|
||
| “Güzel” üzerine düşünceler: Jarocinski: Yaratıcı için güzel, yapıtının sonucudur; izleyici için yapıt, güzelin kaynağıdır. Platon: Güzel, her şeyden önce düşünülür dünyada ya da aşkın dünyada var olan bir kendinde şey’dir. Buna göre bu dünyadaki bütün göreli güzelliklerin kaynağıdır. Kant: Nesneleri güzel diye yargılamak için beğeni gerekir, ancak sanatlar için de yani güzel nesnelerin üretilmesi için de deha gerekir. Hegel: Güzel, idea’nın görünümü ya da hissedilir yansıması olarak belirlenir. Aristoteles: Sanatsal güzel, ahlaki bir arınma sağlamalıdır: düşünülmüş, kurulmuş, öykünülmüş yarargözetmez tutkunun, tutkuları arındırıcı bir gücü vardır. Baumgarten: Estetik bilgi’nin temeli güzelliktir. Güzellik, duyularımızla ayırdına vardığımız mutlak mükemmelliktir. Güzellik, karşılıklı ilişkide bulunan parçaların biribirleriyle ve bir bütünle oluşturdukları uyum ve düzendir. Winckelmann: Sanatın yasası ve amacı, sadece güzelliktir: İyilikten soyutlanmış bağımsız güzellik. Cherbuliez: Güzellik varlıkların yapısında var olan bir şey değildir, ruhumuzun bir eylemidir. Güzellik bir yanılsamadır. Mutlak güzellik yoktur. Fakat bizim kendine özgü ve kendi içinde uyumlu olarak düşündüğümüz şey, bize güzelmiş gibi gözükür. Tolstoy: Öznel bir bakış açısıyla, biz, bize özel bir tür zevk veren şey’e güzellik diyoruz. Nesnel bir bakış açısıyla ise güzellik, bütünüyle mükemmel olan şey’dir ve biz onu yalnızca öyle kabul ederiz. Aslında her iki güzellik kavramı da tek ve aynı şeye varır. Şöyle ki, bir çeşit zevk almak sözkonusudur. Bir başka deyişle güzellik, bizde herhangi bir arzu uyandırmadan, bize zevk veren şeydir.(2) Bu alıntılardan yola çıkarak Sanatsal Yapıtlarda Güzellik Kavramı nedir sizlere göre ? |
||
|
||
| Güzellik zamana ve mekana göre değişkendir | ||
|
||
| Ne tip bir değişkenlik sevgili sapiens zaten amaç birazda bunu irdelemek biraz daha açabilir misiniz ? | ||
|
||
| bazı dönemlerde balık eti kadınlar güzel kabul edilirken(ruben in çizdiklerine bakınız) bazı dönemlerde sıskalar(twiggy örneğinde ki gibi) edebi eserlere bakılırsa karakaş kara göz hanımalr bir dönem hakimken sarışın mavi gözlüler batılışma ile birlikte daha güzel bulunur olmuş şöyle bir şeyde var ayrıca isa meryem heyklleri ve resimelrine bakılırsa yere ve zmana göre değişimelr göstermektedir bazen zenciye değin esmerelşip açlıktan ölmek üzere olan biri gibi tasvir edilirken abzen gayet adaleli sıhhatli görünüdme bazende şişman tombul saruışın olarakta çizilebilmekte biraz karıştırdım ama alışıksınız |
||
|
||
| Evet somut güzellik kavramı üzerinden değerlendirdiğimizde bu söylediklerinizin doğruluyor kendini. Dönemsel olgular nedeniyle değişkenlik gösteriyor. Fakat 'Güzelliği' Tolstoy gibi öznel bir değerlendirmeye aldığımızda bu kalıp pek geçerli olmayabiliyor. Yani dönemin güzelliği değil kişiye güzel gelen önplana çıkmış olmuyor mu ? Bu durumda salt somut açısıyla güzellik kişinin kavrama bakış açısıyla gelişiyor bana göre .. | ||
|
||
