SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Antropoloji

Konu: beyin bilgiyi nasıl işliyor

Sayfa: [ 1 ]

deniz 01.02.2005 21:14:38
Beyin bilgiyi nasıl işliyor?
 
 
Beynin bilgiyi nasıl işlediği sorusu, bilimin diğer iki büyük bilinmezi ile aynı kefeye konuluyor. Bunlardan biri evrenin nasıl oluştuğu, diğeri ise Dünya'da yaşamın nasıl başladığı ile ilgilidir.

Sinir kodunun deşifre edilmesi bu ikisinden de önemli olabilir. Bu keşif, prensipte hasta beyinlerin tedavisinden, sağlıklı olanların gücünü artırma­ya dek çok geniş bir spektrumda yararlı ola­cak. Ne var ki sinir bilim­cilerinin beyin hüc­relerinin bilgiyi nasıl işlemden geçirdiği konusundaki bilgileri çok yetersiz..

Bundan iki yıl önce State University of New York Dawnstate Tıp Merkezi'ndeki bilim adamları, beyinlerine elektrot yerleştirilmiş sıçanların uzaktan kumandalı oyuncaklar gibi bir labirentin içinde yönlendirilebileceğini ortaya koydu. İçinde kablosuz bir verici bulunan bir dizüstü bilgisayarından yararlanan araştırma ekibi, önce sıçanın bıyıklarının duyarlılığının yöneten beyin hücrelerini uyardı; daha sonra sıçanın zevk merkezlerine zap yaparak bu sinyalleri güçlendirdi. Böylece deney amacına ulaştı. Bilim adamları bu kadar basit bir mekanizma ile canlı bir robot yaratmış oldu.

ARAMA MOTORLARI GİBİ

İki yıl önceki bu olay, medyada bü­yük bir gürültü koparttı. İnsanların be­yinlerine ameliyatla elektronik cihazların yerleştirilip robotlara dönüştürülmesinin hiç de uzak bir olasılık olmadığını göster­mesi açısından bu deney pek çok yayın organının ve tanınmış yazarın ilgisini çekti. Economist dergisi sinir teknolojisi­nin "insanlığın temel doğasını ters yüz edebilecek" sınıra yaklaştığına dikkat çekerken, New York Times gazetesinin kö­şe yazarlarından William Safire, "insanlı­ğın kontrolünü ele geçirmeye hevesli ör­gütler beynimizin içindekileri okuyabile­cek" diyerek özel yaşamların tehdit altın­da olduğunu ileri sürdü.

MİT olaya daha olumlu yaklaştı. Üniversitenin yapay zekâ bölümünden Rodney Brooks, Technology Review dergisinde yer alan makalesinde, 2020 yılın­da beynimize yerleştirilen elektronik dev­relerden yararlanarak "Google" tipi arama motorlarını yalnızca düşünerek kullanabileceğimizi yazdı.

Bütün bu fütüristik senaryolar ne kadar gerçekçi? İnsan aklını okumak ve kontrol altına almak için sinir bilimciler öncelikle beynin içinde yol alan elektrokimyasal pulsları algılara, anılara, duygu­lara ve kararlara dönüştüren kuralları çözmek zorundadır. Sinir kodu (nöral kod) olarak adlandırabileceğimiz okuyu­cu bunları beynin yazılımı olarak düşüne­bilir olgunun şifresini çözmek, beyin makine arayüzleri konusuna ilgi duyan pek çok bilim adamının en büyük arzusudur. Robot sıçanlar deneyinin ekibinden John Chapin, "Eğer gerçek bir sinir bilimci ise­niz, oynamak istediğiniz oyun bu olmalı­dır" diyor.

Chapin sinir kodu konusunu, bili­min diğer iki büyük bilinmezi ile aynı ke­feye koyuyor. Bunlardan biri evrenin kökeni, diğeri ise Dünya'daki yaşamın köke­nidir. Sinir kodu bu diğer ikisinden de önemli olabilir. Bunun deşifre edilmesi, prensipte hasta beyinlerin tedavisinden sağlıklı olanların gücünü artırmaya dek çok geniş bir spektrumda insanlara yol gösterecek. Sözgelimi bu bilgiler, insan yeteneklerine sahip bilgisayarların gelişti­rilmesini sağlayabilir.

