SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Müzik İnsanları

Konu: Edith Piaf

Sayfa: [ 1 ]

26.01.2005 13:36:20
hüznün mabedi gibi bir kadın..sanki gülümsemesinde bile yıkıcı ama onurlu,başı dik bir acıyla sarsılıyor..

ilk sesini radyoda duyduğumda baştan aşağı tuhaf ,içe dönük bir büyünün şokuyla ürpermiştim. soğuk, puslu ve içi tıkabasa kaosla , sancılanmayla dolu bir orman bütün hücrelerimi yerinden söküp kendine taşıyor gibiydi.

müziği ruhundan parçalayarak çıkarıyor, sesinde ateş ve kan içinde bir yaşam yolculuğunun bütün dehşet verici tınıları bulmak mümkün.

dünya üzerinde şarkı söylerken böylesi yakıcı bir titreşimle saklı bir evreni ortaya çıkartıp ,insanları onun kuşatıcı atmosferinde soğuk ama şefkatli bir dirilişle toplayabilmeyi başarabilen çok insan olmadığını düşünüyorum.

çok özel bir rengi o evrenin insana açtığı.öyle ki ondan bahsetmek bile nefes kesici.


26.01.2005 13:38:50
1915,paris doğumlu Piaf.Fransız bir baba ve Kabilli bir anneden oluşan çok yoksul bir ailede yola başlıyor.Babası savaşa gidince ninesini yanında kalmaya başlıyor 10 yaşında hizmetçilik gibi işlerde çalışmaya başlaması grekiyor ,bir yandan da sokak şarkılarda şarkı söyleyerek para kazanıyor.

Cecille isminde bir kızı olunca sokaklarda şarkı söylemeyi bırakıyor ancak birlikte olduğu insan tarafından terkedilmesi fuhuşla ünlü Pigalle barlarında gönülsüz de olsa şarkı söyleyerek para kazanması gerekiyor.

3 yaşında kızını menenjit hastalığından kaybeder ve parasızlıktan kızının yoksullar mezarlığına gömülmesi onu çok yaralar ve bu bir daha çocuk sahibi olmamasının hatta kısa vadeli aşk ilişkileriyle hayatının kalan yıllarını geçirmesinin temeli olur.

Kızının ölümü karakterini, şarkıcı kimliğinin ve o enfes yorumunun ama asla tükenmeyen hüznünün de kemiği olmuş.Bu buruk yanı onu sevenleri de öyle etkiliyor ki sanki acısını insanlığa miras bırakarak bir nevi ruhunu rahatlatmış.




 

26.01.2005 13:41:51
36da konserler vermeye başlar. 41 de ilk filmini çevirir. 43 gazinolara çıkmaya başladığı yıldır ve almanyadaki fransız mahkumlar için ilk yurtdışı konserini verdiği yıl ayrıca.Ertesi yıl dünya onu dinlemek için çeşitli ülkelere hevesle konser için davet etmeye başlar.

La Vie En Rose gözleri önünde öldürülen arkadaşı için o oturduğu masa örtüsü üstüne yazdığı bir şarkıdır ve bir gün filmini de yapacağı çok önemli Piaf dönemeçlerinden de biri.

46 da sinemada ilk büyük rolünü alır,Gece Kapılar.Işıksız Yıldızlar,Paris'de Şölen,Paris her zaman şarkı söylüyor,9 Delikanlı bir kalp,Yarınki sevdalılar diğer filmleri.

54 yılında artık satış rekorları kırıp dünyayı hayranlık içinde bırakan hüznün kült ismi ,Kaldırım Serçe'sidir o.

Çok değil 9 yıl sonra ölür ve vasiyeti üzerine kızının yanına gömülür




26.01.2005 13:51:54
Hayatım / Edith Piaf

Marcelle: Edith Piaf'ın kızı
P'tit Louis: Marcelle'in babası

        Ayrılışımızdan kısa bir süre sonraydı.

