SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Köşe Yazıları

Konu: Gezmişler’in idamı, 68’in kırkıncı yıl notları

Sayfa: [ 1 ] 2 3

nzn 07.05.2008 19:15:03
Hasan Cemal

h.cemal@milliyet.com.tr

Gezmişler’in idamı, 68’in kırkıncı yıl notları (1)

Gerçekleri makaslamak, halının altına süpürmek!


Ne çabuk geçiyor, tam 36 yıl... Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 1968’in devrimci gençlik liderleri, 12 Mart askeri darbe döneminde, 6 Mayıs 1972’de idam edilmişlerdi.
O Mayıs gecesini anımsıyorum.
Çok acı çekmiştik.
Deniz Gezmişler’in idamdan önceki son sözlerini değerli meslektaşım, rahmetli Örsan Öymen Almanca’ya çevirmiş, onları Ankara’daki benim evden alan bir kurye aynı gün Almanya’ya uçmuş, Der Spiegel dergisinin baskısına yetiştirmişti.
Son sözünü şöyle bağlamıştı Deniz Gezmiş:
“Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ve bağımsızlık mücadelesi! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Kahrolsun emperyalizm!”
Deniz Gezmiş’in bu sözlerinde yer alan emperyalizm vurgusu dışındakiler sonraki yıllarda çok kez makaslandı. Son olarak, televizyonun başarılı dizisi Hatırla Sevgili’deki idam sahnesinde de yoktu bunlar.
Neden böyle?
Makas niye, sansür niye?
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını ne diye kendi istediğimiz kalıba dökmek istiyoruz? Niçin oldukları gibi kabullenip, onun üzerinden konuşmuyoruz?
Sorular devam edebilir:
Deniz Gezmiş’leri bunca yıl sonra romantize etmek yerine, onları yerli yerine oturtmaya çalışsak, onlara eleştirel yaklaşmaya çalışsak daha doğru olmaz mı?
Niçin amaçlarla, onlara açılan yolları, yöntemleri tartışma masasına sorgulayarak yatırmıyoruz?
Bir başka soru:
Tarihi niye habire çarpıtıyoruz?
Mesela 12 Mart’ı anlatmaya çalışırken, 9 Mart’ı gözlerden saklıyoruz. Olacak iş mi? 9 Mart’ı anlatmadan 12 Mart hiç anlaşılabilir mi?
Tarihi neye alet ediyoruz?
Deniz Gezmiş’ler, bizde 68 kuşağı, devrim yapmak için yola çıkmıştı. Amaçları, Türkiye’yi ve dünyayı değiştirmekti. Eluard’ın o dizesindeki gibi, “Günleri ve mevsimleri hayallerimize göre yeniden yaratacağız” diyecek kadar iddialıydılar.
Daha hakça, daha özgürlükçü, daha eşitlikçi bir toplum ve devlet düzeni için kavga açmışlardı. Düzeni değiştireceklerdi. Ama maalesef düzen, darbe onları sehpaya gönderdi.
Bu idam tam bir hukuk faciası idi.
Ve bu hukuk faciasına, bir yandan devletin acımasızlığıyla birlikte, o zamanki Adalet Parti’li Meclis çoğunluğu, ne acıdır ki, ‘intikam’ adına  yeşil ışık yakmıştı.
Devlet ve siyaset, 36 yıldır Deniz Gezmiş’leri idam sehpasına yollayan bu hukuk faciasıyla yüzleşmedi. Bugüne kadar bu hukuk faciasının hesabı sorulmadı.
Şimdi denebilir ki:
Darbeciler, örneğin Yunanistan’daki gibi Türkiye’de de yargılanabilseydi, darbecilerden örneğin İspanya’daki gibi demokrasi ve hukuk adına hesap sorulabilseydi, bu ülkede bir daha darbe yapılabilir miydi?
12 Eylül olur muydu?
Veyahut 12 Eylül’ün lideri Evren Paşa’dan hesap sorulabilseydi, 2003-2004’ün darbe tertipleri olabilir miydi? Ya da Özden Örnek Paşa’nın günlüklerinde yer alan büyük paşalar daha hâlâ ‘hukukun üstünde’ kalabilirler miydi?
Sanmıyorum.
Hesap sormak...
Yüzleşmek...
Günah çıkarmak...
Bunlar bizim defterimizde yok gibi. Oysa, bu öylesine bir eksik ki, toplum olarak olgunlaşmamızı köstekliyor. Demokrasinin, hukuk devletinin, özgürlükler ve insan hakları düzeninin yerli yerine oturmasını geciktiriyor.
Herkes haklı!
Kimse burnundan kıl aldırmıyor.
Günahlar, olumsuzluklar, kendi kişisel ve toplumsal tarihimizin kötü ve kepaze sayfaları saklanıyor.
Oysa ne olacak ki?
Gerçeğin bir değil, bin yüzü var. Bunu unutuyoruz ya da bunu gözardı etmek işimize geliyor.
Böylece, Deniz Gezmişler’in sözlerini de makaslıyoruz; 12 Mart’ı 9 Mart’sız anlayabileceğimizi de sanıyoruz; 12 Mart idamlarının altında yatan hukuk faciasıyla yüzleşmekten de korkuyoruz; darbecilere hesap da soramıyoruz; geçmişin ‘devrimci modelleri’ nedir, ne değildir, günahlarıyla sevapları nedir ne değildir, bütün bunları da geçiyoruz.
Ama bunların hiçbiri yok olmuyor.
Sorunlar biriktikçe birikiyor bilinçaltımızda. Ve psikolojik bakımdan sağlığımız, ruhsal dengelerimiz gitgide bozuluyor. Gerçekleri gizlemeye kalkıştıkça, sansür mekanizmaları çalıştırdıkça, günahları halının altına süpürdükçe, daha hastalıklı bir toplum haline geliyoruz.
Bir türlü olgunlaşamıyoruz.
Olan, eleştirel düşünceye oluyor.
Olan, demokrasiye oluyor.
Yarın da Deniz Gezmişler’in idamına, bundaki vicdani sorumluluk payıma ve ‘68 kuşağına dönük notlara devam.