Öyle ki bu bilgisayarlar "2001: A Space Odyssey"deki HAL'dan bile daha zeki olabilir. Sinir kodlan ayrıca, en de­rin felsefi soruların da yanıtlanmasını kolaylaştırabilir. Bunların başında akıl vücut problemi geliyor. Nihai olarak beyni­mizin kişiye özel kimlik ve özerklik duy­gusunu nasıl yarattığı konusu da daha sağlam bir zemine oturtulabilecek.

Bilimin en gizemli konularının ba­şında gelmesinin yanı sıra, sinir kodu, çözümü en zor soruların başında geliyor. Son yüzyılda öğrendikleri tüm bilgilere karşın, sinir bilimciler beyin hücrelerinin bilgiyi nasıl işlemden geçirdiği konusun­da çok küçük bir ilerleme kaydettiler. "Bugün geldiğimiz nokta, yüzyıl boyunca vücudu inceledikten sonra "Testisler id­rar mı üretiyor yoksa sperm mi?" sorusu­nu hâlâ yanıtlayamamak gibi bir şey" diye konuşan San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesinden sinir bilimci S. V. Ramachandran, "Beyindeki sinir kodlan konusunda bildiklerimiz hâlâ çok ilkel düzeyde" diyor.

SİNİR KODLARIN İŞLEYİŞİ

Sinir kodu genellikle dijital bir bil­gisayarın işletim sisteminin temelini oluşturan makine koduna benzetiliyor. Transistörler gibi, nöronlar açma kapatma düğmesi (devre anahtarı) veya mantık kapıları gibi çalışır. Nöronlar, dijital bilgisayarların temel bilgi ünitelerine benzer şekilde, eylem potansiyelleri adı verilen elektrokimyasal pulsları emer ve yayar.

Ancak beyin o kadar karmaşık bir yapıya sahiptir ki, bugünkü bilgisayarla rın çalışma prensipleri beynin yanında çok basit kalır. Tipik bir beyinde 100 milyar hücre bulunur Samanyolu galaksisinin içindeki yıldız sayısı ile aynı. Ve her hücre sinapslarla (iki nöro­nun birleştiği nokta) 100.000 dolayında diğer hücrelere bağla­nır. Hücreler arasındaki sinapslar hor­mon ve nörotransmiterler tarafından yıkanır. Bu hormon ve nörotransmiterlerin görevi sinyal iletisini rayına oturtmaktır. Ve bu sinapslar sürekli olarak, yeni deneyimlere maruz kaldıkça oluşur ve kaybolur, zayıflar ve güçlenir.

Her sinapsın saniyede tek bir eylem potansiyelini işlemden geçirdiğini ve bu işlemlerin beynin hesaplamalarının bir ürünü olduğunu varsayalım. O zaman beynin saniyede en az bir katrilyon işlem yapıyor olması gerekir. Bu da en geliş­miş süper bilgisayarların yaptığı işlem sayısından bin misli fazladır. İngiltere'deki Öpen Üniversitesi’nden nörobiyolog Steven Rose, her sinapsın altında veya üzerinde çok sayıda işlemin sürdürülme ola­sılığı üzerinde duruyor.

İYİMSERLİĞİ ELDEN BIRAKMA­MAK GEREK

İyimserlerin anımsadıklarına göre geçen yüzyılın ortalarına doğru bazı ge­netikçiler genetik kodun kırılmayacak ka­dar karmaşık olduğunu düşünüyorlardı. Derken 1953 yılında Francis Crick ve Ja­mes Watson DNA'nın yapısını ortaya çıkarttılar. Bunun üzerine bilim adamları çifte sarmalın, tüm organizmaların kalıtsallığını yöneten, şaşırtıcı derecede basit bir genetik kodu taşıdığını keşfettiler. Ancak sinir kodunun bu kadar zarif ve geniş kapsamlı bir çözümünün bulunmaması çok büyük bir olasılık. Duke Üniversitesi’nden sinir protezi uzmanı Miguel Nicolelis, beynin son derece "esnek, dinamik ve bir andan diğerine sık sık değişen bir yapı" sergilediğine dikkat çekerek, "Bu nedenle kod sözcüğünü kullanmamak daha doğru olabilir" diyor.

