SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Milliyetçi/Faşist Kimlikler

Konu: Seyyid Ahmet Arvasi

Sayfa: [ 1 ]

adıbelli 13.04.2008 14:17:33
S. Arvasi ve Türk Milliyetçiliği

15 Şubat 1932 Pazartesi günü Ağrı ilinin Doğubayazıt İlçesinde doğan Seyyid Ahmed Arvasî, ailece Van'ın Müküs (Bahçesaray) ilçesine bağlı, Arvas (Doğanyayla) köyündendir. Babası Gümrük Müdürlüğü'nden emekli Abdulhakim Efendi, annesi Cevahir Hamm'dır.

Ailenin altı çocuğundan birincisi olan S.Ahmed Arvasî, ilk öğrenimini Van'da başlayıp Doğubayazıt'ta tamamlamıştır. Orta okulu Erzurum'da bitiren Arvasî, lise öğrenimine Erzurum Erkek Öğretmen okulu'nda başladı, Erciş Öğretmen Okulu'nda bitirdi. 1952 yılında Konya'nın Doğanbeyli Nahiyesi'de ilkokul öğretmeni olarak göreve başladı. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik görevini sürdüren Arvasî, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedegoji Bölümünü 1958 yılında tamamlayarak çeşitli eğitim enstitülerinde pedegoji öğretmenliği yaptı. 1978 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'nden 24 arkadaşıyla birlikte siyasi amaçlar için sürgün edilen Arvasi 1979 yılında emekli olmak zorunda kaldı. Aynı yıl Milliyetçi Hareket Partisi Olağan Kongresi'nde Genel İdare Kurulu Üyesi sıfatıyla aktif siyasete atıldı.

12 Eylül 1980 ihtilalinde Mamak zindanlarında çile dolduran S. Ahmed Arvasî ilk kalp krizini burada geçirdi. Daha sonra bu olayı Alparslan Türkeş şöyle anlatıyor: "Tutukevinde geçirdiği kalp rahatsızlığı dolayısıyla Ankara mevki hastanesi'ne kaldırıldı. O gün, daha dün gibi hatırımdadır. Görevliler kendisini hastaneye gitmesi için aşağıya indirdiler. Biz, yukarıda kalmıştık. Odamın penceresinden dış kapının açıldığı merdivenleri görebiliyordum. Arvasî hocamızı hastaneye götürecek cankurtaran henüz gelmemişti. Ayakta bekleyecek hali yoktu, bitkin bir vaziyette taş merdivenlere oturarak cankurtaranın gelmesini bekledi. Yukarıdan askerlere seslendim. Bir binbaşı çıktı. Kendisine Arvasî Bey'in rahatsız olduğunu, bir sandalye getirilmesi için emir buyurulmasını rica ettim. Bu ricamdan sonra bir sandalye getirdiler. Daha sonra cankurtaran geldi ve uzaktan birbirimize el sallayarak ayrıldık, vedâlaştık."

Bu tarihten sonra da inandığı ve uğruna bağım koyduğu Türk-İslâm dâvasını insanlarımıza anlatmayı sürdüren S. Ahmed Arvasî 31 Aralık 1988 tarihinde daktilosunun bağında iken Hakk'a yürüdü.

Kısaca hayat hikayesini anlattığımız S. Ahmed Arvasî'nin verdiği kutsal milli mücadeleyi ve geride bıraktığı ciltler dolusu eserlerini aktarmak ve anlatmak bu kısa makalede, hiç de kolay değildir. Yine de onun büyük bir içtenlikle son nefesine kadar tavizsiz bir şekilde savunduğu Türk-İslâm Ülküsüdavasına rengini veren temel düşüncelerine ana başlıklar halinde değinmeye çalışalım.

O Bir Türk Milliyetçisi İdi

Seyyid, yani Hz. Muhammed (s.a.v)'in soyundan olması nedeniyle ecdadı aslen Arap olan Arvasî'nin, kaynağını Türk-İslâm Ülküsü'nden alan bir Türk milliyetçisi olması üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Böyle bir şuurlanmanın altında yatan olgun idrâk gücü onun ailesinden gelen Muhammedi asaletten kaynaklansa gerektir. Bu asaletin nurlu izlerini şu tarihi olayda bulmak mümkündür: Osmanlı'nın dağılma döneminde, müritleriyle birlikte Suriye üzerinden Arabistan'a giden Abdulhakim Arvasî'ye oranın ileri gelenleri, kendisine medrese yapacaklarını ve her türlü imkânı sağlayacaklarını taahhüt ederek Arabistan'da kalmasını istemişlerdi. "Osmanlı zâten öldü, Türk diye bir şey kalmamıştır." denilince, Abdulhakim Arvasî Hazretlerinin sinirlenip: "Dünyada iki Türk kalsa birisi benim" diyerek, ömrünün sonuna kadar Müslüman Türk'ün dâvasına sahip çıkacağını ifâde etmesi dikkate şayandır."

