|
||
TÜRK TOPLUMUNDA NİÇİN ALEVİLER DISLANMIŞTIR.ALEVİLİGE İNANSIZLIK SUÇLAMASI YAPANLAR ALEVİLİGİ NE DERECE BİLİYOR!!!!!!!!!!! Bir Nefesçik Söyleyelim Bir Nefesçik Söyleyelim Dinlemezsen N'eyleyelim Aşk Deryasın Boylayalım Ummana Dalmaya Geldim Aşk Harmanında Savruldum Hem Elendim Hem Savruldum Kazana Girdim Kavruldum Meydana Yetmeye Geldim Ben Hakk'ın Ednâ Kuluyum Kem Damarlardan Biriyim Ayn-İ Cem'in Meydana Ötmeye Geldim Ben Hak İle Oldum Asna Kalmadı Gönlümde Nesne Pervaneyim Ateşine Oduna Yanmaya Geldim Pîr Sultan'ım Yeryüzünde Var Mıdır Noksan Sözümde Eksiklik Kendi Özümde Dârına Durmaya Geldim |
||
|
||
Alevilere özgü metinlerde beni etkileyen derin algılayışlar var.Bence okunup anlaşılması önemli metinler bunlar.
|
||
|
||
| “Bozuk düzende sağlam çark olmaz, değiştirmeli baştan sona bu düzeni” Pir Sultan Abdal "Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum" Hz. Ali Hararet nardadır sacda değildir Keramet baştadır tacda değildir Her ne arar isen kendinde ara Kudüs'te Mekke'de Hac'da değildir HACI BEKTAŞ VELİ |
||
|
||
| BEKTAŞİLİK Hacı Bektaşı Veli adına kurulan, Hz. Ali ve On İki İmam sevgisine dayanan Anadolu ve Balkanlarda yayılan günümüzde de varlığını sürdüren önemli bir Alevi tarikatıdır/örgütlenmesidir. Bektaşiliğin doğuşu 1240 yılına dayanır. Babailer isyanının bastırılmasından sonra Baba İshak’ın halifesi olan Hacı Bektaşı Veli etrafında toplananlar Hz. Muhammed’i mürşit, Hz. Ali’yi rehber, Hacı Bektaşı Veli’yi de pir olarak kabul ettiler. Bektaşilik genel anlamda Alevi inancını oluşturan Hz. Ali, On İki İmamları esas almasının dışında eski Türk kültürünü ve Anadolu inançlarının bazı olumluluklarını da alarak gelişmesini tamamladı. Bektaşiliği kurumlaştıran kişi Balım Sultan’dır. Bektaşilik idare bakımından iki kola ayrılır. Babaganlar ve Çelebiler. Babaganlar kendilerinin Hacı Bektaş’ın "yol evladı" olduklarını belirtirler. Babaganlar daha çok kentlerde örgütlendiler. Çelebiler kendilerini Hacı Bektaş’ın "bel evladı" olduklarını belirtirler. Çelebiler daha çok kırsal alanda örgütlendiler. Bütün bu çelişkilere rağmen Bektaşilik gelişmesini sürdürdü. Osmanlı ordusunun özel birlikleri olan Yeniçerilerin tamamına yakını Bektaşiydi. Padişah II.Mahmud Yeniçeri ocağını kaldırırken Bektaşiliği de yasaklamayı ihmal etmedi (1826). Bektaşilik günümüzde Alevi inancının en önemli öğesi niteliğindedir. Bir çok Bektaşi kuralı Alevi inancı içinde kabul görmüştür. Hacı Bektaşı Veli’nin Türbesi de bulunan Nevşehir ilinin Hacıbektaş ilçesi bu anlamda sadece Bektaşiler için değil, bütün Aleviler için önemli bir merkez konumundadır. |
||
|
||
