|
||
Toprak ve insan ilişkisi bende sürekli olarak bir olağanüstülük uyandırmıştır. Beynimin en yorgun olduğu dönemlerde soluğu toprakta alırım. Büyük karar arefelerinde, son kararımı toprakla beraber veririm. Ve toprak beni hiçbir zaman yanıltmadı. Toprakla insan arasındaki bu bağın bende nasıl tezahür ettiğini kısaca anlatmak isterim. Konuyu yazmak isteyişimin sebebi, içinde bulunduğumuz şu dönemin bahçelere sebzeler ekme, ağaçların bakımını yapma, toprağı havalandırma dönemi olmasından kaynaklanıyor. Her yıl bu zamanlar annem beni arar; "Fikir, kafan yorulmadı mı, karar vereceğin şeyler birikmedi mi, hadi gel bahçe seni bekliyor" der. Gerçekten de öyle olmuştur, toprağa ihtiyacım had safhaya gelmiştir. Ne yapıp edip buluşmam gerekir toprakla ve giderim bahçeye. Bu zaman yapılacak iş bellidir; sonbahardaki son buluşmamda, aktarmış olduğum toprağı, yeniden aktarıp, ayrıkotlarını temizleyip, domateslerin, biberlerin, salatalıkların, fasülyelerin, patlıcanların, soğanların ve daha birçok sebzenin ekileceği duruma getirmek. Rahat sulanabilmesi için toprağa şekil vermek. Toprakla olan buluşmamın en güzel aracı benim için bel’dir. Önce kendime öğlene kadar bitireceğim bir ada belirlerim. Sonra bu adanın en uygun yerinden başlarım. Başlangıçta her defasında garip heyecan duymuşumdur. Sanki uzun süre göremediğim sevgilimle buluşuyorumdur. Toprak sevgilim buluşmaya biraz geç kaldığım için, ilk bel vurşlarımı geri çevirmek ister, bel toprağa girmekte güçlük çeker. Fakat bir iki cilveden sonra, elimin uzantısı olan bel toprakla oynaşmaya başlar. Sanki dans ederler; bel ucunu toprağa doğru hafifçe dokundurduğunda, toprak aynı uyumla bele yer açar, toprak açıldıkça bel yarim kavis çizerek daha derinlere doğru yol alır. Gideceği son noktada, sırtını toprağa yaslayarak önünde boşalmış toprakla birlikte yukarı doğu perende atar. Bel'le birlikte sıçrayan toprak, süzüle süzüle yeniden aşağı doğru iner. Ve bu işlem bir ahenk içinde hep devam eder. İşte ben tüm bu olup bitenlerle, kirlenmiş yaşam içindeki tüm sorunlarımı toprakla paylaşırım. Toprak bana, en bilimsel yöntemlerle, düşünmemi, sabırlı olmamı ve üretmemi öğretir. Arada çıkan ayrık otlarını belleme işlemine ara vererek ayıklarken, hayatın tek düze olmadığını güzelliklerle zorlukların içiçe olduğunu döne döne öğretir. Belirlediğim ada bitmek üzere olduğunda artık ben yeniden doğmuş gibi olurum. Zihnim açılmıştır. Ne zaman, nerede, ne yapmam gerektiğini çözmüşümdür. Sadece uygulama kalmıştır. Toprak sevgilimle ayrılık satimiz geldiğinde o bana sonbaharda mutlaka yeniden buluşma teklifinde bulunur, ben kabul ederim. Kendimden geçmiş, rüyadan uyanmış, yorgunluktan bitap düşmüş olarak geriye baktığımda annemi görürüm. Annem bendeki değişimi anlamış, kararlılığımın farkında hiç sesini çıkarmaz. Sadece ben toprakla sevişirken, hazırlamış olduğu katmerleri sıcak sıcak ve ayranıyla bana getirir. İşte bir bahar buluşması daha gerçekleşmiştir. Hayat topraktadır... Ben toprağa gidiyorum... |
||
|
||
| fikir yazın çok hoştu. beni de deniz çağırır e buhranlı anlarımda,kıyısına gidip oturmak bile beni olağanüstü rahatlatır ama ondan uzaklaştığımda ben de hayallerini kurarım denizin uzaktan uzağa ama toprağın da insanı yorduğu kadar rahatlattığını da bilirim .toprak daha bir emek ister daha bütünleşmek ister hele o sebzelerin yavaş yaaş büyümelerini görmek elinle dokunmak onlara ,koparmak ilk ısırışın neyse...benim yine bir yerlere kaçma zamanım gelmiş |
||
|
||
| Ben anneme bazen bu konuda kızarım. Herşeyi bana yaptırmak ister. Yapmasam kendi yapmaya kalkar. Ama gel görki ona bazen kızarak yaptığım şeyler, meyvesini aldıkça çok güzel şeylermiş. Galiba annelerden başka naz ve eda yapılacak kimsede yok. Toprak ve Deniz insanı bambaşka alemlere götüren güzel şeyler. Bir o kadar ilgi ve sevgi isteyen, bakarsan bağ bakmazsan dağ dedirten, bazen yıldırıcı ve usandırıcı ama bir o kadar kendine bağlayan ve vazgeçilmez güzel olan. Dünya kirliliğin önünde tek şey dedirten. Birde annem ayrık otlarını ve yoncayı andıran otlar için koyun ister artık onunla ilgilenmiyorum. Toprakla uğraşmak yeter. Kimbilir o dediği de olur belki.Zaman. | ||
|
||
| Ah bu gün anneaneciğimi memlekete uğurladık,fikir'in hastalığı gibi tedavi amaçlı,toprakla buluşma vakti geldi,fidelerini aldı,hasretini sevgisini heyecanını kucakladı ve gitti,bende zamanı gelince yanına gidip,çıplak ayakla toprağa basıp sıkıntılarımı almasını isteyeceğim,insan toprak gibi,sevgi ile yeşerir,sevgi ile meyve verir,terkettiğinde küser,verimsizleşir.Toprak kusurları örten,sır saklayan,sabırlı,paylaşmayı bilen sıkı bir dosttur,insan gibi...Mayamız aynı,ondandır bu bağlılık... fikir bellemeyi öyle kolay anlatmışsınki şaşırdım doğrusu,benim'de canım çıkmıştı,neden acaba o sebeple kaçıyorum o işten
|
||