|
||
| İyiyi, ahlak kurallarından bağımsız olarak tanımlayabilirsek çözülecek karışıklık. Ama nasıl? | ||
|
||
| ..Ahlâksal iyi her zaman sempatik ve çekici değildir; güzel ise insanları çeker ve heyecanlandırır. Bir sanat eserindeki çıplak bir poz ahlâk bakımından kötü olabilir, ama güzel olması mümkündür. Güzel, herkesindir; herkes güzellikler üzerinde birleşebilir ama iyilikler genellikle çıkarlara ve durumlara göre değişir. Güzel ve hoş Güzelin, hoşumuza gittiği için güzel olduğunu düşünürüz. Hoşluk ta aklımızla değil, güzellik gibi, duygularımızla ilgilidir. Hoşumuza giden şey, haz ettiğimiz şeydir. Haz ve hoşluk güzel üzerinde yoğunlaşmış gibi gözükür. Ancak güzeli, haz veren ve hoşa giden eserlere indirgemek doğru olur mu? Güzel eserler hoştur, kişiye haz ve keyif verir. Ama bu her zaman böyle olmaz. .Her zaman bize hazlık ve hoşluk veren bir eser, bir durum güzel olamaz. Belli bir durumda hoşumuza giden şey, durum değiştiğinde hoşluğunu kaybeder. Hoşluk ve haz peşinde koşan, bazen alçaltıcı durumlara düşebilir. Oysa güzel tutkusu insanı büyütür, yüceltir, asilleştirir. Güzel, bizi sürekli kendine çeken bir güçtür, kuvvettir.Haz ve boşluğun çekim süresi ise fazla değildir. Güzel ve faydalı Antik Yunan filosofları güzel ve faydalı olma problemini tartışmışlar; güzeli faydalı ve kullanışlı olma ile tanımlamışlardır. Faydalı olan güzel, güzel olan iyi ve aynı zamanda faydalıdır ..Oysa Kant, güzel ve iyiyi birbirinden ayırınca, güzel ile faydalı arasındaki bağlar da kopmuştur. Su faydalıdır ama, suyun güzel ve faydalı olduğu durumlar aynı değildir. Bir yerde gördüğümüz güzel bir çocuğun bize faydası yoktur. İçi sebze ve meyvelerle dolu bir bahçe faydalı, ama içinde sebze ve meyve olmayan bir park daha güzeldir. Güzel daima güzeldir; ama faydalı geçicidir. Tıpta kullanılan ilaçlar ve bazı tedavi yöntemleri faydalıdır, ama güzeldir denemez.... Prof.Dr. Mustafa Ergün'ün Çalışmasından alınmıştır |
||
|
||
| EE o zaman? Bu kadar kavramsal tartışma olabilir ancak beynim uyuştu yazılanları okurken.Hele Umberto amcam gene yazmışta yazmış bir paragrafta 10 sayfa bilgi vermiş. Bir defa iyi diye birşey yoktur bence güzel ile farklı olması da normaldir. Güzel olan şeyler simetriye uygunlukla değerlendirilse de Pablo Picasso bu anlayışı skolastik bulmuş ve asimetrik ahenk tasarımlarıyla plastik sanatlara yeni bir güzel anlayışı getirebilmiştir. Bir şey inn güxzel olması noktasında ona güzel deme nedenimiz bizim hoşumuza gitmesi midir yoksa kendinde güzel olması mıdır diye sormuştur filozoflar yüzyıllarca. Bence uyum ve yoğunluktur. Güzel bir resim ile doğal bir şelale insanda benzer bir huzur ve rahatlama duygusu yaratabilir nitekim ancak henüz o derece huzur verecek bir resim de yapılabilmiş değildir tabi olmayacak demek de değildir. Demek ki güzel olan bize benzeyen birşeydir. Şelalenin bizle ne igisi var diyeceksiniz tabi ama sonuç olarak orada gürültüyle akan şey ssudur ve biz sudan oluşuruz. Ahenk dediğimiz şey de uyum da aslında bu kendiliğinden harekettir. Dolayısıyla estetik ve güzel, daha ötesinde de bunun kaba genellemesi olan iyiler tamamıyla bu harekete özdeşim kurulmuş olmasından kaynaklanır. Büyük sanatçıların eserleri hatta tamamen kopya bir dondurma olan fotoğraf sanatında bile sabit değil hareketlidir. Sanat eserlerinin göreceli etkisi de insandaki alışılmış durumları uyarıcı, harekete geçirici bir etkide bulunmaktır. Yani ahenk aslında suyun akışı misalidir ve örneğin resimde varolan renk ve olaylar bir akışkanlık halindeyse izleyende buna öykünerek etkilenir dolayısıyla bir etkisi olduğu içinde ona güzel der. Neden güzel sorusunun ise bu noktada bir cevbı yoktur çünkü sanatsal güzelliğin etkisi genellikle felsefi düşünceyi duygusal olarak bilinçaltı ile bağlantısı içinde etkilemektedir. Yani sessiz etkide bulunur öznel ilişkiler kurulur rahatsız eder ya da uyabndırır. Ancak bunu herkeze yapabildiği içinde öznel sayılmaz çünkü belli bir içeriği yansıma tasarısı ve çerçevesi vardır. Bu noktada sanatta bana kalırsa önseçim ya da öntasarım açısından bir güzellik arayışı bulunmaz. O, güzelliği kendi bakışı ve konusu içinde eylemi vasıtasıyla yeni baştan hatta bazen yoktan yaratır. |
