|
||
Kara filmin 3 kadın türünden biri olan femme fatale, geleneksel kadınlığa ve çekirdek aile kavramına, en doğrudan saldırıyı temsil eder. Toplumun dayattığı adanmış eş ya da sevgi dolu anne rolerini oynamayı reddeder. Evliliği, kısıtlayıcı, sevgisiz, sekssiz, sıkıcı ve renksiz bulur. Tüm kurnazlığını ve cinsel çekiciliğini, bağımsızlığını kazanmak için kullanır. Kendi yıkımını görmüş bile olsa, vahşice bağımsız kalmaya devam eder. Kaçınılmaz ölümüne rağmen, geride, güçlü, heyecan verici ve asla pişman olmayan, erkeğin kontrolüne kafa tutan ve aile kurumunu reddeden bir kadın hayali bırakır. Klasik femme fatale, kendini bir mal gibi sahiplenip kontrol etmeye çalışan bir erkekle olan ilişkisinden kurtulabilmek için, cinayet işleyebilir. Sylvia Harvey’ e gore, kara filmin kadınları , “arzulanan nesneler gibi, ödül gibi” sunulurlar. Filmin erkeklerine yapılan bu sunum ve bu erkeklerin, kadınlara sadece eşyaymış gibi davranmaları, kara filmin tekrarlayan konularındandır. İlk dönem kara filmlerden , "I Wake Up Screaming" (1941) filminde şöyle bir sahne var ; Bir femme fatale ı, ayartmaya çalışıp başarısız olan 3 adam barda oturup bu başarısızlıklarından sızlanıyorlardır. Belli ki, açıklaması zor bu red olayına epey içerlemişlerdir. Adamlardan biri “tüm kadınlar aynı” dediğinde, diğeri “Sürekli etrafındalar çünkü onlar standard donanım.” der. Özellikle geleneksel Hollywood filmlerinde , evlilik ve aileyle doğal olarak ilişkilendirilen faydaların, kara filmlerdeki ailelerde olmaması dikkat çekicidir. Femme fatale, aile evinin, yalın görüntüsü ve düz anlatımına tam karşıt bir biçimde anlatılır. Femme fatale, benzeri olmayan bir cinsellik yayar. Bu cinselliği, kendini tanımlamak ve bunaltıcı bir aile yaşamı ya da ilişkiden kurtulmak amacıyla erkekleri etkilemek için kullanır. Bedeni, kıyafetleri, kelimeleri, davranışları ve kameranın sürekli kendisini izlemesini sağlayan yeteneği, saldırgan bir cinsel imaj yaratır. Bu imaj, hayatındaki erkekler ve filmin kendisi tarafından yapılan kontrol girişimlerine ve kadın olmanın sınırları içinde kalmaya zorlayan girişimlere kafa tutar. En sonda öldürülse de, izleyicinin hayalinde, cinsel olarak heyecanlandıran, toplumun onun için seçtiği rolü asla kabul etmeyen, yaşayan bir karakter olarak kalır. Bir kaç filmde, femme fatale, gerçekten de geleneksel bir role dönüşmüşse de, öncesinde, bu role karşı isyanının şiddeti ve gücü, karakterin sonundan daha baskın gelir. Böylece, femme fatale in baskın hayali, “geleneksel aile ve toplum içinde kadın” konusuna karşı kafa tutma halini alır. Alıntı ; http://www.lib.berkeley.edu/MRC/noir/np05ff.html No Place for a Woman: The Family in Film Noir Erkekler, kadınlarda en çok neyi arzular? Cinsel cazibelerini. (yanlış kullanım. ) Erkekler, kadınlarda en çok neyden korkarlar? Cinsel Güçlerinden. Nancy Friday, Aşık Erkekler (Nancy Friday, kadın cinselliği ve kadın özgürlüğü ile ilgili yazan 1933 doğumlu bir yazarmış. Adı geçen kitabı 1980 ‘ de yayınlanmış. ), için araştırma yaparken farketti ki, erkeklerin cinsel fantezileri, kadını sevmek ve ondan nefret etmek arasında sallanıp duruyor. Ressamlar, şairler ve yazarlar femme fatale in etkisinde kaldılar. Circe ya da Medusa, Judith ya da Pandora, mitolojik adı ne olursa olsun, sanatçılar, bu kadını, en büyük eğlencesi, erkeği ayartmak ve yıkımına yol açmak olan karşı konulamaz tanrıçalar şeklinde betimlemişlerdir. Sosyal tarihçiler (bu ne? sosyologlar