SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sahne

Konu: Açık Biçim

Sayfa: [ 1 ]

26.01.2005 23:39:21
Açık biçim göstermeci ve epik tiyatronun, aynı zamanda aristotelesçi ve illüzyonist olmayan tiyatronun biçimidir. Doğu tiyatrosu tekniklerinde, gölge ve kukla oyununda, Ortaçağ tiyatrosunda, Piscator’un politik tiyatrosunda, ajit-prop tiyatroda, belgesel tiyatroda ve kuramlaşmış olarak Brecht’in epik tiyatrosunda görülür.
 
Açık biçimin özelliklerini şu şekilde maddeleyebiliriz:

1. Bütün, parçalı (episodik) anlatımlarla oluşturulur.

2. Eylem-zaman-mekan çeşitliliği vardır. Üç birlik kuralı zorunluluğu yoktur. Eylem çeşitlilik ve karşıtlık içinde gelişir, düz bir çizgi izlemez.

3. Olaylar yanyana sıralıdır, ancak kendi içlerinde süreklilik göstermezler. Bir sona doğru gitmezler. Bu yüzden serim-düğüm-çatışma dizisi ve  yer-zaman birliğinden söz edilemez.

4. Oyunun sahneleri kendi içlerinde tek başlarına bir bütün oluştururlar. Ana tema her sahnede başka türlü görünür. Herbir sahnenin özelliği ana temanın özelliklerini oluşturur.
 
5. Bir oyun kahramanı vardır fakat bu kahraman oyunun ekseni değildir. Olaylar kahramanın davranışları ile belirlenmez, aksine olaylar kahramanın  davranışlarını belirler.

6. Eylem-zaman-mekan çeşitliliğine koşut olarak oyun kişileri de çeşitlilik gösterir. Her oyun kişisi kendisi için vardır.

7. Oyun dilinin yapısı çok yönlüdür. Oyun kişisini bütüne bağlamak yerine bağımsızlaştırır. Bu şekilde oyun kişisi adeta bir üçüncü kişi olmaktadır.

8. Sahne, ışık ve kostüm yanılsamayı kırmak, izleyiciyi bilgilendirmek ve sahnede olup bitenleri yorumlamak üzere tasarlanır. Yine bu amaçla şarkılardan, doğrudan izleyiciye hitap etme tekniğinden, şiir, müzik, akrobasi, dans vb tür çeşitlerinden faydalanılır. Ayrıca kurgusal teknikler kullanılarak - sahneye film, belge, görüntü düşürme gibi- dramatik olmayan öğerele de yine aynı nedenle yer verilir.
 

27.01.2005 00:38:01
Sade bir bir teatral bir tarz gibi dursana aslında çok özenli bir düşünüşü gereksindiriyor.

Ve beni bu tarz da şaşırtan şeylerden biri doğu da bunun geleneksel olarak uygulanışı.Çünkü kültürel yapıları o kadar ince örülmüş ayrıntılarla dolu ki,sanki bu kadar arı bir şekilde düşünceyi ,ana fikri ortaya koymak için gerekli alt yapı yokmuş gibi..öte yandan belki de sırf bu yüzden bu parçalayarak her şeyi düşünüşleri yüzünden böyle parçalardan bütüne giden temasal bir yaklaşımı oluşturabilmişler.

Bir de doğu tiyatrosunun başka ekollere de ilham olması bana ilgi çekici geliyor.

BU biçiminse ki kolajın mantığını da hatırlatıyor bana ,oyuncunun bedenin oyun derdini anlatmak için kullandığı bir objeye dönüşmesi ,böylece dönemsel -ansal bir haz kaynağı olmaktan öteye geçip tiyatro hayatı masasına yatırıp ,değiştiren,kurgulayan ,eleştiren bir tavra ulaşıyor.

Bir de bu ekolün oyuna kendini hazırlayışı da analiz yeteneğine verdiği ama özgürlükçü değer itibariyle özellikle oldukça ilginç bence.

Oyuncu adım adım karakteri ve karakterin anlattığının kendindeki izdüşümünü keşfediyor ,ama o karakteri bir süs bir sunu gibi giyinemiyor.

27.01.2005 00:50:14
doğu tiyatrosu evet ama bizde de öyle.

ama sadece estetik olarak, yani içinde her hangi bir bilinç yok.

27.01.2005 00:52:29
İlginç bir tanımlama, bizdeki tiyatro için mi diyorsun bunu..

Çünkü bende tiyatronun bir tür taklidi biçiminde yaşatıldığını -genel olarak tabi- onu yaratacak, organiklerştirecek belki de düşünüşe ulaşmakta güçlük çekildiğini düşünüyorum.
 

27.01.2005 01:12:54
karagöz ve orta oyunu için söyledim.

aslında ben daha kuramsal bişeyden bahsettim.

bütün geleneksel tiyatro biçimlerimleri açık biçimden ve göstermeci biçemden öğelr taşır. ama bunu sadece estetik bir tavır olarak taşırlar. zaten brecht de kuramını doğu tiyatrosunu inceleyerek oluşturmuş, o bu estetiği bilinçle buluştumuş, bu estetiği amaç değil araç haline getirmiştir.

27.01.2005 01:25:39
Zaten bu tiyatro biçimlerinin kendilerini açıklayışlarına bakarsak belirleyici unsularını bu tarzlara hakim olmayan bir yaratım aşamasında yitirebileceğini görürüz.

Geleneksel tiyatroysa belki de gelenekselleşmesini özelleşmemesine borçludur.Öyle ancak bugüne yansıyabilmiştir.


Sayfa: [ 1 ]