|
||
| Cok üzerinde durdugum, zihnimi sürekli olarak mesgul eden bir kavram duygusal zeka, ya da duygularla zekanin ayrilmamasi gerekliligi.. Bu konuda katildigim baska forumlarda da düsüncelerimi paylastim. Bu paylasimlarima acilim yapan yazilarimdan bir tanesini düsüncelerinize sunmak istedim. Evet... nedir son zamanlarda sik sik sözü edilen duygusal zeka? Gecmis yillardaki yasanmisliklarimdan bir animdan söz ederek konuya girecegim... ................................................. ................................................. ................... Temmuz ayinin bunaltici sicaginda açik mutfak penceresinin yaninda ellerim sogan dogramakla mesgul, kulaklarimsa, zaman zaman neseli civiltilarla, zaman zaman da enerji,öfke ve hiddet dolu, oyuncak arabalarini çarpistirarak oynayan oglumun sesinde... Nedense oyuncak arabalarini hep çarpistirir, takla attirir, uçurumlardan yuvarlar, sesiyle de en aci fren seslerini ya da çarpisma seslerini taklit ederek, kaza yaptirdigi arabalarinin metalik seslerine eslik ederdi. Arkasindan da yalnizca onun gördügü hayali söförler arabalardan asagi inip birbirlerine küfür ederek yumruklasirlardi.. Hatta birbirlerine tabanca ile ates bile ederler, birbirlerini "geber!!" diyerek öldürürlerdi.. Üç yaslarinda olmaliydi o zamanlar... Yaramazligi ile yaptigi söhret nedeniyle iki kisilik yalnizligimiza mecbur yasamimizdan hiç de sikayetçi degildik. Ikimizin de ikimizden baska hiçkimseye gereksinimimiz yoktu, umurumuzda bile degildi zorunlu izolasyonumuz.. Zaman zaman bahçeye çikardik oynamaya, bir kanepede oturup O'nu izlerdim... Genellikle erkek çocuklari birlikte oynarlardi, oyunlari mutlaka birbirlerinin fizik gücünü test etmek agirlikli oyunlardi. Tüm erkek çocuklarinin kafalari, dizleri birbirlerinin darbe izleri ile doluydu. Yara, bere, çürük içindeydiler hepsi de.. Küfür etmeyi de bir marifet zannederlerdi. Yalniz bir gün arkadaslarindan birisi ogluma, annesini direk olarak, kendisini de dolayli olarak ilgilendiren bir küfür edince, çocuklararasi bir cinayete engel olabilmemi gençligimin enerjisisine borçlu oldugumu düsünüyorum. Birdenbire yasitlarina nazaran fiziksel olarak bir hayli avantajli olan oglum kizil saçli bir çocugun ardindan öyle bir öfkeyle kosuyor ve kizil saçli çocukta öyle bir panikle, annesini yardima çagirarak evine dogru kosuyordu ki... Benim oglum "..seni kiyma yapacagim!!!" diye bagiriyor, diger çocuk da kiyma olmak istemiyor belli ki, annesine, evine dogru yüzünde azraili tarafindan kovalanircasina bir panik, yasama dogru son kosusunu kazanma yarisindaki insanin tüm gücüyle kaçiyor.. Ben oglumu yakalayip onu engellemek için hizla yerimden kalkip arkasindan kosmaya basliyorum, ayni anda çocugunun feryatlarina disari firlayan annesi de kendisine dogru kosmakta olan oglunu biran önce güvenceye almak için onlara dogru kosuyor.. Annenin yaninda tasmasindan tuttugu ve çok zor zaptettigi bir kurt köpegi de tüm öfkesiyle bize havliyor. Köpegi gören oglum derhal tehlikeyi hissederek, oldugu yerde adeta tas kesiliyor. Tüm dikkatini adeta donmus gibi köpege dogrultuyor. Bu olaylar zincirindeki çözümlemelere bakalim simdi