| ama kişilerin güzel anlayışlını da dönemelr belirlmekte değil mi? Sinema tv ve internet gibi baskın yönlendrime teknikleriyle insnaların gzüellik anlayışını dğeiştirmek hiçte zor değil sayın mylia daha evvel yazdığımı anımsıyorum facebook,myspace,ve devianart.com daki insnalrın favori filim ,kitap,müzik,spor beğenilerine bakınca dünyanın her yerinden insalrın aynı şeyelr,i seviyro olduğuna şahit oluyrousnzu(tabiki farklı olanalr var ama ekseriyeti dedğim gibi)bunda bahsettiğim yönlednrimelerin etkisi çok büyük Türkiyeden sçeilecek 5 yazarın herhengi bir ürün hakkında yapcağı yorumla çöpe atılmıycak ürünlerin sanat şaheseri olarak kabul görmesi mümkündür bu iddiama binaende (baştada söylemiştim) kişisel beğeniler ne kadar kişisel beğenidir |
||
|
||
| İşte burada bence devreye sanatsal üretim ya da sanatsal ayrışım giriyor. Toplumsal beğenilere göre mi yoksa sanatçının beğenilerine göre mi belirleniyor eserin teması? Söylediklerinizde yerden göğe kadar haklısınız fakat popüler kültüre hizmet eden değil gerçekte niteliğini koruma altında tutmaya çalışan sanat kısmıyla değerlendirirsek bence temelde kendine hizmet ediyordur sanatçı. Fakat her defasında şunu da belirtmekte fayda var herhangi bir sanat eseri ne amaçla yapılırsa yapılsın bir dönem sonra gelip toplumsal nitelik kazanıyor. Bu anlamıyla belkide anlaşılmama ve yahut döneme hizmet edememe söz konusu oluyor. Bir eserin güzelliğini belirleyen salt somut gerçekler değildir. Daha soyut kavramlarıyla ele aldığımızda da bugün genelin öngördüğü biçimlerde hayat bulmamş belki kalıplara girmemiş bir çok eser bulunmaktadır bana kalırsa. Böyle yaklaştığımızda da gerçek nitelikte güzellik dediğiniz gibi değişkendir. Değişkenliği belirleyen oluşumu sağlayan kişidir. Kişinin kavramsal yaklaşımını belirleyende elbette ki o an ki toplumsal olgulardır. Çok karışık gibi duruyor ben yinede birilerinin fikirlerini alarak bu konuda biraz daha aydınlanacağımı umut ediyorum
|
||
|
||
| Wittgenstein'den Estetik Üzerine Dersler 1. İnsanların estetiği bir tür bilim dalı olarak ne çıkarmaları ilginçtir. Onların estetikle neyi kastetmek istedikleri hakkında konuşmayı çok isterdim. 2. Estetiğin neyin güzel olduğunu açıklayan bir bilim dalı olduğu düşünebilir bunu söylemek bile çok gülünç olur. Sanırım o zaman bize hangi kahve türlerinin tadının güzel olduğunu da söylemesi gerekir. 3. Bu olayı kabaca şöyle düşünüyorum: Güzel bir yemek yenildiğinde veya güzel bir koku duyulduğunda vs. zevkin ortaya çıktığı bir alan vardır. Bir de her ne kadar güzel bir yemek yediğimizde ya da güzel bir müzik parçası dinlediğimize de aynı yüz ifadesi yapsak ta tamamen değişik olan bir sanat alanı vardır. ( Ayrıca çok sevilen bir şeye de ağlayabiliriz) 4. sokakta en iyi arkadaşını kaybetmiş birine rastladığımızı farz edelim ve bu kişi ses tonuyla ve el kol hareketleriyle bunu açıkça ifade etsin. ? Onun kendini ifade ediş tarzı çok güzeldi!? denilebilir. Diyelim ki, sonra kendi kendimize şu soruyu soruyoruz: ? Vanilyalı dondurmayı sevmemle bu kişinin kendini ifade ediş tarzına duyduğum hayranlığın nasıl bir benzerliği var?? Bu kıyas oldukça saçma görünebilir. (Fakat her ikisi arasında bir bağ kurulabilir) Birinin, ? Fakat bu, zevkin bambaşka türü!? dediğini farz edelim. O zaman ?zevk?in farklı anlama geldiğini mi öğreniriz? Her iki durumda da aynı kelime kullanılıyor. Her ne kadar birinci durumda zevk hissi bulunduğumuz yargıda yer almasa da, bu tür zevkler arasında her hangi bir ilişki vardır. 