SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Psikoloji

Konu: Jung Üzerine

Sayfa: [ 1 ]

01.02.2005 08:47:21


JUNG ÜZERİNE

İnsandaki somut gerçeğin yanısıra ,sezgi ve hissetme gücünü de ön plana çıkaran Jung, teorisini Freudun aksine katı bir paradigmaya oturtma çabasında olmamıştır. Freudun ortaya attığı id, ego ve süperego modeli yerine bilinçdışını çok katmanlı bir yapı olarak ele almıştır.Junga göre bu katmanlarda , insanlığın , hatta hayvan ataların varoluşundan bu güne kadarki tüm bilgiler mevcuttur. Jung , bunu kollektif bilinçdışı ve arketiplerle ifade eder. Bunlar tüm insanlık için ortaktır. Jung teorisinde, tüm insanlığın bu ortak değerlerde buluşmasını ümit eder. İnsanlığı bekleyen felaketin ise bu değerlerden ve özüne yabancılaşan insanın bilinçdışından geleceğini savunur.
Ruhsal sorunların çoğunun, insanın doğasına yabancılaşması olduğunu söyleyen Jung, genişletme yöntemi dediği teknikle , insanın çağdaş yaşamın gereği reddetmek zorunda kaldığı doğasını kademeli olarak açığa çıkarmayı hedefler. Bilinç alanını ,bilinçdışına doğru genişletmeye başlayan birey, iç dünyasını keşfeder, kendini tanımaya başlar, yaşadığı dünyayı yeniden görür ve varoluşsal yolculuğunda bir basamak daha evrilir.
Jung bilinçdışı içerikleri açığa çıkarmada ,kelime çağrışımı, rüya analizi, hipnoz gibi teknikler kullanırken bunların kullanımında katı bir yaklaşımı benimsemez. Jung bu teknikleri bilinçdışına açılan kapılar olarak görür. Ancak Freudun aksine Jung rüyaları ve sembolleri bastırılmış cinselliğe bağlamak yerine, kendi özgün koşulları içerisinde değerlendirir. Junga göre bir rüyanın içeriği tam olarak aydınlatılamaz. Ancak yaklaşık bir analiz yapılabilir ve bir rüyanın anlamını belirleyen ,bastırılmış cinselikten çok ,zihnin hangi katmanından geldiği ve diğer katmanlarla olan ilişkisidir.



PSİŞE

Psişe der Jung insan zihnine.Psişenin içerisine bilinç biliçdışı tüm katmanlar girer. Bu katmanlar birbirlerinden farklı çalışan ancak , yinede birbirleriyle uyumlu yapılardır. Psişe şu katmanlardan oluşur: Bilinç, kişisel bilinçdışı, kollektif bilinçdışı ve bilinçdışının bilince asla çıkartılamayacak bölümü.

BİLİNÇ

Bizim farkında olduğumuz bölümdür. Yaşamın ilk dönemlerinde ,hatta belkide doğum öncesinde başlar. Çevreden gelen uyaranlarla beslenir gittikçe genişler. Junga göre bilincin dört temel boyutu vardır bunlar: Düşünme , duyumsama, hissetme ve sezgidir. Kalıtım ve çevre koşulları ,bireyin hangi boyutta bu zihinsel gelişimi göstereceğini belirler.
Bilincin bu boyutlarının her biri, içe ve dışa dönük diye ikiye ayrılır. Yani bu dört boyutun hem içe dönük, hemde dışa dönük tipi mevcuttur. Bu boyutlar tek başına kişiliği belirlemezler, kişilik daha çok hepsinin bir dialektiğidir.


EGO

Psişe içinde bilincin bir örgütüdür. Bilinç düzeyinde algılanan tüm duygu ve düşüncelerden oluşur. Ego psişe içerisinde küçük bir yer tutar. Gündelik yaşantımızı sürdürebilmemiz için içriden ve dışarıdan gelen uyaranları, bilgileri filtre eder. Aksi halde biz yaşananla yaşanmakta olanı, düş ile gerçeği ayıt edemeyiz.

KİŞİSEL BİLİNÇDIŞI

Burada yaşadığımız tüm anılar depo edilir. Hayatımızda yaşanmış hiç birşey unutulmaz, bilince en yakın katman olan kişisel bilinçdışında muhafaza edilir. Bizim bunları hatırlayamayışımız, ya bu anıların çok zayıf, ya da bastırılmış olmalarındandır.Kompleksler bu katmanda bulunur. Burası aynı zamanda rüyalarımızın depolarından biridir.



