SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Şiir ve Yontu

Sayfa: [ 1 ]

09.05.2008 15:55:51
Şiirin neliği konusunda sesli düşünmeye devam ediyorum. Bu ısrarımı da kendime doğru bir yöntemle anlatmak zorundayım.
Şiir, en eski sanat, başka bir deyişle söz sanatlarının anası. Olaya bu noktadan bakalım önceleyin. Bir kitap ya da dergi okurken o an aklıma düşen bazı şeyleri nereyi uygun bulursam oraya not düşerim. Sonra da o notu çoğunca unuturum. Daha sonraki bir zaman diliminde o yapıtı ya da dergiyi elime aldığımda yazıp unuttuğum o nota hayretle bakarım. Hatta bir keresinde İtalyan iki sanatçıyı dinlerken aklıma düşenleri yazacak nesne bulamadım da konser davetiyesine karaladım. Daha sonra “Yakup” şiiri o notlarımdan doğdu. Bugün de benzer bir durumu yaşadım. Eski tarihli bir edebiyat dergisini karıştırırken arka sayfasına düştüğüm not, bu yazının esin kaynağı oldu.

O notta: “Şair, kendini yontan bir heykeltıraştır.” demişim. Hangi yazının bana bu sözü söylettiğini anımsamıyorum ama şiirin yontuyla olan gizli ilişkisini su yüzüne çıkardığı için önemsedim.

Şairin biri, bir söyleşi de, kendi şiir serüvenini anlatırken, yazacağı şiiri önce resim olarak tasarladığını söyler. Dört şiir kitabını da kendi parasıyla bastıran o kişi, bence şiir yerine resim yapsa, keman çalsa daha iyidir ya, neyse. Polemiğe girmemek adına bu zatın ismini vermeyeceğim.

“Şiir nasıl doğar?” Sorusu bu yazının konusu değil ama çoğu genç okur bu alana nedense ilgi duyar. Yine de söylemem gerek, müzik, resim kadar yontu da şiire kaynaklık yapar.

Yontucu ile şairin kullandığı malzeme farklı olsa da işçilikleri benzer. Her ikisi de yola insanla çıkar. Ancak şair kendini yontarken heykeltıraş işin doğası gereği kendisi dışında bir obje arar.

Sesin aktığı sularda yıkanmaya başlayalıberi insanın kendini anlatma derdi hiç bitmedi. Kimi zaman şiiri, kimi zaman düzyazıyı denedi. Bunların yetmediğini anladığında resime, müziğe dadandı. Bütün bunları denerken yeniyi ve güzeli aramaktan da hiç yorulmadı.


“Deniz bu kadar yakınken utanmak niye…” sizce saçma bir tümce değil mi? Bana öyle gelmedi. Peki, durup dururken niye bunu yazdım? Bu yazıyı yazarken bir şiire dayanak olur belki diye yazının içine not düştüm. Günün birinde kullanabilirim! Şiir işte böyle bir şey. Ne zaman neyi yazdıracağını insan kestiremez.

Heykeltıraş da işe böyle başlamaz mı? Önce fikir gelir kapıya; tak, tak, tak! Tam üç kez çalar kapıyı. Eğer içerde yoksan, döner gider. Onun için uyanıklık halinin sürekliliği esastır. Belki de bunun için Ciano gibi yirmili yaşlarda uykuyu yitirmen gerekebilir. Benim gibilerse geceyi sabahla öpüştürüp son noktayı koyarlar. Anlaşılan o ki, zamanda değişen tek şey siyah ve beyaz. Oysa yaşantının temelinde yatan rengin gri olduğunu yıllar sonra anladım.

Gülseli İnal, bir söyleşisinde zaman üzerine şunları söyler: “Zamanın da yekpare olduğuna inanıyorum, dairesel bir hareketi vardır zamanın; o yüzden ilerlemeye inanmıyorum, ilerlediğimizi zannederiz, birdenbire ilk noktaya geri döneriz, hayatımız boyunca böyledir. Zamanı bizler yorumlarız.” (1)

Aynı söyleşide şiirini yorumlarken de: “Bütün şiirim, bu yekpare akış içindeki hareketi koymak ve zamanın ne olduğunu anlamaya çalışmaktan ibaret.” (2) derken aklıma acaba İnal da Ciano gibi uykuyu yitirenlerden mi demek geçiyor.