||
|
||
| 1.Güzel nedir ? ..Felsefede güzellik Platon ile başlamıştır. Ona göre güzel (tokalon), mutlak ve öz olarak idealar özlemindedir, Tanrı katındadır. O güzellik her zaman ve her yerde geçerli olan mutlak güzelliklerdir; zaman ve mekan dışıdır. Bu değişmeyen güzellikler bu dünyada maddelere şekil verirler; ama madde zayıf ve kararsız olduğu için, her şeyin aslı olan o güzellik ideleri varlıklara tanrı olarak yansıyamazlar ve maddi güzellik bozulunca da o güzellik kalmaz. Yani güzellik varlıklarda ve olaylarda değil, onlara yansıyan idealar âlemindedir. ..Plotinos ise güzelliği ikiye ayırmaktadır: Bunlardan birisi nesnelerdir ve bunlar güzellik idesinden pay aldıkları oranda ve sürede güzeldirler. Diğerleri ise özü gereği kendiliğinden güzeldirler (erdem gibi). Plotinos beden güzelliğinden başlayarak temizlene temizlene Tanrı güzelliğine giden mistik bir yol çizer. ..Aristoteles'e göre güzellik âhenktir, uyumdur. Bir bütünü meydana getiren unsurlar birbiri ile uyumlu ise, o şey güzeldir. Tabi burada simetri, orantı, tam uyum (precision) sınırlılık gibi faktörler geçerlidir ve Aristoteles güzelliği âdeta matematik olarak değerlendirir. Alman filozoflarından I. Kant, güzeli bir estetik değer olarak hoş, iyi doğru ve yararlıdan ayırarak, sanat güzelliği ile tabiat güzelliği farkını ortaya koymaktadır. ..Tabiat güzelliği tabiatın bir maddede amacına ulaşmasıdır; bunun belli kuralları vardır. Sanat güzelliğinde ise çoğu kez amaç, kural yoktur; hoşa gitme ve ruhtaki estetik duygu esastır ..Tabiat güzelliği tabiatın bir maddede amacına ulaşmasıdır; bunun belli kuralları vardır. Sanat güzelliğinde ise çoğu kez amaç, kural yoktur; hoşa gitme ve ruhtaki estetik duygu esastır. Fr. Shiller'e göre de güzelliğin bir duyusal bir de akli yanı vardır. Güzellik, aklın, duyuların şekillenmesidir. İnsandaki oyun içtepisi, akıldaki biçim içtepisi ile duyulardaki yaşama içtepisini güzellik şeklinde birleştirir. Alman idealistlerinden Shelling'e göre de subjektif ve objektif zıtlıklarının kalktığı bir eserde yansıyan şey güzelliktir. Hegel'de ise güzellik tekrar bir "ide" seviyesine yükselir. İde, hem doğru hem de güzeldir. Güzellik idesi kendisini sanat eserlerinde gösterir. ..Th. Vischer, estetiği "güzelin bilimi" olarak almakta ve güzeli de "idenin görünüşe çıkması", duyular tarafından algılanır hale gelmesi olarak tanımlanmaktadır. İde ile görünüşü arasındaki uyum güzeli, uyumsuzluk ise çirkinliği ortaya çıkarır. Vischer, tabiat güzelliğini de bir güzellik olarak kabul eder ve hatta sanatı; tabiatın objektif güzelliği ile insan hayalgücünün subjektif güzelliğinin birleşmesi olarak tanımlar . Varoluşçu (existansiyalist) filozoflardan Martin Heidegger'e göre ise, güzellik "varlığın aydınlanmasıdır, doğruluktur." Ancak bu doğruluk, mantıksal doğruluk değil, gerçek doğruluktur; varlıkların içindeki doğruluktur. Varlıkların gizli olan yapısını herkesin görebileceği şekilde açığa çıkarmak, güzeli ortaya koymaktır. ..Yukarıdaki gibi, güzeli bir "ide", bir ülkü olarak alan metafizik güzellik anlayışlarının yanında, güzeli psikolojik olarak alıp değerlendirenler de vardır. Th. Lipps, güzeli bir insanın haz duyduğu, kendisini özgür hissettiği biçim olarak algılıyor. Oysa fenomenciler bunu kabul etmiyorlar. Onlara göre güzellik, seyredene bağlı olmayan, güzel olan varlığın yapısında temellenen bir özelliktir. Güzel bir şey, onu güzel gören olmasa da güzeldir. Güzellik ide de değildir, gerçeklik de; güzellik gerçeğe dayanır ama onun aşar. N.Hartman, güzelliğin genel ve tümel bir metafizik varsayımdan çıkartılması yerine güzel varlıklardan, ontolojiden çıkartılması gerektiğini söyler. 