5. Sanki, ? Sanat eserlerini böyle değerlendiriyorum; bazılarını hoş, bazılarını ise hor görüyorum.? deniliyormuş gibi. Bu oldukça ilginç olabilir. Sanat eserlerini ve başka şeyleri hoş veya hor görmemize neden olan her türlü ilişkiyi keşfedebiliriz. Örneğin vanilyalı dondurma yemekten hoşlandığımızı keşfetsek, belki de artık bu hoşnutluğa fazla bir önem vermeyiz. Bir şeyin hoşuma gittiğine veya gitmediğine karar verebileceğim tecrübelerle dolu küçük bir alan da olabilir. Örneğin bir toplumda mavi veya yeşil pantolon giymek çok anlamlı olabilir, başka bir toplumda ise hiçbir anlam ifade etmeyebilir. 6. Bir şeyden hoşlandığımızı nasıl ifade ederiz? Sadece tepkilerimiz ve yüz ifadelerimiz mi söz konusu olur? Tabi ki hayır. Genelde bu bir şeyi ne kadar sık okuduğuma veya bir takım elbiseyi ne kadar sık giydiğime bağlıdır. Belki de bir kez olsun ? Bu takım elbise güzel? demem, sadece sık sık giyer ve ona bakarım. 7. Bir ev inşa ettiğimizi farz edelim. Pencereleri ve kapıları belli ölçülere göre yapıyoruz. Bu ölçülerin hoşumuza gitmesi söylediklerimizden dolayı mı olur? Hoşumuza giden şeyler hoşnutluğun bir ifadesi olarak mı adlandırılır? ( Bir şeyden hoşlandığımız hemen kendini belli eder) 8. Örneğin modayı ele alalım. Moda nasıl ortaya çıkar? Etek genişliğinin geçen yıla göre daha geniş olmasıyla mı? Bu, terzilerin bu tarzdan daha çok hoşlandıkları anlamına gelir mi? Tabii ki zorunluluktan değil. İşte bu yıl eteklerin modelini böyle yapıyor ve daha geniş dikiliyor. Belki de geçen yılın etek modellerini çok dar buldular, (bu nedenle) bu sene daha geniş dikiyorlar. Belki de bunu yaparken hiçbir hoşnutluk ifadesi kullanılmıyor. ( Ama terzi ?böylesi güzel? demiyor. O iyi bir terzi. O sadece memnun) 9. Bir kapı tasarlanır, ona bakılır ve : ?Yüksek, daha yüksek, daha yüksek...tamam böylesi iyi? denir. ( El kol hareketi) Bu nedir? Bir hoşnutluk ifadesi mi? 10. Belki de estetik için en önemli olan şeyi, örneğin hoşnutsuzluğu, tiksinmeyi ve huzursuzluğu estetik tepki diye adlandırabiliriz hoşnutsuzluğun ifadesini huzursuzluğun ifadesiyle bir tutamayız. Hoşnutsuzluk şöyle ifade edilebilir: ? Daha yüksek yap, bu çok alçak!...Bir şeyler yap işte!? 11. Hoşnutsuzluk ifadesi dediğimiz şey, huzursuzluk ifadesi artı bu huzursuzluğun sebebinin kavranması ve bu huzursuzluğun ortadan kaldırılması talebi mi? ? Bu kapı çok alçak, bunun daha yüksek olması gerekiyor!? dediğimde, huzursuzluğumun sebebini bildiğimi de söyleyebilir miyim? 12. ? Sebep? sözcüğü çok değişik tarzlarda kullanılıyor: a ? ?İşsizliğin sebebi nedir??, ? Bu ifadenin sebebi nedir? b ?? İrkilmenin sebebi nedir?? diye sorulduğunda, sebep olarak ?Şu gürültü? denilir. c ?? Bu dişlinin dönmesinin sebebi nedir?? diye sorulduğunda, sebep olarak mekanizma gösterilir. 13. Estetik huzursuzluk konusunda "neden" sorusu vardır ama "sebep" yoktur. Huzursuzluk ifadesi eleştiri şeklini alır ve ? Duygularımı bastıramıyorum? ifadesinden başka bir anlam taşır, ya da buna benzer bir şeydir. Bu ifade şu şekli de alabilir, örneğin bir resmi inceliyorum ve ? Bu resmin neresi hatalı?? diyorum. 