KOMPLEKSLER

Kişisel bilinçdışında bastırılan düşüncelerin bir araya gelmesi ile oluşur. Kompleksler kişiye hakimiyeti altına alarak, adım adım yaşamına egemen olur ,yaşam enerjisini emerler. Jung kişisel bilinçdışını aydınlatmada, kelime çağrışım tekniğini kullanmıştır.Komplekslerin kendilerine uygun kelimeleri mıknatıs gibi çektiğini gözlemlemiştir. Bu yolla bireyi bilinçdışı içerikler konusunda aydınlatmayı hedefler. Bilinçdışı komplekslerini keşfeden , bunların kölesi olduğunu farkeden birey ,bu zincirleri kırıp köleliğinden kurtulabilirse, özgür bir birey olarak , yeni bir varoluşsal sürece girer.


KOLLEKTİF BİLİNÇDIŞI

Junga göre zihni, yine onun evrimi meydana getirmiştir. İnorganik maddeden en karmaşık yapı olan insana kadar evrim tarihi, insanı yontarken, keski izlerinide zihnine bırakmıştır. Bu izler tarih boyunca atalarımızın yaşadığı sevinç, korku, hüzün gibi duyguların yanısıra, ortak bazı semboller ve olaylar içerir. Adeta atalarımızın tüm yaşamlaarı zihnimizde, bilinçdışının derinliklerinde gizlidir. Jungun psikolojiye yaptığı en büyük katkı psişeyi evrim tarihine yerleştirmek olmuştur.
Jung telepati ve yeniden doğuş gibi zihinde beliren fenomenlerin , bu bilinç katmanından gelen bilgiler olabileceğini ileri sürer. Şunu hemen belitmekte fayda var ki ,Jung bu fenomenleri kabul veya red noktasından hareket etmez, bilimsel bir tekninklerle araştırmaya çalışır.



ARKETİPLER

Junga göre arketipler doğuştan getirilen evrensel imgelerdir. İlkel bir toplumda doğan çocukta da , gelişmiş bir toplumda doğan çocukta da aynıdır. Bunların içeriğini ise öznel yaşantılar belirler. Bunun sebebi ise evrim tarihinin biyolojimizi kültürümüzden çok daha önceleri yontmuş olmasındandır.


1-PERSONA

Çağdaş yaşam içerisinde varolabilmek, uyum sağlayabilmek için çeşitli maskeler takarız. Örneğin bir yönetici çalışanları ile ilişkileri için bir maske takar , arkadaş ilişkileri için bir başkasını, amirleri ile olan ilişkileri içinse, daha başka bir make takmak zorundadır.
Ancak benim burada önemli bir tespitim olacak. Günümüz dünyasında çağdaş yaşama uyum sağlamak için takılan bu maskelerin, kişiliğimizi gittikçe işkal ettiklerini, bireylerin ise giderek öz benliklerinden uzaklaştıklarını düşünüyorum. İşin kötüsü bu maskeler tarafından işkal edilen bireyler bunun farkında da değiller. Çağımız hastalığının, özüne ,benliğine yabancılaşan, dar bir bilinç alanında dönüp duran isanın, köle insanın acısı olduğunu düşünüyorum.

2-ANİMA-ANİMUS

Nasıl ki persona bizim dışa dönük yüzümüz ise anima animus da , içe dönük yüzümüzdür. Erkekler için anima psişenin kadın yönünü ,kadınlar için animussa psişenin erkek yönünü oluşturur. Bu arketipler iki cinsin birbirleri ile olan uyumu için gereklidir. Yani animası gelişmiş bir erkek kadınlarla iyi ve dengeli bir ilişki kurabilir. Eşiyle kavga aden ve bugüne kadar hayatına girmiş tüm kadınlarla sorun yaşamış bir erkek, aslında içindeki animayla kavga ediyordur.Tabii aynı şey kadınlar içinde geçerli.



3-GÖLGE

İnsanın cinsiyetini temsil eden ve hemcinsleri ile olan ilişkilerini belirleyen arketiptir. Mitolojide ve ilkellerde gölgenin önemli bir yeri vardır. İlkel kabilelerin bazıları için bu ruhu temsil eder.
İnsanın hayvan yönünü içeren gölge ,kökenini evrim tarihinden alır. Arketiplerin belkide en güçlü olanıdır. Hemcinslerimizle olan ilişkilerimizdeki en iyi ve en kütü yandır. Çağdaş yaşam içerisinde varolabilmemiz için ,personanın bunu denetim altında tutması gerekir. Ancak bu varoluş bugünün koşullarında malesef nevrotikçe oluyor. Ruhsal bütünlük ,aslında bu dengeyi sağlayabilmiş kişilerin ulaştığı noktadır.