2) Doğa güzelliği ve Sanat Güzelliği .. Natüralistlere göre bir doğa güzelliği vardır ve bu, sanat için bir model, bir örnek olmalıdır.Sanat, ancak doğayı taklit (mimeris) olabilir. Dolayısıyla doğa güzelliği sanat güzelliğinden önce gelecek ve ona kılavuzluk edecektir. Aristoteles'e göre de, sanatın objesi doğadır. Ancak doğa her zaman güzel değildir ve bazı çirkin ve feci doğa manzaraları sanat eserlerine yansıtıldığında orada güzel olabilir Impressionist sanatçılar, doğa güzelliğinin sanat için önemsiz olduğunu vurgulamak için çirkinliklerin resimlerini yapmışlardır.Kant, Hegel, Croce, Lukacs gibi düşünürler doğa güzelliği ile sanat güzelliğini birbirlerinden ayırmışlardır. Hegel'de sanat güzelliği doğa güzelliğinden üstündür. B.Croce'de konuyu estetik bakış açısından ele alır. ..Genelde doğa güzelliği estetik dışı bir şeydir; ama onun hoşa giden, bize zevk veren yönlerini bir estetik obje olarak görüyorsak, o doğa parçası güzeldir. Yani güzelliğin kaynağı doğa ve madde dünyası değil, insanın kendi iç dünyasıdır. Çünkü insan çevreye bakarken bir hayvan gözüyle bakmıyor; onun psikolojik durumu, yaşı, mesleği, ümitleri, hayalleri v.s. bakışa etki etmekte, onun güzel güzel veya çirkin görmesini etkilemektedir. İdealist estetiğe göre, sanat güzelliği doğa güzelliğinden üstündür ve onu konu aldığında yüceltir. Buna karşı olan natüralist ve materyalist estetik görüşüne göre ise, güzellik her şeyden önce organik hayatın içinde, doğadadır. Sanat eseri doğaya dayalı olmalıdır. Ancak güzellik üretim ilişkileri içinde oluşan toplumsal bir değerdir Resimde romantizm akımının büyük ustası E. Delacroix (1798-1863) "biz romantik olduktan sonra dağlar güzelleşti" diyor. Buna benzer şekilde Kant da "doğa, bir sanat esri olarak görüldüğü zaman güzeldir", demektedir. 3. Güzelliğin nitelikleri ..Güzelliğin objektif ve subjektif nitelikleri vardır.Subjektif nitelikler kişiden kişiye, toplumlara ve yüzyıllara göre değişebileceği için, burada kısaca objektif nitelikler üzerinde durulacaktır. Objektif nitelikleri de içsel ve dışsal olarak ikiye ayırmak mümkündür. İçsel nitelikler şunlardır: ..Bir eserin güzel olması, onun temsil ettiği ideyi yansıttığı oranda artar. Güzel bir şey, idesine, özüne, avramına uygun olan şeydir. Güzel eser, temsil ettiği şeyin tipine bir bütün olarak uygun olmalıdır. At hörgüçlü olmaz, çınar ağacı çam yaprakları taşımaz. Yetkin olmayan, tam olmayan şeyler güzel değildir. Bir şeyin güzel olabilmesi için canlı ve anlatım gücü yüksek olmalıdır. Güzelliğin dışsal - biçimsel nitelikleri de şunlardır: Orantı ve simetri: Özellikle güzelliğin matematik olarak belirlenmesi sırasında karşımıza çıkan ilk orantıdır. Güzel, unsurların orantılı olarak birleşmesidir. Orantısız şey güzel olamaz(....) Prof.Dr. Mustafa Ergün |
||
|
||
| Sanatta; güzellik, iyilik ve ahlak kavramı soyuttur. Bakan insana, döneme(siyasal, sosyal, kültürel geçekler) mekana, sanatçısına göre yoruma açıktır. |
||
|
||
| güzel varoluşun işleyişin herşeyin yolunda gittiğinin simgesel uyarısıdır bu yüzden güzel varlığa götüren iyliğin yansımasıdır ve sanat bu iyi görüntüyü güzeli konu alır işler mesela bir makinenin parçalarının hiç aksamadan belli bir amaca yönelik işleyişini görmek bile insanlarda aheng duygusu uyandırır oysa makine de yolunda gitmeyen bişiyler varsa bu aheng duygusuyerini huzursuzluğa bırakır bu huzursuzluk güzelin karşıtı çirkine güzel bir örnektir | ||
|
||
