SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist PRATİKLER

Konu: Kronştad 1921

Sayfa: [ 1 ]

06.01.2005 15:15:28
Mağlupların Tarihinden


Kronstadt 1921'den İki Belge


Aşağıdaki iki makale, Kronstadt ayaklanması sırasında, Kronstadt bahriyelileri tarafından günlük olarak çıkarılan asi İzvestia  gazetesinde, sırasıyla, 8 Mart 1921 ve Bolşeviklerin Kronstadt'a geniş çaplı saldırıyı başlattıkları  16 Mart 1921 tarihlerinde yayımlanmıştır. Makaleler, Paul Avrich'in, tarafımdan çevrilmiş bulunan Kronstadt 1921 (Princeton Univesity Press, 1977) adlı, İngilizce yayımlanmış kitabının "ekler" bölümünde bulunmaktadır.

Gün Zileli                


                                               *   *   *


Ne İçin Mücadele Ediyoruz*  




Ekim Devriminden sonra işçi sınıfı kurtuluş umuduna kapılmıştı. Fakat sonuç, insanların daha da fazla köleleştirilmesi oldu. Monarşinin polis ve jandarma gücü, halka özgürlük vermek yerine,  insanlara, Çeka'nın işkence odalarından korkmayı öğreten ve çarlık rejiminin jandarma terörünü aratan Komünist gaspçıların eline geçti. Süngü, mermi ve Çeka oprichniki'nin sert emirleri - işte Rus işçisinin onca mücadele ve acıdan sonra kazandığı bunlar oldu. İşçi devletinin o şerefli amblemi -orak çekiç- Komünist komiserlerin ve görevlilerin rahat ve kaygısız yaşamlarını garanti altına almak uğruna, Komünist iktidar sahiplerinin süngü ve demir parmaklıkları ile yer değiştirdi.
Fakat bunların içinde en rezil ve caniyane olanı, Komünistlerin başlattığı ahlaki köleliktir: Onlar, emekçilerin iç dünyalarına kadar burunlarını sokarak, onları, Komünist tarzda düşünmeye zorladılar. Bürokratlaştırılmış sendikaların yardımıyla işçileri tezgahlarına bağladılar , böylece emeğiyle çalışmak, bırakın bir zevk olmayı, yeni bir kölelik biçimi oldu. Köylü protestolarına, kendiliğinden ayaklanmalara ve yaşam koşulları dolayısıyla greve sürüklenen işçilere yanıtları, çarlık generallerini bile aratacak ölçüde kitlesel idamlar ve kan dökmek oldu. Emeğin kurtuluşu için ilk ayağa kalkan ülke olan emekçilerin Rusya'sı, komünist hakimiyetin şerefine kurban edilenlerin kanıyla sulandı.
Komünistlerin bu kan denizinde boğdukları, işçi devriminin büyük ve yüce sloganları ve talepleridir. Manzara gittikçe ve gittikçe daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır ve şu anda şu son derece açıktır ki, Rus Komünist partisi, kendilerinden yanaymış gibi görünmeye çalıştığı emekçilerin gerçek savunucusu değildir. İşçilerin çıkarları ona yabancıdır. İktidarı ele geçiren Komünist parti, onu kaybetmekten korkmaktadır ve bu yüzden onun için her araç mubahtır: İftira, şiddet, aldatma, cinayet, isyancıların ailelerinden intikam alma.
