SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => ÖTEKültürler

Konu: Ermeniler

Sayfa: [ 1 ]

deniz 01.01.2005 23:08:59
Ermenilerin Kökeni

Anadolu'nun bugün halen yasayan en eski kavimlerinden biri olan Ermenilerin kökeni kimi kaynaklara göre Urartular'a kadar uzanir. Tarihçilerin üzerinde uzlastigi temel görüslerden biri ise, Ermenilerin, M.Ö. 700'lerde Firat'in dogusuna yerlesen Hint-Avrupa kökenli Phrygialilar'in bir kolunun, bölgenin eski halklarinin kalintilari (Urartular, Hurriler) ve Kafkas kökenli halklarla karismasindan meydana geldigidir.Çevreden gelen sürekli akinlarla yasadiklari bölgede ayakta kalmaya çalisan Ermeniler'in tarihi, bitmek bilmeyen bir devlet kurma ve yitirme mücadelesini anlatir. Basta Iranlilar, Romalilar, Bizanslilar, Sasaniler, Araplar ve çesitli Türk Beylikleri olmak üzere pek çok ulusla savasan, tarih boyunca çogu zaman kendi topraklari üzerindeki egemenliklerini yitiren Ermeniler, buna ragmen dillerini ve kültürlerini yasatmayi, kisaca var olmayi becerebildiler.
Ninova Kütüphanesinde Bulunan Kitaba Göre Ermenilerin Kökeni Mar Apas Katina'nin Ninova kraliyet arsivinde buldugu bu kitaba göre, tufandan sonra, dünyaya, Nuh Peygamber'in ogullari Zirvan, Didan ve Habedoste, yani Sem, Kam ve Hapet hükmetti. Ermenilerin atalai ise Hapet'in soyundan geldiler. Hapet'in ilk oglu Komer'dir. Onun oglu Tiras'in evlatlari, Askanaz ve Torkom adlarini tasir. Torkom'un oglu Hayg ise Pel'in istibdatina karsi isyan etmistir. Nemrut diye de anilan Pel ise Kam'in yani Didan'in soyundan gelmistir. Mar Apas Katina'nin, iste bu kitaptan, Yunan ve Asur harfleriyle kopya edip, Nusaybin'de kral Vagarsag'a sundugu bölüme göre Ermeniler'in tarihi böyle baslamis. Yakisikli, korkusuz, çok iyi ok atan, belagati üstün, yaratici zekaya sahip Vagarsag bu kitabi almis, hazinelerin en kiymetlisi sayarak sarayinda özel ihtimamla korumus, bir bölümünü de bir heykele kaydetmelerini, ölümsüzlestirmelerini emretmis. Mar Apas Katina'niri Ninova'dan getirdigi Ermeniler tarihi söyle basliyor: "Ilk tanrilar görünümleriyle ürkütücü ve görkemliydiler. Pek çok güzelliklerin, bu arada dünyanin ve insan soyunuin baslangicinin nedeniydiler. Tanrilardan, heybetli bir devler nesli olustu. Biçimsiz, iri yapili bu devler, bir kule yapmayi kararlastirdilar küstahça; bu düsüncelerini uyguilamaya geçtiler. Tanrilar kizdi, müthis bir firtina patladi, kule yikildi. Bütün diller karisti, gürültü ve saskinlik her yani sardi. Iste bu devlerden biri, Habedoste'nin soyundan gelen güçlü okçu, namli bey Hayg idi."

Hiristiyanlik ve Ermeniler
Ermeniler, Hiristiyanlik'la ilk olarak M.S. 1.yüzyilda tanisti. Isa'nin havarilerinden Aziz Tadeos, Aziz Bartolomeos ve takipçilerinin çabalari sayesinde o güne dek putperest olan genis bir Ermeni toplulugu Hiristiyanligi kabul etti. Romalilar'in buna karsi çikmasina, 197 ve 230 yillarinda, Anadolu'da yasayan Hiristiyan Ermeniler'i kirimdan geçirmesine ragmen Hiristiyanligin Ermeniler arasinda yayilmasi durdurulamadi. Nihayet 301 yilinda, Aziz Krikor'un önderligi sonucunda 3. Dirtad, Hiristiyanligi Ermeni Kralligi'nin resmi dini olarak kabul etti.
Kutsal metinlerin Ermenice'ye çevirilmesi ihtiyaci, Aziz Mesrob'un 404 yilinda Ermeni alfabesini yaratmasiyla sonuçlandi. Altin Çag olarak adlandirilan bir kültürel devrimin kapilarini açan bu gelisme, Ermeni ulusunun ileride, çesitli imkansizliklar altinda bile varligini koruyabilmesini saglayan en önemli unsur olacakti.
451 yilinda toplanan Kadiköy Konsili'nin kararlarini benimsemeyen ve o tarihten bu yana Hiristiyanlik içerisinde bagimsiz bir kol olarak yasamayi sürdüren Ermeni Kilisesi, bugün sekiz milyonu askin üyesiyle, dünyada 50 milyondan fazla üyesi bulunan Kadim Ortodoks Kiliseler ailesine mensuptur.