Eveeeet ben geldim gene. Bakalım neler söylenmiş yine bu konuda hemen saçma ve mantıksız bulalım bir şeyleri özelliğimiz bu ![]() Alıntı ..Felsefede güzellik Platon ile başlamıştır. Ona göre güzel (tokalon), mutlak ve öz olarak idealar özlemindedir, Tanrı katındadır. O güzellik her zaman ve her yerde geçerli olan mutlak güzelliklerdir; zaman ve mekan dışıdır. Bu değişmeyen güzellikler bu dünyada maddelere şekil verirler; ama madde zayıf ve kararsız olduğu için, her şeyin aslı olan o güzellik ideleri varlıklara tanrı olarak yansıyamazlar ve maddi güzellik bozulunca da o güzellik kalmaz. Yani güzellik varlıklarda ve olaylarda değil, onlara yansıyan idealar âlemindedir. Herşeyi tersinden bakarak hayal dünyasındaki mağarada yaşayan platon a göre demek ki güzellik kendinbden menkul bir düşünceymiş yine bu cümlesine göre. Platon ne zaman ayakları yere basan bir fikir ortaya atmış ki? Doğaya bak çevreye yaşantıya bak sonra kimi hoşuna gidince onu iyi ve güzel ideasına tersi olursa çirkin ve kötü ideasına bağla çık işin içinden. İdea da ne yaa yok öyle birşey uydurmuş bunu Platon kıçından herkese de doğru birşeymiş gibi anlatmış sonra. Madde zayıf ve kararsızmış ama idea mutlak değişmmez ana gerçeklikmiş. İnsan zayıf ve kararsız,Platon mağaradaki hayali imgeleri dışarıdaki güneş i yok sayarak gölgelerin gücüne inanan hayalperast felsefi şamatacı asıl atmış tutmuş sürekli idea diye sürekli. Güzelliği tanımlarken onun değişmez bir idea yüzünden gerçekten güzel algılanmasına neden olan madde dünyasındaki varoluş ile idea arasında bağ kuran şey ne akıl mı? O zamman bir de akıl ideası var demektir çünkü maddi dünyadaki herşey yansımadır platon a göre aslında kendi yansıma fikirleri uydurma yüceltme kavramları olduğu halde tam tersine. Platon herşeyi güzelliği de kendi varoluş biçimine yabancılaştırarak onu yine sadece Platon un dünyası olan idea evreninden varsayım ile açıklayarak yine bir sürü şey söyler gibi yapıp Platonik aşk ı aşk zannetme eğilimindeki beceriksiz mecnun edasıyla güzelliği yorumlayarak gülünç duruma düşürmüş her zamanki gibi kendini. Ah Sokrates Ah bu çocuğa biraz daha akıl verecektin baldıranı içmeden, hemen filozof ilan etti kendini bela oldu idealizm Dünyanın başına. Güzellik ideasından bahsedebilmek için herhangi bir şeyin güzel olarak adlandırılma şartı vardır. Dolayısıyla idea evreninden geldiği söylenen tüm gerçeklikler zaten aslında maddi dünyada oldukları için Platon un mutlak mükenmmellik sopnsuz çarpımıyla duyular dünyasının dışında soyut olarak tasarlamasına neden olurlar. Yani idealar ve güzellik ideası herhangi bir şeye duyusal olarak güzel denmesinden ileri gelir,eğer bunu duyu ötesi evrene atarsanız duyusal yan kaybolacağı için onun güzelliği de söz konusu olmayacaktır. Platon yine hayali uydurma dünyadan soyutlamalarla saçmalamaktadır ve mağaradaki gölgeleri gerçek sanan da kendisidir idea olarak verdiği isimle.Alıntı ..Plotinos ise güzelliği ikiye ayırmaktadır: Bunlardan birisi nesnelerdir ve bunlar güzellik idesinden pay aldıkları oranda ve sürede güzeldirler. Diğerleri ise özü gereği kendiliğinden güzeldirler (erdem gibi). Plotinos beden güzelliğinden başlayarak temizlene temizlene Tanrı güzelliğine giden mistik bir yol çizer. Plotinos ise Platon un hıristiyan olanına verilmiş bir isimdir her şeyi dönüp dolaşıp Tanrı ya dayandırarak açıklama yaptığını zanneder. Dolayısıyla onun Platon un ustalığında bedeni ve maddi dünya dediği asıl gerçek dünyayı reddedişinin altında her daim öznel bir idealizm ve bunun mutlak değişmez tek varlık olarak uydurulmuş bir kelimeden ibaret olan tanrı yı ispat için laf ebeliği konusu olması dışında söylediklerinin hiç bir manası yoktur. Herr ortaçağ rahibi gibi o da gerçeği reddedip şizoid olarak kurduğu hayali değişmez sözde idea evreninmi tanrı ismi ile değiştirip gökten inme kavramlarla hem maddeye açıklamalar yapar hem de maddi olması