14. ?Doğrudan doğru sebebin bilincine varabilir miyiz?? sorusunu sorduğumuzda, ilk olarak bir istatistiği düşünülmez, fakat bir mekanizmanın keşfi düşünülür. Bir şey başka şeyden kaynaklandığı, bunun sadece bir birlikte ortaya çıkma olayı olduğu o kadar çok söylenmiştir ki. Bu ne kadar garip değil mi? çok garip! ? Burada söz konusu olanın sadece gözlenen bir sonuç? olması, başka bir şeyin de olabileceği düşüncesini uyandırıyor. Bu bir tecrübe olabilir ama o zaman bunun ne anlama geldiği hakkında bir bilgim olamaz. Bu söylediğim zaman, başka şeyleri de yani bağlantıları da bildiğimizi göstermiş oluruz. İnsanlar, ? zorunlu bir bağlantı yok? diyerek bunu neden inkar ediyorlar? 15. Sık sık estetiğin psikoloji biliminin bir dalı olduğu söylenir. Bunun altında, adım attıkça ve ilerledikçe, bütün her şeyi ?sanatın tüm gizemliliğini ?psikolojik deneylerin yardımıyla anlayabileceğimiz düşüncesi yatıyor. Oldukça saçma bir düşünce ama yaklaşık olarak bu şekildedir. 16. Estetik soruların psikolojik deneylerle hiçbir ilgisi yoktur ancak başka bir yöntemle cevaplanırlar. 17. ? Şunu veya bunu söylerken aklımdan neler geçiyor?? Bir cümle yazıyorum. İhtiyaç duyduğum şey sadece bir kelime değil. Doğru kelimeyi buluyorum. ? Ne anlatmak istiyordum?? ?Ah evet, söylemek istediğim şey buydu!? Böyle durumlarda bizi memnun eden şey bir cevaptır, örneğin (felsefede sık sık yaptığımız gibi) biri ?Esasen neyi düşündüğünü sana söyleyeceğim...? ? Evet, aynen!? dediği zaman. Eğer birinin ne düşündüğünü biliyorsam ve bunu onaylıyorsa o zaman bu böyle bir şeyin ölçütüdür. Bu psikolojik deney denilen şey değildir. Kaynak: Ludwig Wittgenstein ? Estetik Betimleme Din ve Freud Hakkında Dersler |
||
|
||
Çok güzel bir alıntı olmuş eksi273 teşekkür ederim . Bu alıntıyı okuduktan sonra sürekli kendime sorduğum bir soru geldi aklıma . Kavramlar neye/kime göredir? Kişinin kendini baz aldığı noktada 'güzel' olanın kişinin o an ki fikriyle ilintili oluşu çıkıyor ortaya ki bu daha vahim çünkü her yeni dönem bir öncekini imha için geliyor... Bu biçimlerde yaklaşırsakta bugün çok başarılı bir eserin güzelliği bir kaç yüzyıl sonra daha net anlaşılması ve yahut beğenilmeme durumuna düşmesini çıkarır ki. Hepten kafam karıştı |
||
|
||
İşte burada bence devreye sanatsal üretim ya da sanatsal ayrışım giriyor. Toplumsal beğenilere göre mi yoksa sanatçının beğenilerine göre mi belirleniyor eserin teması? Söylediklerinizde yerden göğe kadar haklısınız fakat popüler kültüre hizmet eden değil gerçekte niteliğini koruma altında tutmaya çalışan sanat kısmıyla değerlendirirsek bence temelde kendine hizmet ediyordur sanatçı. Fakat her defasında şunu da belirtmekte fayda var herhangi bir sanat eseri ne amaçla yapılırsa yapılsın bir dönem sonra gelip toplumsal nitelik kazanıyor. Bu anlamıyla belkide anlaşılmama ve yahut döneme hizmet edememe söz konusu oluyor. 