|
||
| Bir sanat eserine bakarken, sanatçının durduğu yerden bakıyoruz işe. Onun gördüklerini aynı açıdan başka bir bakışla görüyoruz. O anda neler yaşayıp duyduğunu anlamamıza olanak yok. Çünkü her bakan, sanat eserini yeniden yaratıyor. Kimsenin bakmadığı anda, sanat eseri anlamını kaybediyor. Biri onu gördüğü anda değerli oluyor. Sanatçı bakarken aklında neler vardı, ne düşünüyordu, neyi yapmayı amaçlamıştı. Onun endişelerinin ne kadarını işine bakarken görebiliyoruz? Sanatçı kendi işini yaparken ne kadarını görebilmişti? Yapmak istediğiyle ortaya çıkan birbiriyle örtüşüyor mu? . Her sanat eserinde bu sorular her seferinde tekrar sorulabilir. Kesin olan bir şey var ki, sanatçının yaptığıyla izleyicici gördüğü aynı değildir. Bazen örtüşebilir bazen benzeşebilir. Ama hepimiz sanat eserini olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz. Ondan aldıklarımız kendimiz kadar olabilir. Hiç mi dönüştürücü değildir sanat. Bizde olmayanı bize veremez mi? Neden vermesin? Eğer daha önce yaşamadığımız bir duyguyu bize sunmuyorsa, sanatın işlevinden nasıl söz edeceğiz? Peki, bir sanat eserine ancak olduğumuz kadar ulaşabiliyorsak yeni bir duyguyu nasıl tattıracak bize? Başlangıçta kaotik gibi gelebilir. Fakat sanat, duygularımıza yeniden yön verebilecek güce sahiptir. Olduğumuz kadarını bile değiştirebilir. Yeni bir bakışımız olur. Bu bizi bambaşka yapmaz muhakkak, ancak, olabileceğimiz kadarını etkiler. Duyularımız etkilenmeye değişmeye, sanatı hissetmeye açık olduğu kadar, biz etkiler değiştirir yeni bir bakış yaratır. Fakat yine başladığımız yere geri döneriz. Bu bakış sanatçının işini yaparken baktığıyla ne kadar örtüşüyor? Onun işini yaparken durduğu yerde duruyoruz. Aynı yönden bakıyoruz. Aynı şeyleri görüyor muyuz? |
||
|
||
| İnsanlığın ortak duyguları, evrensel değerler söz konusu olduğunda, elbette sanatçıyla aynı şeyleri görebiliriz. Zaten sanat eserinin özelliği bu duyguları, değerleri yansıtmasıdır diyebiliriz. Hatta bir eser sanatçısının tasarladığından çok daha fazla bu değerlere yaklaşabilir. Örneğin rönesansta bir ressam Hıristiyanlık için, o duygular altında bir resim çizer ama bu tüm insanlığın sahiplendiği, hayran kaldığı bir resim olur. Bu durumda, sanatçıyla aynı bakış açısına sahip olmanın insanı nasıl bir kısırlığa götürebileceğini görürüz. Bunun dışında, insanların birebir aynı şeyleri görmesi bir sanat eserinde, elbette mümkün değildir. Ama önemli olan ortak değerleri yakalayabilmektir. Bunun dışında, sanatın da değiştirici yönü vardır, baktıktan sonra hiçbir zaman başladığımız yere geri dönmeyiz, artık başka bir yerdeyizdir. Bakmasaydık o noktaya gelemezdik. |
||
|
||
| sanat eserine bakmakla öküzün trene bakışı,bu olaylarla lgili olabilir mi? yoksa,öküz daha da mı kötü,biçare vaziyette anlamadım ki.. | ||
|
||
| Sanat eseri, çıkış noktalarımızı etkiliyor, günlük hayatta farketmediklerimizi farkettiriyor. Dönüştürücü olmasının bir nedeni de bu. Ama sanatçının çıkış noktasını yakalayabilmek, yani onun baktığı yerden bakabilmek, sadece tesadüf olurdu gibime geliyor. O bizden başka bir insan çünkü. | ||
|
||
| HEr ne olursa olsun,ki bu yeterli bilgi birikiminide içinde saklayan şahıslar içinde gerekli ortaya konmuş bir sanat eserinde asla sanatçıyla aynı noktaya bakamazsınız, zira sanat her bünyede yeni bir şekil alır. Belki de bazen o kadar yakınlaşırız ki, şahaserin üstadından aldığı manaya, ama her daim de sadece yakınlaşmakla kalırız, ötesine geçemeyiz, verilen şekil neyse onu kendi penceremizden ''bizce'' görürürüz.. Bu bir nevi bakış açısı.. ve ruhani ilişkiyle de ilintili diyorum .. Örnek icap ederse, hüzünlü bakan bir kadının hüznünü gözlerden hep bir ağızla görebiliriz, ama iş neden hüzünlendiğine gelince çatallaşır. Kimisi aşk der, kimisi evlat acısı, kimisi ayrılık kimisi kayıp.. Yani herkes kendinde ne hissetmişse onu sunar.. Bu yüzden bakmayı bilen göz görebiliyorsa kendi penceresinden görür. |
