SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Psikoloji

Konu: Inatla direndigimiz sey ayak direr!

Sayfa: [ 1 ]

07.01.2005 10:58:44
Inatla direndigimiz sey ayak direr!

Özellikle endüstri toplumlarinda, duygularin, insanlarin yasamlarinda onlara ayak bagi oldugu ögretilmistir. Bu toplumlarda sosyal programlanmanin ana fikri, düsünsel bilgimizin duygusal deneyimlerimizden daha önemli ve üstün oldugu ögretisine dayanir. Üretime dayali Bati toplumlarinda duygusal agirligi zayiflatilmis, hatta yokedilmis iliskilerden örülmüs bir toplumsal yasamin yararina inandirilmis olan bireylerin, ülke ekonomisinde daha verimli olacagi gizil gercegi yatmaktadir. Is programlarinda, personel secim ve yerlestirilmelerinde, menajer yetistirilmelerinde duygulara yer yoktur. Is-veren, personel alim formlarini hazirlarken, zekice formule edilmis sorulariyla is-alanin duygusal dünyasina iliskin bilgilere ulasmaya calisir. Hatta bu bilgiler icin astronomiden medet umanlar bile vardir. Dogum tarihlerinden burclarini, aile yasamlarindan, evli ya da bekar oluslarini; cocuklarinin, hatta eslerinin burclarini dahi inceleyerek, ise alacagi kisinin gelecekteki is verimi konusunda veriler elde etmeye calisacak kadar ileri gidenlere bile rastlanir.

« .. Bakin bayan Müller, sefiniz aslan burcu sizse akrep, ikiniz bir arada nasil bir uyum gösterebilirsiniz acaba ? »

Ya da güzel ve dis görünümüne önem veren bir hanimin, kisa sürede isyerinde erkek personelin is hacmini düsürebilmesi rizikosunu gözardi etmeyen personel seflerine de az rastlanmaz.

Ya da internasyonal toplumlarda, geldigi ülkenin geleneksel, ekonomik ve siyasal yapi ve sorunlarinin, kisinin karakteri ve duygulari üzerindeki etkileri ve bu etkilerin is verimine nasil yanisiyacagi konusu cok önemlidir.

Yani kapitalist düzende korkularimizi yasamaya, gözyaslarimizi akitmaya, asik olmaya ve daha bilumum duygulara yer yoktur. Bunlar bizim fiziksel enerjimizi engelleyerek, düsünsel kapasitemizi zayiflatir, dolayisiyla is hacmini düsürür zihinlerimizi ve duygularimizi denetleyen programcilara göre.

Yasadigimiz cagda duygularimizin bize yasatacagi zengin deneyimlere zaman yoktur.

Duygularimiz bize kisisel özgürlükler sunar, oysa bizler yasadigimiz toplumun kalkinmasi ve bu kalkinmanin sürekliligi icin programlanmis esirler olarak « yasama »yi ertelemek zorunda birakilmis bireyler olmak zorundayiz.

Duygularindan korkmak ögretilmistir cagdas insana. Biz cagdas insanlar onlar hakkinda konusabiliriz, varligindan bihaber degilizdir aslinda. Onlar üzerine düsünür, aciklamaya, analiz etmeye calisiriz ama, bu konuda yine de beynimize güvenmeyi tercih ederiz, etmeliyiz.

Hatta bizi duygularimizin esaretine düsme tehlikesinden ve dolayisiyla sistemi korumanin hizmetinde yazilmis makale ve kitaplar öyle coktur ki, duygularimizi bastirmamiz ve onlari cikmaya calistiklari ruhumuzun derinliklerine gömmemiz hic de zor degildir : « Yalnizlik duygusunun nedenleri ve alternatifler », « sevgi ve ask acilarina careler », « nasil unuturuz », « nasil bastiririz », « aslinda gercekte böyle olmadigini biliyorsun», … ... Bunlara benzer mesajlar veren, duygularla basa cikabilmeyi ve izin verilen « gercek » yasama dönmeyi kolaylastiran yayinlar öyle coktur ki ; yaptigi bir yaramazlik nedeniyle adamakilli dayak yiyip, yedigi dayaktan sonra büyükleri tarafindan basi oksanarak teselli edilen cocuklar gibi, duygulanmalarimizin sucunun büyüklügüne ve bu sucun kendimizde olduguna inandirilir, buna ragmen büyüklerimiz tarafindan affedilmis ve teskin edilmis bir sekilde gözyaslarimizi kolumuzun yeni ile silerek, yine uslu cocuklar olarak yasamimizi kaldigimiz yerden sürdürmeye, robotlar gibi, kendimize ait olmayan metalik söylemlerimizle kendimizi korumaya( !) devam ederiz.