Nicolelis, bilimin bir gün gelip bey­nin bilgi işleme becerisini tümüyle ortaya çıkartacağına inanıyor. Tümünü olmasa bile, felçli ve görme engelli hastalar için sinir protezinde büyük gelişmeler sağlayacak kadar bilgiyi elde etmeleri bile çok önemli. Nicolelis'e göre, aklımızın bazı özellikleri gizini koruyacak gibi duruyor, çünkü en anlamlı düşüncelerimiz ve anılarımız bir kodun veya bir dilin içine kayıtlıdır. Bu kod ve dil de o insana özeldir. Dolayısıyla beynin her zaman bir miktar bilinmezlik içermesi kaçınılmaz oluyor.

Bu bağlamda bir kötü bir de iyi haberimiz var. Kötü haber, yeni bir lisanı anında öğretecek veya bir dostumuzla "zihinsel telefon" konuşmaları yapmamızı sağlayacak beyin "çipleri"nin üretiminin hiçbir zaman mümkün olmayacağıdır. İyi haber ise, belleği yanıltarak veya düşünceleri tarayarak bizleri insansı robotlara dönüştürecek implantların söz konusu bile olmayacağıdır.

40 YIL ÖNCEKİ SPEKÜLASYONLAR

Robor sıçanların 2 yıl önce medya­da koparttığı gürültü, bundan 40 yıl önce Yale Üniversitesi’nden sinir bilimci Jose" Delgado'nun çalışmalarının yarattığı sansasyonun bir benzeriydi. Dalgado 1964 yılında boğa, kedi, maymun, hâttâ psiki­yatri hastalan üzerinde sürdürdüğü de­neyleri ile uzun süre manşetlerden İnmedi. Hastalarının beyinlerine elektrotlar bağlayarak veya beyinlerine implantlar yerleştirerek, bunları cinsel açıdan uyardı, uyku durumuna geçirtti, korkmalarını ve öfke duymalarını sağladı. 1969'da kaleme aldığı "Aklın Kontrolü: Psikolojik Olarak Uygarlaştırılmış Topluma Doğru" kitabında Delgado, beyni uyaran tekniklerden yararlanarak topluma ters düşen özelliklerin ve şiddet içeren saldırganlı­ğın önlenebileceğini savunuyordu.

Delgado'nun çalışmaları kısmen Pentagon tarafından destekleniyordu yurttaşlarını robotlara dönüştürecek yö­netimlere atfedilen komplo teorilerinin doğmasına yol açtı. Bu "Onwell’ci olasılık­ları" gerçekçi bulmayan Delgado, kendi geliştirdiği teknolojinin güvenilmez oldu­ğuna ve aklı yönetmek için gereken hassasiyeti içermediğine dikkat çekti. Yazdı­ğına göre bu gelişmenin önündeki en önemli engel, bilginin işlenmesi ile ilgili bilgilerimizin çok yetersiz olmasıydı. Şu anda 89 yaşında olan Delgado beyin makine ara yüzleri ile ilgili gelişmeleri izliyor. Bu arada beynin dışarıdan kumanda ile uyarılması potansiyelinin, sinir kodu­nun çözümünün çok zor olması nedeniy­le henüz söz konusu olmadığına inanı­yor.

Delgado'nun çalışmalarını büyük bir hevesle sürdürdüğü günlerde, sinir bilimciler beynin, İngiliz sinir biyologu Edgar Adnan'ın 1930'lu yıllarda keşfettiği tek, basit bir kodlama programından yararlandığını sanıyordu. Yılan balıkları ve kurbağaların duyusal sinir hücrelerini ayrıştırmayı başaran Adrian, duyusal uyarının yoğunluğu arttıkça nöronun ateşleme hızının da arttığını keşfetti. Adnan'dan sonraki 20 yılda yapılan araştırmalar, tüm hayvanların sinir sistemlerinin bilgiyi bu yöntemle aktardığını ortaya çıkarttı. Bilgi aktarım yöntemine hız kodu adı verildi. Bilim adamları ayrıca spesifik nöronların, dikey çizgileri görmek, spesifik bir perdeden gelen sesi duymak gibi son derece spesifik görevler yüklendiğini de keşfetti. Bütün bunlar, beyindeki doğru sinir kümesine doğru miktarda elektrik akımı verildiği takdirde beynin kontrolünün mümkün olabile­ceğine işaret ediyordu.