4-BEN

Kollektif bilinçdışının merkez arketipidir. Bilinçdışındaki diğer arketipleri düzenler. Kişi uyum içinde ise ben görevini yapıyor demektir .Tersi durumda ise ben görevini yapmıyordur.Her insanın amacı kendi varoluşunu gerçekleştirmektir . Ancak bu uzun, zor ve cesaret isteyen bir yoldur.Bu yüzden ben kişi olgunlaştıktan sonra ortaya çıkar. Bireyi kendini tanımaya ve yaşadığı dünyadaki yerini tanımlamaya çağırır. Çağımızda bu çağrıya kulak vermeyen insanlar ,yaşamlarına anlam katmak için olmadık şeyler yaparlar.Ancak bu yapılanların hiç biri kişiye doyum sağlamaz. Bu kişilerin dışarıda aradıkları şey aslında içlerinde gizlidir



Dr. Ufuk Maviengin

02.02.2005 03:29:03
insan olmaktan yıldıracak kadar çok detaylı ..öte yandan insan  detaylarında imkanlılaşarak şahaneleşebilen bir mahluk.. hatta ancak sadeleştirmek onu katmanlarına indirerek mümkün belki..

peki personayla başlayalım.

diyorum ki ben ..

belki de bu maskeler tarafından benliğimiz işgal edilme tehdidi altında duruyor ama öte yandan benliğimiz maskesiz olsa bu sefer belki de dışsal işgaller için daha verimli bir kurban olacak.

belki esas sorun insanın kendi psikolojisini keşfetmek arzusunun yüzeyselliğinde , pop art kalışındadır.

maskeler işin bahanesidir yani..

sahi ya..derin psikoloji bilgisi maskelerin mi maskesizliğin mi kalitesini arttırır..

yani savunma olanaklarını mı yoksa savunmaya gerek duymama kalitesini mi...

02.02.2005 08:20:23
Personanın açılımındaki son paragraf yorumunu bi kenara koy. Umut Maviengin Hipnotist olduğu için ondan psikanalist olmaz , onun için biz tanımlardan gidelim ordaki persona tanımı da doğru bi tanım güzel bi tanım öz bi tanım..

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Persona aslında mecburi maskelerin gramer hali. Kimse o maskeleri takmadan bu düzenekte hayat sürdüremez. Bir çok topluluğun yanında bi çok kere farklı olmak zorundasındır. Bu aslında birebir olmasa da içsel dramatizeye çok benziyo. Dağalmış bir zihin gibi düşünmek lazım. Herkes der bunu mesela , beni evde başka tanırlar işte başka tanırlar diye. Bu doğrudur ben de diyorum ki zira öyle. Ama bunu bi ileri uc noktaya taşımak var , bide uclardan uzak tutup birbirine yakınlaştırmak var. Şöyle düşünelim ;

Bir temek duygu alalım elimize.Toparlayıcı duygumuz : Mutluluk olsun...
(atıyorum) Ali amcada bize eşlik etsin...


Ali amca bir işletme sahibi. Kendisinin bir konfeksiyonu var. Yanında 70 kişi çalışıyor. Şimdi Ali amca normal olarak bu işçilerine belli bir mesafede davranmalıdır. Bu olmazsa iş yeri göçer. Ama Ali amca öyle bişey yapmıştırki ? O babacanlığıyla sahip çıkma özelliği ile ve en önemlisi bizim toparlayıcı duygumuz olan Mutlulukla insanları kendisine saygılı bir konuma getirmiş .. Mutluluk onun kişiliğidir. Ha toparlayıcı his dediğim mutluluk değilde nefret de olabilir kin de olabilir vs vs vs vs  Nefretsel olduğu zamanda karşı tarafı da etkileyişi nefretsel olur .. Mutluluk olduğu zaman mutluluksal olur. Ama toparlayıcı duygunun bir özelliği var . Oda aynı duygunun temel olarak diğer insanlarla ve diğer canlılarla yani hayatla olan iletişiminde yer alması..
Yani Ali amca eğer toparlayıcı duygu olarak mutluluk hissinin sahibiyse o zaman hem işinde hem evinde hem sokakta hem bi cafede oturup pazar çayını yudumlarken her dakka temelinde o hisle hareket eder. Taktığı persona maskeleri de üzerine mutluluk yada nefret yada kin(toparlayıcı duygu neyse) kaplı bir tül örtülmüş kaplumbağa gibi o tülün etkisi altında kalır Smiley.. Ve bunlar onun kişiliğini etkilemez.

