SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: zaman ve mekan

Sayfa: [ 1 ]

muhakara 13.04.2008 11:16:30

Zaman ne demektir?

Gün, 24 saatten oluşan zaman birimi. Dünyanın kendi ekseni etrafında bir tam tur yapmasına karşılık gelir. Gece ve gündüzden oluşur.
Bir takvim günü, gece saat 24.00’dan ertesi gece 24.00’a kadar olan zaman dilimidir. Bununla birlikte gün tabiri ile bazen, gün doğumundan ertesi gün doğumuna kadar olan zaman veya sadece gündüz kastedilir.
Bir haftada 7 gün vardır. Bunlar, Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi ve Pazar olarak adlandırılırlar.
Bir yıl içerisinde 365 tam gün vardır. Bir ay içerisinde 29, 30 veya 31 gün vardır.
Zamanın ölçülmesi: Kullandığımız zaman sistemi Dünyanın hareketini esas almaktadır. Gezegenin kendi etrafındaki bir tam dönüşü bir gün;Güneşin yörüngesindeki bir tam dönüşü ise bir yıldır.


Yaratıcı için zamanın geçerli ve kullanılır olması ne demektir?

Yaratıcı diye tanımladığımız varlığın özellikleri birçok dinde ortak açıklamalar taşır. Örneğin; o yaratılmamıştır, her şeyi bilir, her şeyi duyar, doğmamıştır-doğdurulmamıştır, erkek veya bayan değildir, başlangıcı yoktur-sonu olmayacaktır dolayısıyla zamandan ve mekândan münezzehtir,  her şeye gücü yeter v.s. Tüm bu ortak nitelemeler beraberinde bazı zorunlulukları da getirmektedir. Mesela her şeyi bilen bir varlığın denemeye ihtiyaç duymaması gibi. Çünkü denemenin amacı sonucu öğrenme isteğidir. Hâlbuki yaratıcı zaten her şeyi bilen ve hiçbir şeye ihtiyaç duymayan varlık demektir. Birbirine zincirin halkaları gibi bağlı olan durumlar ve açıklamalar vardır birde. Bu durum ise bahsettiğimiz nitelemelerin getirdiği zorlukları paradokslara çevirmektedir. Buna örnek olarak yine her şeyi bilen bir varlığın düşünmemesi gerektiği, çünkü düşünmenin ihtiyaçtan kaynaklandığı, insanlara has olduğu, dolayısıyla yaratıcının düşünmekten aciz olması gerektiği hususu verilebilir. Bu acizlik ise her şeye gücü yeten tabiriyle çelişen bir noktadır. Genel anlamda ise değindiğimiz tüm örneklerin vardığı sonuç yaratıcının bilinmezliğini kabul etmek dışındaki söylemlerin sadece kendi kendini çürüten iddialar olmaktan öteye gidemeyeceğidir.
Bu genel girişin alakalı olduğu durum yine yaratıcının kendi sıfatlarıyla çelişmemesi için hiçbir bağı olmaması gereken zaman ve mekân konusudur. Peki, Allah’ın zaman ve mekândan münezzeh olmaması ne demektir?
Zaman ve mekân insanların yaşantısıyla alakalı dolayısıyla dünya varlıkları için geçerli bir kavramdır. Tanımımızdan da anlaşılacağı üzere bu dünyaya has zaman kavramı anlamını güneş, dünya ve ay’ın hareketlerinden alır. Dolayısıyla geçerliliği de kesinlikle bu dünyada olacaktır. Henüz dünya üzerinde iki ülkeye ait zaman dilimleri dahi farklı olmalıyken, iddia edilen dünya dışı yaşamın dünyayla ortak zamanı paylaşması ne akla nede gerçeğe uyar.
Bu anlam dışında, dünya dışında var olduğu iddia edilen yerlerde zamanın geçerli ve kullanılır olmasının o yaşam yerinin başlangıcı ve ilerleyişinin olması anlamına gelen ayetler karşımıza çıkmaktadır. Zaman anlamından da anlaşıldığı gibi sınıflandırmaya tabi tutulan durumları tanımlamakta kullanılır. Hâlbuki ahret diye tabir edilen bir yerin zaman konusunda sınıflandırmaya tabi tutulabilmesi demek o yerin başlangıcı olduğu anlamına gelir ki buda dünyevi kurallara bağlı olduğu anlamını beraberinde getirir. Ahret diye tanımlanan yerde zaman, başlangıç gibi kavramlardan söz edilebilmesi orada bulunan varlıkların ve en başta Allah’ında bu başlangıçtan etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu anlamını taşır. Bu durumun tek alternatifi ise ahret dışında yaratıcının farklı bir mekânda bulunuyor olmasıdır ki buda zaten iddia edilmeyen bir açıklama olmasıyla beraber Allah’ın mekâna muhtaç olduğunun ifadesidir.
Yine zaman kavramının olduğu yerde mekândan da söz edilir. Çünkü zaman mekândan bağımsız bir şekilde var olabilecek bir olgu değildir. Bu mekân; dünya, uzay boşluğu, bir ev, bir mahalle veya diğer başka bir tanımla da ifade edilebilir. Hâlbuki yine İslam inancı bizlere Allah’ın mekân’dan bağımsız olduğunu söylemektedir. Bir mekâna tabi olmak, o mekândan faydalanmak demektir. Faydalanmak ise bir ihtiyaç aşamasıdır ki ihtiyaç sahiplerine yani kısıtlılara hastır.
Şimdi ilgili bazı ayetleri inceleyelim;