 


http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=524856&AuthorID=63&Date=07.05.2008&ver=57

sosyalbella 07.05.2008 19:24:37
ŞARKIŞLA

Şarkışla'ya düşürmesin oy oy!
Halkın sevdiği kulunu
Gemerek'te çevirmişler
Deniz Gezmiş'in yolunu.

Gece Elmalı'da kalmış oy oy!
Hamamcı Ali'yi sormuş
Uzatmalı itin biri
Yusuf'u gafletle vurmuş.

Vay paşaların ordusu vay vay!
Dünya şaştı böyle işe
Ordu madalya göndermiş
Yusuf'u vuran çavuşa.

Olaydım olaydım oy oy!
Okur yazar olaydım
Deniz mahkemeye düşmüş
Avukatı ben olaydım....


saygıyla anıyor, anılarını yaşatıyoruz...

nzn 08.05.2008 20:38:00
Hasan Cemal

h.cemal@milliyet.com.tr

Gezmiş’lerin idamı, 68’in kırkıncı yıl notları (2)

Gezmiş’lerin idamındaki sorumluluk payım...


Bir mucize olsa, Deniz Gezmiş’ler idamdan kurtulsa diye dua ederdim.
Soygunların, adam kaçırmaların, bombalama eylemlerinin ‘terör’ değil, ‘devrimci eylem’ olduğuna inanırdım.
Haklı bir dava uğruna yapıldıkları için de doğrulukları konusunda en ufak bir kuşkum yoktu.
O zamanlar senin gözünde terörün devrimcisi, savaşın devrimcisi vardı. O zamanlar sen, ‘devlet kaynaklı’ terörün daha ağır bastığını düşünürdün.
Deniz Gezmiş’ler kurtulmadı.
İdamlar, 1972’nin mayıs ayında bir bahar günü sabaha karşı parlamentoda onaylandı.
Başta Demirel olmak üzere Adalet Partili milletvekilleri, sanki 27 Mayıs sonrası idam edilen Menderes’lerin intikamını alıyorlardı.
“Üçe üç” diye, yani Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’ya karşı, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan diye bağıran, parmaklarıyla üç işareti yapanlar vardı o gün parlamentoda...
12 Mart döneminde, rakı sofralarında Deniz’leri idam sehpasına gönderenlere ne çok belâ okuduğun malum.
Ama bu arada hiç düşündün mü?
Deniz’lerin ipe gitmesinde sizlerin de, yani Devrim grubunun da payı yok muydu?
Devrim dergisinin bürosunda, “Marksist cunta ne zaman iktidara geliyor?” diye sizinle dalga geçen Deniz’in, kendi ütopyasının peşinde ölüme koşmasında, sizin yaratmış olduğunuz beklentiler de rol oynamamış mıydı?
“Ben de onlar gibi genç bir insandım, fedai rolündeydim” diyerek işin içinden sıyrılamazsın.
“Devrim yolu ancak askerle ittifak halinde yapılacak bir darbe ile açılır, iktidar namlunun ucunda; cici demokrasiyle, halkın oyuyla bir yere gidilemez, seçim sandığından sadece gericiler çıkıyor” diyerek Deniz’leri kışkırtmadınız mı?
Deniz’ler, İstanbul ve Ankara sokaklarında “Ordu gençlik elele, milli cephede!” diye slogan ata ata yürürken, ‘sol Kemalistler’e, ‘solcu cuntacılar‘a, ‘devrimci demokratlar’a, yani sizlere güvenmediler mi?
Sizleri bu nedenle ‘yol arkadaşı’ ilan etmediler mi? 