Bizans Baskentinde Ermeniler

Istanbul Dogu Roma Imparatorlugu'nun merkezi olduktan sonra, 360 yilinda Ermeni Katolikosu (Baspatrik) 1. Nerses'in Yassiada'ya sürüldügü sirada baskentte küçük bir Ermeni cemaati zaten vardi. Bizans Imparatorlari 6. ve 10. yüzyillarda Ermeniler'in Istanbul'a göçünü tesvik ettiler.
Katolikos 2. Hovhannes (565-574), Persler'e karsi basarisiz bir isyandan sonra, birçok Ermeni soylusunun refakatinde Istanbul'a sigindi. Ermeniler kendi dilleriyle ibadete basladilar, Bizans ordusunda parali asker olarak görev yaptilar ve imparatorluk içinde yüksek makamlara eristiler. Imparator Moris, Mezizios, Imparator Filipikos-Vartan, Ardavazd, Alexios Museles, Bardanes, Arsaber, Leo V, Imparator Makedonyali Vasil, Romanos-Lekapenos gibi birçok Bizans yöneticisi, Sezar Bardas, Gramerci Ioannis, Fotios ve Filozof Leo gibi bilim adamlari tamamen ya da kismen Ermeni idi. Depremden zarar gören Aya Sofya'nin kubbesinin onarimini üstlenen mimar, Ani'li bir Ermeni'ydi ve Dirtad adini tasiyordu.

Osmanli Döneminde Istanbul Ermenileri

Ermeni cemaati ile yakin iliski içerisinde olan Fatih Sultan Mehmet, Bizans döneminde Bati Anadolu, Trakya ve Balkanlar'daki Ermeniler üzerinde nüfuzu olan ve o tarihe dek Bursa'da bulunan Ruhani Reislik makamini 1461 yilinda Patriklik seviyesine yükseltti. Müslüman bir Sultan'in bir Hiristiyan Patrikligi'ni tesisi, daha önce benzeri görülmemis bir olay olarak tarihe geçti.
15. ve 18. yüzyillarda, Kirim, Dogu Anadolu, Iran ve Kafkasya'dan birçok Ermeni Istanbul'a göç etti. Giderek genisleyen Osmanli topraklarindaki tüm Ermeni cemaatleri Istanbul Ermeni Patrigi'ni milletbasi olarak tanidilar.
Istanbul'daki ilk Ermeni matbaasi, bir din adami olan Apkar Tibir tarafindan açildi (1567). Bitlisli 9. Hovhannes Golod Istanbul Patrigi seçilince (1715) Ermeni cemaatinin yasaminda kültürel bir rönesans basladi. Bati Ermenicesi grameri hazirlandi. Ruhbanlik disi ilk Ermeni okulu Tibranots Kumkapi'da ögretime açildi (1790). Istanbullu'larin ilk Ermenice gazetesi, Lro Kir Medzi Derutyan Osmanyan (Büyük Osmanli Devleti Gazetesi) yayimlanmaya baslandi (1832). Ilk Istanbul Ermeni tiyatro kumpanyasi Hasköy'de perdelerini açti (1858). 1850'lerin sonunda, Ermeni okullarinin sayisi yalnizca Istanbul'da 40'i asiyordu. Yayimlanan Ermenice gazete sayisi ise 20'yi buluyordu.
Ermeni Katolik cemaati özellikle Fransiz Elçisi'nin çabalariyla 1831 yilinda Istanbul'da resmen olustu. Bu tarihten 20 yil kadar sonra, 1853'te bu kez Ingiliz Elçisi ile Amerikali misyonerlerin çabalari sonucunda, Ermeni Protestan cemaati kuruldu.
Ermeni cemaati 15. ve 19. yüzyillarda Osmanli Imparatorlugu'na sayisiz devlet ve bilim adami, pek çok degerli sanatçi verdi. Ermeni mimarlar baskent Istanbul'u camiler ve saraylar basta olmak üzere, birbirinden güzel yapilarla donatti. Bu yapilarin pek çogu bugün de ayakta duruyor ve kenti süslemeye devam ediyor.
Ermeni cemaatinin kendi sosyal ve kültürel meselelerine iliskin talepleri 1840'li yillardan baslayarak, çesitli olusumlarla Bab-i Alî'den karsilik buldu. Sultan 1. Abdülmecit'in emriyle, Ermeni cemaatinin yönetimi için ilk resmi Ruhanî ve Cismanî Meclisler 1847 yilinda olusturuldu. Nizamname-i Millet-i Ermeniyân adini tasiyan cemaat tüzügü ise 17 Mart 1863'te Sultan 1. Abdülaziz tarafindan onaylandi. Halkin iradesine önem veren ve toplum yöneticilerini seçimle göreve getiren Nizamname, ülkemizdeki halkçilasma sürecinin belki de ilk yazili belgesi oldu.
19. yüzyilin sonlarina dek, Istanbul Ermeni Patrikligi'ne Orta Dogu'dan Avrupa'ya, Kuzey Afrika'dan ABD'ye çok genis bir cemaat toplulugu bagli bulunuyordu. Ancak, Osmanli Imparatorlugu artik çözülme sürecine girmisti. Çesitli milletler imparatorluktan ayrilip, bagimsizliklarini ilan ettiler. Osmanli Ermenileri'nin büyük çogunlugu Osmanli Devleti'nin gelecegine olan inancini sürdürüyordu, ancak bazilari, mevcut kargasa ortaminda can ve mal güvenliginden endise duydugunu ifade ederken buna kültürel otonomi gibi taleplerini de ekliyordu. Küçük bir azinlik ise bagimsizlik kazanmanin pesindeydi. Büyük devletlerin de çabalari sonucunda, kadim Türk-Ermeni dostlugu yavas yavas yerini güvensizlik ortamina birakti. Ermeni literatürüne Medz Yegern (Büyük Felâket) olarak geçen tehcirin sonuçlari yikici oldu (1915).