GEÇERLİLİĞİ SORGULANAN GÖRÜŞLER

Ne var ki kısa sürede işlerin sanıldığı kadar basit olmadığı anlaşıldı. Son çalışma­lar, beynin bilgiyi nasıl işlemden geçirdiğine İlişkin temel iki görüşün geçerliliğine gölge düşürdü. Bunlardan biri nöronların basit olarak spesifik görevleri yerine getirdiği düşüncesiydi. Çünkü hücrelerin farklı işleri yapacak şekilde yeniden eğitilebileceği anlaşıldı. Sözgelimi yüz ifadesinden so­rumlu olan bir sinir hücresi parmakları oynatma görevini üstlenebiliyor.

Sinir devrelerimiz sürekli olarak görev değişimi yapıyor ve bu değişim yalnız­ca çocukluk evresi İle sınırlı değil. San Francisco'daki Kaliforniya Üniversitesi’nden Michael Merzenich, sinir devreleri­nin yaşam boyunca görev değişikliğine gittiğini belirterek, nöronların değişim geçirme yeteneklerinin tahminlerin üzerinde ol­duğunu söylüyor.

Geçerliliği sorgulanan bir diğer görüş de beyin hücrelerinin kendilerini yalnızca ateşleme hızı ile ifade edebildiği ile ilgili. Hız kodlan bu bağlamda yetersiz kalıyor. Hız kodlarını, bu görüşe göre bilgiyi yalnızca ses perdesini değiştirerek İfade eden lisana benzetebiliriz.

Bunun sonucunda beynin çok gürül­tülü ve işe yaramaz bir organ olduğu düşü­nülebilir. Oysa bir sinyalin gerçek sayılabilmesi için hücrenin saniyede 2 ile 50 kez ateşlemesi gerekir. Birbiri ardına oluşan uç noktalar (spike) arasındaki aralık çeşit­liliğinin hiçbir anlamı olmadığı düşünülü­yordu. Ancak şimdi bazı sinir bilimciler bazı bilgilerin bu aralıkların içinde gizli olduğuna inanıyor. Zaman kodlan adı verilen bu görüşe göre büyük miktarda bilgi bir veya iki uç nokta ile ifade edilebiliyor.

Zamana duyarlı bir başka kod da, senkronize bir şekilde ateşleyen bir grup nöronla ile İlgili. Son bulgulara göre senk­ronizasyon dikkatimizi bir nokta üzerinde yoğunlaştırmamızı sağlıyor. Gürültülü bir kokteyl partide, yanı başınızdaki bir kişi­nin sizinle ilgili bir şeyler söylediğini duy­duğunuz anda, partinin gürültüsünü geri plana atıp bu konuşmaya kulak misafiri olursunuz. Bu beceriyi size kazandıran senkronize olarak ateşlenen nöronlardır.

Bir diğer kod da Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden Walter J. Freeman'ın ortaya attığı kaotik kod'dur. Freeman, eylem potansiyellerinin ve nöronla­rın tek tek ele alınmasının yanlışlığına de­ğiniyor. Eylem potansiyelleri verileri dü­zenler, kolay öğretilir. Verilerin de uç nok­talar yardımıyla iletildiği düşünülür. Oysa Freeman'a göre uç noktalar yalnızca getir götür işini yapan "offıce boy"lardır. Bunlar beyne ham duyusal bilgiyi taşır. Ancak bu aşamadan sonra daha gizemli, geniş ölçek­li bir süreç devreye girer.

