|
||
| evettt efem gezdim baktım forumda ciddi bir açık var tarihin gelmiş geçmiş en büyük edebi ustası ve en zengin gönlü forumda yokkk kimler var? felsefenin sonsuz kuyusunda akıl oyunları ile kafaları karıştıran bulan kaybeden fikirlerle sonsuz bir hiçliğe sürükleyen insanın masum savunmasız yalnız zihnini kendi çapında başarılı etkili konuşan davranan elamanlarla dolu fikir önderi adı altında eyvallah fikirlerde önderler kabul ederim bende gönülde bir önderi sunmak istedim Yunus Emre nerde doğmuş ölmüş ne yemiş ne giymiş kiminle yatmış hangi evde yaşamış evin pencerelerine kaç sinek konarmış günde filannn bunları bilmem umrumda da diiller artık bakıyorumki bu tarz ayrıntılarda ustalar var onlar yazarlar doldururlar açıkları bulursunuz bi yerlerden hayatını bilmemneyini koyarsınız buraya ben ettiği sözlerden şiirlerden yola çıkıcam inançsız ruhsuz boşlukta savrulan beyinlerinizi ve sevemeyecek güvenemeyecek kadar korkak kalplerinize biraz neşter atıcam okursanız acıtır sölüyüm ama henüz acısız tedavisi bulunamadı risk alacaksın yüzleşeceksin kendinle göreceksin tanıyacaksın ve sonra değişime gelişime doğru adım adım ilerleyeceksin sözü uzatmayalım Yunus üstat sevmez uzun lafları siz başlayın bildiklerinizle tartışın ben geliyorum arkadan üstat varken bana konuşmak düşmez fazla nede olsa |
||
|
||
| Umudunu yitirmek üzere iken tek tutunulması gereken dala tutundu. Aslında dalı bırakmaması gerektiğini düşünürken o dal ona öyle bir sarıldıki işte 7 asır sonra bile o muhteşem yüreği hala örnek alınır vaziyette. Yüzü hürmetine edilen duaların kabul edildiği büyük zat. İslamiyeti islamiyet gibi yaşayan ender evliyalarımızdan birisidir. Hayatı boyunca sadece fakirlik ve devr-i alemle yaşadı. Her yeri gezdi ve her yerde Allah (c.c.) ile yanyana oldu. Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni. Ben yanarım dünü günü Bana seni gerek seni. Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum. Bana seni gerek seni. Aşkın aşıklar öldürür Aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur Bana seni gerek seni. Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem Sendin dünü gün endişem Bana seni gerek seni. Eğer beni öldüreler Külüm göğe savuralar Toprağım anda çağıra Bana seni gerek seni. Yunus Emre |
||
|
||
| Yunus Emre' den bahsederken Taptuk Emre'yi de unutmamak lazım, aralarında geçen bir diyalog şöyle (sinemadan) , Emre'nin Taptuk dergahındaki ilk günleri ............. YE: Bulamayınca sabretmeli, bulunca şükretmeli TE: Bunu köpekler de yapıyor, bulamayınca şükretmeli ,bulunca paylaşmalı ........... |
||
|
||
| taptuk emre'nin dergahı vardı yani bişeyi vardı dünyada sahipt mülkiyeti vardı Yunus'un hiç bir şeyi yoktu olmadı gezdi gezdi öyle avare diyar diyar dört bi yanı hakkı aradı gerçeği aradı daha yakından daha da yaklaşmak için taptuk kardeş yerleşmiş bi alanı var burası benim diyor yani bildiği doğruya gerçeğe sarılmış ya Yunus, hiç bir yere ait olmadı hep daha ötesine daha da ilerisine gitti gerçeğe bir adım daha yaklaşmak için gezdi gezdi durdu gittiği yerlerden göndermek istemediler öyle çok sevdiler onu 18 yerde mezarı vardır Yunus'un ama kimse bilmez hala nerede öldüğünü her memleket mezar yapmış Yunus'a canlısına sahip çıkamadık bari ölüsü bizim olsun işte övünelim kendimizle burayı sevdi bizi seçti diye ama yok bulunamadı bilinmiyor kim bilir belkide bedeninden arınmıştır yüce ruh gezer alemi daha özgür halen |