Cumhuriyet Döneminde Ermeniler

1923'te Mustafa Kemal Atatürk'ün kurdugu yeni Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Osmanli'daki çok milletli sistem kaldirilarak, ulus devlet ve vatandaslik sistemi benimsendi. Ermeniler resmen azinlik statüsüne geçtiler. Istanbul Ermeni Patrikligi 1922-27 arasinda 5 yil patriksiz kaldiktan sonra Muslu I. Mesrob Türkiye Ermenileri'nin 80. Patrigi oldu. Medeni Kanun'un kabulüyle birlikte Osmanli döneminde uygulanan her cemaati kendi dini yasalarina göre yönetme sekli ortadan kaldirildi. Patrikler cemaatin dini ve sosyal kurumlarinin ruhani gözetmeni sayildi.
1935'te Vakiflar Kanunu Resmi Gazete'de yayimlandi. Kilise, okul, hastane, yetimhane gibi Ermeni kurumlarinin bagli oldugu tüm vakiflar, Vakiflar Genel Müdürlügü'nün denetimine geçirildi. 1942'de çikartilan Varlik Vergisi Kanunu tüm diger azinliklar gibi Ermeniler üzerinde de yikici etkiler yaratti.
Cumhuriyet döneminde açilan ilk ve tek ruhban okulu, Üsküdar'daki Surp Haç Tibrevank Ruhban Okulu oldu (1954). Ancak 1969'da okulun teoloji bölümü Istanbul Milli Egitim Müdürlügü'nce kapatildi.
Ermeni cemaati Kurucu Meclis'e oldugu gibi, daha sonraki yillarda T.B.M.M.'ye de milletvekilleri gönderdi. Dr. Zakar Tarver ve Migirdiç Sellefyan'dan sonra, 1960 tarihinden itibaren ise Meclis'te hiçbir Ermeni milletvekili yer almadi.
Türkiye Ermenileri Patrikligi'nin 500. kurulus yili 1961 yilinda kutlandi. Yetim bir tehcir çocugu olan Yozgatli Patrik I. Snorhk, yurtdisinda Türk diplomatlarina yönelen terörizmin giderek tirmandigi zorlu bir dönemde görev yapti. Verdigi demeçlerde, diaspora Ermenileri'nin Türkiye aleyhtari gösterilerini hiçbir zaman onaylamayacagini bildirdi. Ilk kez bir Cumhuriyet çocugu, Istanbullu II. Karekin, Türkiye Ermenileri 83. Patrigi seçildi (1990). Cemaati 2000'li yillara tasiyacak olan 84. Patrik ise Istanbullu II. Mesrob oldu (1998).
Bu topraklardaki geçmisi 2700'ü yili asan Türkiye Ermenileri, bugün 70 bini askin üyesiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük azinlik nüfusunu olusturuyor. Büyük çogunlugu Istanbul'da olmak üzere 33 kiliseye, ilk, orta ve lise derecesinde 20 egitim kurumuna sahip olan Türkiye Ermeni Cemaati ayrica, hastane, vakif, dernek gibi çesitli cemaat kurumlarini da kendi bagislariyla ayakta tutuyor.