nedeniyle onu yansıma ve geçici olduğunu iddia eder. Böylece kişi ne kadar şizofren olmuşsa o kadar tanrıya ulaşabilir ve Plotinos rahip olarak görevini tamamlar. Özü gereği kendiliğinden güzeldir tanımı aslında boş bir laftır bir ispata bir akılcı düşünceye dayannmaz kendinden menkuşl ispatı olan cümle yapısıdır ve genellikle bu şekil ben dedim oldu yaklaşımı öznel idealistlerde her ne kadar kendilerini nesnel kılmaya çalışsalarda göze çarpar. Güzelliği de Plotinos tanrı ya mal edip tanrıdan hareketle bir tümdengelim yapmış ve halt etmiştir. Çünkü soyurt bir manasız tasarı olan öte alemin mutlak mükemmel olduğu varsayımına dayalı saçma tasarının örneği hep maddi dünyadaki diyalektik ilişkilerin sonucudur. Güzel i çirkini, iyiyi kötüyü ihtiyaç ve yaşamsal arzularımız ve bunlar için ortaya çıkıp örgütlenmiş olan duyularımız oluşturduğuna göre tepeden innme bir tanrısal ruh ya da ideadan gelen bir algı nedeniyle güzel e güzel falan demeyiz. Hoşumuza gittiği için olumlu bir kavram olarak ona güzel,hoşumuza gitmemiş ise itici ise çirkin deriz. İdea ya da tanrı bunun abartılıp sözde en iyi en güzel olduğu ve bu düşüncenin temeli varsayıldığı için ordan geliyormuş gibi düşünülmüştür. Oysa genel değil duyusaldır. Dolayısıyla Plotinos da saçmalama konusunda Platon kadar usta olmasa da onun kadar akıl dılşı düşünmeyi öğrenmiştir ve duyusal güzellikten hareket edip sonra da nedeni en güzel olan tanrıdan gelme diye yutturma derdindedir. Oysa güzellik Tanrı soyutlaması ile ilişkisiz bir durumdur. Çünkü Tanrı ya her sıfat yüklendiği için onun güzellikten azat edilmesi şizoid zeka sahiplerince imkansız olduğu içinn elbette konu güzellik olunca da en tepeye yerleşen bu hayali tasarım yine gölge bile olmayan varsayımsal konumu içinden güzellik benim diye bağırtılacaktır kağıda yazılmış içi boş bir kaç felsefi düşünce vasıtasıyla. Alıntı ..Aristoteles'e göre güzellik âhenktir, uyumdur. Bir bütünü meydana getiren unsurlar birbiri ile uyumlu ise, o şey güzeldir. Tabi burada simetri, orantı, tam uyum (precision) sınırlılık gibi faktörler geçerlidir ve Aristoteles güzelliği âdeta matematik olarak değerlendirir. Alman filozoflarından I. Kant, güzeli bir estetik değer olarak hoş, iyi doğru ve yararlıdan ayırarak, sanat güzelliği ile tabiat güzelliği farkını ortaya koymaktadır. Adamım bu işte hah şöyle akıllı olun. Aristonun dediği doğrudur ahenk ve uyum bizde hoş bir duyum yarattığı ve yaşamsal akışımıza uyduğu oranda güzel olarak adlandırılır. Rastgele bir kaya parçası sadece kayadır güzel değil. Ama heykel olunca bize benzer güzel heykel deriz heykel konusu çirkin yaratık olsa da. Güzel kadın heykeli olursa erkekler için daha güzel olabilir,sanatçı eleştiri açısından da kıvrımlarının bazen olanaksız görünen kumaş kıvrımı ve gölgelerinin ayrıntısına kadar verilen emek ve gerçekçi görüntü onun güzellik derecesinbi arttırır. Musa heykeli gerçekten kızgın adam gibi durur ve bedensel ayrıntıları fazlasıyla verilmiştir. Onun güzel olma nedeni de Aristonun dediği gibidir idea evrenindeki Musa heykeli ya da güzel ideasından dolayı başımızda ampul yanıp haa bu güzel demeyiz robot gibi.Alıntı ..Tabiat güzelliği tabiatın bir maddede amacına ulaşmasıdır; bunun belli kuralları vardır. Sanat güzelliğinde ise çoğu kez amaç, kural yoktur; hoşa gitme ve ruhtaki estetik duygu esastır. Fr. Shiller'e göre de güzelliğin bir duyusal bir de akli yanı vardır. Güzellik, aklın, duyuların şekillenmesidir. İnsandaki oyun içtepisi, akıldaki biçim içtepisi ile duyulardaki yaşama içtepisini güzellik şeklinde birleştirir. Alman idealistlerinden Shelling'e göre de subjektif ve objektif zıtlıklarının kalktığı bir eserde yansıyan şey güzelliktir. Hegel'de ise güzellik tekrar bir "ide" seviyesine yükselir. İde, hem doğru hem de güzeldir. Güzellik idesi