||
|
||
| Türk milletinin yetiştirdiği en büyük tasavvuf erlerinden ve Türk dili ve edebiyatı tarihinin en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre'nin hayatı ve kimliğine dair hemen hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Yunus'un bazı mısralarından, 1273'de Konya'da ölen, tasavvuf edebiyatının büyük ustası Mevlana Celalettin Rumî ile karşılaştığı anlaşılmaktadır; buradan da Yunus'un 1240'larda ya da daha geç bir tarihte doğduğu sonucu çıkarılabilir. Bilinen hususlar onun Risalet-ün-Nushiyye adlı eserini H.707 (M.1308) yılında yazmış olması ve H.720 (1321) tarihinde vefat etmesidir.Böylece H.638 (M.1240-1241) yılında doğduğu anlaşılan Yunus Emre XIII. yüzyılın ikinci yarısıyla XIV. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır.Bu çağ,Selçukluların sonu ile Osman Gazi devrelerine rastlamaktadır.Yunus Emre'nin şiirlerinde bu tarihlerin doğru olduğunu gösteren ipuçları bulunmakta; şair, çağdaş olarak Mevlana Celaleddin,Ahmet Fakıh,Geyikli Baba ve Seydi Balum'dan bahsetmektedir. Yunus Emre Türbesi Sarıköylü ve Karamanlı oluşu meselesi hala belli değildir. Yüzyıllardan beri halk arasında yaşayan inanca göre O, Sivrihisar yakınında Sarıköy'de doğmuş,çiftçilikle meşgul olmuş, Taptuk Emre adlı bir şeyhe intisap etmiş, tekkelerde yaşamış ve veliliğe erişmiştir. Anadolu'da on ayrı yerde mezarı ( daha doğrusu makamı ) olduğu ileri sürülen Yunus Emre,halk arasındaki inanca ve bazı tarihi kaynaklara göre Sarıköy'de ölmüştür. Orada yatmaktadır. Bugün, Eskisehir-Ankara yolu üzerindeki Sariköy istasyonu yakininda, Yunus Emre'nin türbesi ve bir müze bulunmaktadir. Hacı Bektaşi Veli O bölge köylerinden birinde,Yunus adında,rençberlikle geçinir,çok fakir bir adam vardı.Bir yıl kıtlık oldu.Yunus'un fakirliği büsbütün arttı.Nihayet birçok keramet ve inayetlerini duyduğu Hacı Bektaş'a gelip yardım etmeyi düşündü.Sığırının üstüne bir miktar alıç (yabani elma) koyup dergaha gitti.Pirin ayağına yüz sürerken hediyesini verdi;bir miktar buğday istedi.Hacı Bektaş ona lütufla muamele ederek,bir kaç gün dergahta misafir etti.Yunus geri dönmek için acele ediyordu.Dervişler Pir'e Yunus'un acelesini anlattılar.O da: "Buğday mı ister,yoksa erenler himmeti mi?" diye haber gönderdi.O buğday istedi.Bunu duyan Hacı Bektaş tekrar haber gönderdi: "İsterse o alıcın her tanesince nefes edeyim!" dedi.Yunus buğdayda ısrar ediyordu.Hacı Bektaş üçüncü defa haber gönderdi: "İsterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim" dedi.Yunus yine buğdayda ısrar edince;emretti,buğdayı verdiler.Yunus dergahtan uzaklaştı.Yolda yaptığı kusurun büyüklüğünü anladı.Pişman oldu.Geri dönerek kusurunu itiraf etti.O vakit Hacı Bektaş,onun kilidi Taptuk Emre'ye verildiğini isterse ona gitmesini söyledi. Yunus bu cevabı alır almaz hemen Taptuk dergahına koşarak kendisini YUNUS yapacak manevi eğitimine başladı. Salihli kazası civarında Emre adlı,yetmiş evlik bir köyde.taştan bir türbenin içinde,Taptuk Emre ve çocukları ile torunları yatmaktadır.Türbenin eşiğinde de,bir başka mezar vardır.Bu,Yunus'un bir çok mezarlarından biridir.Yunus Emre kapı eşiğine kendisinin gömülmesini vasiyet etmiş...