Alıntı
Araf 54: Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!

Kaf 38: And olsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.

Hac 47: (Resulüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vadinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.

Secde 5: Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin saya geldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine çıkar.

Me’aric 4: Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.

Tüm bu ayetlerin İslam anlayışına kattığı genel anlam, İslam’ın kabul ettiği ve açıkladığı Allah olarak adlandırılan varlığın özellikleri ile ahret denen öte dünya iddiası, kendi tanımı ile uyuşmazlık içerisindedir. Örneğin birçok ayette geçen “dünyanın 6 günde yaratıldığı” iddiasını ele aldığımızda karşımıza birçok soru çıkmaktadır, bunlardan bazıları;

1-   “Gün” kavramı dünyanın kendi ve güneş etrafındaki hareketi ile meydana gelen bir olay olduğuna göre, dünyanın yaratılmasından önce gün diye bir kavram olamaz. Peki, neden birçok ayette açık ve net bir şekilde bu ifadeye yer verilir.
2-   Ahrette zaman kavramının olamayacağını İslam’ın kendi açıklamalarından anladığımız halde bu kural kendileri tarafından göz ardı edilmiş ve ahret için bir anlam ve mantık barındırmayan hatta aksine sadece kendiyle çelişmeye yarayan bu kavrama yer verilmiştir.
3-   Ek olarak hac suresine göre dünyadaki 1000 (bin) yıl Allah katında bir (1) yıla eşittir denirken, Secde ve mearic surelerinde dünyadaki bir yılın Allah katında 50000 (ellibin) yıla denk olduğu açıklanarak büyük bir çelişki ortaya koyulur.


Muhtemel cevaplara karşı

1-   Bazı kuran tefsirlerinde söz konusu “dünyanın altı günde yaratıldığı” iddialı ayetlerde geçen “gün” kelimesinin “devir, aşama” gibi anlamlara geldiği bilgisine yer verilir. Ama saniye, dakika, saat, gün, hafta, ay, yıl gibi kavramların tümü zaman belirtir. Dolayısıyla “gün” kelimesiyle hangi birim ifade edilmiş olursa olsun, anlam olarak zamanı ifade ettiği için sonuç değişmez.
2-   İslam anlayışında, yapması gerekeni yapıp inancını sorgulayan kişilerin karşısına çıkan akla aykırı ve olmaması gerekenlerin neden İslam’da yer aldığı konularında genellikle verilen bir cevap vardır; “insan aklı her şeye yetmez” . Bu demektir ki insanlar bazen yanlış olarak tanımladıkları şeylerin doğru olduğunun ya da doğru olarak benimsediklerinin yanlış olduğunun farkına varabilecek yeteneğe sahip değildir. Peki, mademki insan aklı sınırlı ve kıt ise nasıl olurda İslam konusunda tereddüt etmemesi gerektiğinden emin olunabilir? Yani eğer aklımız kıt ise inandığımız İslam inancına da tam olarak güvenmememiz gerekir. Çünkü bu inançta da yanlışlar ve hatalar olması ve bizlerin bunun farkına varamamamız da mümkündür. Dolayısıyla İslam’ın hatasız ve inanılması gereken din olduğu sonucuna da varmamız mümkün olamaz.
3-   Özet olarak; dünya dışında var olduğu ve dünyanın bağımlı olduğu, yine dünyanın geçici ahretin ise ezeli ve ebedi olduğu iddia edilmesine rağmen bu yerin zamana tabi tutulması ve üstelik birde bu bağımlı tutulduğu zamanın farklı bir âlemin sistemi ile düzenlenmesi bizlere gösterir ki bu var olduğu iddia edilen sistem sadece hayal ürünü ve gerçeklikten nasibini almamıştır.