Böyle soylu bir ailenin çocuğu olan S. Ahmed Arvasî kendisini şöyle tanımlıyor:

"Ben, İslâm imân ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm'ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim.

İnanıyorum ki, hem Türk, hem müslüman olmak, hem de muasır dünyaya öncülük etmek mümkündür. Ecdadımız bütün tarihleri boyunca bunu denediler ve başarılı oldular. O halde bizler niye bu tarihi misyonumuzu yerine getirmeyelim.

S. Ahmed Arvasî bazı sözde İslamcılar gibi Türk tarihinin sâdece son bin yılını kabul edip geri kalan binlerce yılık islâm öncesi mazimizi kör bir taassuba kapılıp reddetmedi. O şuurlu bir Türk milliyetçisi olduğu için Türk töresini, Türklüğün sembolü Bozkurt'u hiç bir ön yargıya kapılmadan kabul ve tasdik etmiş, her fikir ve fiili islâmi süzgeçten geçirerek her şeyi yerli yerine oturmasını bilmiştir. Bu konularda o şunları söylemektedir:

"...Kısaca belirtirsek, Türk milleti, geniş bir tarihi tecrübeye, büyük ve zengin bir kültür hazinesine sahip bulunmakla "milli töresini" bu güçlü zemin üzerinde kurmuş bulunmaktadır. Türk töresi, âlemşümul ahlâkî ideâlleri bünyesinde toplayan "pratik bir ahlâk ve hukuk nizamı" durumundadır. Hele, en az bin yıldan beri İslâm'ın şanlı aydınlığında yıkanan, olgunlaşan ve arman Türk töresi, bütün insanlığı mutluluğa çıkaracak 'âlemşümul' bir nizam durumuna gelmiş bulunmaktadır."

"Hiç bir zaman Türk'ün totemi olmamış olan Bozkurt, coğrafyamızın kültürümüze kazandırdığı bir motiftir" diyen Arvasî Türk milliyetçiliğini "ırkçı" olmakla suçlayan câhillere şöyle seslenir:

"Türk milliyetçiliği, politikasını biyolojik ırkçılık üzerine kurmayı reddetmekle beraber, içtimaî ırk gerçeğini inkâr ve ihmâl etmemelidir.

İçtimaî ırk, biyolojinin konusu değildir, sosyolojinin konusudur. Bir milleti teşkil eden fertlerin, ailelerin, sınıf ve tabakaların soy birliği şuurudur. Ortak bir şuur tarzında beliren mensubiyet duygusunun ve kan birliği şuuru biçiminde duyulmasıdır. Zâten biyolojik verasetin yanında, ortak kültür, ortak coğrafya, ortak hayat tarzı ve ortak mücâdeleler, bir milletin fert ve tabakalarını hem ruhî, hem de fizik bakımından bir birine yaklaştırır." (...)

"Kimse biyolojik verasetini tâyin irâdesine sahip değildir. Ama içtimaî ırk tercihe açıktır. Aynı tarihe, aynı kültüre, aynı din ve ülküye sahip olan insanlar arasında kan ve soy birliği şuurunun güçlenmesine yol açar." (...) " Türk milliyetçisi, Türk içtimaî ırkını benimser, sever ve sevdirirken ailelerini de bu espiri içinde kurmaya çalışır. Kozmopolitlikten hoşlanmaz. Bununla beraber, başka içtimaî ırkları da Allah'ın bir âyeti olarak değerlendirir."

Türk milletinin kurtuluşunu ve ayağa kalkarak İslâm'ın sancaktarlığını yapmasını, tekrar Nizâm-ı Alem'i gerçekleştirmesini Türk-İslâm Ülküsü'nde gören S.Ahmed Arvasî Türk milliyetçilerinin bu doğrultuda öncelikli olarak yapmaları gerekenleri "Neden Türk-İslâm Ülküsü" başlıklı yazısında şöyle açıklıyor:

"Neden, şu veya bu ad altında toplanmayı değil de, 'Türk-İslâm Ülküsü'ne bağlanmayı savunuyoruz?