| Hacı Bektaş Veli ,Mevlana,Ahi Evren ...vs. bunlar tam olarak anlatılmıyor ve bizlerde bazı konularda eksik bilgilerin sebebiyet verdiği yanlış fikirler ediniyoruz.. örnegin Mevlana yaşantısı boyunca hiç bir saz aleti çalmamıştır ney de dahil ve Mevlana babası ile geldiği o topraklarda bir tarikat kurmamıştır okul niteliğindedir,çünkü tarikatlerin usülleri vardır: tarikata kabul edilmek şartları,uygulamayla ilgili şartlar... gibi.. mevlevilik tarikatı Mevlananın vefatından 300 yıl sonra kurulmustur, romanın hristiyanlığı İsa dan 300 yıl sonra kabul etmesi gibi, Bugünki hristiyanların din anlayışı- bugün kü mevlevilerin tarikat anlayışı...! oysa Hacı Bektaş Veli bir tarikat kurucusudur Bektaşilik tarikatı, Alevilik anlayışı ile alakası yok, zaten Alevilik,henüz net tanımı yapılmamış, ögretileri belli olmamış bir şekildedir.. bunu nasıl söyleyebiliyorum? çünkü hicri muharrem ayında bu konular basında fazlaca yer bulmakta, bi programda Sultanbeylide Alevi dernekleri temsilcisi olan bir bayan şöle bir talepte bulunuyor: Semtimizde şu kadar cami bulunmaktadır, bizde cem evi ibadetimizi açmak için izin istiyoruz.. belediye başkanı cevap olarak, İslam Dininin ibadethanesi camidir diye reddediyor o zaman önce Aleviliğin tanımı yapılmalı, çok ilginçtir içlerinden temsilcilerinden biri bunun din oldugunu, birisi cemaat oldugunu , biri felsefe! oldugunu biri tarkat oldugunu söyler.. çok ilginç.! Hacı Bektaş Veli,anadolunun Türkleştiği o yıllarda İslamın anlaşılmasını saglamaya çalışmıştır, her Hoca Ahmet Yesevi ögrencisinin yaptıgı gibi Türk milletini İslam la yogrulmasını saglamış ve kabul edilen dinin tam olarak anlaşılmasını saglamıştır... Alevilikle hiç bir alakası yoktur .. zaten olması mümkünde degildir , Aleviliğin tam olarak Alevi bilgeleri tarafından yapılmadan , |
||
|
||
| pekı efendım alevılık nedır kı? bu soruyu soruyorum cunku tanımı yapılmalı dıye gecmıssınız yazınızda yapalım tanımını olmaz mı? hacı bektası velının bununla bır alakası yok denılmıs ılgınc cunku sorun sukı hacı bektası velı bır ılım ınsanıdır ıslamı degerler hakkında gelısmıstır ıslamı bır deger olan alevılıkle neden bır alakası olmasın alevılıkle alakasının olması mumkun degıldır denılmıs ıslamı bır ılım adamı nasıl oluyorda ıslamı bır degerden dısta tutuluyor bunu anlamadım anadolunun turklestıgı o yıllarda ıslamıyetı anlatan bır adam suan hacı bektası velıye gıdıp hacı olduklarını ıddıa eden bır toplulugun alıvılerın lıderı gıbı gorulurken nasıl oluyorda bugun bıze alevılıkle bı alakası yok dıyorsunuz |
||
|
||
| bak sende diyorsunki; ziyaret ederek kendilerini hacı kabul eden topluluk islam da hacılık kabeyi ziyaretle olur bu islamın 5 şartından birisi eger orası kutsal topraksa Alevilik bir din olur. ve ayrıca diyorsun ki ' kabul eden TOPLULUK' yani sen onları hem topluluk olarak söylüyorsun hem de farkında olmadan farklı bir din olarak gösteriyorsun bu konuda daha dikkatli olmalısın... aslında Alevilik hakkında bizim tartışmamızda dogru degil, bunu Alevi olanlar yapsın.. şunu belirtmeliyim Alevilik: ehli beyt sevgisinin adıysa her ehli beyt sevdalısı gibi bende bir Aleviyim biz şunu yapmalıyız , tarihi şahsiyetleri iyi tanımalı ve onları dar bir çerçeveye oturtulmaktan kutarmalıyız Hacı Bektaş Veli bunlardan biri |
||
|
||
| insan olan insan gelsin beriye kimi kara,kimi çalar sarıya aslolan hayattır bakma deriye muhabbet insana,can'a muhabbet... bence çağına göre güzel bi bakış açısı...... |
||
|
||