Şeyhini ziyaret edecekler,kendi mezarını çiğneyerek geçsinler diye. YUNUS EMRE VE TASAVVUF Yunus EMRE, İslam tarihinin en büyük bilgelerinden olup yaşadığı ve yaşattığı inanç sistemi; Kuran'ın özüne ulaşarak, Tek olan gerçeğin (Allah) sırlarını keşfetme ilmi olan tasavvuf ve Vahdet-i Vücud tur. Bu inanç sisteminde tek varlık Allah'dır. Allah bütün bilinen ve bilinmeyen alemleri kapsamıştır, tektir, önsüz sonsuzdur, yaratıcıdır. Eşi, benzeri ve zıddı yoktur.Bilinen ve bilinmeyen tüm evren ve alemler onun zatından sıfatlarına tecellisidir.Alemlerdeki tüm oluşlar ise onun isimlerinin tecellisidir. Her bir hareket,iş,oluş(fiil) onun güzel isimlerinden birinin belirişidir. Hak cihana doludur, kimseler Hakkı bilmez *** Baştan ayağa değin, Haktır ki seni tutmuş Haktan ayrı ne vardır, Kalma guman içinde Dolayısıyla evrende var saydığımız tüm varlıklar onun varlığının değişik suretlerde tecellileri olup kendi başlarına varlıkları yoktur. Bu çokluğu, ayrı ayrı varlıklar var zannetmenin sebebi ise beş duyudur. Beş duyunun tabiatında olan eksik, kısıtlı algılama kapasitesi, bizi yanıltır ve çoklukta yaşadığımızı var sandırır. Ayrı ayrıymış gibi algılanan bu nesnelerin, ve herşeyin kaynağı Allah'ın esmasının (isimlerinin) manalarıdır. Manaların yoğunlaşmasıyla bu "Efal Alemi" dediğimiz çokluk oluşmuştur. Bir adı da "Şehadet Alemi" olan, ayrı ayrı varlıkların var sanıldığı; gerçekte ise Allah isimlerinin manalarının müşahede edildiği alemdeki çokluk Tek'in yansıması,belirişidir. Bu izaha tasavvufta Vahdet-i vücud (Varlıkların birliği,tekliği) denir. Cenab-ı hak varlığını zuhura çıkarmadan evvel gizli bir varlıktı.Bilinmeyen bu varlığa, Gayb-ı Mutlak (Mutlak Görünmezlik),La taayyün (Belirmemişlik),Itlak (Serbestlik),Yalnız vücud, Ümmül Kitap (Kitabın Anası),Mutlak Beyan ve Lahut (Uluhiyet) Alemi de denir. Çarh-ı felek yoğidi canlarımız var iken Biz ol vaktin dost idik, Azrâil ağyar iken. Çalap aşkı candaydı, bu bilişlik andaydı, Âdem, Havva kandaydı, biz onunla yâr iken. Ne gök varıdı ne yer, ne zeber vardı ne zir Konşuyuduk cümlemiz, nûr dağın yaylar iken." "Aklın ererse sor bana, ben evvelde kandayıdım Dilerisen deyüverem, ezelî vatandayıdım. Kâlû belâ söylenmeden, tertip-düzen eylenmeden Hakk'dan ayrı değil idim, ol ulu dîvândayıdım." "Bu cihana gelmeden sultan-ı cihandayıdım Sözü gerçek, hükm-i revan ol hükm-i sultandayıdım." *** ADEM yaratılmadan can kalıba girmeden Şeytan lanet olmadan arş idi seyran bana Sonra Allah bilinmekliğini istemiş ve varlığını üç isimle belirlemiş taayyün ve tecelli ettirmiştir. 