alıntı
 

deniz 01.01.2005 23:26:53
Ermeni Dili

Ermenice Hint-Avrupa dil ailesinde 38 harflik özel alfabesiyle bagimsiz bir dal meydana getirmistir. Hint-Avrupa dillerinin doguda bulunan son dallarindan biri Ermenicedir. (yerli dilde: Hayeren ) Ermeniler Khaldes’lerden birçok kelimeyi ödünç almislardir. Eyalet ve genis ölçüde yer adlarinin hepsi Urartu kökenlidir. Er , ner iar gibi Ortaçag’da çok kullanildiklari halde modern Ermenice’ye geçmis sonekler yine Urartu Kökeni tasir.
Ermenice’nin Phygien (Friyka dili) ile iliskisi : Eski cografyaci ve tarihçileri ile Bositonius (M.Ö. I yy. ) Ermeniler , Araplar ve Suriyeliler arasinda dil, fiziksel yapi , örf ve adetler bakimindan benzerlikler bulmuslardir. Etienne de Byzance (VI yy.) Ermenice’yi Phrygien diline benzetirdi. Phrygien dili hakkinda elde bulunan pek az bilgi Ermenice’nin , eskilerin dedigi gib Phrygien bir çesidi olduguna dair düsünceyi ne red ne de kabul etmeye yeterlidir.

Dilcilerin Düsünceleri : Modern zamanlarda Lacrase (1661 - 1739) Ermenice’yi Medes’lerin dili ile birlestirmistir. Daha baskalari ise , derin incelemeler sonucunda onu Iran dilleri arasinda tasnif etmislerdir. Böylece Bopp ( 1791 - 1867 ) yazdigi Hint-Avrupa dilleri gramerinde ona ayri bir yer vermistir. Petermann ( 1801 - 1876 ) ve Windischmann ( 1811 - 1861 ) Ermenice’yi Hint-Avrupa dilleri arasina koymustur. Daha sonra F.R. Müller ( 1823 - 1900 ) De La Zarte ( 1827 - 1894 ) ve daha baska dilciler bu düsünceyi paylasarak arastirmalarini o yana dogru yönettiler. Bu bilginler Ermenice’yi Iran grubuna sokuyorlardi çünkü Iran yaylasi Hint-Avrupali milletlerin besigi sayilmaktaydi.Hübschmann Kurami : Ilk kez Hübschmann Ermenice’nin Hint-Avrupa dilleri ailesinde bagimsiz ve ayri bir dil oldugunu kanitladi. ( 1875 ) Alman dil bilimcisi Ermenice’yi yabanci kelimelerden arindirdiktan sonra vokalizi ile Aryen dillerine degilde , Avrupa dillerine baglandigi sonucuna varmistir. Boylece bu dilin fonetik ve morfolojik karakterlerini ortaya çikarmistir. Hübschmann’in kuramlari dilcilerin büyük bir bölümü tarafindan kabul edilmistir.

Ermeniler’in Khaldes Imparatörlugunun göçünden sonra , Ermenice yeni gelenler kadar yerlilerin de ana dili oldu. Ermeniler kendi dillerini Khaldes’lere empoze ettiler. V. yüzyilin yazarlarininbiraktigi eserlerden anlsilacagigibi bu dil, yazininbulunusundan sonra gelismemis , dah aeskilerden gelismis olarak gelmistir. V. yüzyildan önceki tarihlerde halk tarafindan olmasa bile sarayda , soylular ve ruhaniler arasinda konusuldugu düsünülebilir. V. yüzyilin baslarindan baslayarak büyük bir gelisme gösterdi. Ermenice Yunanca’dan , Latince’den , Asurca’dan ve özellikle Farsca’dan pek çok kelime almistir. Daha sonraki devirlerde ise Arapça , Türkçe ve Fransizca’dan Ermenice’ye bazi kelimeler girmistir. Bununla beraber Ermenice’nin kelime hazinesinde kökeni bilinmeyenlerin orani %60’in üstündedir.  
Ermenice Eski , Orta ve Yeni olmak üzere üç çaga ayrilir.

* Klasik Ermenice (yerli dilde Krapar ) : Çok eski ise de , ilk yazili aniti ( Kutsal Kitap çevirisi ) ancak V yüzyildan kalmadir ; kendine özgü bir alfabesi vardir. Klasik Edebiyat dilidir. Asagi yukari VIII. Yüzyildan beri ancak bir kilise ve bilginler dili halinde yasamaktadir.