| donemının en ıı ustadını alevıler ıdol almıslar alevıler ıslamı topluluk degıller mı bunda mı sorun var ıslamı toplumalrın ayrı goruslerı olamaz mı boyle hosgorulu ınsanalrda mı buldular yoksa hos gorulu alevı kulturunun hos gorusuz arap kulturunden farkının ve aslında ıslamın hosgorusunun arap kulturu ıle yozlastırıldıgını anlıyorum sızı bıraz sıkstırmak ıstedıms adece efendım cok gelmıyorsunuz ya arada yazın dıye dedım yoksa amacım sıze bıseyler tanımı yaptırmak degıldı torq amcanın ve dıger buyuklerımızın bu konu ıle ılgılı cok ıı tanımalrı varzaten neyse kara ben senı cok yordum sen hoca ahmet yesevıne sarıl bakalım |
||
|
||
| Evet prenses haklı, biz bu konuları çok tartıştık. Biraz da siz okuyup devam edin isterseniz http://sifirforum.com/otekulturler/turkiyede_aleviler_bektasiler_nusayriler-t3255.0.html http://sifirforum.com/din_felsefesi/ynt_sunniliksiilikalevilik_ve_cikis_nedenleri-t3374.0.html http://sifirforum.com/din_felsefesi/yesevilik-t12315.0.html http://sifirforum.com/islamiyet/ynt_aleviler-t6954.0.html |
||
|
||
| ister din olgusu diyin ister mezhep diyin,ister müslümanlıktan çıkmış diyin,alevi olgusu yaşamıyla ve dünyaya bakışıyla tamamen farklı biryerde ,türkiye gerçeginde bektaşilik ve alevilikçogukez aykırı olduğundan çorum,maraş,sıvas katliyamları gerçekleşmiştir. o yüzden islam dinindende farklıdır. gelin canlar bir olalım. |
||
|
||
| Osmanlı devletinin kurluş yıllarında yaşayan evliyânın büyüklerinden. İsmi, Seyyid Muhammed bin İbrâhim Atâ, lakabı Bektâş‘tır. Horasan‘ın Nişâbûr şehrinde 1281 [H. 680] senesinde doğdu. Hacı Bektâş-ı Velî‘nin soyu hazret-i Ali‘ye dayanır. 1338 [H.738] senesinde Kırşehir‘e yakın bir yerde vefât etti. Vefâtı hakkında başka rivâyetler de vardır. Türbesinin bulunduğu kasabaya sonradan Hacıbektaş ismi verildi. Daha çocukken ilim öğrenmesi için âilesi tarafından Şeyh Lokmân-ı Perende‘ye teslim edildi. Lokmân-ı Perende, Ahmed-i Yesevî hazretlerinin halîfelerinden olup, zâhir ve bâtın ilimlerinde çok derinleşmişti. Bektâş-ı Velî‘nin daha çocukken birçok kerâmetleri görüldü. Bir gün Lokmân-ı Perende onun yanına girmiş ve odasını nur ile dolu görünce şaşırmıştır. Bu sırada; Bektâş-ı Velî‘nin iki yanında, Kur‘ân-ı kerîm okuyan iki nûrânî zât duruyordu. Lokmân-ı Perende onun yanına girince, bunlar kayboldu. Lokmân-ı Perende, Bektâş-ı Velî‘ye onların kim olduğunu sordu. O da; “Birisi Server-i âlem efendimiz diğeri ise hazret-i Ali idi.“ cevâbını verdi. Yine bir gün hocasından ders dinlerken, namaz vakti geldi. Hocası hizmetçisinden abdest almak için su istedi. Bektâş-ı Velî hocasına; “Bir nazar etseniz de, su buradan aksa, dışarıya gitmeye gerek olmasa.“ dedi. Hocası; “Benim kudretim bunu yapmaya yetmez.“ cevabını verdi. Bunun üzerine o sırada Bekâş-ı Velî, Allahü teâlâya duâ etti. Hocası da “Âmin“ dedi. O anda medresenin ortasında latîf bir su çıkıp, kapıya doğru akmaya başladı. Pınarın başında renk renk çiçekler açtı. Bu hâdiseden bir süre sonra, Lokmân-ı Perende hacca gitti. Arafât‘ta kıbleye doğru döndükleri esnâda, talebelerine; “Yârenler! Bugün Arefedir. Şimdi bizim evde yemekler pişirilir.