“Yorgun ve uykusuz bir gece”
derken bile kendimizi bir zaman kavramına tutsak etmiyor muyuz? Zamanı yaratan dünyanın kendi içindeki dönüşüyle başlayan tutkulu yürüyüş şiire olduğu kadar onu yontan şaire de yeni açılımlar kazandıracağı kaçınılmazdır.

Yeni yüzyılda şiirin zamanla kavgasının süreceği İnal’ın bu yaklaşımından belli. Çünkü zaman kavramını çözememiş bir neslin çocuklarıyız biz. Yaşadıklarımızın ardında zamanla yapılan kavgalarda aldığımız yara izleri var. Bu yara izlerini şiirde, heykelde, resimde ve müzikte görebiliriz. Yazılası bir yaşamı katleden zamanı yazdıklarımızla yok edemesek de fildişi kulede tutsak etmenin yolu denenebilir.

Zamana karşı yaptığımız bu yolculuklarda kendimize özgür bir alan yaratmalıyız. Bunu Andaç şöyle formüle eder: “Kendinize bir alan açıyor, önünüzdeki her bir şeyi bir yana bırakarak orada kapanıyorsunuz. Özgürleşme eyleminin yeri/mekânı oluyor bir masa, önünüzdeki defter ve kalemse bunun kışkırtıcısı…” (3) Oysa kalem ve defterin yerini şimdilerde bilgisayarlar aldı, yazarı daha az yoran!

O özgür alanı ele geçiren yazarın yine de yaşamın anlamını zamanda aramasını: “Sanırım, ‘zaman duygusu’ olmadan yaşamak güç, hatta anlamsız. Yazmak, düşünmek de anlam verme yolculuğudur.” (4) şeklinde açıklamaya çalışmasını da bağışlanabilir bir günah kabul edebiliriz.

Şiir ve yontu da, diğer sanat dalları gibi zamanla kavgalıdır. Çünkü zamanı durduracak tek gücün sanat olduğu bilinciyle ona sığınılır. Tek başına çıkılan sanat yolculuğunda ister kâğıda dökülmüş birkaç mısra, ister tuvale vurulmuş fırça darbeleri hatta bir mağara resmi ya da kara kalem manzara olsun, hiç fark etmez; yazar ya da yontucu o an, zamanın biriktirdiği negatif elektriği toprağa akıttığı için mutludur.

Tanyol’un dediği gibi: ”bir adam duvara bir şeyler çizip gitse / biz o çizgiden onun gittiği yolları bulabiliriz”. (5) O şiir, rotası kendinde saklı bir yolculuk olsa dahi!

Kâğıttan gemimde pupa yelken yeni bir şiire yol alırken zaman limanını çoktan gerilerde bıraktım. Şimdi bu uzun yolculukta bana arkadaş olan şiirlerle Ege’nin mavi sularında tüm antik tanrıların kadehinden şarap yudumlayıp kendimi yontmaya çalışıyorum. Henüz bitmeyen yontumu köpüren dalgalara karşı yüksek sesle haykırarak paylaşıyorum. Bunları yaparken, bir yandan da Ege’nin karanlık sularına gömülen ruhumu şiir denizinde yıkayarak arıtıyorum. Güneş, bir rakkasenin ince kıvrımlarında suya yansırken tarihçi Herodot işini yapıyor; öncesi olmayan bu geceye dair düşüyor notunu çoktan.

Dipnotlar:
(1) Gülseli İnal söyleşisi, Ayhan Şahin, Varlık, sayı 1191, Aralık 2006
(2) a.g.yazı.
(3) Zamana Yazılan Sözler, Feridun Andaç, Doruk Yayımcılık, 348 sayfa.
(4) Feridun Andaç, Sözün Kıyılarında, Varlık, sayı 1191, Aralık 2006
(5) Her Şey Bir Mevsim, Tuğrul Tanyol, şiir, 2007, YKY.

Ömer Akşahan

Sapiens 12.05.2008 19:26:59
http://www.istanbulsiirfestivali.com/


hem şiir hem yontu (şiirle alaklı festival açılış kokteyli arkeloji müzesinde )


Sayfa: [ 1 ]