Freeman'a göre kavrama eyleminin en önemli parçaları, elektriksel ve manye­tik alanlardır. Bunları sinaptik akımlar yaratır. Bu alanlar oldukça kaotiktir. Kaotik olmaları bunların gizli ve karmaşık bir düzeni saklamalarından ve en ufak bir etkiye duyarlı olmalarından kaynaklanır. Buna kelebek etkisi adı verilir. Kulağa bir ses girdiği zaman bir dizi eylem potansiyeli tetiklenir. Potansiyellerin harekete geçirdiği elektriksel faaliyet dalgaları kaotik bir dü­zen içinde kortekste yol alır. Bu kaotik düzen giderek son derece hassas ve dakik bir algı ile son bulur. "Telefon çaldığı zaman telefonu açar ve bir ses duyarsınız" diye konuşan Freeman, "Ve duyduğunuz sesle­rin ne anlama geldiğini anlamadan kiminle konuştuğunuzu ve ariyanın hangi duygu durumu içinde olduğunu anlarsınız" diyor.

BÜYÜKANNE HÜCRESİ VARSAYIMI

Hız kodlarına alternatif oluşturan bu görüşlerin hiçbiri bilimsel olarak kanıtlan­mış olmasa da beynin bilgiyi nasıl işlemden geçirdiği konusuna ışık tutuyor. UÇLA Tıp Fakültesi'nden sinir bilimci ve sinir cerrahı Christof Koch ve Itzhak Fried son olarak "büyükanne varsayımı" olarak bilinen çok eski bir görüşü yeniden ele aldılar. Bu gö­rüşün uzun süre gözardı edilmesinin nedeni çok basit ve tutarsız olmasıydı. Basit ola­rak bu varsayıma göre beynimizdeki bellek bankamızda her insan, her mekân veya bü­yükanne gibi düşüncelerimizi meşgul eden her şey için tek bir nöron tahsis edilmiştir. Teorisyenlerin pek çoğu bu kadar karmaşık bir kavramın geniş bir hücre popülasyonunun desteğine ihtiyaç duyduğunu düşünü­yordu.

Fried ve Koch büyükanne hücreleri gibi davranan bazı hücrelerle karşılaşınca bu eski varsayımı yeniden gözden geçirme­ye karar verdi. Bilim adamları denek olarak epilepsi hastalarından yararlandı. Deneklerin beyinlerine geçici elektrotlar yerleştirildi. Hastalara bazı hayvan, insan ve değişik nesnelerin görüntüleri gösterilirken elektotlardan gelen veriler ekrandan izlendi. Hastalardan birinin amigdalasında tek bir nöronun aynı kişinin üç farklı görüntüsüne tepki verdiği görüldü. Başka bir hastanın kortikal hücresinin de Simpsons karakterlerine benzer şekilde tepki gösterdiği izlendi. Bir sonraki deneylerin­de Koch ve Fried, deneklere büyükanne­lerinin fotoğraflarını göstermeyi planlıyor. Böylece büyükanne hücrelerinin gerçek yerini tespit edebilecekler.

Koch bulgularının mantıklı olduğu­nu ileri sürerek, beynimizin, düşünceleri­mizi meşgul eden bazı insan ve nesnelere spesifik hücreler tahsis ettiğini belirti­yor. Nöronların basit bir "eşik" düğmesi olmasının ötesinde, daha farklı işlevleri olduğu düşünülürse Koch'un öngörüsü daha da anlam kazanıyor. Tipik bir nöron diğer binlerce hücreden veri alır. Ancak bu hücrelerden bazıları nöronun ateşlemesini destekleyeceği yerde baskılayabilir. Bunun karşılığında nöron, pozitif veya negatif geribesleme döngü­sünde, aynı hücreleri ateşle­meleri için tetikleyebilir de baskılayabilir de.

Başka bir deyişle tek bir nöron, basit bir anahtardan çok mini bir bilgisayara benzer. Eğer bu görüş doğ­ru ise anlamlı mesajlar yal­nızca çığlıklar atan bir nöron sürüsü tarafından değil, fısıltı halinde konuşan küçük bir nöron gruba tarafından da iletilebilir. Koch, sinir teknolojisi ne kadar gelişirse gelişsin "Beynin ahenksiz gürültüsü içinde bu cılız sinyalleri sezmek inanılmaz derecede zordur" diyor.