Siz de buna ses çıkarmayıp, ülkede istikrarsızlığı körüklemek için onları kullanmadınız mı?
Bütün bu söylediklerinde gerçek payı var.
Deniz’lerin ipe gitmesindeki sorumluluk payımı her geçen yıl daha çok kabullendim.
“Devrim mücadelesi idi” deyip geçmedim, geçemezdim.
12 Mart sonrası askeri hapishanelerde çok arkadaşım zulüm gördü, acı çekti. Doğan Bey, İlhan Abi, İlhami Abi, hepsi Ziverbey Köşkü’nden, yani işkence evlerinden geçtiler.
Ama Deniz’ler yaşamıyor!
Doğru.
* * *
Bu satırlarım yeni değil.
1999’da yayımlanan, ‘Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım’ adını taşıyan kitabımdan aldım,(Doğan Kitap, sayfa 59-60)
Bu kitap kendi kendimle bir yüzleşme, bir günah çıkarmadır. Askeri darbelerin çıkmazını, darbe uğruna genç heyecanların istismarını sergilemeye çalışan bir iç hesaplaşmadır.
Ama aynı zamanda genç insanların devrimci meydan okuyuşlarını sorgulayan, eleştiri süzgecinden geçirmek isteyen bir yanı da vardır bu kitabımın.
Evet, ütopyalar hiç bitmeyecek!
Daha güzel bir dünyayı amaçlayan, sömürüye meydan okuyan, yoksulluğu, eşitsizliği, adaletsizliği yenmek isteyen, dayanışma ve özgürlük bayrağını dik tutan, kapitalizmi aşmak ve daha hakça bir sistem kurmak isteyen kavga hiç bitmeyecek.
Peki ya yöntem?..
Ütopyalarımızı gerçekleştirmek için hangi yollardan koşacağız? Eğer yanlış yöntemler seçer, olmadık yan yollarda macera ararsak veya mucizelere bel bağlarsak, geçmişteki gibi çıkmazlara saplanır, acı çekeriz.
Bu yıl kırkını dolduran ‘68 kuşağı’nın yöntem, model olarak Kır Gerillacılığı da vardı; Şehir Gerillacılığı da vardı; hatta Soğuk Savaş döneminin Stalinist Arnavutluk’unu örnek  alan Enver Hoca’cılığı bile vardı.
Kimileri Halk Savaşı isterdi. Kimileri Marksizm-Leninizm, kimileri Maoizm diye bağırırdı. Kimileri sürekli devrim diye tuttururdu.
Batı’da da bütün bunlar zaman içinde, özellikle Berlin Duvarı’nın 1989’da yıkılışıyla birlikte çok sıkı bir eleştiri süzgecinden geçirildi. Sorgulanmadık, hesap sorulmadık bir şey bırakılmadı.
Peki ya bizde ne oldu?
Yarın bir yazı daha...

 

http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=525189&AuthorID=63&Date=08.05.2008

sfer 08.05.2008 21:51:32
Hasan Cemal işte... Denizleri de savunur, demokrasiyi de savunur, AKP'yi de savunur, AB'yi de savunur, ABD'yi de savunur, liberaldir, sağcıdır, solcudur, halkçıdır, Aydın Doğan'ın Milliyet gazetesinde; Tayyip Erdoğan'ın davetliler listesinin vazgeçilmezlerindendir.

nzn 09.05.2008 10:18:38
Hasan Cemal

h.cemal@milliyet.com.tr

Gezmiş’lerin idamı, 68’in kırkıncı yıl notları (3)

Ben o rüyadan uyandım, yoksa siz hâlâ uyuyor musunuz?..