||
|
||
| sanatta özgünlük burada başlıyor zaten..doğa resmi çizen ressamlar düşünelim:birisi doğayı günlük güneşlik çizsin diğeri ise kap kara çizsin..neden diyemeyiz ikisinede..ikisi de çünkü kendi doğasını çizmiş oluyor.o bizim değil ki itiraz etmek "aman bu bişeye benzememiş" demek sanatta olacak şey mi! | ||
|
||
| Bakmak aslında rasgeledir. Gördüklerimiz ise kültürümüze göre biçimlenir. Bir sanat eserine baktığımızda, gördüklerimiz, varoluşumuz gibidir. Sanatçı gibi görmemiz için, önce onun gibi olmamız gerekir. Bundan fazlası, o olmamız gerekir. çünkü o yapandır. Biz ise sadece bakıyoruz. Gördüklerimiz hiç bir zaman yapanıkiyle örtüşmez. Benzeşebilir. Sanatçı niyetini aşan bir sonuca varmış olabilir. Çabasına rağmen istediğini anlatamamış olabilir. Hiç bir şey anlatmak istemediği halde, biz birşeyler anladığımızı sanabiliriz. En vahim olanı trene bakar konumda olabiliriz. Ne anlatmak istedi şimdi bu, diyebiliriz. |
||
|
||
| Sanatçı emin olun ki, o sanat eserini oluşturuken sizi düşünmedi, o nedenle sizde, her eserden kendinizin bir baş yapıt oluşturmak için düşünün! | ||
|
||
| sanatçının durduğu bir yer ve mekan yok ifadeler bitik zaman ve mekandan ırak yanısımalar var |
||
|
||
| sanat güzelin yansıması güzelde iyliğin yansıması iyi olduğu varsayılan hatta huzurlu olduğu söylenebilen insanlar için sanat eserine bakmak iyliğin işleyişini görmek sayılır | ||
|
||
| Bir sanat eserine baktığımda, sanatçının onu ortaya çıkarırken neler yaşadığını, hissettiğini bulmaya çalışırım. Ama bilirim ki bulduklarım aslında sanatçıyı değil beni yansıtandır ve her kafa yoruşumda bu "ben" biraz daha dönüşür, gelişir, gördüklerim de çoğalır. | ||
|
||
| İster yapıtı yaratan ile aynı noktadan ister çaprazdan , ister tersten bakıyor olalım , algılamamız bazan birebir , bazan teğet , bazan taban tabana zıt olabiliyor , eserin yaratıcısı ile. Çünkü , yapanın elinden yada zihninden çıktıktan sonra, gerçek yolculuğu başlıyor yapıtın , yani her bakan ile bi bakıma yeniden yaratılıyor , Zaten güzel olan da bu , bakıldıkça , okundukç a, her ne biçimde olursa olsun algılandıkça zenginleşiyor sözkonusu yapıt ... | ||
|
||
| sanat eseri daha yapılmadan önce sanatçının beyninde oluşur. bu bizim beynimizdeki ile aynı ham bilgidir. sanatçı bu ham bilgiyi sanat eserini yaratarak nihai bilgiye dönüştürür. bu nihai bilgi vasıtasıyla kafamızdaki sanatçı ile ortak niteliğimiz olan ham bilgi arasında köprü kurarız. dolayısıyla eser aslında sadece bir araçtır. asıl olan benliğimizde yer alan ham bilginin bir şekilde açığa çıkarılmasıdır. insan benliğinin açığa çıkarılması çeşitli şekillerde olur. buna kimi zaman sanat denirken kimi zaman tam tersi kavramlar kullanılabilir. mesela erotizm ve pornografi gibi. |
||
|
||
| Felsefe belki ama, sanat bilgiye ulaşmanın yolu değildir. Bilgi a priori olark bizde bulunmaz. Bunu sansat yoluyla da elde etmeyiz. Sanat bilgi kaynağı değildir. Sanat eserine bakınca, bizde zaten olan duygularımız kadar görürüz. bu duygular da, hazır halde değildir. yaşantımız boyunca şekillenir. |
||
|
||
Felsefe belki ama, sanat bilgiye ulaşmanın yolu değildir. Bilgi a priori olark bizde bulunmaz. Bunu sansat yoluyla da elde etmeyiz. Sanat bilgi kaynağı değildir. Sanat eserine bakınca, bizde zaten olan duygularımız kadar görürüz. bu duygular da, hazır halde değildir. yaşantımız boyunca şekillenir. Bu söyledikleriniz tüm sanat dalları için ve her zaman geçerli midir? |
||