gibi mi?), femme fatale lerle ilgili bu takıntıyı, 19. yüzyıl sonunda çıkan ilk dalga feminizmine bir tepki olarak görüyorlar. İngiltere’ de, “Yeni Kadın” denen bu kadın, seçme hakkı, çalışma hakkı ve eğitim hakkı talep etti. Erilliğin geleneksel tanımı zarar gördü. Bir Philadelphia gazetesi, “Hükümet, jinekokrasiyi engellemek için orduyu göreve çağırabilir” diye yazdı. Erkeklerin cinsellikle ilgili hayallerinde, dişi şeytanlardan kurulu bir ordu, arı sürüsü gibi ilerliyordu. (pardon yorum katmışım)Almanya’ da Mavi melek’ teki, Marlene Dietrich. Amerika’ da,sessiz sinemanın büyük sireni, Theda Bara. Asıl adı Theodosia Goodman olan, Cincinnati’ li bu hoş Yahudi kız, Nilin kenarında doğduğunu iddia etmişti. Şüpheci bir yazar tam olarak neresi diye sorduğunda, Hollywood' un ilk seks sembolü, “Sol kenarı” diye cevapladı. Erkeklere niye bu kadar kötü davrandığı sorulduğunda, “Çünkü hakediyorlar” dedi. Hak ettiklerini aldılar da. Ağzında inciler, kurbanının bedenine gül yaprakları dökerek, Bara, erkekten erkeğe geçti, onlarla ( onları !) içti, onları öldürdü ve lanetledi. (Filmde tabii, özel hayatında n' aptığını bilmiyoruz. Bir de, Theda Bara' nın kötülüğünün bir süre sonra komik hale geldiği de söylenir. Dozu kaçırmamak lazım demek ki) (Yazının devamında, Çehov’ un Vanya Dayı’ sı yorumlanmış. İlgilenenlere duyurulur.) (FEMME FATALE by Arthur Holmberg http://www.amrep.org/articles/1_1/femme.html) |
||
|
||
Femme Fatale : Sevilmeyen Kadın Özgürlüklere sahip olmanın meşru yolu, klasik feminist düşünüşe göre siyasi, demokratik ve toplumsal alandan geçer. Özel alana hapsedilen kadın toplumsal alana geçip hakları için omuz omuza savaşmalıdır. Bu durumda “femme fatale” meşru yoldan çıkmış kötü kız kardeştir ve hatta bu uğurda aforoz dilmelidir; çünkü gücünü klasik feministlere göre cinselliğe saklamıştır. Kadınların içinden çıkmak için bin bir derde girdiği özel alanı, “femme fatale” 50’li yıllarda Holywood’un korku-fantastik-dedektif karışımı filmlerinde kendine kale yapmıştır. Klasik kara film örnekleri ”Gilda”, “Laura” ve “Rebecca”dan daha sonra “Temel İçgüdü”, “Kanıt Vücutlar”, “Zehirli Sarmaşık” veya “Diabolique” gibi postmodern kara filmlerde rastlanan “Femme fatale” mekanının efendisidir; aynalar, anahtar delikleri, gölgeler onu bütünleyip sınırlarını tanımsız kılar. Ancak elbet “femme fatale”in evi veya mekanı, aile babasının “Honey, I’m home” diye içeri girdiği, sıcak aile saadetinin sürdüğü, küçük sevimli çocuklarının oynaştığı, aydınlık, güvenli ve dolayısıyla tanımlı özel alan değildir. Karanlık bir gece kulübü, Gilda’nın; birbirine gizli kapılarla bağlanan odalarla donanımlı labirentsel malikane, ölmüş sahibe Rebecca’nın; havuzlu lüks camlarla ve aynalarla kaplı loş ev, Catherine Trammel’in (Temel İçgüdü) bütünleyici öğesidir. Tanımlanmış bilinen toplumsal alanın efendisi erkek, “femme fatale”den hem korkar hem de onu arzular. “Fatale”e duyulan şehvet aslen “bilgi”ye duyulan açlıktır (bu bilgi açlığının öznesi de genellikle erkek bir polis veya bir dedektif olmaktadır- kadın ise onun araştırma konusudur). Bu durum, erkeğin cinsel aktiviteyle beraber kadını keşfedip tanımlanmış hale getirme isteği ile ilgilidir. Böylece erkek libidonal ego tatmini ile beraber kırılan iktidarını tekrar kurup “femme fatale”i bertaraf edebilecektir. Ancak klasik “fatale”ler vücutlarını sunduklarında zihinsel olarak cinsel aktiviteye girmeyerek; postmodern “fatale”ler ise cinselliği