Derin psikoloji bilgisiyle maskeler arasındaki ilişkiye gelince. Bak mesela ben bu konuyla ilgili en az 50 tane çözüm üretebilirim. Hepsini de başarıya ulaştırırım. Danışan kim olursa olsun mutlaka da birisi etki eder. Ama gel gelelim bunları bilmek sana bi yerden sonra acı veriyor. Sonra sen o acıyı başka bilgilerle örtüyosun. Sonra bi süre sonra o da acı olmaya başlıyor. Kısacası yuvarlandıkça büyüyen bir kartopu gibi bizde de (en azından benimde) öyle büyüyo bu acı. Her seferinde çare buluyorsun buna ama bulduğun çare de bi dakkadan sonra asimile olup naçare oluyor ve acıya dönüşüyor. Sonrada bi yerden patlak veriyor ya şizofren oluyorsun ya da hipomanya Smiley.. Tabi bunların hepsi en başta bi koruma kalkanı almadıysan kendine olur. Yani öyle herkese olmaz .. Nefes alıcak yeri iyi bilmeli.. :peace:  

03.02.2005 02:41:00
ne hoş açıklama sayın Çeben.. Smiley

anima ve animus yaklaşımı ilgin. bu bence başka biçimlerle de anlatılabilir..eninde sonunda kendi içinde insanın iki parçasından diğerini taşımak ve bu parçanın farkında varmak evreni bütünleyici kavrayış açısından önemli olsa gerek-

acaba diyorum bu anima ve anismusun az gelişmesi aşırı cinsiyete özgü tavırlar çok gelişmesi de kendi doğal cinsiyetinle çatışmayla mı sonuçlanır.

aa bir de jung'a göre rüyada görülen karşı cinsten çocuğun kişinin anima ve animus olarak tanımlandığını duymuştum.Yani bu rüyalardaki semboller çözülerek demek ki kişinin cinsiyet problemleri ya da tavrı anlaşılabiliniyor.

ilginç gelen bana bunun bir çocuk olması yani yaşı biraz büyüse başımız dertte demektir,ona dönüşüyoruz gibi mesela. :w00t:

içindeki animayla ya da animusla kavga etmek nereden icap eder..toplum darboğaz ettiği için mi,yoksa insan kendini kıstığı ya da dinlemediğin için mi..

 

04.02.2005 08:40:49
Anima ve animus çok önemli. Ama bi o kadar da senaryo yazmaya uygundurlar. Yani ben rüyamda şunu gördüm bu benim anima/animus umdu demek kolay ama gerçeği bilmek zor. Yani artık insanlar doktorları  rüya yorumcusu olarak gördükleri için , doktorlarda ne dediklerini bilmedikleri için böyle gidiyo bu.

Anima/animus çelişmesi bir neden değildir. O bir sonuçtur. Yani diğer unsurlardan kaynaklanan olumsuz koşullar bu çatışmaya yol açıyor.

Rüyada görülen karşı cinsten çocuk olayını ben duymadım Smiley.. Duysamda saçma bişey bu çünkü binbir türlü anlamı olabilir böyle şeylerin.

Yeri gelmişken söyliyim. Her rüyanın bi anlamı vardır diye bişey söylemek söz konusu olamaz. Hatta anlamı olan rüyalar çok nadirdir. Haaa kişi hergün aynı rüyayı görüyordur yada aynı rüya odağında çevrelenen simgeler görüyordur işte o zaman o rüya bi anlam ifade eder. Ama dün gece gördüğün aç kurtun kırmızı başlıklı kızı yemesi rüyasında bi anlam olmaz. O sadece yansımadır.

anima/animusla bence her dakika kavga ediyoruz. dediğim gibi bi neden değil bi sonuç aslında bu idlerle de alakalı ama ilişkilendirilmesi uzun sürebilir değil sürer ... onun için onu apayrı bi konu olarak ele almak lazım. Şimdilik bu çatışmaların bazı sonucu olduğunu bilmen yeterli diye düşünüyorum. Zaten düşlerin yorumu I. ciltte okursan çok daha iyi kavrarsın durumu Wink


Sayfa: [ 1 ]