Biz iddia ediyoruz ki, emperyalizm, Türk ve İslâm dünyasını yutmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile vatan çocuklarını din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını, her şeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da bir birine düşürmeyi planlamaktadır. (...) " Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak, onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmak ister. Meselâ, sanki bir insan, hem dindar, hem milliyetçi, hem medeniyetçi olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt programlar durumuna sokarak, hiç yoktan çatışan güçler meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca plânlarlar ki, tertiplerini anlamak için bazen olayların üzerinden elli veya yüz yıl geçmesi gerekiyor." (...) " O hâlde, Türk milliyetçisine düşen iş, bütün varlığı ile bu oyunu bozmak olmalıdır. Bu ülkede, sunî olarak güya Türkçü ve güya İslamcı cepheler meydana getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına, bir Müslüman Türk olarak ve tarihine yaraşır biçimde çıkmalıdır.

Bunun için, Türk-İslâm kültürüne, Türk-İslâm medeniyetine, Türk-İslâm Ülküsü'ne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslâm aşk ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslâmiyet'i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, dünya Türklüğü'nün, İslâm dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olamaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çâremiz yok.

ulkuocaklari.org.tr den alıntıdır

Sapiens 13.04.2008 14:21:45
ictimai ırk gerçeği ne demek sayın adıbelli kelime anlamını sormuyorum yani meal değil tefsir istiyroum

adıbelli 13.04.2008 14:33:00
Aslında Hoca gayet güzel açıklamış, tam olarak neresini anlamadınız?

Buradan başlarsak daha verimli olur kanaatindeyim sayın sapiens.

Sapiens 13.04.2008 15:18:27
   İslam kaidelerini zorlmadan Irkçılığı nasıl olumlu hale getireceğini merak ediyorum açıkçası

adıbelli 13.04.2008 15:26:40
Çok basit İslam Kaideleri Irk yok demez, Irkçılık yok der.

Sapiens 13.04.2008 15:44:14
Tabi ki IRk yok demez
Tüm Irkları eşit görür
Takvayı üstünlük  ölçüsü olarak  alır
Alanda bizler değil allahtır  yani takvada da kimin üstün olduğunu oalcağını belirleyecek makam biz değilizidr 

adıbelli 13.04.2008 15:52:18
ÇELİĞE SU VEREN ADAM "SEYYİD AHMED ARVASİ"
Kâzım ÜTÜK


...................S.Ahmed Arvasî, kaynağını Türk-İslâm ülküsünden alan, temel gayesi Türk milletini ebedi bekasını sağlamak, orta gayesi Türkün İslâmın sancaktarlığını yapmasını temin etmek, üst gayesi ise, bütün insanlığı Nizam-ı Alem ülküsü çerçevesinde toplayarak, insanlığın huzur ve barışını sağlamak olan Türk milliyetçiliği hareketini şu temel prensiplere dayalı olarak yapılanması ve yönlendirilmesi gerektiğini ifade eder:

1) Türk milliyetçiliği, partiler, sınıflar ve zümreler üstü bir harekettir. Ancak milliyetçilik, siyasi olsun veya olmasın, bütün meşru kuruluşlara biçim ve damgasını basar. Türk milliyetçiliği kendine dost olan bütün hareket ve kuruluşları dost, kendine düşman olan bütün hareket ve kuruluşları düşman bilir.

2) Her millet milliyetçidir ve milliyetçi kadrolarla ve programlarla yönetilmelidir. Millî şuurdan yoksun kadrolara, milleti teslim etmek ihanettir. Millete inanamayanlar millet idaresine talip olamazlar. Devlet adamının vazgeçilmez özelliği "milliyetçi olmasıdır"

3) Milliyetçilik, kadro ve programı ile daima iktidarda olmalıdır. Milliyetçi kadro ve programları iktidardan uzaklaştıran, onların yerine sınıfçı, bölgesi, bölücü, kadro ve programları geçirenler, ya sinsi yabancılardır, ya da milletine yabacılaştırılmış kişi ve kadrolardır.

4) Milliyetçi, barışta barışın, savaşta savaşın konularına göre mücadele der. Düşman ister dışta, ister içte olsun fark etmez.

5) Milliyetçilik bir milletin kendi düşmanlarına karşı sürdürdüğü sosyal, kültürel, ekonomik ve politik bağımsızlık savaşı, kendini dış ve iç sömürüye koruma şuur ve çabasıdır. Yani milletlerin var olmak ve yaşama savaşıdır. Meşru bir hak ve şuurdur.