HASTALAR İÇİN SİNİR PROTEZLERİ

Pek çok bilim adamı bütün bu bulgulardan yararlanarak felçli hastalara si­nir protezleri yerleştirmenin yollarını aradılar. Bunların arasında yer alan Pittsburgh Üniversitesi’nden Andrew Schwartz, bir may­munun motor korteksine yerleştirilen elektrotlar, spe­sifik bir kol hareketiyle eş­leşen sinyalleri tespit ede­bildi. Aynı sinyaller bir ro­bot kolunda benzer hare­ketleri de başlatabiliyordu. Maymunun kolları vücuduna bağlandığı zaman, maymun sadece düşünceleri ile ro­botun kolunu kontrol edebildi. Ancak bu süreçte tümüyle farklı sinir sinyalleri söz konusuydu. Bu bulgular nöronların kodlama davranışının farklı koşullarda değişti­ğinin gösteriyor. "Belirli amacı hedefliyor­sanız, hareket eden bir hedef ile karşı kar­şıya kaldığınızı anlıyorsunuz" diye konu­şan Schwartz, "Belirli bir zaman dilimi İçinde bir şey hakkında tahminde bulun­mak, bunun aynı şekilde kalacağı anlamı­na gelmez" diyor.

Sinir kodunun değişebilir olması, si­nir protezi tasarımcıları için sanıldığı ka­dar kötü bir haber değil. Kaldı ki beynin yeni bilgi işleme planlan geliştirme kapasi­tesi, işitme sorunu olan 50.000 kişiye yer­leştirilen yapay koklea'mn (kulak salyan­gozu) başarısını açıklayabilir. Koklea'lann ticari versiyolarında bir dizi elektrot kullanılır. Bunların herbiri farklı perdeden ge­len seslere uyumlu elektriksel sinyalleri kanalize eder. Eski telefon kablolarında ol­duğu üzere, bu elektrotlar sadece tek bir nöronu değil, pek çoğunu aynı anda uya­rır.

Beynin, bilim adamların bilgisizliği­ni örtbas etme yeteneği oldukça sınırlı. Diğer sinir protezlerinden alman sonuç­lar ne yazık ki kulak implantları kadar başarılı değil. Yapay retina denilen ışığa du­yarlı cipler, bugüne dek az sayıda görme engelli hastada denendi. Ancak hastalar yalnızca ışık çakmaları gördüklerini söy­lüyor. Ve Schwartz'ın maymunları gibi, az sayıda felçli insan beyinlerine yerleşti­rilen cipler üzerinden bilgisayarlarına ku­manda etmeyi başardı. Yine protezlerin güvenilir olduklarını söylemekmiçin çok erken.

BEYİN UYUM SAĞLAYABİLİR

Herşeye karşın, yapay koklea'ların başarısı ve beynin uyum yeteneğine iliş­kin diğer bulgular beyin makine arayüzleri konusunda iyimserliği besliyor. Belleği güçlendirmek için beyin implant'leri projesini yürüten Los Angeles'teki University of Southern California'dan Ted Ber­ger bu konuda şöyle konuşuyor: "Biz ilerde başarılı olacağımıza inanıyoruz. Bellek hücresinin mükemmel bir kopyasına İhti­yacımız yok. Mümkün olduğunca orijinaline benzetmek yeterli olabilir. Beynin geri kalan kısmı uyum sağlayabilir."

Bu arada sinir bilimcilerin doğrulu­ğuna inandıkları tek nokta, bilimin beynin nasıl çalıştığını anlamasının ve kont­rol etmeye kalkışmasının önündeki en büyük engel her insanın farklı olması. Tüm insanlar "evrensel bir işletim siste­mine sahip olmakla birlikte, Freeman'a göre tek yumurta ikizlerinin bile yaşam öyküleri farklı. Çünkü bellekleri, algılamaları ve tercihleri farklı.

Freeman, görme engellilerin görüşünü düzelten veya felçlilerin bilgisayarlara basit kumandalar göndermelerini sağlayan protezler gibi görece olarak ba­sit sinir protezlerinin önünün açık oldu­ğuna, ancak beynimizin karmaşık ve fark­lı olması nedeniyle akıl okuma gibi daha iddialı projelerin gerçekçi olmadığına inanıyor.