sade sado-mazoşist oyunlar seviyesine getirerek erkek karakterin planlarını bozar. Zaman içinde erkeğin bilgi açlığı takıntıya evirilerek onu “fatale”e daha da bağlar. O yüzden “femme fatale”, feministleri mutlu edemediği gibi ataerkil sistemi de korkutmaktadır. Film “Gilda”da olduğu gibi “fatale”in evlenmesiyle veya Rebecca’da olduğu gibi malikanesinin yakılmasıyla bitirilip “fatale”lerin mekanlarından ayrılmasıyla sonlanırsa senarist tarafınca ataerkil tahakküm zinciri korunur. Ayrıca çağımızın yaşayan “femme fatale”i Madonna evlenip iki çocuğa karışmış ve hepimizin gözleri önünde evcilleşmiştir. Ölüm ve aşk oyununu şahsında birleştiren “fatale” karadul örümceği misali erkekte vajinafobyayı uyandırmaktadır. Kadının vajinafobya ile erkekte iktidar sahibi oluşu feministlerce, kadının “vücut” yoluyla yaptığı bir eylem olmasından dolayı aşağılanır. Yoksa kadın entelektüel işlevlerde (politika-bilim-sanat) erkekle yarışmalı; beyin-akıl bölümünü ataerkil sistemde olduğu gibi erkeklere bırakmayıp vücuda saplanmamalıdır. Bu düşünce klasik Platoncu ve sonrasındaki aydınlanma çağı zihniyetin bir ürünüdür ve maneviyatın madde üzerindeki üstünlüğüne dayanır. Maddi-Manevi ayrımının ve hiyerarşisinin, aynen kadın-erkek ayrımı ve hiyerarşisi gibi bir kurgu ve bir söylem olduğu ve aslen sistemin kendini bu kilit noktada meşrulaştırdığı düşünülürse bu inançtan da kaçınmak, feminist düşünceye renk getirecektir. Elbet cinselliğin kadınca hakimiyet alanına alınmasını kadının maçolaşması gibi algılayıp klasik feminist bir okuma yapmak mümkündür. Erkeğe yöneltilen sözlü taciz, belden aşağı muhabbetler, açık cinsel davetler “fatale”in cinselliği erkekten çaldığı yerlerdendir. “Temel İçgüdü”de “fatale”in soruşturma sırasında makdulü “becerdiğini” söylemesi filmin en can alıcı noktalarından biridir: Sharon Stone tüm kadınların intikamını almıştır. Böylece küfür geleneğinin “fuck” edebiyatı erkek egemenliğinden alınmıştır. Ancak “fatale”ın bu tutumu, feminizme göre, erkeğin cinselliğinin “fetih yapan” pozisyonunu üstünlük olarak kabul etmek ve “erkekleşerek” “fethedilen”den kurtulmaktır. Bu da “fatale”i kadın kimliğinden çıkarır. Hatta “fatale”in “Zehirli Sarmaşık”ta (Ivy-evin kızı), Temel İçgüdü’de (Roxy-Beth-Catherine), Rebecca’da (Rebecca-Mrs Danvers) cinsel ve duygusal olmak üzere lezbiyen ilişkilere giriyor olması, erkeği lüzumsuzlaştırıp iktidarını güçlendirdiği yerlerdendir. Ancak feministlerce, “fatale” bu eylemlerle kadınlıktan çıkmıştır. Feminist transfobya burada yerini almıştır: Birçok feminist kadın örgütünün transseksüellere kapalı olması, kadının bir özü olduğuna olan inanç ile paraleldir; ancak tüm cinsiyet tanımlarının birer kurgu olduğu düşüncesi, yerleşik cinsiyetler arası tahakküm ilişkilerini yerinden edebilecek güçtedir. (Darke&Cope, 2002- Uluslararası Kadın Çalışmaları Forumu) … Üstelik kadınların atası Havva da bir “fatale”dir; Havva şeytana uyup Adem’i cinselliğe davet etmiş, Tanrı yolundan onu saptırıp cennetten kovulmalarına neden olmuştur. Elbet Kadınla Şeytanın işbirliğinden doğan “fatale” dünyevi-ruhani varlık melezi, cinsiyetsiz bir yaratık olarak şekillenebilir. Ne de olsa dini okumalar melekleri cinsiyetsiz olarak tanımlamıştır. Şeytan insanları kandırarak, onlara fani zevkler sunarak Allah katından uzaklaştırandır. Şeytan “fatale” ile aynı dilden konuşur; insanlara pis kelimeleri öğretir. Öyleyse şeytan bir kılığa girecek olsa, en güzel bir “femme