* Orta Ermenice (yerli dilde Miçin Hayeren ) XVII yüzyilda baslarve XV. Yüzyila kadar kadar devam eder. Kilikya-Ermeni devleti belgeleriyle taninmis olup ikinci bir ses degisikligine ugramistir.

* Yeni Ermenice (yerli dilde Askharapar ) Iki grupta toplanan çesitli lehçelerden meydana gelmistir. Dogu Ermenice ( Ermenistan , Iran , Hindistan ve Uzak Dogu) ve Bati Ermenice ( Türkiye Yakin Dogu , Avrupa , Afrika , Amerika ve Avusturalya’ya göç eden Ermeniler ) . Dogu Ermenicesi Ermenistan Cumhuriyeti’nin resmi dili olarak kullanilmaktadir. Bu iki Ermenice gramer bakimindan birbiriden çok farkli degildir. Her dilde oldugu gibi Ermenice’de de lehçeler bulunmaktadir.

Ermeni Yazisi

Ermeni yazisi 412 yilinda papaz Mesrob Masdots tarafindan birçok eski alfabeden yararlanilmak süretiye 36 harften olusan bir sistem olarak türetilmistir, Kilikya Devleti devrinde O ve F isaretleri eklenmistir. Alfabedeki harf sirasi ve harf adlari Yunan alfabesinden uyarlanmistir.



Ermeniler kendi dillerinin gelisimi süresince Fars’çadan ödünç aldiklari 1500 kök araciligiyla Cagad ( alin ) , Baderazm ( Savas ) , Askharh ( Dünya ) , Asbed ( Sövalye ) , Nakharar ( Bakan ) , Tas ( Ders ) , Tibir ( Muganni ) , Asagertd ( Ögrenci ) , Vartabed , Varjabed ( Ögretmen ) , Tasdiarag ( Egitimci ) , Tahlic ( Bakanlar Kurulu , Kabine ) , Ampar ( Ambar , depo , ardiye ) , Abrank ( Mal ) vb. gibi 10 binden fazla kelime türetilmistir. Ayni sekilde Yunanca’dan 700 kök (Pem , Tadron , Megeti , Balad , Yebisgobos , Gatogigos , Badriark , Yegegetsi , Ganon vb ) , Asurcadan 200 kök ( Kahana , Apega , Gatsa , Sigta , karoz , Kura , Suga , Khanut vb. ) almislardir. Böylece ödünç alip kendine mal ettigi ve özümledigi köklerle Ermenice , güçlü ve zengin bir dil olarak gelisebilmistir.
Ilk Ermeni matbaasini , kendine Megabard yani günahkar unvanini veren Agop adinda biri 1512 tarihinde Venedik’te Ermeni harfleri ile dört kitap basmistir. O tarihlerde ilk defa Avrupada Ermenice olarak basilan bu kitaplar birer bas yapit olarak degerlendirilmektedir.

Ermenice Türkçe Iliskileri ve Ermenice’den Türkçe’ye Geçmis Olan Kelimeler
Yapilan arastirmalar sonucunda , dunyamizda gerkese tarihte , gerekse tarih öncesi çaglarda baska irklarla az çok karismamis veya onlardan etkilenmemis hiçbir irkin mevcut olmadigi belirlenmistir. Ermenice nin Türkçeyle birkaç çesit iliskisi bulunmaktadir. Eskiden kullanilan Ermenicede ve günümüz Ermenicesi lehçelerinde birçok Türkçe kelime ve deyimlere rastlanmaktadir. Bunlar Osmanli egemenliginin baslangicindan itibaren bu dile girmis olanlardir. Buna karsin son yüzyillarda Türkçeye geçmis olup halen kullanilmakta olan Ermenice kelimelere de rastliyoruz. Uzunca süre ayni topraklari paylasmis olan iki komsu halkin birbirinden kelime alisverisinden bulumus olmalari pek dogaldir.
Ermenice’de ve Türkçe’de bazi benzes kelimeler vardir. Bunlar Arapça ve özellikle Fars’ça gibi diger müsterek kaynaklardan alinmadir.

Ermenice - Türkçe
Jamanag - Zeman, Zaman
Mom - Mum
Daghdak - Tahta
Guyr - Kör
Sadana - Seytan

Nihayet Ermenice ve Türkçede bazi kiyaslanabilir benzes kelime ve deyimlere de rastlamak mümkün olabiliyor. Her iki dilin de yerlileri olma izlenimini veren bu kelime ve deyimlerin Ermenice ve Türkçeye nasil girdikleri konusunda kesin bir karara varmak zordur. Bununla beraber bunlarin büyük bir ihtimalle Turani kökenli olduklari düsünülürse tarih öncesi çaglarda Ermenilerin yabanci bir Turani halka olan iliskileri bir etkilesim söz konusu olabiliyor.