kendisini sanat eserlerinde gösterir. Tabiatın maddede amacına ulaşması da ne demek? Tabiatın amacı zaten kendisidir. Amaç insan yaşantısının ihtiyaçlarına yönelik olup doğanın niteliği değildir. Sanatın amacının olmama nedeni de budur çünkü o ahenk ve uyuma yönelen içgüdüsel arzuların belli bir çerçevede imgelerle yansıtılması durumudur. Schiller güzel demiştir tam olarak öyledir. Scheling idealist olsa da bu konuda doğruya yaklaşsa da çatışma ve zıtlığın tamamen kalkması onu dümdüz bir materyal e dönüştüreceği için idealist tanımında yanılmıştır. Bunun mutlakl surette zıtlık barınduırmaması demek mekanik ve monoton olmasına,ruhsuz yani duyulara hitap etmeyen sıradanlığa dönüşömesine yol açar. O zaman da güzel olmaz. Hegel in evrensel tin olarak yansıyan idesi açısından güzellik ise yine yansıma tanımdır. Oşlgunun kendisini değil uydurulmuş soyut bir kavranmı tanımlayarak uyduruk olarak bu soyut kavrama bağlanan madde dünyasının açıklama ve nedeni ortyaya konulmuş zannedilir. İde tamamen uydurma bir gerçekliktir hiç bir şeyde sebep gösterilemez. |
||
|
||
Alıntı ..Th. Vischer, estetiği "güzelin bilimi" olarak almakta ve güzeli de "idenin görünüşe çıkması", duyular tarafından algılanır hale gelmesi olarak tanımlanmaktadır. İde ile görünüşü arasındaki uyum güzeli, uyumsuzluk ise çirkinliği ortaya çıkarır. Vischer, tabiat güzelliğini de bir güzellik olarak kabul eder ve hatta sanatı; tabiatın objektif güzelliği ile insan hayalgücünün subjektif güzelliğinin birleşmesi olarak tanımlar Öff fenalık geldi bu idealistlerden. İdenin görünüşe çıkması ne kadar da aptalca bir tanım. Görünüşe çıkması gerekiyor ki ide den bahsedilebilsin zaten. Eğer görünüşe çıkmıyorsa yoktur. Dolayısıyla uyduruk mükemmellik kavramı olan ide madde dünyasında gerçeklik kazanabildiği için maddi dünya vasıtasıyla üzerinde tartışma yapılır. Ancak komik bir zihin hastalığının eseri olarak da sanki zaten varmış da ortaya çıkışı buymuş gibi saçmalanır. Görünüşe çıkmayan ide duyu ve yaşam dışıdır dolayısıyla da varolmamıştır. Güzel idenin görünüşe çıkması değil,şizofren idealistlerin ideyi düşünme nedenlerinden biridir. Güzel olduğu için şizoid felsefeciler ide yumurtlatırlar oradan. Yani olmayan bir şey yaratırlar kafadan atma gene. Sonrada bunun olmasına neden olan bu örnekteki güzellik kavramını uydurdukları bu ide ye bağlayarak geri zekalı olduklarını ispatlarlar. Sanatın hayalgücü ile doğanın bileşkesi olması zaruridir zaten. İde diye birşey olmadığından. Hayalgücü de doğal duyuların toplamı ve zihni tasarının özgür birleşmeler yapabilmesi durumudur doğadan öykünmeyle. Yani kanatlı insandan melek uydurma özgürlüğü gibi. Melek resimlerinde meleğin kanatlarının kuş kanadı olma nedeni de kanat ın kuş da bulunmasıdır. Oysa insan kanadı olsaydı kuş kanadı gibi olmayacağıı da aşikardır ancak sanatçının uydurma kanat yapması da meleğin saf güzelliğini estetyik bulunmayacağı için bozacak mutant gibi gösterecektir. Demek ki estetik duygusu da doğaya bir öykünmedir. Uyduruk ide ler ise sadece şizofren felsefecilerin uydurduğu narsist tanımlardır bir manası yoktur. Alıntı . Varoluşçu (existansiyalist) filozoflardan Martin Heidegger'e göre ise, güzellik "varlığın aydınlanmasıdır, doğruluktur." Ancak bu doğruluk, mantıksal doğruluk değil, gerçek doğruluktur; varlıkların içindeki doğruluktur. Varlıkların gizli olan yapısını herkesin görebileceği şekilde açığa çıkarmak, güzeli ortaya koymaktır. Heidegger in buradaki güzellik tanımı varoluşçu değil romantiktir. Gerçek doğruluk için Heidegger e nereden vahiy gelmiş de gerçek doğruluğu kendi mantıksal doğruluğundan ayırd edip işte bu gerçek doğruluktur diyebilmiş bilinmez. Varlığın içindeki doğruluk kadar saçma tanım felsefede az bulunur. Aslında bu gizem e yatarak bir şey tanımladığını iddia