de. (Erkeklerin daha çok küçük yaslardan beri siddet egilimleri konusu zaten çok güncel, amacim buna deginmek degil.) Son zamanlarda duygular üzerine çok inceleme ve arastirmalar yapiliyor. Bir tartisma esnasinda bir arkadasim söyle bir soru yöneltiyordu: "İyiliğin ve kötülüğün yargıcı hisler midir yoksa us mudur?" Benim sorumsa su: Edimlerimizde duygularimiz mi aklimiz mi daha baskindir? Bazilarimiz diyecektir ki; "ama yukaridaki olay çocuklararasinda geçiyor... çocuklarin eylemlerinde duygusal tepkilerin daha baskin olmasini dogal karsilayabiliriz." Fakat öfkenin akla baskin çiktigi olaylar her gün, her an belki de en çok karsilastigimiz, en uzlasilmaz duygu disa vurumlarindan birisidir. Daniel Golemen "Duygusal Zeka" isimli kitabina gazete basliklarindan siddet icerikli, duygusal tasmalarla ilgili pek cok örnekle giris yapiyor. Gercekten de gazete ve görsel yayin organlarinda duygularla basedilememenin çogunlukla üzücü sonuclari olan haberlere artik alistik. Gittikce artarak yayilan duygusal rahatsizliklar çesitli bilimsel isimlerle tanimlanmaya calisiliyor. Son yillarda duygular üzerine temalar her türlü yayin organinda en agirlikli tema olarak yerini aliyor. Konu üzerine bilimsel çalismalar ve arastirmalar belki de hic bu son on yilda oldugu kadar hiz kazanmamisti. Her türlü tartisma ortamlarinda tama ne olursa olsun, eninde sonunda, dönüp dolasip insan zekasi, psikoloji, duygular, beyin konularina dönüsüveriyor ve bunlara dair soru-n-lar, tekrar tekrar isleniyor, irdeleniyor. Akil yoluyla baktigimizda mantik disi buldugumuz, ama hislerimizle düsünerek baktigimizda baska secenek bulamadigimiz ne cok olayla karsilasir, hatta bu olaylarin kahramani oluruz. Sosyobiyologlar evrimi tartisirken, insan ruhunda duygunun neden böylesine merkezi bir yer buldugu üzerinde tartisiyorlar, kritik anlarda kalbin akla üstünlügünde uzlasiyorlar genellikle. Onlara göre duygularimiz tehlike, aci bir kayip, zorluklara karsin bir hedefe dogru ilerleme, esine baglanma ve aile kurma gibi yalnizca akla birakilamayacak durum ve görevlerde yol göstericidir. Her duygu bir sekilde bizi harekete hazirlar, her biri insan hayatinda tekrarlanan güçlüklerle basedebilecek sekilde bizi yönlendirir. Bu durumlar evrimsel tarihimiz boyunca defalarca tekrarlandiktan sonra, duygusal repertuarimizin yasamin sürdürülebilmesi açisindan degeri, kalbimizin dogustan otomatik egilimleri olarak sinir sistemimize islemesiyle kanitlanmistir. "Insan dogasini duygularin gücünden soyutlayarak anlamaya calismak üzücü bir dargörüslülüktür" diyor Goleman. "Homo Sapiens", yani "Düsünen Tür" adinin bile, duygularimizin hayatimizdaki yeri hakkinda, bilimin bize sundugu yeni görüs ve vizyona göre yanilticiligindan söz ediyor yazar. Gercekte de hepimiz deneyimlerimizden biliriz: Kararlarimizi alirken, hareketlerimizi sekillendirirken hislerimiz cogu zaman düsüncelerimizi bastirir. Evrimin bize biraktigi duygusal miraslarimiz arasinda ailemizi ve sevdiklerimizi tehlikeden korumaya yönelten korkularimizla aklimizi kullanmaya dahi firsat bulamadan ne büyük yanlislar, haksizliklar yaptigimiz olur. Evrim biyologlarinin tahminlerine