fatale” olarak kurbanlarını bulabilirdi. “Fatale”in karanlık ortamları kendine mekan seçmesi ve bir kara film klasiği olarak her zaman için yüzünün bir yanının gölgede kalıyor olması, izleyicinin gözünde “fatale”in vücudunu muğlakta bırakır. Böylece izleyici vücudun kalan boşluklarını fantastikle doldurabilir. O yüzden de “fatale”in ayna diyalogları, kara film klasiğidir. Her an izleyici aynada “fatale”in gerçek şeytani yüzünü görme heyecanına düşer. Ancak “aynalar” görüneni yansıtır yani bir anlamda aynalar yalancıdır ve “fatale” ile işbirliği içindedir; aynen “Pamuk Prenses” masalındaki kötü cadı ile sihirli aynasının ilişkisinde olduğu gibi… Elbet Gilda’nın aynanın önünde nispet yaparcasına saçlarını geriye atışı, sinema tarihinin en keyifli sahnelerinden biridir. Öyleyse “Femme Fatale”in hem ataerkil sistemce hem de klasik feminist söylevce dışlanışı bir sürpriz olmamalı. Çünkü “fatale” kendisinden başkasını sevmez ve de kendisinden başkasına hizmet etmez. Fatale hiç kimsenin kadını olmadı. Alıntı ; Yazan: Talat Balca Arda http://www.davetsizmisafir.org/index.php/2005/01/05/femme-fatale-sevilmeyen-kadin/#more-99 |
||
|
||
Güzel yazılar ve yorumlar sağol paylaştığın için Mrs. Brown. Ben Filmi izlemedim onu baştan söyleyeyim. Ama bir arkadaşım bayağı bir anlatmıştı Hatta bu film üzerinden bu deyimi literatürümüze katmıştık önce aşık edip sonradan umursamayarak süründüren kadınları tanımlarken Neyse ben şuradan hareketle olayın mitolojik boyutunu açmayı uygun gördüm.Alıntı Üstelik kadınların atası Havva da bir “fatale”dir; Havva şeytana uyup Adem’i cinselliğe davet etmiş, Tanrı yolundan onu saptırıp cennetten kovulmalarına neden olmuştur. Elbet Kadınla Şeytanın işbirliğinden doğan “fatale” dünyevi-ruhani varlık melezi, cinsiyetsiz bir yaratık olarak şekillenebilir. Ne de olsa dini okumalar melekleri cinsiyetsiz olarak tanımlamıştır. Şeytan insanları kandırarak, onlara fani zevkler sunarak Allah katından uzaklaştırandır. Şeytan “fatale” ile aynı dilden konuşur; insanlara pis kelimeleri öğretir. Öyleyse şeytan bir kılığa girecek olsa, en güzel bir “femme fatale” olarak kurbanlarını bulabilirdi. Bu noktada doğu mitolojisine bir göz atmak gerekiyor. Ataaerkil sistem kadını daima ikinci plana iterek erkeği efendisine hayati olarak bağlı ki bu bağlılık "onur" olarak nitelenmiştir tüm kahramanlık çağında, bir fethedici haline getirmiştir. Yunan mitolojisinde dahi ilk kadının usta demirci Tanrı Hephaistos tarafından Zeus un siparişiyle insanları yoldan çıkarmak için yaratıldığını okuruz. Pandora,cazibesiyle zayıf iradeli ölümsüzleri bile kandırabilecek güce sahiptir. Bu zayıf iradeli ölümsüz de Prometheus un aptal kardeşi Epimetheus tur. Ağabeyinin tüm ısrarlarına karşın pandoranın hediye ettiği kutuyu açar. Planı tanrılar yapmış olsalar da bu durumun öznesi Pandora olur ve insanlığın içine nifak tohumlarının atılarak umudun kutuda hapsedilmesi (Ölümlü insanların yaratıcısı ve koruyucusu Prometheus kutuyu kapattığında umut kutunun içinde kalmıştır) Pandoranın kutusunun açılması olarak anlatılır. Hatta kutu açma deyimni buradan argoya kadar ilerler ataerkil ahlak yapısının göndermeleriyle. İşin bir de mitolojik başka boyutu vardır. Örneğin mitolojiye göre Tanrı aslında erkeği de kadını da aynı anda aynı şekilde çamurdan yaratmıştır. Ancak yine ilk yaratılan kadının sonradan ilahi anlamda "Femme Fatal" a dönüştüğünü görürüz. Adem ile aynı şekilde özgür irade ile yaratılan