SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Milliyetçilik

Konu: Türkçülük ve Kürtçülük: Madalyonun İki Yüzü

Sayfa: [ 1 ]

adıbelli 15.04.2008 19:00:09
Türkiye'nin Kürt sorunu üzerinde kafa yoran pek çok entelektüelin de fark ettiği gibi, bu aslında iki yönlü bir sorun. Bir tarafta, ülkemizde yaşayan her Türk vatandaşının etnik olarak da Türk olduğunu veya buna dönüşmesi gerektiğini savunan Türkçülük, diğer tarafta ise sahip olduğu Kürt etnik kimliğini siyasi bir bölünmenin dayanağı olarak gören Kürtçülük var.

Bir taraf "Kürdüm" demeyi on yıllar boyunca yasakladı. Hala da böyle dedirtmemeye çalışıyor. Öteki taraf ise "Kürdüm" demekle yetinmeyip, bunu Türkiye'ye karşı siyasi bir isyanın sloganın haline getiriyor.

Her iki tarafın da kendini haklı çıkarma yöntemleri var. Türkçüler, aslında "Atatürk milliyetçiliğine" dayandıklarını söylüyorlar. Oysa durum pek de öyle değil. Daha doğrusu, "Atatürk milliyetçiliği"nin ne olduğu pek o kadar açık değil. "Ne mutlu Türküm diyene" sözü, "Türkiye vatandaşı olduğum için mutluyum, Türkiye vatandaşlarına da Türk deniyor" anlamına mı geliyor? Yoksa "Etnik Türk haline geldim, Türkçe ve etnik Türklük dışındaki dil ve kültürleri reddettim" manasına mı? 1920'li ve 30'lu yıllara baktığımızda, Atatürk milliyetçiliğinin aslında birinci formülle yola çıktığını, ancak dönemin şartlarının zorlamasıyla, ikinci formüle doğru kaydığını görüyoruz. Bu ikinci formülün de Kürtlerde büyük bir tepki yarattığını...

Bugün Türkiye'de ancak birinci formülün tutacağı, yani "herkes Türktür, ama bu Türklüğün anlamı da Türkiye vatandaşlığıdır" diye özetlenebilecek bir yaklaşımın kabul görebileceği ise açık.


Etnik Milliyetçi Fanatizm

Bunu kabul etmeyen "Türkçüler" ne yapacaklar? Kürtlere karşı nefret dolu satırlarla dolu Türkçü dergiler, internet siteleri bu soruya oldukça saldırgan ve militan cevaplar veriyor. "Türkler ve Kürtler arasındaki yaşam mücadelesini biz kazanacağız" gibisinden Sosyal-Darwinist, Nazivari sözler var, söz konusu Türkçü kaynaklarda.

Peki ya Kürtçüler?... Onlar da fanatizmde Türkçüleri aratmıyor, hatta daha ileri gidiyorlar. Kürtçü yayınlar ve internet sitelerinde, "Türklerden kız almayın, Türk havayollarına binmeyin, şirketlerine ortak olmayın" gibi düşmanlık ve "ırksal bölünme" çağrıları var. Kendilerini haklı çıkarmak için kullandıkları bazı argümanlar -- örneğin "kimliğimiz on yıllar boyunca inkar edildi" şikayeti -- doğru; ama buradan hareketle kurdukları komplo teorileri -- örneğin "Türkler bizi geri bıraktı" iddiası, "Türk emperyalizmi" tezi -- tamamen yanlış.

Doğan Kitap tarafından bu hafta yayımlanan Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek adlı kitabımda, Kürt sorununun tarihsel gelişimi yanında, söz konusu Türkçülük-Kürtçülük kutuplaşmasını da inceledim. Ve aslında birbirlerine ne kadar benzediklerini gösterdim.