adnan 28.04.2008 16:20:57
2-   İslam anlayışında, yapması gerekeni yapıp inancını sorgulayan kişilerin karşısına çıkan akla aykırı ve olmaması gerekenlerin neden İslam’da yer aldığı konularında genellikle verilen bir cevap vardır; “insan aklı her şeye yetmez” . Bu demektir ki insanlar bazen yanlış olarak tanımladıkları şeylerin doğru olduğunun ya da doğru olarak benimsediklerinin yanlış olduğunun farkına varabilecek yeteneğe sahip değildir. Peki, mademki insan aklı sınırlı ve kıt ise nasıl olurda İslam konusunda tereddüt etmemesi gerektiğinden emin olunabilir? Yani eğer aklımız kıt ise inandığımız İslam inancına da tam olarak güvenmememiz gerekir. Çünkü bu inançta da yanlışlar ve hatalar olması ve bizlerin bunun farkına varamamamız da mümkündür. Dolayısıyla İslam’ın hatasız ve inanılması gereken din olduğu sonucuna da varmamız mümkün olamaz.


yazının tamamı bu cümleler gibiyse okumaya degmez
ama okudugum kadarı hakkında bi fikrim var

aklın kıtlıgı islam ilmini kıtlaştırmaz
anlayışın eksikligi yanlış olunca anlaşılması gerekende yanlıştır fikrine kapılamayız
aklın kullanılırlıgı miydeyle dogrudan ilintilidir
çok yemek yiyen aklını daha az kullanabilir
zira bu manadada böyledir çok olayları yiyen zihin fesatı geçireceginden dogru kapasitede aklını kullanamaz
ciddi işler yaparken çok yememek tüm stratecilerin kuralıdır

“insan aklı her şeye yetmez”

insan aklının yetmeyecegi hiç bir şey yoktur
yeterki insan aklını kullansın


zaman izafi bir kavramdır varlıgı hiç bir ilimde kabul edilmez
''kısa bir an''  duruma göre uzun duruma göre kısadır hangi anlayışla açıklanabilir ?

nisan 09.08.2008 12:37:36
1- Gun kavrami bahsedildigi sekilde dunyadan dolayi var olan bir sistem.. Ayet yaniltmis gibi algilansa da, her seye sahip bir gucun, olacagi, edecegi bilen bir gucun bunu insana aktarma sekli mantiken bu sekilde olmalidir.

Kaldi ki ilk ayet ile dorduncu ayet birbirini tamamlar inanca gore.. Cunku anlatildigi gibi zaman kavrami ve anlatimi bildik dunyadaki gun kavramina esit degildir. Yani orada gecen 6 gun bildik 6 gun'e denk degildir.

2-Akli herseye yetmez diye birsey yok aslinda.. Verilmi solan akli kullanmak onemli olan..Cunku yine inanca gore yaratici kuluna anlamayacagi birseyi sunmaz, bununla da yargilamaz.

Ahiret en basit sekliyle baska bir boyuttur. Insan icin olum vardir ve sonrasini bilememek vardir. Ama oldukten sonra obur taraftan haber getiren olmadigindan dolayi, baska bir boyut demek en dogrusu sanirim. Zamanla yasamaya programlanmis insan eger bir guc tarafindan yaratilmis ise, zamanin olmadigi bir boyutta da yasatilabilir ayni guc tarafindan..

3-Aslinda o kadar hayal urunu degil.. Gayet aciktir su gunku bilgimizde de.. Herseyin miyadi vardir ve sonludur. Bu bir sureci anlatir. Aksi esyanin tabiatina aykiridir. Dunyanin geciciligi ne denli dogruysa, ahiretin ebedi olmayacagi da (yaratici gucten dolayi) soylenemez.

Ek olarak hayir orada bir gun celiskisi yoktur. Diger ayette bahsedilen melekler, oteki ayette ise insana dair bahsedis vardir. Melek olmadigimiza gore oteki ayeti ustumuze alinmamiza gerek yoktur. Dikkat ederseniz bir ayette yapilan islerin suresinden bahsedilmekte, digerinde ise bahsedilen varliklarin dunyadan diger noktaya ulasimindan bahsetmekte.. Bu yuzden celiski degildir bu..Melekle insan ayni sey degildir cunku..


Sayfa: [ 1 ]