Trabzon’da yedeksubaydım 1968’de. İngilizce bildiğim için Boztepe’deki Amerikan üssünün dış güvenliğinden sorumlu takım komutanlığına getirilmiştim.
Çok rahat bir askerlikti.
Ama uzun sürmedi.
1968’in baharında üniversite işgalleri başlamıştı. İstanbul’da Deniz Gezmiş devrimci gençlik lideri olarak sivriliyordu. Trabzon’da yeni kurulmuş Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde de öğrenciler kıpırdanıyordu.
Bir gün gazete manşetleri patladı:
İstanbul’da devrimci gençler, Amerikan Altıncı Filosu’nun denizcilerini kovalayıp Dolmabahçe’den denize dökmüşlerdi.
Heyecan dalgası, Trabzon’u da hareketlendirdi. Bir grup öğrenci Boztepe’ye, üssün önüne geldi. Amerikan emperyalizmini protesto ettiler.
Ben de askeri üssün kapısına dizdim, ama gençleri dağıtmak için herhangi bir girişimde bulunmadım. Bu tavrım anlaşılan ‘yumuşak’ bulunmuş ve Kolordu’ya rapor edilmiş...
Böylece solculuğum tescil edilmiş olmalı ki, ertesi gün Amerikan üssünün takım komutanlığından alınıp Kolordu’da bir başka göreve atandım.(*)   
1969’da askerlik biter bitmez soluğu Ankara’da Devrim dergisinde, Doğan Avcıoğlu’nun yanında aldım.
Ben de artık ‘devrimci’ydim.
Askeri kışkırtacak, bunun için ‘devrimci gençleri’ kullanacak ve bir darbeyle ‘cici demokrasi’yi sona erdirdikten sonra ‘devrim yolu’ önümüzde açılacaktı.
Gençlik önderlerinin büyük çoğunluğu bize inanıyordu. “Önce demokratik devrim, sonra sosyalist devrim” diyerek, bir durağa kadar bizlerle birlikte olduklarını saklamıyorlardı.
Bir başka deyişle:
Onlar bizi kullanıyordu, biz de onları!(**)
Herkes şiddetten yanaydı.
İktidar namlunun ucundaydı.
1969’da, 1970’de yayımlanan bazı kitapları anımsıyorum. Birinin adı, 1969’da çıkan ‘Gerilla Savaşı ve Marksizm’di. Silahlı mücadeleyi, kır gerillacılığını yücelten bir kitaptı.
Regis Debray’ın Küba devrimiyle Fokoculuğu, yani kır gerillacılığını bayraklaştıran ‘Devrim İçinde Devrim mi?’ isimli kitabı da çok tutulmuştu.
Bir başka kitap ‘Şehir Gerillası’ydı. Kapağında kurşun deliğini andıran delikler olduğu için gençler arasında ‘üç delikli’ diye anılan bu kitap adeta bir kılavuz niteliğine bürünmüştü.
Sonunda dağa çıkanlar, dağda ölenler oldu. Şehir gerillacılığına soyunup kendi kaderine koşanlar oldu. Deniz Gezmiş’ler gibi, asker darbe yönetimi tarafından idam sehpasına gönderilenler oldu.
Büyük acılar yaşandı.
Ve ne hazindir ki bütün bu acıların, darbelerin, devrimci gençlik kesiminde yaşananların, hiçbir şeyin hesabı yıllar içinde sorulmadı.
Özeleştiriler yapılmadı.
Sorgulanmadı günahlar.
Yüzleşme diye bir şey yaşanmadı.
Onun içindir ki olgunlaşamadık!
Demokrasi yolunda doğru dürüst mesafe alamadık. Ve daha hâlâ ‘günahlar’ işleniyor. Bugün de var, darbe ortamları yaratmak için her türlü oyun ve provokasyon içinde olanlar...
Son sözüm, Karl Popper’in ‘Açık Toplum ve Düşmanları’ isimli kitabından:
“Akılcılığın, eleştirici düşüncelere kulak vermeye ve sınamalardan bir şeyler öğrenmeye hazır olmak tutumu olduğunu söyleyebiliriz. Bu temelde, ‘Ben haksız olabilirim ve sen haklı olabilirsin ve çaba göstererek belki doğruluğa daha çok yaklaşırız’ diyebilme tutumudur.
Bilim de yanılabilir.
Çünkü bilim bir insan ürünüdür.
Daha önemlisi:
Bilim, düşüncenin görevinin şiddet ve savaş yoluyla değil de, eleştirici tartışmalar yoluyla devrimler yapmak olduğunu ve yüce Batılı akılcılık geleneğimizin, savaşlarımızı kılıçlarla değil, kalemlerle yapmamızı gerektirdiğini gösterebilir.”
Popper böyle diyor.
Bir zamanlar ben de ‘kılıç’ın peşindeydim. Zora, şiddete ve silaha inanıyordum. Ben o korkunç rüyadan, kabustan uyanalı çok oldu.
Siz hâlâ uyuyor musunuz yoksa?..
————————————
* 1968’de, Trabzon’daki Kolordu Komutanım Korgeneral Muzaffer Heper‘di. Kendisinden geçen haftaki bir televizyon programında ‘rahmetli’ olarak söz ettim. Hayattaymış. Kendisinden ve ailesinden çok özür diliyor, o tarihte sevdiğim, saydığım Heper Paşa’ya uzun ömürler diliyorum.
** Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım (Doğan Kitapçılık) isimli kitabımdan bunun o kadar çok örneği yer alır ki.