Örneğin her iki ideoloji de, uydurma bir tarih anlayışına dayanıyor. 1930'lu yıllarda üretilen ve Türkleri 8-10 bin yıl öncesinde dünyanın en ileri ırkı olarak tasvir eden, "Türk kafatası" üzerine yorumlar giren "Türk Tarih Tezi" saçmalığını biliyoruz. Ne ilginç, bugünün Kürt milliyetçileri de adeta bir "Kürt Tarih Tezi" savunuyorlar. Cemşid Bender ve Mehrdad Izady gibi şoven Kürtçü teorisyenler, “20 bin yıllık… bütün medeniyetlere kaynak olan… matematiği icat eden… Aryan ırkından” bir Kürt ırkı mitolojisi oluşturmaya çalışıyorlar. Ellerindeki tek "kaynak" ise hayalgüçleri.


Şamanizm'e Karşı Zerdüştlük

Türkçülük ve Kürtçülük ideolojilerinin ortak bir yönü de, İslam'dan pek hoşlanmamaları. Türk ırkçılığının fikir babası olan Nihal Atsız'ın "milli şuuru geri bıraktığı" için İslam'ı kötülemesinin bir benzerini, bugün Kürt milliyetçilerinde görmek mümkün. İslam karşıtı Türkçüler Şamanizm'i yeniden uyandırma hayalleri kurarken, İslam karşıtı Kürtçüler de Zerdüştlüğü diriltme planları yapıyorlar. Her iki ideoloji, Türkleri ve Kürtleri asırlar boyunca kardeşçe bir arada yaşatmış olan Osmanlığı İmparatorluğu'na da diş biliyor.

Türkçülük ve Kürtçülük ideolojilerinin bir ortak yönü daha var ki, o, sevindirici: Kürt ve Türk vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu, bu çatışmacı, şoven, faşizan fikirlere itibar etmiyor. Ama toplumsal gerilim artar, sosyal çalkantılar yaşanırsa, söz konusu marjinal fikirler etkili olabilir.

Dolayısıyla bugün Türkiye'nin Kürt sorununun çözümü, bir yandan Güneydoğu'nun ekonomik gelişmesi, "Kürt kaplanları"nın doğup bölgeyi kalkındırması, bireysel özgürlüklerin genişletilmesi gibi sosyal ve ekonomik faktörlere; bir yandan da Türkçülük ve Kürtçülük ideolojilerinin fikri düzeyde yenilmesine bağlı.

Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek'te, bir taraftan bu genel argümanını delillendirirken, bir tarafından da "Türkçülük ve Kürtçülük ideolojilerinin fikri düzeyde yenilmesi" işine soyundum. Umarım yararlı olur.

Mustafa Akyol

[25Mart 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

mustafaakyol.org dan alıntıdır


P_İn_iLtİ 15.04.2008 19:23:29
Hoş geldin adıbelli...

Yazar iyi hoş tespitlerde bulunmuş bu noktaya kadar güzel..peki çözüm?

kopil118 15.04.2008 19:32:42
Hoş geldin adıbelli...

Yazar iyi hoş tespitlerde bulunmuş bu noktaya kadar güzel..peki çözüm?
bunun dışında yazar -kişisel olarak kendisinden pek hazmetmesemde- bir empati kurmaya çalışmış ama hayali bir empati yaratıyor sanırım ki bazı örneklemeleri yanlış ve uçuk gibime geliyor, bu her iki millet içinde böyle. ama adamın düşüncesinde olmadığım için kendisi hakkında fazla konuşmakda istemem., yine de empati kurmaya çalışması iyi bir şey. ama ya çözüm?

P_İn_iLtİ 15.04.2008 19:54:17
Tespitlerine tamamen katıldığımı zaten belirtmemiştim bende..sizin de dediğiniz gibi empati de olabilir başka bir şey de,biz inşallah hoş tespitlerini görmeye çalşıyoruz...sorunu tespit etmek önemli bir adımdır ama çözümü olmayan tespitler varolan soruna ne kadar faydalı olur...

adıbelli 15.04.2008 19:59:06
valla bu gibi mevzularda kimse sihirli değneğe sahip değil doğal olarak. Ancak bağnaz milliyetçiliklerin birbirlerini bağnazlıkta gaza getirdiği tespitini de yapabiliriz. Bunun bir çözümü yok ya da bir çözümü varsa beraber bulacağız. Problem yaşayan iki taraf var, bir şekilde birbirlerinden rahatsızlar ve çözümü iki taraf beraber bulacak.