“ dedi. Bu söz, Allahü teâlânın kudretiyle, Bektâş-ı Velî‘ye mâlum oldu. Tam o sırada hocasının evinde yemekler pişiyordu. Bektâş-ı Velî hemen bir tepsi yemeği aldığı gibi, bir anda hocasına sundu. Hocası Nişâbûr‘a dönünce, onun bu kerâmetini herkese anlattı ve Hacı lakabını verdi. Bu esnâda Horasan‘da bulunan âlimler, Lokmân-ı Perende‘ye hac mübârekesine geldiklerinde, medresede akan suyu görünce şaşırdılar. Bunun sebebini sordular. Lokmân-ı Perende; “Bu kerâmet, Hacı Bektâş‘ındır.“ dedi. Sonra onun gösterdiği kerâmetlerini gelen âlimlere anlattı. Onlar bütün bunların bir çocuktan zuhûr etmesine şaştılar. Bunun üzerine Hacı Bektâş-ı Velî, âlimlere; “Ben, Resûl-i ekremin soyundanım. Bana bunları çok görmeyiniz. Bunlar, Allahü teâlânın bana bir ihsânıdır.“ dedi. Hacı Bektâş-ı Velî, tahsilini tamamladıktansonra Anadolu‘ya geldi. Halka doğru yolu göstermeye başlayan ve kıymetli taleeler yetşitiren Hacı Bektâş-ı Velî, kısa zamanda tanınarak büyük rağbet gördü. Bu sırada Anadolu‘da dînî, iktisâdî, askerî ve sosyal teşekkül olan ve kendisinin de bağlı olduğu “Ahîlik teşkilâtı“ ile büyük hizmetler yapan Hacı Bektâş-ı Velî ve talebeleri, Osmanlı sultanları tarafından da sevildi ve hürmet gördü. Bu sıralarda kuruluş devrinde olan Osmanlı devletinin sağlam temeller üzerine oturmasında büyük hizmetleri ve himmetleri oldu. Sultan Orhan zamânında teşkil edilen Yeniçeri ordusuna duâ ederek, askerlerin sırtlarını sıvazladı. Onlara İslâmiyetten ayrılmamalarını nasîhat etti. Böylece Hacı Bektâş-ı Velî‘yi kendilerine mânevî pîr olarak kabul eden Yeniçeri ordusu, mânevî hayâtını ve disiplinini ona bağladı. Hacı Bektâş-ı Velî, asırlarca Yeniçeriliğin pîri, üstâdı ve mânevî hâmisi olarak bilindi. Bu bağlılık ve muhabbet, Yeniçerilerin sulh zamânındaki tâlimleri ve harplerdeki gayret ve kahramanlıklarında çok müsbet neticeler verdi. Bütün bunlar, halk ile Yeniçeriler arasındaki yakınlığı kuvvetlendirdi. Yeniçeriler, dervişler gibi cihâd azmiyle dolu ve görülmemiş derecede kahraman ve fedâkâr oluşlarında, bu hâdiseler müsbet tesirler gösterdi. Yeniçerilerin; “Allah, Allah! İllallah! Baş uryân, sîne püryân, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyân! Kulluğumuz pâdişâha ayân! Üçler, yediler, kırklar! Gülbang-i Muhammedî, Nûr-i Nebî, Kerem-i Ali... Pîrimiz, sultânımız Hacı Bektâş-ı Velî...“ diyerek savaşa başlamaları, bunun mânidâr bir ifâdesidir. Hacı Bektâş-ı Velî‘nin Makâlât adlı Arapça bir eseri vardır. Sonradan nefes adıyla yazılan ve ona nisbet edilen şiirler onun değildir. Buyurdu ki: “Tarîkatın, tasavvuf yolunun ilk makâmı, bir âlime cân u gönülden bağlanıp, tövbe etmektir. Tövbe, can u gönülden olan pişmanlıktır ve mutlaka yapılmalıdır. Tövbe ederken gözyaşı dökmelidir. Tövbeyi kabul edecek Allahü teâlâdır. Tövbe ettikten sonra O‘na tevekkül etmelidir. İkinci makâmı, talebe olmaktır. Üçüncü makâmı, mücâhede, nefse zor gelen, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Dördüncü makâmı, hocaya hizmettir. Beşinci makâmı, korkudur. Altıncı makâmı, ümitli olmaktır. Yedinci makâmı, şevktir ve fakirliktir. Mârifetin birinci makâmı edep, ikinci makâmı, korkudur. Üçüncü makâmı, az yemektir. Dördüncü makâmı, sabır ve kanâttır. Beşinci bakâmı, utanmaktır. Altıncı makâmı, cömertliktir. Yedinci makâmı, ilimdir. Sekizinci makâmı, mârifettir. Dokuzuncu makâmı, kendi nefsini bilmektir.