 




http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=525600&AuthorID=63&Date=09.05.2008

Sapiens 09.05.2008 11:05:34
sayın sfer sizin gözünzüe girmesi için en yapamsı lazım
asılmalı mı?
asılırsa birisi iyi adam mı olur?

gostragon 09.05.2008 14:39:47
Deniz büyük bir eylem içinde olduğu için asıldı. Kısaca T.C devrim yapmak istiyordu.

09.05.2008 16:20:41
68 ruhunu kıçından anlayan yurdum insanı eline aldığı silahla , dünya üzerinde tüm devletlerin ortaklaşa deviremediği Türk devletini yıkıp yerine yerine moskova merkezli yeni bir devlet kuracaktır, bunun adıda devrimdir.
Teröristin ve hainin kahraman ilan edildiği ülkemizde biriside çıkıp bunlar emperyalizmin uşakları deme cesaretini göstemez.Ucuz kahramanlıklar daima pirim yapar.Dünün solcuları , deniz gezmiş tayfasından olanlar bugün hepsi
amerikan kıçı yalayan şerefsizlerdir.ya deniz gezmiş yaşasaydı o kimin kıçını yalardı.?

gostragon 09.05.2008 17:52:36
akhenaton sana katılıyorum Deniz dediğin gibi devrim yapacaktı.O yüzden asıldı.

çark_che_kiç 09.05.2008 18:41:11
68 ruhunu kıçından anlayan yurdum insanı eline aldığı silahla , dünya üzerinde tüm devletlerin ortaklaşa deviremediği Türk devletini yıkıp yerine yerine moskova merkezli yeni bir devlet kuracaktır, bunun adıda devrimdir.
Teröristin ve hainin kahraman ilan edildiği ülkemizde biriside çıkıp bunlar emperyalizmin uşakları deme cesaretini göstemez.Ucuz kahramanlıklar daima pirim yapar.Dünün solcuları , deniz gezmiş tayfasından olanlar bugün hepsi
amerikan kıçı yalayan şerefsizlerdir.ya deniz gezmiş yaşasaydı o kimin kıçını yalardı.?
deniz gezmiş yaşasaydı kimsenin kıçını yallamazdı adım gibi eminim ama emin ol yaşasaydı senin ve senin gibi  insan görünümlü yaratıkların kıçına birşey basardı  .........

gostragon 09.05.2008 18:42:43
o zaman devrim nedir açıklarmısın.

09.05.2008 18:44:18
68 ruhunu kıçından anlayan yurdum insanı eline aldığı silahla , dünya üzerinde tüm devletlerin ortaklaşa deviremediği Türk devletini yıkıp yerine yerine moskova merkezli yeni bir devlet kuracaktır, bunun adıda devrimdir.
Teröristin ve hainin kahraman ilan edildiği ülkemizde biriside çıkıp bunlar emperyalizmin uşakları deme cesaretini göstemez.Ucuz kahramanlıklar daima pirim yapar.Dünün solcuları , deniz gezmiş tayfasından olanlar bugün hepsi
amerikan kıçı yalayan şerefsizlerdir.ya deniz gezmiş yaşasaydı o kimin kıçını yalardı.?
deniz gezmiş yaşasaydı kimsenin kıçını yallamazdı adım gibi eminim ama emin ol yaşasaydı senin ve senin gibi  insan görünümlü yaratıkların kıçına birşey basardı  .........

hehehe ,,,,
yaşayan o kuşağın ne yaptığı belli çekiç,
sen nerde yaşıyorsun.
bak eski devrimciler devindi amerikancı oldu.

gostragon 09.05.2008 18:47:54
cok doğru bir laf laugh laugh

sfer 10.05.2008 11:07:42
sayın sfer sizin gözünzüe girmesi için en yapamsı lazım


Buyrun sayın Sapiens, Hasan Cemal'in kimlerin gözüne girdiği ortada. Karikatür bugünkü Hürriyet gazetesinde çıkmıştır.


 

gostragon 10.05.2008 11:15:11
bu akpartei sana bu kadar niye batıyor.


Sayfa: [ 1 ] 2 3