Emekçilerin uzun ve acılı bekleyişi sona erdi. Burada ve ülkenin her yerinde, baskı ve şiddete karşı mücadele içinde isyan ateşi yakılmıştır. İşçilerin başlattığı grevler parlamıştır, ama Bolşevik okhrana'nın ajanları uyumuyor ve kaçınılmaz üçüncü devrimi önlemek ve bastırmak için her tedbiri alıyorlar. Fakat o devrim gelip çatmıştır ve emekçilerin kendi elleriyle hayata geçmektedir. Komünizmin generalleri, sosyalizmin ideallerine ihanet edildiğine inanan halkın ayağa kalktığını net bir şekilde görmüşlerdir. Can korkusuyla titreyen ve işçilerin öfkesinden kaçamayacaklarının farkında olan bu generaller, oprichniki'lerinin desteğinde, isyancıları, hapisle, idam mangalarıyla ve akla gelebilecek her türlü vahşetle korkutmaya çalışıyorlar. Fakat, Komünist diktatörlük altında yaşam ölümden de beterdir.
Komünistlere ve yeni köleliğe karşı mücadelede yarı yolda durulamayacağını anlayan isyancı işçiler ayağa kalkmışlardır. Artık bir sonuca varılmalıdır. Bunu bildiklerinden sözde tavizler vermeye başlamışlardır: Petrograd bölgesinde yol kesme müfrezeleri kaldırılmış ve yurt dışından yiyecek malzemesi getirtmek için 10 milyon ruble tahsis edilmiştir. Fakat kimse aldanmamalıdır, çünkü bu yemin ardında efendinin, düzeni teessüs ettikten sonra bunları burnumuzdan fitil fitil getirecek olan diktatörün eli gizlidir.
Hayır, yarı yolda durmak yok. Ya zafer, ya ölüm! Kızıl Kronstadt tarafından ortaya konan bu örnek, sağdaki ve soldaki karşı-devrimcileri tehdit etmektedir. İşte, yeni bir devrimci adım atılmıştır. İşte, üç yıllık şiddete ve üç yüz yıllık monarşiyi gölgede bırakan Komünist yönetimin baskısına karşı isyan bayrağı yükseltilmiştir. İşte, Kronstadt'la, emekçi kitlelerin son prangalarını da kıran  ve sosyalist yaratıcılığın önünde yeni ve geniş bir yol açan üçüncü devrimin temeli atılmıştır.
Bu yeni devrim, bürokratik Komünist "yaratıcılığın" karşısında yeni bir sosyalist yapının örneğini koyarak Doğu'daki ve Batı'daki emekçi kitlelerin ayağa kalkmasını da sağlayacaktır. Yurtdışındaki emekçi kitleler, burada herşeyin işçilerin ve köylülerin iradesiyle yaratıldığını kendi gözleriyle görerek, bugüne kadarki düzenin sosyalizm olmadığını anlayacaklardır. Tek bir mermi atılmadan, tek damla kan akıtılmadan ilk adım atılmıştır. Emekçilerin kan akıtmaya ihtiyacı yoktur. Onlar ancak öz-savunma anında silaha başvururlar. Komünistlerin bütün rezilce eylemlerine rağmen biz kendimizi, onları kamu yaşamından tecrit etmek ve böylece ihtilalci çalışmalarımızı engel olmaya yönelik kötü niyetli ve yanlış ajitasyonlarının önüne geçmekle sınırladık.
İşçiler ve köylüler, kararlı adımlarla yürüyerek, burjuva rejimiyle birlikte Kurucu Meclisi ve emekçi kitlelerin boynuna ilmiği geçirip onu ölümle tehdit eden Çeka'sıyla, devlet kapitalizmiyle Komünist Parti diktatörlüğünü geride bırakmışlardır. Şimdiki altüst oluş, sonunda, emekçilere, partinin en ufak baskısı olmaksızın sovyetleri serbestçe seçmek ve bürokratlaştırılmış sendikaları, yeniden işçilerin, köylülerin ve emekçi aydınların özgür örgütleri haline dönüştürmek şansını vermiştir. Sonunda, Komünist otokrasinin polis kulübü çökmüştür.
                                     