etmektir. Sanatçı ya da güzeli ortaya koyan onun sıradan halinden elbetteki çıkaran ve üzerini işleyen hayalgücü ve duyusal algısı ile gewnişleten biridir ancak bunun doğruluk ile alakası yoktur. Heidegger in idealist varoluşçuluğunun dayandığı ahlaki öğretisi doğruluk peşinde koşar. Yani ona göre doğru olan güzel olandır birşey doğru olduğu için güzeldir. Bu ise güzellik den ziyade subjektif bir genellemedir. Alıntı ..Yukarıdaki gibi, güzeli bir "ide", bir ülkü olarak alan metafizik güzellik anlayışlarının yanında, güzeli psikolojik olarak alıp değerlendirenler de vardır. Th. Lipps, güzeli bir insanın haz duyduğu, kendisini özgür hissettiği biçim olarak algılıyor. Oysa fenomenciler bunu kabul etmiyorlar. Onlara göre güzellik, seyredene bağlı olmayan, güzel olan varlığın yapısında temellenen bir özelliktir. Güzel bir şey, onu güzel gören olmasa da güzeldir. Güzellik ide de değildir, gerçeklik de; güzellik gerçeğe dayanır ama onun aşar. N.Hartman, güzelliğin genel ve tümel bir metafizik varsayımdan çıkartılması yerine güzel varlıklardan, ontolojiden çıkartılması gerektiğini söyler. Lipps güzelliği yerinde tarif etmiş çünkü güzel olma nedeni budur gerçekten de. Fenomenciler ise yine saçmalamışlar. Kendinde güzel diye birşey yoktur vu idealizmdir. Kimse güzel görmüyorsa ona güzel denemez zaten hiç böyle de saçma düşünce olamaz yani. Fenomenciler bu tanım ile idealist olduklarını farketmiş ama onu ide de yapmamış herşeyi aşar diyerek işin içinden çıktıklarını sanmışlardır. Oysa kendi kendilerine konuşmuşlardır ve söylemleri idealisttir çünkü duyulara dayannmayan bir güzel idesi sıfatı vermişlerdir güzelliği onu güzel bulandan ve maadi duyu dünyasından soyut bir tümel kavram olarak genelleyerek. Oysa birşeyin güzel olması için onun güzel hissi uyandırması şarttır. Alıntı .. Natüralistlere göre bir doğa güzelliği vardır ve bu, sanat için bir model, bir örnek olmalıdır.Sanat, ancak doğayı taklit (mimeris) olabilir. Dolayısıyla doğa güzelliği sanat güzelliğinden önce gelecek ve ona kılavuzluk edecektir. Aristoteles'e göre de, sanatın objesi doğadır. Ancak doğa her zaman güzel değildir ve bazı çirkin ve feci doğa manzaraları sanat eserlerine yansıtıldığında orada güzel olabilir Natüralistler haklıdır. Aristoteles in kötü ve çirkin dediği şeyler ise istenmeyen doğal durumlar olsa gerektir ve onun rahatsız edici yanını hayalgücü ile süslemek de gerçekten sanatın yapabildiği birşeydir. Alıntı Impressionist sanatçılar, doğa güzelliğinin sanat için önemsiz olduğunu vurgulamak için çirkinliklerin resimlerini yapmışlardır.Kant, Hegel, Croce, Lukacs gibi düşünürler doğa güzelliği ile sanat güzelliğini birbirlerinden ayırmışlardır. Hegel'de sanat güzelliği doğa güzelliğinden üstündür. B.Croce'de konuyu estetik bakış açısından ele alır. ..Genelde doğa güzelliği estetik dışı bir şeydir; ama onun hoşa giden, bize zevk veren yönlerini bir estetik obje olarak görüyorsak, o doğa parçası güzeldir. Yani güzelliğin kaynağı doğa ve madde dünyası değil, insanın kendi iç dünyasıdır. Çünkü insan çevreye bakarken bir hayvan gözüyle bakmıyor; onun psikolojik durumu, yaşı, mesleği, ümitleri, hayalleri v.s. bakışa etki etmekte, onun güzel güzel veya çirkin görmesini etkilemektedir. Impressionist narsistler kendini beğenmiş olduklarından boşa uğraşmış çünkü çirkinliklerin resmini yaparak yine doğaya öykünmek zorunda kalmışlardır. Hegel ise insan narsizminin zirvesidir idealizm de ve dolayısıyla sanatın güzelliğini dört duvar arasında ve prusya mutlkak idealist devlet anlayışı ve faşizmine olanak yaratır biçimde sanatsal olan insani taklitleri herşeyin üzerinde tutması şaşılacak birşey değildir. Hegel in idealizmi dima insanı ve onun amaçlarını en tepeye oturtmuştur. Oysa onun eyleminin ve kendi varoluşunun kökeni sorusu Hegel için önemsizdir