göre bunun nedeni insanin tarih öncesindeki uzun ve önemli bir zaman diliminde bu tepkilerin yasam ve ölüm durumlarinin belirleyicisi olmasi, ayrica bundan daha da önemlisi, evrimin esas amaci olan genetik verileri tasiyarak soyun devamin saglamasindaki payidir. Evrim sürecinde duygular yol gösterici olduysa da, uygarligin getirdigi yeni gercekliklar öyle hizli gelisti ki evrimin yavas ilerleyisi bunu yakalayamadi. Freud'un "Uygarlik ve Hosnutsuzlari" adli yapitinda belirttigi gibi, toplum, içinde serbestçe kabaran asiri duygusallik dalgalarini yatistirmak için disaridan bazi kurallar uygulamak zorunda kalmistir. Sosyal kisitlamalara karsin, tutkular mantigi çogu kez bastirir. Iyi ya da kötü yanlariyla her yasanani ve ona karsi tepkilerimizi salt rasyonal yargilarimiz ve kisisel gecmisimizle degil, ayni zamanda atalarimizdan gelen uzak gecmisimizle de degerlendirmeliyiz. Yararlanilan Kaynak Kitap: Duygusal Zeka / Daniel Goleman |
||
|
||
| Aslinda, çesitli davranisbilimcilerin tüm duygularimizin, harekete geçmemizi saglayan dürtüler oldugu görüsüne katiliyorum . Duygu (emotion) sözcügünün kökü, hareket anlamina gelen Latince motere'ye "e" ön eki getirilerek türetilmistir. Her duygunun kendine özgün bir rolü vardir. Beden ve beynin yeni yöntemlerle incelenmesiyle birlikte arastirmacilar, her duygunun bedeni birbirinden farkli tepkilere nasil hazirladigina iliskin, sayisi gitgide artan fizyolojik ayrintilar kesfetmektedirler: ÖFKE: Hissedildiginde, kan akisi bir silah tutmayi ya da düsmana burmayi kolaylastirici sekilde ellere yönelir; kalp atisi hizlanir, adrenalin gibi hormonlarin hizla salgilanmasiyla birliklte çevikçe hareket etmeye yetecek güçte enerji meydana gelir. KORKU: Hissedildiginde ise, kan kaçmayi kolaylastirmak için bacaklardaki gibi büyük isklelet kaslarina yönelir ve sanki yüzdeki kan çekilir, bu da kanin "dondugu" hissini verir (yukaridaki olayda oglumun köpegi gördügü anda adeta donmasi gibi). Bu arada saklanmanin daha iyi bir alternatif olup olmadiginin anlasilmasi için beden bir anlik donar. Beynin duygusal merkezlerindeki devreler onu alarma geçirip harekete hazirlamak üzere hormon salgilamasini baslatir. Dikkat, nasil tepki verilmesi gerektigini degerlendirmek için yaklasan tehlikeye odaklanir. MUTLULUK: Olusturdugu baslica biyolojik degisiklikler arasinda, beyin merkezinde olumsuz duygulari engelleyip beienerji artisina yol açarak kaygi verici düsncelerio durduran bir etkinlik artisina yol açarak kaygi verici düsünceleri durduran bir etkinlik yer alir. Ancak bedeni rahatsiz edici duygularin yarattigi biyolojik uyarilmadan kurtaran sükunet hali disinda, belirli bir fizyolojik degisim görülmez. Bu konfigürasyon bedene genel bir dinlenme saglar, ayrica kisiyi elindeki isi yapmaya, çesitli hedeflere dogru ilerlemeye hair ve istekli bir hale getirir. SEVGI: Sevecen duygular ve cinsel tatmin, parasempatik uyarilmayi saglar, bu ise korku ve öfkede görülen "savas ya da kaç" durumunun fizyolojik karsitidir. "Gevseme tepkisi" denen parasempatik model, isbirligini kolaylastiran, genel bir huzur ve tatmin hali yaratan bedenin her yerine yayilmis tepkileri