6) Milliyetçilik, hiçbir zümrenin inhisarında değildir. O, milli tarihin milli kültürün ve milli ülkülerin çizdiği zaruri bir yoldur. Üstelik millet milliyetçisini tanır.

7) Milliyetçiliğin sahibi millettir. Milletin vicdanına aykırı, milli tarihe, milli kültüre ve milli ülkülere ters düşen tarihler ve tutuşlar milliyetçilik olamaz.

8) Şahıs ve zümre milliyetçiliği olamaz. Milliyetçiliğimizin tek bir adı vardır : "Türk milliyetçiliği" Bunun yerine başka terim ve ifadeler koyanlar veya koymak isteyenler bizi yanıltmak isteyen art niyetli kişi ve zümrelerdir. Çağdaş Türk-İslâm ülküsü kavramı, Türk milliyetçiliğinin programını özetleyen "doktriner" bir ifadedir.

9) Türk milliyetçisinin gerçek "amblemi" ay-yıldızlı al bayrağıdır. Ancak, Türk tarihi ve destanından süzülüp gelen motifler ve renkler, milli bayrağımızın gölgesinde ve onu gölgelemeden, rozet ve flâma halinde taşınabilir.

10) Türk milliyetçiliği, gâye, prensip, strateji ve programı itibarıyla ahenkli bir bütünlük içindedir. Aksiyon bu bütünlüğü bozamaz Ancak zamana zemine ve şartlara göre "esneklik gösterir.

11) Türk milliyetçiliği, sadece sosyal bir vakıa olarak kalamaz tezlerini ve antitezlerini ortaya koyarak, şartların gerektirdiği tarzda teşkilatlanmak ve kadrolaşmak zorundadır. Bu kadro ve teşkilat devletin ve milletin bütünlüğüne kavrama hedefine yönelik , "bir çekirdek" etrafında gittikçe genişleyen bir oluş halinde bulunmak demektir.

12) Türk ordusu milli tarihimiz içinden süzülüp gelen milli imanımızın aşkımızın aksiyon ve disiplinimizin,çağdaş eğitim politika, teknik ve silahlarla mücehhez savaş gücüdür. Türk milliyetçiliğinin en güçlü teminatıdır. Bir "ordu-millet" olan Türkün ta kendisidir. Ordu sevgisi Türk milliyetçisini, vazgeçemeyeceği bir özelliğidir. Türk ordusuna düşmanlık besleyenler,yabancı ordulara özlem duyan hainlerdir.

ulkuocaklari.org.tr den alınmıştır


Sapiens 13.04.2008 16:10:56
Türk islam ülküsünde türklük mü öncelenir  islamlık mı?
böyle bir adlandırma islami  açıdan ne kadar doğrudur
Sırp msülümanlar çıkıp sırp islam ideali dese  malay lar malay islam  ideali dese olur mu?
 evrensellik iddiasında olan hiç bir düşünce ırka dayalı olamaz (ismen veya cismen)
aynı nedenle türk sosyalizmi  isimlendirmesi de incelenmeli



  Sanılmaısn ki  Bu düşünce sadece Ülkücü vatandaşlarımız savunulmaktadır türkiyede islamcı  kitle nin kahir ekseriyeti dünyada islamın yeniden inkişafını sağlıyabilcek kişinin veya kişielrinde türkiyeden çıkacağı kanatindedir hatta bu onlarda inanç gibi algılanmaktadır


şeyhlerini herkesten  herşeyden üstün görmeleri neticesinde doğmuştur bu yanlış düşünce  (konuyla alaksı yok ama) Şeyhelride Türkiyeli, olduğu için beklenen kişi (artık mesih mehdi  çıplak uyarıcı  hatta enbi nerdesenzi deyiniz)

adıbelli 13.04.2008 16:35:52
Evet böyle bir iddiada herkes bulunabilir, her millet, her zümre, her oluşum, aklınıza ne gelirse. Tarihte de böyle olmuştur. Rekabet- kör rekabet değil elbette- kaliteyi getir en nihayetimde. Ayrıca bireylerin karakterlerinin farklı olması gibi Milletlerin de karakteristik özellikleri ve coğrafi, tarihsel vb vb kaynaklanan farklılıkları vardır. Bu durum doğaldır. Kardeşlik bağları ve yardımlaşma duygusu varolduğu müddetçe sorun çıkmaz.

Ayrıca Türk Milleti İslam'a hizmet mevzusunda rüştünü ispatlamış bir millettir.

Bu durum İslam'ın evrenselliğini bozmaz aksine artırır.


Sayfa: [ 1 ]