çünkü Hegel aslında Mutlak tin dediği bir tanrıdan başka bir yere varamamıştır. İdealizme Diyalektik katması nedeniyle en saygı duyulan idealisttir fakat soyutlamayı gerçeğin ve o gerçekten gelen algının üstüne yerleştirme alışkanlığı güzellik konusunda da devam eder ve onu kutsallara yerleştirir. İnsanın doğaya bakışı hayvan gibi olmadığı doğrudur çünkü hayvanda güzellik tanımı bulunmaz örneğin. Dolayısıyla insanın güzelliğe bakışını etkileyen ümit, hayal, meslek gibi durumları da insanidir güzellik de ve ondan etkileniş biçimi de. Yani bu konudaki herşey zaten insana dair olup hayvan ile kıyaslamak ve oradan hareketle tanım yapmak saçmadır. Alıntı İdealist estetiğe göre, sanat güzelliği doğa güzelliğinden üstündür ve onu konu aldığında yüceltir. Buna karşı olan natüralist ve materyalist estetik görüşüne göre ise, güzellik her şeyden önce organik hayatın içinde, doğadadır. Sanat eseri doğaya dayalı olmalıdır. Ancak güzellik üretim ilişkileri içinde oluşan toplumsal bir değerdir Resimde romantizm akımının büyük ustası E. Delacroix (1798-1863) "biz romantik olduktan sonra dağlar güzelleşti" diyor. Buna benzer şekilde Kant da "doğa, bir sanat eseri olarak görüldüğü zaman güzeldir", demektedir. İdealistlere göre kendi yaptıkları ve uydurdukları herşey diğer tüm şeylerden üstündür. Kant da Delocroix de uygar mekanizmin kalıpları içinde köleleşmiş kişiler oldukları için güzelliğin kendi tanımlarından ibaret olduğunu zanneden rahiplerdirler. Dolayısıyla dağlar her zaman güzeldir ve Delocroix oturduğu yerden dağ çizdiğinde bunun güzel olması o dağın güzelliğinden fazla değildir. Tabi hayatuı boyu dötrt duvar arasında yaşayan asiller için doğa vahşi ve yabanıl yani estetikten yoksundur çünkü kendi kalıplarına sığmaz. Güzelliği de asalet anlayışı ile tanımlar,doğayı bile kendi kalıpları içinde görebildiklerinde sadece güzel bulmaktadırlar. Çünkü bu insanların hiçbiri dört duvar arasından çıkmamıştır daracık ve komik kıyafettlleri ile ve güzellik anlayışları da budur. Takma peruk. Doğanın güzel olma nedeni sanat eseri olması değil, tam tersine sanat eserinin güzel olma nedeni doğal duyum ve öykünmeler yaratabilmesidir. Alıntı .Bir eserin güzel olması, onun temsil ettiği ideyi yansıttığı oranda artar. Güzel bir şey, idesine, özüne, avramına uygun olan şeydir. Güzel eser, temsil ettiği şeyin tipine bir bütün olarak uygun olmalıdır. At hörgüçlü olmaz, çınar ağacı çam yaprakları taşımaz. Yetkin olmayan, tam olmayan şeyler güzel değildir. Bir şeyin güzel olabilmesi için canlı ve anlatım gücü yüksek olmalıdır. Güzelliğin dışsal - biçimsel nitelikleri de şunlardır: Orantı ve simetri: Özellikle güzelliğin matematik olarak belirlenmesi sırasında karşımıza çıkan ilk orantıdır. Güzel, unsurların orantılı olarak birleşmesidir. Orantısız şey güzel olamaz(....) Bir eserin güzel olması temsil ettiği ideal kalıpların dışına taştığı oranda artar tam tersine. İde öz,vs kavramlar belirsiz ve içi boştur dolayısıyla bunların nassıl olması gerektiği noktasında kesin bir tanım yapılamaz. Hörgüçlü at olmayan birşeysdir ve çirkin gelir göze. Neden? Alışkanlıktan mı? İde den mi? Hayır at ın hörgüç e gereksinimi yoktur at at olarak güzeldir. Demek ki doğal olan güzeldir insan zihnindeki eklektik bileşkeler her zaman değil. Hörgüçlü at saçma ve çirkin gelse de her nedense öte alemlerde kurtuluş arayanlar için kanatlı insan yani melekler güzel gelir. Oysa sırtlarındaki tüylü kuş kanadı saçma bir görünüm oluşturur fakat yine de hayalgücü yarattığından bu ayrıntı önemsizleşir. Dolayısıyla tanım sanatsal güzellik anlayışına uymayan bir tanım olmaktadır. Yetkin ve tam olan bir şey ise yoktur doğada her şey birbirini tamammlayan bir bütündür. Sanat ve güzellik de bunun türlü biçimlerini yansıtır onu güzel bulan zihinlerde. Oh bee |
||