzat bahardır. Çocukluğumda gördüğüm baharlardan bugün hatırımda kalan hayál, yeşil, kırmızı, sarı şalvarlar giymiş, şarkı söyleyen ve el çırpan bir alay genç kız içinde, tahta zurnasını çalıp, bu musikînin vahşi kahkahaları andıran yeknesak akisleriyle yeşil vádileri uzun uzun inleten genç bir çingenedir. Heyhat! Dün Kağıthane Deresi`nde aksisadaya hákim yalnız bozuk fonoğraf sesleri idi. AHMET HAŞİM Kaynak:(Bize Göre. Milli Eğitim Basımevi. 1986) |
||
|
||
| anaam abi çok uzun yazmışın be, yarın falan uzun uzun okuyum bari. | ||
|
||
| yok asaf'cıım, kopyalasından yapıştır olayına girdim bu gece, açılmış gülleri derdim bu gece, vuslatın çağına erdim bu gece; muhabbet doyulmaz bir pınar imiş. ararım, ararım, ararım seni her yerde; sorarım ıssız gecelerde, çingenem nerde? | ||
|
||
| aklıma çok eskilerden bi şarkı geldi.. ispanyolaa ispanyolaa aşkın ateşini ver banaaa ah mariaaa ah mariaaa ![]() çoşkun sabah abimiz ne söylerdi be
|
||
|
||
| bi de şöle bi şiir vardı, madem yaptık bi copy/past, tam olsun: GÜL Gülün tam ortasında ağlıyorum Her akşam sokak ortasında öldükçe Önümü arkamı bilmiyorum Azaldığını duyup duyup karanlıkta Beni ayakta tutan gözlerinin Ellerini alıyorum sabah kadar seviyorum Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz İstasyonda tren oluyor biraz Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum Her nasılsa sokağa düşmüş kolumu kanadımı kırıyorum Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene CEMAL SÜREYA |
||