|
||
| Kahvemi almışım yeni bir güne içiyorum… Yağmurlu pazarları hiç sevmem. Mevsim elini kıştan çekmemiş bir baharsa ve uzayıp gidiyorsa keyfince, huysuzluğum kesin yargılar üretir böyle. Yaşlanıyorum sanırım azalan tarihlerde… Günlük güneşlik çocukluğumu ‘ben eskiden’ ile başlayan cümlelere boğuyorum. Bir yazının baskı kokusu henüz üzerinden gitmemiş sayfalarında dolaşıyor gözlerim. Böyle buhranlı bir sisteyken düşünceler, kendine çekilerek yazmalı ya da gördüğü ilk yazıyı alıp hayata çekmeli insan. Temize değil… Başlıyorum ve en çok kendime/yorun… Ben öyle yaptım… *** “Depresif bir toplumsal birleşimin evreni ne olur ki? Hüznün ülkesinin kendiliğinden birleşimi… Kütlesel ağırlığın, rendelenmiş karışımları. Kardeş fikirlerin ensest ilişkileri… Neyi nerde arıyoruz kamuflaj bedenlerde. Oysa en masum ‘merhaba’ nın bile pornografik anlamlara kurban edildiği dilsel topluluklar ülkesin de değil miyiz?” *** Sürmanşet dedikodu merakımız, bizi nihai ‘kafam iyiydi’ bahanesine vardıran ve üzerimize yapışıp kalan, yalandan hıçkırıklara öylesi alıştırmış ki… Sarhoş gibi yaşıyor, ağlanmaya giderek daha fazla yanaşıyoruz. Ayıkken çekilmiyor kelamda hayat. Beynimizi uyuşturup kalbimizi hüzünle boğuyoruz. Mutsuzluk hastalığı, boş kalan her zamanın ‘ümidi kalmamış taklidi’ni en iyi yapan yalnızlık ekini, alıp üstümüze yapıştırmamızla ilk belirtisini gösteriyor. Kimse kimseden kaçmıyor aslında, acıdan bozma düşlerimizde selamını eksik etmeyen her felaketin içinde topluca isyan ediyoruz. Sosyal bir yakınlık bulduk işte Mutsuzuz! Ustaca şekillendirdiğimiz, çoğalttığımız ve inkârdan kestirme yollarla, gidip gelmeye iyiden iyiye alıştığımız, hayalden gerçek bir ülkede yaşıyor “hüznün cemaati” İçinden yazıyorum dışından değil. Kim bir çizgiyle eklense listeye, kurtulanda aynı denklemde çemberin içine çekiliyor. Hücre boşlukları bizi yeterince anlamsız kıldığından, yaşamdan kaydını silen intihar kayıplarını da ekliyoruz nüfusa. Çoğalmalıyız… Haftada bir gün toplanmak gerek. Acıtmak gerek, kaldırımda gördüğü bir çiçeğe sevinçle bakanı ve dışlamak gerek, çizgileri hüzün çekimine aldırmadan yukarı kıvrılan ‘her şeye rağmen’ gülümsemeyi başaran insanları… İsyan et, kavga çıkar, suçla ve yargılansın umut edenler. *** “Verilerin toplamı, hayatımızda sayısal değerlerden çıkacağımız günleri özlesek de COMPUTE komutunun ucundayız işte. Her idea, kendini yaratan üst ideanın dilini kullandıkça idealleşmiyor ne yazık ki. Fallosentrik direnişlerin adının vaftiz edildiği sentezlenmiş bir dünya bizimkisi. "Hüzün Cemaati" Hüzün cemaati, hüzünle beslenir. Hüzün cemaatinin para setomolüdür hüzün, siyahın kıyıcı krallığında. Her direniş aslında daha bir var ediştir hüznü kendi içinde. Yeniden ve yeniden kendi içindeki direnişlerle güçlenir hüzün.” *** ‘Her on kişiden biri’ diye başlayan ve ‘…çağımızın getirdiği’ diye devam eden sevgili hastalığımız mutsuzluk… Kronik tembelliğimizin yeterli gelmemesi halinde, ussal ideamız olan ‘hüznü toplumsallaştırma’ misyonumuzu olağan gayretimizle destekleyeceğimizi ve her boş vaktimizde olası kötü manzaralara başımızı kaldırıp, aklımızı kaçırma noktasından bir an olsun ayırmayacağımızı taahhüt ediyoruz ama gerçekten ediyoruz. Kendimize hastalıklı toplumlar yaratıp içinde çoğalabiliyoruz. Kendi içimizde yok olarak. Hüzün cemaati kendi yalnızlığımızın şizofren düşleridir, hüznü yalıtma becerisidir mutluluktan… Kovmalı başımızdan bizi özlemlerimizden ayıran ana karakterleri ve shift-delete olmalı silme yolumuz geri dönmemeli. Compute hayatımızdan komutsuz sıyrılacak bir gerçek var sömürüyü sekteye uğratma sakta yitirmediğimiz; Mürşidi insandır sözlerin… Müridi umut katan yaşama. *** Kahvemi bitirmiş ve cemaatin yazarı sevgili dostum Kenan Kaplan’a keyifsizce hak vermişken, gözümün takıldığı ve içinden yorumsuz çıkmadığı huzursuz tasvirleri sağaltmak için yeni bir pazara kadar kendime söz verdim. Cemaatten ayrılıyorum. Haftanın kalan yedi günü şerefine acil önlem paketini sizlere de sunuyorum; Bu hüznü kovalayın gözlerinizden. Evinizden, oturma odanızdan, yatağınızın başucunda ay sonu ödenmek üzere bekleyen faturanın, gecikmiş borç hanesindeki rakamlara takılan aklınızdan. Pankartlarda, manşetlerde, ekranlarda göremeyecek olsak da yeni bir dünya mümkün. Kendi içimizdeki. Nasıl yapabiliriz? Kavgalar içinde, kargaşa peşinde ve özü tehditte yani en kötü halde bile Hayata gülümseyerek Özneleri gizlendikleri yerden çıkartarak Sizli bizli hayatların içinden merhabasını eksik etmeyen dostları arayarak Hatta âşık olarak inadına inadına Sonuç; Öznesi saklı olmayan yarınlara müjdeci bir idea… Kaçan aklımız değil, tadımız şu hayatta… Biraz sabır biraz iyi niyet ve hoşgörü de eklersek eski kıvamını tuttururuz inancıyla… Sobeleyin kendinizi... Alıntıdır |
||
|
||
Olguya sosyo-psikolojik dinamikler açısından bakacak olursak Şaka şaka. Bazen inatçı ve oyuncu bir çocuk da olabilmek gerekiyor, hayatın berbatlığı üzerine tezler üretmeye mola vererek.Güzel yazı mylia teşekkürler
|
||
|
||
Ne demek efenim okuyup beğendiyseniz zaten istediğim olmuş demektir. Ve lütfen bir daha şaka yapma yüreğime iniyordu Sayfalar süren tartışmalar mı çıkacak diye bu konudan
|
||
|
||
| Sobeleyin kendinizi... *** Fazla söze gerek yok. Bu tek cümle yeterli,,,
|
||