8. Örneğin modayı ele alalım. Moda nasıl ortaya çıkar? Etek genişliğinin geçen yıla göre daha geniş olmasıyla mı? Bu, terzilerin bu tarzdan daha çok hoşlandıkları anlamına gelir mi? Tabii ki zorunluluktan değil. İşte bu yıl eteklerin modelini böyle yapıyor ve daha geniş dikiliyor. Belki de geçen yılın etek modellerini çok dar buldular, (bu nedenle) bu sene daha geniş dikiyorlar. Belki de bunu yaparken hiçbir hoşnutluk ifadesi kullanılmıyor. ( Ama terzi ?böylesi güzel? demiyor. O iyi bir terzi. O sadece memnun) Diye baktığımızda ki Wittgenstein ı okumadan önce alıntıladığım kısmını düşünmekteydim. Descartes der ki, 10 yıl önce moda olan ve 10 yıl sonra yine moda olacak birşeyin bugün için ne kadar tuhaf karşılandığını gözlemleriz. Yani bu noktada Wittgenstein ın belirttiği moda yaklaşımının sanatsal güzellik anlayışı da dahil toplumsal bakış açısını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki; Günümüz sanat yapıtları ve sanat popülaritesine baktığımızda, bunu yaratan süreçlerin de belli oranda arz talep gereksinimleri ile yeniden düzenlendiğini görebiliriz. Örneğin bir sanatsal anlayışa olan ilgi eğer az miktarda ise o sanatsal ekol e olan yönelimi arttıracak unsurlar da buna göre oluşurlar. Ancak varolan ekoller içindeki talep doygunluğu oluşmuş ise tıpkı sanayi üretiminde bir işletmenin talep azalınca fiyatı arttırması ve yeni teknolojiye yatırım yapması,azalınca fiyatı düşürüp yine yeni olanaklar araştırması ve belli doygunluk sağlandıktan sonra yeni üretim biçimlerine geçmesi gibi bir durum gerçekleşir. Yani beğenileri belirleyen alternatiflerin sıralamasıdır. Örneğin ortaçağ ya da rönesans da varolan güzel kavramı sanatın da daha az bireysel olmasını göz önüne aldığımızda modern sanat yapıtlarının geometrik güzel anlayışına hiç uymamaktadır. Aynı şekilde rönesans ın insanca ve onu çıplak gösteren güzellik anlayışının da ortaçağdaki ilahi ve soyut yani bedensel ayrıntıların önemsiz olduğu güzellik anlayışına pek benzememektedir. Çünkü bunu belirleyen anlayışlar toplumun değer yargılaarı ve seçimleri dahilindeki genel zevkleri belirlemektedir. Bugün içinde aynı durum belli bir sıralama ve seçim ile belirlenmekte. Tüketim kültürü doygunluğa ulaştığı oranda farklılık beklentisinin sanatsal güzellik anlayışını da etkilediğini görüyoruz. Bu noktada güzelliği belirleyen deha dan ziyade uzzlaşım ve reklam mekanizmaları belirliyor. Bu noktada Bernard Shaw ı da anar isek "Akıllı insanlar kendini dünyaya uydurur,aptallar ise dünyayı kendine uydurmakta diretir" dediğinden hareketle şu sonuçlara ulaşabiliriz. Gelenek,yaşam biçimi,reklamlar,anlayış sınırı sıradan insanın zevkini belirlemektedir dolayısıyla çoğunluğun aykırılığa direnerek varolanı korumaya yönelik olan kısıtlayıcı birliği; deha nın ortaya çıkmasını ve yeni bakış açılarıyla aykırı yapıtların ve bunlar altındaki felsefi ve kültürel değişmeye neden olacak yeni atılımların önünde bir engel oluşturuyor. Yani dünyamızın kültürel hayatını ve sanat perspektifini aptalların sıradan yaşam standartları belirlemektedir. Çünkü toplum organik bir bütün olarak hareket ettiğinden aşırı uçlara ve kendisini tehdit edebilecek değişkenliklere direnç göstererek yeni kaynakların denetimsizce ortaya çıkışını engelleyen bir set görevi üstlenmektedir. Bu nedenden ötürü de bugün her yanı kaplayan moda akımları ve tabi bu moda akımlarının içine skandal yaratan sanat bakış açıları da dahildir, yerine başkalarının geçebilmesi için belli bir doygunluğa ulaşması gerekmektedir. Yani bugünün sürünen sanatçıları olasılıkla yarının moda güzellik anlayışlarının isimsiz kahramanlarıdırlar. Tıpkı bugünkülerin öncüllerine dün hor gözle bakılmış olduğu gibi. Bu katı set i gedik açarak yıkıp kendi zamanında ekol olabilen ve yeni güzellik, sanat anlayışları yaratmış olabilenlere de toplumsal sistemin genel taşıma sınırını aşan ve bunu bir şekilde yaşatabilen büyük dehalar olarak bakıyoruz. Onlar sistemden sıyrılabilenlerdir. |