Duygularimizi sentezlemek, neden bu duygular icinde oldugumuzu aciklamaya calismak ve onlara isimler uydurmak yasamimizin dogal akisini, kendimize karsi dürüst olmamizi, duygularimizi hissetmemizi engeller.

Zaman dilimlerinde yasariz. Bazen öyle dilimler vardir ki yasamlarimizda, duygularimizin en yogun oldugu zamanlardir bunlar ve o duygular bizim tüm islevlerimizi bloke ederler. Böyle bir durum bizi ürkütür, yeni, bilmedigimiz, sonunu göremedigimiz bir deneyimin korkusu alir bizi. Oysa böyle bir durumda duygularimizin pesine düsüp yasamimizi özgürce, duygularimizca yasayacagimiza, bize suni bir korku veren, arkasini göremedigimizi sandigimiz duvarin önünden geriye dogru kacmayi tercih ederiz. Aslinda geri kactigimiz yasamimiz bizim özgürce sectigimiz ve icinde mutlu oldugumuz yasam olsaydi, böyle bir duvarla karsilasmamiz da mümkün olmayacakti.

Ic sesimiz bize bazen yüregimizde bir sicaklik duygusu, bogazimizda bir yumruk, korkma gibi mesajlar gönderir. Bunlar bizim bedenimizin icindeki « ben »den gelen „beni dikkate al, yasamimi iskalama, erteleme“ feryatlaridir.

Hayati dolu yasamak icin, duygular vazgecilmez niteliktedirler, özgürlügümüzü, yasamimizi diledigimiz gibi yasamamiz icin gereklidirler; fakat bize bunlari ifade etmememiz, bastirmamiz ögretilmis oldugundan beynimizin bir tek yarisini kullaniriz. Duygusal bölümü yok sayarak kendimizi daha güvende hissederiz.

Duygularimizi yasamaya ayirdigimiz zamanlar hep kisa sürelidir, duygusal varliklar olmamiza ragmen, duygusal yasamimiz konusunda toplumsal destekten yoksunuz.

Insanlarin onayina ihtiyac duyariz, dislanmaktan korkariz. Programlanmis zihinlerimize, yasadigimiz topluma uygun bir kimlik gelistirmemiz emredilmistir. Duygularini denetim altina alabilen, zeki, kültürlü, saygin bir aile babasi veya annesi, basarili bir meslek sahibi, dine, geleneklere, örf ve adetlere karsit davranislar sergilemeyen bir kisi toplumsal kabul görmektedir.

Duygularin disa vurulmasi zayifliktir, özellikle erkeklerin bu konuda cok daha dikkat etmeleri ögretilir, örnegin aglamak kadina özgü bir duygudur ve ne kadar büyük bir yalandir.

Sonuc olarak söylemek istedigim yanlis anlasilmamali, duygular tarafindan denetim altina alinmayi istemiyorum, fakat onlari da yok saymadan kendi denetimimiz altina alarak onlarla yasamamiz gerektigine inaniyorum.

Bunun en azindan kendimize karsi da dürüstlük ve görev oldugu süphesiz.
 

14.01.2005 22:21:01
Aslında insanın duygularını yaşayabilmesi ,kimliğini önemli bir bölümünü dışavurabilmesi yani , esirlik değil .Tam tersine ruhu ezen ek kimliklerin kontrolünden kendi bilincinin özgürlüğüne erişme potansiyelini içlerinde barındırıyorlar.

deniz 14.01.2005 22:33:59
zorla güzellik olmaz.

en ii çözüm oluruna bırakmaktır. (belki)



 

Leonardo 30.01.2005 18:53:29
duygular yaşanmak içindir kesinlikle.

ama mesela yeterince yaşadıktan sonra bağışlamayı da öğrenmek gerekir.  


Sayfa: [ 1 ]