1.Ceberut (İlahi Kudret) Alemi: Birinci taayyün,Birinci tecelli,İlk cevher ve Hakikat-ı MUHAMMEDİYE olarak da bilinir. İnsanı Allah'a karşı perdeleyen en büyük şey, onun kendi varlığıdır. Allah, apaçık olan bir gizli ve büsbütün gizli olan bir apaçıktır! Allah'ın zatı sıfatlarda, sıfatlar fiillerde, fiiller varlıklarda ve olaylarda ortaya çıkmaktadır. Allah bütün yarattıklarının her zerresinde her an hazır ve onları sürekli yönlendirmektedir. O "göklerin ve yerlerin nuru" (Kurân-ı Kerim 24/349) olarak her an her yerdedir. O, her an, her yerde tecelli etmektedir. "O her an yeni bir şe'ndedir." (Kur'ân-ı Kerim 55/29). Her şey her an değişmektedir ve değişim onun kudreti ve iradesinin açılımıdır. Allah bütün evrende, bir taraftan her varlığın en küçük zerresinin içinde, bir taraftan bütün evrende en büyük olayların her anını idare eden bir mutlak varlık halinde bulunmaktadır. Allah ismiyle işaret olunan, sonsuz ve sınırsız bir varlıktır Orijin yapı... Mânâ, enerji ve madde platformlarında değişik isimler alır. Allah kavramı, mânânın bile özünde mütalaa edilmelidir. Bu idrâke, Kelime-i Tevhid ile ulaşılır ve Allah isminin mânâsı rastgele bir şekilde değil, Kur'an'da ifade edildiği gibi anlaşılmalıdır Allah isminin işaret ettiği mânânın en güzel tarifini, İhlas Suresi yapmaktadır; "De ki, O Allah Ahâd'dır. Allah Samed'dir. Lem yelid ve lem yuled'dir. Ve lem yekun lehu küfüven Ahad'dır." .Yani sonsuz, sınırsız, bölünmesi parçalanması, cüzlere ayrılması mümkün olmayan Tek.. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ihtiyaçtan beridir. O, ancak Mahlûkatın ihtiyacını karşılar. Doğmamıştır, herhangi bir varlık O'nu doğurmamıştır. O da herhangi bir şeyi doğurmamıştır. Allah'ın benzeri ve misli yoktur, çünkü O; VAHİDÜ'L-AHAD olan varlıktır. Gelelim Kelime-i Tevhid'in diğer yönlerine; Birinci mânâda "la ilahe" "tanrı yoktur ", ikinci mânâda ise, var olduğunu kabullendiğin varlıklar ancak Allah'ın vücuduyla kâimdir. Ayrı ayrı varlıklar görme. "Ayrı ayrı varlıklar yok, Allah var!.." demektir. Onsekizbin alemin cümlesi BiR içinde Kimse yok BiR den ayruk, söylenir BiR içinde Cümle BiR onu BiRler, cümle ona giderler Cümle dil onu söyler, her BiR tebdil içinde *** Her kancaru bakar isem O'ldur gözüme görünen “ ve "Kancaru bakar isem onsuz yer görmezem." "Cümle yerde Hakk hazır, göz gerektir göresi" *** "Ey dün ü gün Hakk isteyen, bilmez misin Hakk nerdedir? Her nerdeysem orda hazır, nere bakarsam ordadır”. *** "Hakk cihana doludur, kimseler Hakk'ı bilmez Onu sen senden iste, o senden ayrı kalmaz." *** "Çün ki gördüm ben Hakk'ımı, Hakk ile olmuşum biliş Her kancaru baktım ise hep görünendir cümle Hakk”. *** "Nereye bakarısam dopdolusun Seni nere koyam benden içeri?" *** Baştan ayağa değin, Haktır ki seni tutmuş Haktan ayrı ne vardır, Kalma guman içinde http://w3.gazi.edu.tr/~ertan/yunus.html |
||
|
||
| Hak bir gönül verdi bana, Ha demeden hayran olur Bir dem gelir şadan olur, Bir dem gelir giryan olur Bir dem gelir söyleyemez, Bir sözü şerh eyleyemez Bir dem cehalette kalır, Nesne bilmez nadan olur Bir dem dev olur ya peri, Viraneler olur yeri Bir dem uçar BELKIS ile Sultan-ı ins-u can olur Bir dem varır mescitlere, Yüz sürer anda yerlere Bir dem varır deyre girer, İncil okur ruhban olur Bir dem gelir İsa gibi Ölmüşleri diri kılar Bir dem girer kibr evine, Firavn ile Haman olur Bir dem döner Cebraile Rahmet saçar her mahfile Bir dem gelir gümrah olur, Miskin Yunus hayran olur |
||