||
|
||
| Mona Lisa güzel bir kadın değil. Ama Mona Lisa resmi güzel. http://sifirforum.com/index.php?topic=3162.20 burdaki, Vampir tablosu da güzel. Ama resmettiği şey güzel değil. Hoşnutsuzluk yaratabilir. Tablonun isminden dolayı kan emiyorlar diyebiliriz. Davut heykeli, güzel bir bedenin, yüzün heykeli olmasaydı, güzel bulunur muydu? Sanat hayatın yansıması deniyor. Oraya yansıyan şey güzel olmadığı halde, ortaya çıkan eser güzel olabiliyor. Hoşnutsuzluk yaratan bir durum, hoşnut bırakacak bir eser haline dönüşebiliyor. Nasıl? Gerçekle sanat arasındaki fark mı bu? |
||
|
||
Ben bu sorduğun soruları düşündüğümde aklıma ilk gelen sanatın soyut kavramı. Sürekli söylenip duruyor ya kavram olarak nitelenen her durum kişiyle ilintili diye. Belki genel olarak ''güzellik'' diye bir şey bile yok ya da bize ezber edilen kavram anlamı değil sanatta ki geçerliliği. Sanat hayatın değil bence sanatçının hayata baktığı açının yansıması. Ayrıca gerçekte Mona Lisa sana göre güzel değil bir başkasının kavrama bakış açısında güzel belki ki (hehe bu hiç bitmeyecek ben anladım ) Seni de dahil etme çabamı anlayışla karşıla olur mu MrsBrown
|
||
|
||
![]() Güzel herkese göre değişiyor, sanat da güzellikle çok iç içe. Demek ki, herkesin sanat anlayışı farklı. Bu da "sanat yok" a götürdü bizi. (Ne kadar da yeni bir şey söyledim )Ama var sanat. Demek ki, kişisel güzellik kavramından daha başka "şey"ler var işin içinde. Ki sen, "(güzelliğin) sanattaki geçerliliği, bize ezber edilen kavram anlamı değil" diyerek bunu kastediyorsun muhtemelen. (Aha, gene dolandım. ) O zaman, sanatsal yapıtlarda güzellik kavramını, yaratıcılıkla ilişkilendirebiliriz belki. Ya da yaratma süreci ile. Sanat yapmaya çalışmanın kendisi sanattır gibi bir şey oluyor. O eseri ortaya çıkarırken hissedilenler, kullanılan teknik, üslup, ... Sanatsal yapıtlardaki güzellik burdadır diyebilir miyiz ki? (bi sigara içip geleyim, anca toparlarım.) |
||
|
||
| Derin derin soluk alıp sigaramı ve çayımı bitirdikten sonra diyorum ki MrsBrow ; Sanatı yaptının güzelliğini belki yaratıcılığıyla ilişkilendirebiliriz ama yaratma süreciyle değerlendirmek hata olur gibime geliyor. Bir eserde genel niteleyerek bakarsak bunda uslup ölçü, denge,yaratıcılık, ritim, ahenk , gibi kavramları kazanmasıyla biçim almış haline gerçek nitelikte eser deme şansımız olur. Ki burada ki tüm kavramların (neye/kime göre ) değerlendirmesinde de en başa döneriz. Süreçsel değilde dediğin gibi yaratıcık ve farklı bir soluk alış söz konusu ise iyi / kötü , güzel/çirkin, gibi değerlendirmeler yapılır. Bu anlamıyla bence sanatta bir kavram kargaşı vardır diyip kaçıp gideyim olmayacak bu böyle hatta bu konuyu açarak asıl kargaşaya kendimde neden oldum
|
||
|
||
retorik yaparak kaçmaya çalıştığını gördüm mylia ve ayıpladım. Bana cevap verme Brown a ver yok öyle kaçmak konudan açtın madem
|
||