“ Makâlât adlı eseri tetkîk edildiğinde, onun; İslâm dînine sıkı sıkıya ve sağlam bir şekilde bağlı, İslâmiyete uymayan davranışlara şiddetle karşı çıkan mübârek bir velî olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan Hacı Bektâş-ı Velî devrine en yakın zamanda yazılmış olan Tiryâkü‘l-Muhibbîn‘de Vâsıtî onun Ahmed-i Yesevî‘ye mensûb olduğunu zikretmekte ve şu silsileyi vermektedir: Es-Seyyid Bektaş el-Horasânî, Ahmed-i Yesevî, Abdülhâlık Goncdüvânî, Yûsuf-ı Hemedânî, Ebû Ali Fârmedî, Ebü‘l-Hasan Harkânî, Abdülkâsım Gürgânî, Ebû Osman Mağribî ve Cüneyd-i Bağdâdî yolu ile hazret-i Ali‘ye ulaşmaktadır. BİR DERGAH İSTİYORUZ Hacı Bektâş-ı Velî, her gün gelip, şimdiki dergâhının bulunduğu yere otururdu. Onu sevenler; “Gâliba Hacı Bektâş-ı Velî hazretleri burada bir dergâh binâ edilmesini istiyor, o yüzden gelip buraya oturuyor“ dediler. Daha sonra Hacı Bektâş-ı Velî‘nin hizmetini gören Sarı İsmâil‘e, Hacı Bektâş‘ı sevenlerden biri, buraya bir dergâh yaptırmaya niyet ettiğini söyledi. Sarı İsmâil de, gelip durumu hocasına arz etti. Hacı Bektâş-ı Velî; “Ona söyle. Bir usta getirsin. Biz istediğimiz büyüklükte bir dâire çizelim. Ayrıca yeteri kadar taş getirtip, yonttursun, hazır etsin.“ dedi. Sarı İsmâil, bu durumu o şahsa bildirince, çok sevindi ve hemen bir mîmâr getirdi. Hacı Bektâş-ı Velî de kalkıp, mübârek eliyle şimdiki dergâhın bulunduğu yeri çizdi. O mîmâr da, dergâhın inşâsı için yetecek kadar taş getirtip, yontturdu. Taşların yontulma işinin bittiği gecenin sabahı, herkes, dergâhın yapılmış olduğunu gördü. Dergâhı yaptıracak kimse, derhâl Sarı İsmâil‘in yanına gelip; “Ben bu binânın yaptırılması için usta getirdim, taş getirdim ve yaptırma sevâbına kavuşmak istedim. Fakat her kimse bir gecede yaptırmış.“ diyerek üzüntülerini belirtti. Sarı İsmâil, durumu derhâl hocası Hacı Bektâş-ı Velî‘ye bildirdi. Bunun üzerine Hacı Bektâş-ı Velî; “Ey İsmâil! O beni sevene söyle, bu dergâhı zâhirden birisi gelip yaptırmadı. Allahü teâlânın izni ile bir anda yapıldı. Sevâbı yine onun amel defterine yazılmıştır.“ dedi. İsmâil durumu derhâl o kimseye bildirdi. O zât da Allahü teâlâya şükür secdesi yaptı. 1) Şakâyık-ı Nu‘mâniyye Zeyli (Mecdî Efendi); s.44 2) Rehber Ansiklopedisi; c.7, s.8 3) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s.1080 4) Makâlât, Süleymâniye Kütüphânesi, Denizli Kısmı, No: 131/4) 5) Tiryâk-ul-Muhibbîn; s.47 6) Tıbyân-ül-Vesâil; c.1, s.129 7) Kâşif-ül-Esrâr; s.3 8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.10, s.129 9) Sefînetü‘l-Evliyâ; c.1, s.395 10) Makâlât- E. Coşan |
||
|
||
| şimdi nasıl diyorsun fikir değişikliği nin sebebi ne peki |
||