|
||
| "Wittgenstein'a fazlaca maruz kalmanın etkisini üzerimden atmam, yarım yüzyılımı aldı." Öğrencisi Hijap |
||
|
||
| "Benim yapitlarim,biri yazili olmayan iki bölümden olusur.Önemli olan da yazili olmayan bölümdür." demis Wittgenstein.Dil,dünyanin nasil oldugunu resmediyordu,ne var ki,nasil göz kendisini görüs alani icinde temsil edemiyorsa,bunu nasil yaptigini da resmetmek de imkansizdi.Göz gibi dil de,bir alanin icindeki bir nesne degil,o alanin siniriydi.Dilin sinirlari icinde düsünebilirdiniz,ama bunu dilin kendi icinden yapmaniz gerekiyordu ki,bu da sacma bir paradokstu.Bir seye bakarken kendinizi görmeye calismaya,bir masayi kaldirmak icin ayni masayi kullanmaya benziyordu bu.Ya da Kizilderililerin,ciktiginiz merdiveni dik tutmaya calistiginiz ip oyunu gibi bir seydi.Wittgenstein,arkasina ölümün karanligini alarak dilin en ucunda duruyordu;dili tutulmustu.Mesela,el sallayarak,gülümseyerek ne demek istediginizi gösterebilir,ama söyleyemezdiniz. Etikten söz edemezdiniz;etik,yaptiginiz bir seydi.Ancak dilinizin sinirlarina dikkat cekerek,sessizlige büründügü yerlerin altini cizerek,ufukta yanip sönen günes isinlari gibi,asil önemli olan seyin bir anligina gözükmesini saglayabilirdiniz.Dili un ufak oldugu yere kadar sürkleyip neler oldugunu görebilirdiniz.Belki de hakikat ancak,dilin kendisini yakarak kurban ettigi atesin o kisacik alevinde,kendisini havaya ucururken yükselen piriltida bir an icin görülebilecek bir seydi. (Oysa, Wittgenstein kitabın önemli bir hata olduğu sonucuna vardı. Bu yüzden, başta biraz isteksizce de olsa, 1929’da Cambridge’in felsefe dünyasına geri döndü ve 1951’de ölünceye kadar orada kaldı.) Her gün sinemaya gidiyordu Wittgenstein,kendisini yazmaktan alikoymaya calisiyordu.Bir gün bir arkadasi,Senato binasinin merdivenlerinde fotografini cekerken,Wittgenstein ona nerede duracagini sordu."ha,oralarda bir yerde,"diye cevaplayan arkadasi rastgele bir yeri isaret etmisti.Wittgenstein odasina dönünce yere uzandi,heyecanla kivraniyordu.Oralarda bir yerde.Bu deyis önüne koca bir dünyayi sermisti."su tasin bes santim solunda,"degil,"oralarda bir yerde". Insan hayati kesin degil,yaklasik ölcülerle sürüp gidiyordu.Bunu daha önce nicin anlamamisti?Dili belirsizliklerden arindirmak istemisti,oysa bu,fincanin kulpunu bir iscilik kusuru diye görmeye benziyordu. Esneklik ve belirsizli kusur degil,islerin yürümesini saglayan seylerdi. Günesten uzakligimizi milimi milimine ölcmemiz gerekli miydi?Ufukta ayni cizgide ve pürüzsüz uzanan bir buz silsilesi düslemisti.Güzel bir düstü,ama orada yürüyemezdiniz.Sürtünmeyi unutmustu. Demek ki geriye dönmeliydi! Azizler Ve Alimler Terry Eagleton |
||