V. yüzyildan beri Ermenicede kullanilagelmis olan su kelimeleri Türkçeyle kiyasliyalim.
 
Ermenice - Türkçe
Ayr,erig,aru - Er,Erkek
Es - Essek
Yug,yeg - Yag
Torn -Torun
Sokh - Sogan
Khod - Ot
Çur - Su
Turs - Tisra tasra disari
Geras - Kiraz

deniz 01.01.2005 23:30:19
Ermeni Edebiyati

Ermeni edebiyati su devrelerden olusur.

Sözlü Mitolojik (efsanevi) ve Tarihi Edebiyat ( M.Ö. M.S. 305 )
    Ara Devre ( Yabanci dille yazilan eserler ; 305 403 )
    Sözlü tarihi Edebiyat
    Yazili edebiyat ( 305 ‘ten günümüze )
    Altin Çag ( V. Yüzyil )
    Asil Altin Çag ( 403 450 )

Ikinci derecede mütercimler ve halefleri
    Ilk Gerileme Çagi ( 500 1100 )
    Elenistik Ekol ( 500 600 )
    Bizans ve Arap egemenligi sirasinda edebiyat ( 600 895 )
    Pakradunilerin egemenligi sirasinda edebiyat ( 895 1100 )
    Gümüs Çag ( 1100 1200 )
    Ikinci gerileme çagi ( 1200 1700 )

Ermeni Edebiyatinda Uyanis (Rönesans) ( 1200 1700 )
    Modern Edebiyat ( 1850’den günümüze )
    Geçis Devresi ( 1850 1890 )
    Çagdas Devre ( 1890 ‘dan günümüze )

deniz 01.01.2005 23:34:03
Ermenilerde Egitim Spor ve Kültür

Ermeni Kültür Kurumlari Ermenilerde kültür kurumlarina ilk kez 17. yy'in sonu ve 18. yy'in baslarinda rastlanir. Bu dönemdeki kurumlar "kardeslik" adi altinda daha çok dinsel ve hayirsever amaçlarla kurulmuslardir. Ermeni kültür kurumlari tarihsel olarak üç döneme ayrilirlar:  
1) 1810 öncesi "eski dönem", genellikle "kardeslik",  
2) 1810-1908 arasi "orta dönem", genellikle "kurum",  
3) 1908 sonrasi "yeni dönem", genellikle "dernek" adi altinda toplanilir.  
 
Yeni dönem öncesi kültür kurumlari genel anlamda okullara yardim Mekhitarian Okulu etmek disinda, okul olmayan yörelerde okul açma çalismalarinda bulunur. Ermeni kültür yayilma dönemi Tanzimat'la (1839) baslar, 1880'li yillarda son bulur. 1881'de okul ve dernek salonlarinda toplanti ve konusma düzenlemek yasaklanir. 1882'de Babiali tüm kültür kurumlarinin listesini, amaçlarini ve maddi durum raporlarini ister. 1895-1908 arasinda Istanbul'da kültür kurumlarinin hayati durmustur.  
 
19. yy'in ikinci yarisinda Galata'da 41, Pera'da (Beyoglu) 84, Feriköy'de 10, Pangalti'da 4, Dolapdere'de 2, Sisli'de 7, Sakizagaci'nda 1, Taksim'de 2, Besiktas'ta 21, Ortaköy'de 29, Kuruçesme'de 3, Arnavutköy'de 5, Rumelihisar'da 9, Boyaciköy'de 6, Istinye'de 1 Yeniköy'de 2, Büyükdere'de 5, Sariyer Yenimahalle'de 2, Beykoz'da 6, Kandilli'de 1, Kuzguncuk'ta 3, Üsküdar Selamsiz'da 53, Üsküdar Yenimahalle'de 20, Üsküdar Icadiye'de 4, Haydarpasa'da 1, Kadiköy'de 27, Kartal'da 2, Kinaliada'da 3, Tophane'de 1, Etmeydani'nda 5, Hasköy'de 33, Eyüp'te 7, Balat'ta 20, Karagümrük'te 7, Salmatomruk'ta 10, Topkapi'da 14, Samatya'da (Kocamustafapasa) 39, Narlikapi'da 4, Samatya Yenimahalle'de 3, Gedikpasa'da 17, Kumkapi'da 43, Kumkapi disinda 3, Makriköy'de (Bakirköy) 14, Yenikapi'da 21, Langa ve Musalla'da 10, Ayastefanos'ta (Yesilköy) 2, Yedikule'de 1, Nisanca'da 1, Besiktas'ta 1 Kasimpasa'da 1, semti saptanamayan 77 olmak üzere toplam 688 Ermeni kültür kurumu vardi.  
 