Reyhan Oksay Kaynak: Discover, Ekim 2004
Kaynak: Cumhuriyet Bilim Teknik, Kasım 2004
 
 
 

26.01.2006 10:38:55
bilgisi olmayan beyinde,
birşeyler işliyor...
değil mii?

adnan 07.04.2006 10:37:13
tüm organların temel de işleyişi aynıdır
gıdayı alır işler faydalı vitaminleri bünyesinde toplar faydasız olanı dışarı atar
faydalı olanı kullanmak zorundadır
beyin bilgiyi alır kendi düşünce yapısındaki mihenk taşına vurur kıymetli olanı alır kıymetsiz olanı atar
kriterlerin oluşturdugu mihenk taşı dogru işlemez ise boş bilgi ile beyin dolar buna ben şimdi isim koydum beyin obezitesi dedim
sadece hantallık yapar
kriterleri dogru olan bilgide ilerler hayatını bilgi ile yaşar
bedenimizdeki herhangi bir organı dogru çözer isek diger organları da anlarız. işleyişi aynı..

AchiiL 07.04.2006 16:48:29
Peki beyinsiz biri bilgiyi nasıl işliycek....Wink

Gerçek anlamda akli dengesi yerinde olmayanlar.....Tongue

adnan 07.04.2006 16:59:55
ben hayatım boyunca beyinsiz birini görmedim
ama şunu gördüm ifade özürlüye beyinsiz dendigini
siz onları zannetmeyinki hiç akılları yok
onlar normal degiller eyvallah ama beyinsiz hiç degiller
yaklaşanın zeka kapasitesi ne ise onların müdahalesi ve tavırları da o
çünkü bilinçli fesat yok akıllarında
birde normalmiş gibi davran bakalım ne yapacaklar
bir kaçının karşısında kendimi zekasız hissettigim çok oldu...

AchiiL 07.04.2006 17:20:17
this is really interesting

RenaultFerrari 07.04.2006 17:27:17
çok basit
bir defa beyin bir alettir
ampül gibi
din düşmanı o aletini kullanıp
çaktırmadan dindara mana düşmanlığını işler

işte hariçten beyini böyle işlerler  Wink Tongue

birde beyinin vücuda vazifesi vardır
zira her hayvanda beyin vardır  Wink
filde de var kocaman  Wink

en ufak bir mikropta bile beyin var  Wink
hatta karaçiğeri bile var mikrobun

Allah öyle der
bak der incele o ufacık canlının çiğerini nereye koymuşum


adnan 07.04.2006 17:33:11
this is really interesting

bir defa dene sana olagan gelecek
sabırla bekle konuş normal insanmış gibi sakın yılma sonunda konuşacak ve anlayacaksın
ilk denemede olmaz ise yılma başka zaman yine dene çünkü samimiyetine inanması lazım
alay ettigini düşünürse zor ikna olur
önce kendini inandır..

07.04.2006 19:53:52
 beyin bilgiyi nasıl işliyor?

Sorunun cevabını bulmak için beyni alt-etmek gerekir!

Beyni alt-etmek için deneysel yöntemleri izlemek gerekir.Tıp, biyolji gibi bilim dallarının işide budur.
Bilimsel veri ve terimleri kullanmadan bunun tarifi ve cevabı olanaksızdır.
Ancak olayın felsefesik boyutunu irdelemek bilimin temelini oluşturur.Bizim işimizde bu.

07.04.2006 20:25:54
Peki beyinsiz biri bilgiyi nasıl işliycek....Wink

Gerçek anlamda akli dengesi yerinde olmayanlar.....Tongue

dengesiz bir beyin, bilgiyi dengesiz olarak işyer..
yani iki ihtimal vardır, ya hiç işleyemez...
eylemin belirttiği işi hiç yapamaz...
yada hattinden fazla iyi işler, sen bile şaşarsın Smiley

adnan 07.04.2006 21:17:17
sen hangi guruptasın


Sayfa: [ 1 ]