|
||
| H.C. Güzel döktürmüş yine, şuna bakar mısınız, biz o kadar tartışıyoruz ama meğer Özal yaşasa her şey hallolacakmış, ne dert ne tasa... Şu Özalcılara karşı söyleyecek bir şeyiniz var mı? Hasan Celal Güzel 17/04/2008 O'nu 15 sene önce kaybettik. Türkiye'ye ve Türk Milleti'ne çok büyük hizmetlerde bulunmuştu. Yaşasaydı, bu güzel hizmetlerine devam edebilecekti. Lâkin bütün gönlüyle iman ettiği Yüce Allah, O'nu aramızdan aldı... Bugün hâlâ sokakta beni tanıyan insanlar boynuma sarılarak 'Sizin devriniz ne güzel bir devirdi' diyorlar. Gerçekten de o bir 'Altın Devir' idi... O Cumhurbaşkanı olduktan sonra ANAP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık için adaylığımı ilân etmiştim. Aslında daha önce rızasını almama rağmen, yakınında bulunanların tezviratıyla buna karşı çıktı. Neticede aramızda soğukluk meydana geldi. Vefatından kısa bir müddet önce beni aradı; 'Yakında Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılıp bir parti kuracağım. Reformlarımıza kaldığımız yerden devam etmeliyiz. Sen de gelir misin?' diye sordu. O sırada YDP Genel Başkanı idim fakat hiç tereddüt etmeden 'Gelirim' dedim. Çok memnun oldu. ABD gezisinden sonra görüşelim dedi. Daha sonra Türk Dünyası seyahati oldu ve ne yazık ki O'nu kaybettik... *** Özal yaşasaydı, Cumhurbaşkanlığı'ndan istifa eder ve yeni partisini kurardı. ANAP kadrosu, olduğu gibi etrafında toplanırdı. İlk seçimde tek başına iktidara gelir ve yarım kalan reformları tamamlardık. Türkiye, 1993-2003 yılları arasındaki 10 yıllık kayıp dönemi yaşamamış olurdu. Özal'ın iktidarı, belki de 'Başkanlık Sistemi'yle, hiç şüphesiz bugün de devam ederdi. Türkiye, 81 yaşındaki Özal ile dünyanın en başarılı ve popüler başkanına sahip olurdu. Özal yaşasaydı, 34. paralelin kuzeyinden itibaren eski Musul eyaleti, Türk-Kürt-Arap sakinlerinin isteğiyle, federasyon şeklinde Türkiye'ye bağlanırdı. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği gerçekleşmiş olurdu. 'Türkçe Konuşan Milletler Topluluğu' ve 'Osmanlı Milletler Topluluğu' kurulurdu. Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya'nın enerji odağı hâline gelir; bu coğrafyada en tesirli gücü oluştururdu. İslâm Dünyası ile bağlar sıkılaştırılırdı. Özal'ın politikası, küresel terörü önleme bakımından da etki sağlardı. Özal yaşasaydı, IMF'ye tekrar gitme mecburiyetinde kalmazdık. Türkiye, -eski kriterlere göre- 10 bin dolarlık kişi başına GSMH sınırını çoktan aşmış, en az 15 bin dolarlık bir eşiğe ulaşmış olurdu. *** Bir de şöyle düşünelim: Özal yaşasaydı ama Cumhurbaşkanlığı'ndan sonra siyasetten ayrılıp köşesine çekilseydi, 2002-2008 yılları arasındaki dönemde nasıl tavır alırdı? Evvelâ şu tesbitte bulunalım ki, Özal, AK Parti'yi ve Erdoğan'ı desteklerdi. Demirel gibi, siyasî ömrünü demokrat geçinerek, sûret-i haktan görünerek, CHP despotizmiyle uğraşarak geçirdikten sonra, CHP'li ve jakoben olmaya kalkışmazdı. Zira, bu dönemde -bazı önemli farklılıklara rağmen- O'nun misyonuna en uygun parti, AK Parti olurdu. Özal yaşasaydı, O da benim gibi, 1 Mart Tezkeresi'nin geçmesi için uğraşırdı. Irak'ta bulunmayışımızın başımıza ne belalar açacağını önceden görebilirdi. AB ve Kıbrıs konusunda Erdoğan'ı desteklerdi. O da, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı için konulan haksız engellere karşı çıkardı. Özal yaşasaydı, çağdışı 'başörtüsü yasağı'nın kaldırılması için elinden geleni yapardı. AK Parti'nin kapatılmasını, O'da aynen benim gibi, bir demokrasi ve millet iradesi meselesi olarak görür ve bu rezalete sonuna kadar karşı çıkardı. Özal yaşasaydı, ekonomi konusunda Türkiye'yi yönetenlere yol gösterir; doğrularının yanında yanlışlarını da anlatırdı. Eminim ki, enflâsyona karşı mücadeleyi ve ihracat seferberliğini destekler; ancak 'dış açık' konusunda ikazlarda bulunurdu. Düşük kur ve yüksek faiz politikasının yanlışlığını gösterir; bu politika yüzünden Türkiye'nin uğradığı kayıpları izah ederdi. Yatırıma yönelmeyen yabancı para akımının, Türkiye'yi kolayca manipülasyona müsait hâle getirdiğini ve bu ekonomik gidişin tehlikelerini anlatırdı. *** Lâkin heyhat!... O, artık yaşamıyor... Ne, iktidara gelip Türkiye'yi yönetebilir, ne de yönetenlere yol gösterebilir... Ancak Türkiye, büyük bir devlet, Türk Milleti de büyük bir millettir. O'nun çok sevdiği ifadeyle, 'Analar daha ne aslanlar doğurur!..' Önemli olan, O'nun icraatını, reformlarını, görüşlerini iyi anlayabilmek ve ders alabilmektir... *** O'nu sık sık rüyamda görüyorum. Başbakanlık'ta, ceketleri çıkarmış, kolları sıvamış, dosyaları yaymış yeni reform projeleri üzerinde çalışıyormuşuz... O'nu çok özlüyorum, hele Türkiye'nin bu hâlini gördükçe... Nûr içinde yat Turgut Ağabey; ruhun şâd olsun. |
||