Bu kültür kurumlarindan bazilari günümüze ulasabilmislerdir. Bunlar ya kilise korolari (Tibratz Tas) veya okullardan yetisenler dernekleridir (Sanutz Miutyun). Istanbul'daki Ermeni kültür kurumlari içerisinde kilise korolarinin yeri büyüktür. 18. yy'in basinda kurulan düzenli kilise korolari arasinda ilkler Kumkapi'daki Surp Asdvadzadzin Patriklik, Samatya'daki Surp Kevork ve Balat Surp Hresdagabed kiliseleri korolaridir.  
 
5 Subat 1811'de Patrik XI. Hovhannes Çamasirciyan döneminde ilk Ermeni kilisesi koro tüzügü yayimlanir. Surp Asdvadzadzin Basimevi'nde yayimlanan bu 9 maddelik tüzükten yaklasik bir yüzil sonra, Patrik I. Magakya Ormanyan döneminde korolara önem verilerek yeni bir yönetmelik hazirlanir. 70 maddelik bu tüzük 5 Subat 1904'te onaylanarak yayimlanir.  
1906'da Kumkapi'daki Patriklik Kilisesi Korosu 70 kisilik bir grup kurarak Magar Yegmalyan'in armonize ettigi üç sesli badaragi okur. 1906'da Galata Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi Korosu, Levon Çilingiryan'in, Besiktas Surp Asdvadzadzin Kilisesi Korosu, Aram Pijisgyan'in Yenikapi Kilise Korosu ise Yegmalyan'in faminör-karma armonizasyonlu badaragini ögretirler.  
Bu çabalar sayesinde Ermeni Kilisesinin diger bazi ayinleri de çoksesli olarak armonize edilerek uzun yillar okunur. Bu korolar dinsel müzik disinda halk müzigini de basari ile okuyup birçok konser düzenlerler.  
 
Cumhuriyet'in ilanindan hemen sonra kilise korolarinda tekrar canlanma baslar. Yeni korolar kurulur, eskiler yenilenir. Cumhuriyet döneminde kurulan ilk kilise korosu, Kumkapi Patriklik Kilisesi Korosu üyelerinin bir kisminin kurdugu Kogtan Kilise Korosu'dur (1924). Operaya da birçok solistler yetistiren kilise korolarinin son yönetmelikleri 27 Aralik 1991'de Patriklik Ruhani Meclisi tarafindan onaylanarak 1992'de yayimlanir. 1994'te Istanbul'da 20 kilise korosu faaliyettedir.
 
Günümüze degin yasayan diger kültür kurumlari, okullardan yetisenler dernekleridir. Bunlar kültürel amaçli konser, panel, açikoturum, konferans, gösteri ve sergiler düzenlerler. 1994'te bu türden faaliyette bulunan dernek sayisi 25'tir.

deniz 01.01.2005 23:37:17
Ermenilerde Din

Hiristiyanliktan Önce Ermeniler

Ermeniler hiristiyan olmadan önce (Samani) idi. Ermeni Kilisesinde halen eski dine ait bazi semboller hala muhafaza edilmektedir.

Hiristiyanliktan önce Ermeniler Günesi Ana Ay’i da Ata olarak tanirlardi.Samani inancina göre (Mezar yer-su Tanrisi araciligi ile Ay’a ulasan Ata ruhlarini temsil eder.) Bazi Ermenilerin mezarlarina güvercin sembolu koymasi (ari ruhu göge uçan kimselerin) oldugunun temsil eder.

Günes ve ates Ermenilerin Samani olduklari devirlerde son derece mukaddes sayilir ve ates ayinleri tertiplenirdi ki Ermeniler bu dönemlerinde (Grabasdutyun Atesperestlik) adini vermislerdir. Hirisitiyan olduktan sonra ise günese olan sayginliklarini aynen muhafaza etmislerdir. Ermeni kilisesinin mihrap merkezinde günes sembolu bulunmaktadir. Sabah dularinda günesin adi geçer.

Ermeni Kilisesinin Dogusu

Ermenilerin ilk Hristiyanlik devri Arsaguniler Hanedanligina mensup Kral Arsam’in oglu Krap Apkar’in Hristiyanligi kabul etmesiye baslar ancak Kral Apkar’in vefatindan sonra Ermeniler tekrar eski Atespereslik inancina dönmüslerdir.

