SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Ressamlar

Konu: Balaban

Sayfa: [ 1 ]

asya 27.04.2008 16:08:32
İbrahim Balaban

(1921, Bursa, - *). Ressam, yazar

1921'de Bursa'nın Seç köyünde dünyaya geldi. Doğduğu köyün 3 yıllık okulunda eğitim gördü. 1937 yılının son günlerinde, henüz 16 yaşındayken hint keneviri yetiştirmek suçundan cezaevine girdi, böylece ilk defa köyünden dışarı çıktı. Cezaevinde kendini avutmak için resim çizmeye başladı. Resimlerini zeytinyaına batırdığı renkli kalemlerle yapıyordu. Altı ay hapis ve üç ay da para cezasına çarptırılmıştı. Ancak para cezasını ödeyemeyince üç yıl cezaevinde kaldı. Cezasının bitmesine çok az bir zaman kala dört mahkumun saldırısına uğrayan Balaban, cezaevinden çıktıktan sonra evlendiği gün düğün evini basan hasmını öldürdü ve yeniden cezaevine girdi. 1942 ile1945 ve 1948 ile 1950 yılları arasını Bursa Cezaevi'nde geçirdi.
Balaban, Bursa Cezaevi'nde kendisinden 20 yaş büyük olan Nazım Hikmet Ran'la tanıştı. Onun desteği ve ilgisi sayesinde resim yeteneği ortaya çıktı ve gelişti. Nazım Hikmet, Orhan Kemal’i hikayeci, Balaban’ı ise ressam olarak yetiştirmek istiyordu. İbrahim Balaban cezaevinde resmin yanı sıra felsefe, sosyoloji, ekonomi-politik konularında pratik bilgiler edindi. Ressam, Nazım Hikmet'li günlerini ileriki yıllarda yazdığı Şair Baba ve Damdakiler kitabında anlatmıştır.
Balaban, “Konu bir özdür, her öz kendi kabuğunu, yani sanatsal biçimini oluşturur. “ kuramını ortaya koyduktan sonra yaptıklarını sanat olarak değerlendirmeye başladı ve ilk sergisini 1953'te İstanbul’da, Fransız Kültür Merkezi'nde açtı. Sonraki yıllarda hem Türkiye'de, hem de yurtdışında pek çok sergi açtı. 1961'de Yeni Dal Grubu sergisindeki bir tablosundan dolayı yargılandı, ancak aklandı. Yine 1968'de Gazi Dergisi'nde basılan bir tablosundan dolayı yargılandı; ondan da aklandı. [[1969]9’da Adana’da sergilediği resimleri saldırıya uğradı.
Resim eleştirmenleri kendisini "Anadolu insanının yaşamından ve halk efsanelerinden yola çıkarak toplumsal gerçekçi yapıtlar üreten ressam" olarak tanımlarlar. Balaban, sanat hayatını Dağınık, Nakışsı, Ağır Aksak, Oyuncaksı, Tutsak, Özgürlük gibi dönemlere ayırır. Önceleri köy yaşamının yoksulluğunu, köylü üresim araçlarını resmeden sanatçı, giderek destanlara, halk inançlarına, kahramanlarına, söylencelere, mitolojiye uzanır. Giderek kente göçü, kentteki yaşam ve demokrasi mücadelesini ele alır. Son dönemde Anadolu Erenleri ve Bereket Anaları'nı resimler.
Kendisi aynı zamanda yazar olup, yayımlandığı çeşitli kitapları bulunmaktadır.
Ressam, son olarak desen çalışmalarını 2005'te İstanbul'da sergilemiştir.
Hapiste birlikte yattığı Nazım Hikmet de, onun bir tablosundan etkilenerek şu dizeleri yazacaktır: "İşte seyreyle gözüm, işte insan / Dağın, taşın, kurdun efendisi. / İşte poturunda yamalar, / İşte karasaban, / İşte sağrılarında kederli, korkunç oyuklarıyla öküzleri..."
İlk evliliğinden iki erkek, bir kız çocuğu ve dört torunu vardır. 1955 doğumlu oğlu Hasan Nazım Balaban da kendisi gibi ressamdır.

HALK RESMİ GELENEĞİ VE ÇAĞDAŞLIK

Kendi kendini yetiştirmiş bir ressam olan Balaban'ın yapıtlarında, anonim halk resmi geleneği egemen öğe olarak önemini korumakla birlikte, toplumsallığın düşünsel bir eğilimle aynı düzeyde anlam kazanmış olması, bu resmi, dar feodal kalıpların üstüne çıkarmıştır.
Bu nedenle Balaban'a biçim ve içeriğiyle halk geleneklerinden esinlenen, ama bu geleneği çağdaş bir tabana oturtmaya çalışan bir sanatçı gözüyle bakılabilir.
Konularını genellikle karasabana tutsak olan köy yaşamından, Anadolu insanının gerçekliğinden ve halk efsanelerinin yaygın niteliğinden alan Balaban'a göre, her doğal görüntü, bir resim konusu olamaz. Köyde doğup büyümüş olması nedeniyle tütün, pamuk, üzüm, ipek kozası üretiminde işçi olarak çalışmasına karşın, kendi deyimiyle "bunlara değgin bir tablo yapmamıştır".
Çünkü bunlar birer görsel gereç olmakla birlikte, "konulu" değildir. Konuysa, gene Balaban'a göre, bir "öz"dür; resim konuları, kendi içlerinde kabuklaşarak resme dönüşürler. Konusuz resim de olabilir ama, bunların öncelikle bir "biçim" kazanmaları, böylece resimleşmeleri gerekir.
Balaban, aşağı yukarı bütün resimlerine konu oluşturan insanı, herhangi bir nesne gibi model almaz; çünkü ona göre insanm yalnızca "yaşantı" sı model alınabilir. Yani "insan"ı, kendi konusu içinde "öz ve kabuk oluşması" düzeyinde ele alıp yorumlamak, tabloya geçirmek gerekir.
Her konunun, kendi biçimini yaratması da bu aşamadan sonra gerçekleşir. Balaban' ın sanat anlayışı, bu ölçü içinde, doğrudan doğruya kendi mantığıyla açıklanabilecek bir anlam taşır. Ayrıca bu mantığın, günümüz sanat oluşumları karşısında, dışa açık olan yönü, içine kapanık yönüne baskın çıkar.
Resimlerine koni olarak seçtiği figürleri, yaşadıklar. ortam ve çevre içinde genellikle bir tür nakış beğenisiyle ele almaş buradan yola çıkarak onları cizg.se. bir üsluplaştırma modeline tema yapması, bir bireşim anlayışım ati? getirir. Ama bu anlayışta, hazır kalıplara ve kolay, denenmiş çöziirrlere de raslanır. Balaban'ın resminde çözüm, uzun bir kişisel deneyin ürünüdür. Sonuçlarsak Balaban'ın sanatı, halktan kaynaklanan bir duyarlığın, anonimlikten kişiselliğe geçişi diye tanımlanabilir.

asya 27.04.2008 16:15:50






fikir 27.04.2008 23:38:25
Bir resim/resimler insanı ancak bu kadar etkileyebilir, içini aydınlatabilir...

Muhteşemsin koca usta Balaban...

28.04.2008 09:34:41



Sayfa: [ 1 ]