        O zamanlar dans edilen bir lokalde, bir bal musette'de, Pigalle
Meydanı'ndaki "Le Tourbillon"da çalışıyordum. Orada her işten birazcık
yapıyordum: şarkı söylüyor, bardakları yıkıyor ve ortalığı süpürüyordum. Bir
gece P'tit Louis'nin geldiğini söylediler. Rengi sararmıştı ve mırıldanıyordu:
"Marcelle ağır hastalandı. Menenjit... Çocuk hastanesinde yatıyor... Ümit
kesildi!"

        O dönemde bu tür hastalıkları tedavi etmek çok zordu. Hastaya
ponksiyon uygulanır ve dokuz gün beklenirdi. Hasta bu süreyi atlatırsa,
iyileşirrdi. Atlatamazsa...

        Sekiz gün boyunca bir mucize olması için dua ettim. Dokuzuncu gün,
içimi kötü bir his kapladığından Belleville'deki otelden hastaneye kadar
yalınayak yürüdüm. Cebimde bir  tek sou bile yoktu. Marcelle'in yanına
yanaştım. Yaşlı ve güler yüzlü bir hemşire "Kendine geldi! Ateşi de düşmeye
başlıyor! Sanırım hastalığı atlattı!" dedi.

        Usulca küçük kızımın yanına sokuldum. Marcelle, mavi gözlerini sonuna
kadar açmış ve beni hastalığa tutulduğundan bu yana ilk defa tanımıştı. "Anne,
gel yanıma, beni bırakma!" dedi.

        Ağlayıp yanağına öpücükler kondurdum. Sabah beşe kadar yanında kaldım
ama daha sonra ayrılmak zorundaydım.

        Öğleyin P'tit Louis'yle birlikte geri döndüm. Mutluydum, çünkü kabusun
sona erdiğini sanıyordum.

        Ama Marcelle ölmüştü...


 

26.01.2005 13:53:21
La Vie En Rose

Des Yeux Qui Font Baisser Les Miens
Un Rire Qui Se Perd Sur Sa Bouche
Voila Le Portrait Sans Retouche
De L'homme Auguel J'appartiens

Quand Il Me Prend Dans Ses Bras,
Il Me Parle Tout Bas
Je Vois La Vie En Rose,
Il Me Dit Des Mots D'amour
Das Mots De Tous Les Jours,
Et Ca Me Fait Quelques Choses
Il Est Entre Dans Mon Coeur,
Une Part De Bonheur
Dont Je Connais La Cause, C'est Lui Pour
Moi, Moi Pour Lui Dans La Vie
Il Me L'a Dit, L'a Jure Pour La Vie,
Et Des Que Je L'apercois
Alors Je Sens En Moi, Mon Coeur Qui Bat...

Des Nuits D'amour A Plus Finir
Un Grand Bonheur Qui Prend Sa Place
Les Ennuis, Des Chagrins S'effacent
Heureux, Heureux A En Mourir




 

26.01.2005 14:00:49
la vita e bella ........"hayat güzeldir" de tüm nazi kampında yankılanan bi şarkı vardı.....kim bu hüzünlü ses diye düşünmüştüm......şimdi öğrendim kim olduğunu Wink  

Çetin 26.01.2005 18:49:11
birde tanrıçaların olimpos ta olduğunu söylerler  

26.01.2005 22:20:27
Hayat Güzeldir ,çok zarif bir işleyişle insanın ruhunu çelen benim çok sevdiğim bir film.

Öyle sıradışı bir hüzne sahip aslında piaf da. Smiley  

gara 21.05.2007 13:13:32
Fransızların bir nevi''acıların kadını'' ve hatta 'bergen'idir editcim..çok severim ve her dinleyişimde fransızca'yı bilmediğim için de üzülürüm Cry albümlerini dinlemek isteyenler için;
http://avaxhome.ru/music/edith_piaf_l_integrale.html
(1,60 gb,tüm albümleri var)

nisan 15.06.2007 07:40:42
Nefis ses, nefis bir kaldirim sercesi...

gara 18.07.2007 09:29:48
Nihayet kaldırım Serçesi'nin hayatı beyaz perdeye aktarıldı..
http://beyazperde.mynet.com/sinekritikdetay.asp?id=1389


Sayfa: [ 1 ]