kadın efsanede Lilith olarak geçer. Lilith hiç bir zaman kendini Adem in ona bağlı zevcesi görmemiştir. Hatta cinsel kimliği vardır öyleki Adem ile kavga sebebleri sex sırasında Adem in daima üstte bulunmakta ısrar etmesidir. Adem in ona emretmesine,sürekli kendi istediğini dayatmasına öfkelenerek onu terkeder Lilith. Bundan sonra Tanrı ya a sığınır ve onun katında yani henüz adem Havva ile birlikte cennetten kovulmadan önce orada bir süre yaşar. Hatta Tanrı onu o kadar sever ki Lilith e gizli ismini söyler. Bu gizli isim idol ü Mısır mit inden beri süregelen ölümsüzlerin en büyük tanrı tarafından alabildiği en büyük güç tür. Bunun dışında tanrıdan kanat ister. Lilith artık kanatlıdır. Lilith daha sonra tanrının da yanından ayrılır. Lanetlenmiş ruh şeytan ile çiftleşir. Ondan sayısız çocukları olur. Bu andan sonra kendisi de lanetlenir. Adem ise tanrı dan Lilith i geri istemektedir kadınını arzulamaktadır. Tanrı bunun üzerine Lilith i ikna için meleklerini üzerine yollar ve reddedecek olursa öldürmelerini söyler. Melekler gözdağı verirler ve reddedilince Lilith in çok sayıda çocuğunu öldürürler. Lilith i intikam ateşi sarar ve şeytana ortak olarak Adem oğullarını doğumları ertesinde öldüreceğini bildirir. Ortaçağdaki bir inanca göre bebeklerin doğundan sonra ölme nedeni Lilith in onları yakalamasıdır. Tanrının gizli ismini bildiği için melekler ona dokunamazlar ve aralarında anlaşırlar. Böylece Lilith sadece belli kişilere belli işaretleri gördüğünde dokunmayacaktır. Nazar boncuğunun çocuklara takılma nedeni de bu efsaneye dayandırılır. Lilith artık Adem in arzularını doyuramayacağı, lanetlendiği ve başına buyruk olduğu için Adem e geri döndürülemez. Bunun üzerine Tanrı nın bu sefer isyan etmemesi için Adem in kendi kaburgasından Havva yı yarattığı söylenmiştir efsanede. Lilith erkeğinn eşiti bir cadı ya dönüşmüştür. Ortaçağdaki cadı masallarının kökeni Lilith e dayandırılır. Çünkü ataerkil anlayış her zaman için kadının erkeğin eşiti olmasını kendi özgür seçimine sahip olmasını lanetlemiştir. Kadın bunu isterse yoldan çıkmış demektir. İyi perilerin prenseslerin olduğu masallarda daima Lilith i simgeleyen etkin bir kötü kadın karakteri vardır. Bu etkin kadınların kötü olma nedeni erkek kadar hükmetme egemen olma istediğini yapma arzusudur. Onun çok sayıda erkek köleye sahip olması onlarla çiftleşmnesi günahının ispatıdır. Oysa erkek kahramanlar için bu neredeyse kutsal bir görev halini almış,Odyseus bile mecburen (!) sayısız kadınla çiftleşmiştir yolculuğunda. Oysa Penelope nakış işleyerek evlilikleri yıllarca ertelemek zorunda iffetini kocasına saklamak mecburiyetindedir. Hikayeler böyle sürüp gider. Kadının erkeğe karşı onunla aynıı davranışı sergilemesi etkin olma arzusu her daim bir nevi günah ve yoldan çıkmadır. Feminizm in ortaya çıkışından sonra Lilith e onuru bir nebze iade edilmiş olsa da durum ataerkil bakış açısı olarak değişmemiştir. Sanat yapıtlarında etkin kadınlar daima kötü karakterlerdir. En iyi kadın sadece akıllıdır ve eşini aklı ile kurtarır. Onu reddettiği an ki erkeğin kadını düşmüş göstererek cinsellik yoluyla her daim böyle bir hakkı vardır,kadın lanetlenir. Femme Fatal da bu durumun bir ironisi gibi görünmektedir o nedenle. Filmdeki erkekler ikinci plana itilmiş ve düpşşürülmüş kadın imgesi güçlü bir şekilde acımasızca ortaya çıkarılmıştır. Güzel bir ironidir bu sebeplerle de. Ataerkil sistemin tek taraflı ahlaki bakış açısı için.
|
||