Ama bağlangıç olarak çözümün iki tarafın karşılıklı görüşmeler yapmasının ve üçüncü kişileri olaya dahil etmemek yararlı olur kanaatindeyim. Çünkü üçüncü taraflar çözümü veya çözümsüzlüğü kendi çıkarları doğrultusunda belirlemeye çalışıyor. Kısa vadeli çözümler de orta ve uzun vadede yine çözümsüzlük doğuruyor.

P_İn_iLtİ 15.04.2008 20:23:24
elbetteki çözümü var...bilmiyorum dikkat ettiniz cumhuriyetten önceki dönemden bahsetmiş sayın yazar, yani Osmanlı döneminden...Bu çözüm için çok ideal bir örnektir...acaba bu tür sorunlar neden osmanlı bayrağı altında yaşanmadı gibi bir soru da sorabiliriz kendimize?
Şöyle bir örnek daha verecek olursak:
İslamiyetin ilk yıllarında medine de yaşayan Evs ve Hazrec adlı aralarında kan davası olan iki kavim yaşıyordu...Ne zamanki bu kavimler islamı seçtiler aralarındaki bu yıllardan beri gelen husumet son buldu,yerini iman kardeşliğine bıraktı..Bir Evsli kendi nefsi için istediğini,iman kardeşi olan Hazrecli için de istiyordu..Bakınız bu basit bir olay değildir...Şahsın kendisi için istediğini karşısındaki insan için de istemesi,hele hele karşındaki senin cahilliyeden kalma düşmanın ise,kan davalın ise...
Ve Osmanlı bir daha...
ve günümüze gelelim..Bu gün Türk ve Kürk genel manada kendini islam bayrağı altında gösteriyor mu?İslamı kabul ettiklerini iddaa ediyorlar mı? evet..hem de laf bile ettirmezler müslümanlıklarına...Peki nedir o halde bu kavga?...Hani islam düşmanı dost etmişti, aralarında rabbani nizam odaklı bir iman kardeşliği vardı?..Mesele aslında görüldüğü kadar karışık değil,karışık görünmesinin ve karışık olmasının sebebi bir takım zalim sulta sahiplerinin çıkarlarına yatkın olmasındandır...en önemli problem ise,Bu gün kendine müslüman diyen türk de kürt de islamı anlamamış,tevhid kelimesi dilden öteye gitmemiş,kalbe sirayet etmemiş...Nedir evs-hazrec ve türk-kürdü biribirindfen ayıran?hani ikisi de islam olduğu iddaa ediyor ya...Ya evs-hazrecin islam ile gelen anlayışı islamdan değildir,ya da türk-kürdün anlamış olduğu islamdan değildir...bunu ayırt etmek pek zor olmamalı...

adıbelli 15.04.2008 20:41:04
Evet aslında ideal olan budur. Zaten bizim söylemeye çalıştığımız şey de daha önce varolmayan bir sorunun neden ortaya çıktığı. Ortaya çıkış sebeplerini bulmadan maraz teşhis edilemez.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Bir kişi hangi devlette yaşıyorsa o devletin toprak bütünlüğünü savunmalıdır. Ynai Osmanlının yıkılmasıyla ve dağılmasıyla bir şekilde yeni devletler kuruldu ve bir çok etnik kökene sahip insan kendi etnik kökeninden olmayan devlette tebaa oldu. Arap devletlerinde yaşayan Türkler ve Kürtler o devletlere samimiyetle bağlı vatandaş olmalılar. Tabi o devletlerin de farklı etnik kökenden gelen topluluklara karşı ayrımcı politikalar gütmemesi gerekiyor. Bu örneği çoğaltabiliriz ve diğer devletlere de uygulayabiliriz

kopil118 15.04.2008 21:55:07
peki tamam çözüm getirmeyecek diyoruz ve sonra çözebiliriz diyoruz ve sonra çözümün tarafları var diyoruz. Peki çözümün tarafları kim?


Sayfa: [ 1 ]