kapsar. SASKINLIK: Kalkan kaslar, görüs alaninin büyüyüp retinaya daha fazla isik girmesini saglar. Bu, beklenmedik durum hakkinda daha fazla bilgi edinip çevrede neler olup bittigini anlayarak en uygun hareketin yapilmasina olanak verir. TIKSINME: Tüm dünyada ayni sekilde ifade edilmektedir ve aynu mesaji vermektedir: bir seyin kendisi ya da fikri tat veya koku aolarak igrenc gelmektedir. Tiksintinin yüz ifadesi olarak üst dudagi yana dogru kivirip burnu hafifce kiristirmak, DArwin'in de gözlemledigi üzere kötü kokuya karsi burun deliklerini kapama veya zehirli yiyecegi tükürmeye yönelik bir çabadir. ÜZÜNTÜ: Esas islevi, yakin birinin ölümü veya büyük bir hayal kirikligi gibi önemli kayiplara uyum saglamaya yardimci olmaktir. Üzüntü enerjiyi azaltir, derinlestirip depresyona yaklastikça da metabolizmayi yavaslatip hayatta zevk alinan seylerden uzaklasmaya yol acar. Bu içe dünüklük, kaybin veya kirilganligin yasini tutup sonuçlarini degerlendirmeyi, sonra da artan bir enerji ilebirlikte yeni baslangiçlar planlamayi saglar. bu enerji kaybi, üzüntüye kapilan ve hassaslasan ilk insanlari, daha güvende olduklari yuvalarin yakin tutmus olabilir. Bizi eyleme geçiren bu buyolojik egilimler, deneyimle ve kültür tarafindan sekillendirilir. Duygusal tepkilerin deneyimlerle bu halini aldigi uzun evrim süreci, çogu insanin yazili tarihin baslangicindan sonra yasadiklarindan daha zor bir gerçeklikti kuskusuz. O zamanlarda pek az bebek çocukluk yillarina, pek az yetiskin otuzlu yaslarina kadar yasayabiliyordu. Av hayvanlari her an saldirabiliyorlar, kuraklik ve seller hayatta kalmakla açlikltan ölmek arasi farki belirleyebiliyordu. Tarimla birlikte en ilkel insan topluluklari için bile yasam sartlari çok degisti. Son on bin yilda dünyadaki gelismelere paralel olarak, insan nüfusunu azaltan bu tehditkar baskilar azaldi. Ayni baskilar, hayatta kalabilmek için duygusal tepkilerimizi son derece gerekli kilmisti. Ancak bu baskilar azaldikça duygusal repertuarimizin bir kisminin durumlara uagunlugu da azaldi. Eski çaglarda aninda parlayan bir öfke hayatta kalmak için cok kritik bir avantaj saglarken, bugün otomatik silahlarin on üç yasindakilerin elinde olmasi, bunu çogu kez felakete yol açan bir tepkiye dönüstürmüstür. Alintilar: "Duygusal Zeka" / Danile Coleman |
||
|
||
| Bende diyorumki Duygular kontrollü tatminlik aşamasından geçmeden, ve bu yolla olgunlaştırılmadan üzerinde baskı kurulmaması gereken dürtülerdir. Gelelim duygusal zekaya. Bence duygusal zeka kelimesi yada terimi yada bulgusu doktorların açıklamak istedikleri ama dönüp dolaşıp ya duygunun tanımını yada zekanın tanımı yaptıkları enteresan bişey. Duygusal zeka ilk bakışta karar verme iradesi olarak görüünüyor ama benim algılamam "duyguların verebileceği mantıklı kararlar" tanımından yana. Duygularla akıl arasında ince zarlarla ayrılmış ayrımlar vardır. Bu zarlar o kadar incedirlerki bazen seçicigeçirgen olabilirler. Ama birbirine karışmasını istemedikleri şeylere karşı da ince oldukları kadar güçlü olurlar. (bu örnek soyut bi örnek aslında beyin ve kalp arasında bi zar yok )
|
||
|
||
| ya olm hiç mi sıgara içmediniz yaw... | ||