                                                                   *  *  *
         Tırnak İçinde Sosyalizm*


Bahriyeliler ve Kızıl askerler, işçiler ve köylüler, Ekim Devrimi sırasında sovyet iktidarı için, emekçi Cumhuriyetinin doğması için kanlarını akıttılar. Komünist parti, kitlelerin tavrına yakın bir ilgi gösterdi. Bayrağına, işçileri harekete geçiren çekici sloganlar yazarak onları kendi tarafına çekti ve onları, nasıl inşa edileceğini yalnızca Bolşeviklerin bildiği Sosyalizmin Krallığına götüreceğine söz verdi.
Doğal olarak, işçiler ve köylüler sonsuz bir neşeye kapıldılar. "Sonunda, kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin dayanılmaz boyunduruğu altında kölelik yapmamız geçmişte kaldı," diye düşündüler. Atölyelerde, fabrikalarda, tarlalarda emeğin özgürlüğü gelmiş gibi görünüyordu. Bütün iktidar emekçilerin eline geçmiş gibi görünüyordu.
Becerikli bir propagandanın sonucunda, çalışan halkın evlatları, şiddetli disiplinle prangaya vuruldukları parti saflarına akın ettiler. O zaman Komünistler, kendilerini, öncelikle farklı eğilimlerdeki sosyalistleri iktidardan uzaklaştıracak kadar güçlü hissettiler; sonra da, bir yandan onların adına ülkeyi yönetmeye devam ederken, bir yandan da işçileri ve köylüleri devlet gemisinin idaresinden uzaklaştırdılar. İktidarı gaspeden Komünistler, Sovyet Rusya vatandaşlarının ruhu ve bedeni üzerinde, komiserlerin keyfi yönetimini kurdular. Her türlü mantığa ve emekçilerin iradesine rağmen, ısrarla, özgür emeğin yerine köleliği getiren devlet sosyalizmini inşa etmeye giriştiler.
Bolşevikler, fabrikaları ve işyerlerini ulusallaştırmaya girişerek, "işçi denetimi" altında üretimi felce uğrattılar. İşçi, kapitalistin kölesiyken şimdi de devlet işletmelerinin kölesi oldu. Artık bu da yeterli görülmediğinden hızlı çalışma sistemine- Taylor sistemine geçilmesi planlanıyor. Bütün emekçi köylülük halkın düşmanı ilan ediliyor ve kulak olarak adlandırılıyor. Komünistler, büyük bir enerjiyle köylülüğü yıkmaya, devletin yeni malikâneleri olan devlet çiftliklerini yaratmaya çalışıyorlar. Köylülerin, yeni kazandıkları topraklarını kullanmak yerine Bolşeviklerin sosyalizminden elde ettiği budur. Ürünlerine el konmasının, büyükbaş hayvanlarının ve atlarının müsadere edilmesinin karşılığında onlara verilen Çeka baskınları ve idam mangalarıdır. Bir işçi devletinde ne hoş bir değiş tokuş - ekmeğe karşılık kurşun ve süngü!
Vatandaşın yaşamı umutsuz bir monotonluk ve rutin içinde. İnsanlar, iktidar olanların oluşturduğu programlara göre yaşamak zorunda. Bireyin özgürce kişiliğini geliştirmesi yerine, aşırı ve benzeri görülmemiş bir kölelik söz konusu. Her türlü bağımsız düşünce ve yasadışı kurallara karşı her eleştiri eylemi, hapisle, bazen idamla cezalandırılıyor. Bir "sosyalist toplumda" idam cezası, insan onuruna saygısızlığın göstergesidir.
İşte, Komünist parti diktatörlüğünün bize getirdiği, o parlak sosyalist krallık budur. Bizde geçerli olan, parti komitesinin ve onun yanılmaz komiserlerinin belirlemeleriyle seçilmiş görevlilerin oluşturduğu sovyetlere dayanan devlet sosyalizmidir. "Çalışmayana ekmek yok," sloganı, yeni "sovyet" düzeni tarafından, "herşey komiserler için," şekline dönüştürülmüştür. İşçilere, köylülere ve emekçi aydınlara kalan ise yalnızca, kasvetli bir hapishane ortamı içinde aralıksız çalışmaktan ibarettir.
Bu duruma tahammül edilemezdi ve İhtilalci Kronstadt, bu hapishanenin prangalarını ve demir parmaklıklarını kırmaya girişmiştir. O, farklı bir sosyalizm, üreticinin kendi efendisi olduğu ve emeğini uygun gördüğü gibi değerlendirdiği bir emekçi Cumhuriyeti için savaşıyor.


(post imlAsız dergisinden alınmıştır)


Sayfa: [ 1 ]