Kral Apkar’in asil adi (Avak Hayr)dir. Türkçesi (Alim Adam , büyük Adam) dir. Bizanslilar ve Süryaniler bu ismi telafüz edemediklerinden (Abagar veya Apkar) seklinde kullanilmistir.

Süryaniler Kral Apkara’a (Ukömö Apkar) demislerdir. Süryanice (Kara Apkar) anlamina gelmektedir.

Ermenilerin Hiristiyanligi kesin olarak kabul etmesi M.S. 301 ve Kral Drtad dönemindedir. Basta Kral olmak üzere Devlet ordu ve millet bütünlügü içinde Hiristiyanligi topyekün kabul etmis olan ilk millet kesinlikle Ermenilerdir.

Aziz Krikor’un öncülügünde Hiristiyanligi kabullenen Ermeniler Onun adini Lusavoriç Aydinlatici olarak degistirmislerdir. Bu sebeple Ugapar Havariler Kilisesi olarak bilinen Ermeni Kilisesi ayni zamanda Lusavorçagan adi ile de anilir.

Kendisi Ermeni Kiliseni nin basi olarak Aziz Lusavoriç daha sonra M.S. 302 de Kayseri Baspiskoposu Gevontinos tarafindan Baspiskoposluk unvani almis ve bizzat Piskopos Gevontinos tarafindan (Aziz Lusavoriç BasYebisgopos) olarak ilan edilmistir.

Dini Merkez

Ilk dini merkez günümüzdeki Ermenistan in baskenti Yerevan Erivan in 20 km batisinda ve o zamanlarda Ermenistan in baskenti olan Vagarsabat da idi ki sonradan Eçmiatzin adini almistir.

Aziz Krikor Bartev in istegi ve Ermenistan Krali Büyük Drtad in onayi ile meshur (Santarabed) tapinagi yiktirilmis ve yerine Aziz Eçmiatzin Katedrali yapilmistir.

Bizans in fethinden sekiz yil sonra Büyük Türk Hakani Bursa da Hovagim Yebisgpbos’a verdigi sözü yerine getirerek birçok Ermeni ailesini ile birlikte Hovagim Yebisgobosu’u payitaht Istanbul’a getirip 1461 yilinda Ermeni cemaatinin Patrik’i olarak ilan ve tasdik etti. Bu suretle Türkiye Ermenileri Patrikligi resmen tesis edilmis oldu.


Istanbul Ermeni Katolik Cemaatinin Resmen Taninmasi

Kilikya ve Istanbul cemaatleri, ikisi de dogrudan papaliga bagli iki müstakil cemaat olusturmaktaydi.. Osmanli devletinin diger Türk uyruklu Hiristiyan cemaatlerine tanidigi medeni hak ve imtiyazlardan yararlamamiyordu. Bu nedenle iki cemaat, gerek Ermeni Ortodoks, gerek Ermeni Katolik, medeni, hukuk acisindan Ermeni Ortodoks Patrigine tabiydi.

Istanbul Ermeni Katolikleri, öz kiliseleri bulunmadigindan, milli denilen Ermeni kiliselere gidiyorlar: günah itirafi icîn kendi ruhanilerine basvurduktan sonra hu kiliselerde taam ayinlerine katiliyorlardi. Ancak Roma, tümümle disa dönük bu "Comunicatio in sacris i (dini istiraki) men edince, Katolik olmayan kiliselerden yavas yavas uzaklasarak, latin kiliselere gitmeye basladilar, ya da meskenlerde toplanarak dinsel görevlerini yerine gelirdiler bununla beraber, vaftizler, nikâhlar, cenazeler için katolik olmayan Ermeni kardes kiliselerine basvurmalari yasal bir zorunluluktu ve bu zorunluluk 1830'a kadar süregeldi. Ermeni Katolik cemaati bu tarihte özgürlügüne kavustu, diger bir deyimle varligi resmen tanindi.

Ermeni Katolik cemaatinin, dinsel görevlerini yerine getirmek için faydalandigi latin kiliselerinden en çok ragbet gören, Karaköy'deki Sen Piyer kilisesi idi, türkçe vaiz veren, Krikor Giragosyan adinda bir Ermeni Dominiken rahibin de burada bulunmasi. Sen Piyer kilisesinin kismen Ermeni Kilisesine dönüstürmüstü.

Ermeni Katoliklerin Latin Kiliselerine gitmelerinden hoslanmayan Katolik olmayan kesim milletdaslarina karsi baskilara giristi vu bu durum 1830 yilina kadar devam etti. Papalik makami bu durumu ogrenince 8 Mart 1828 de Fransa Büyükelçisinden Sultan nezninde tavassutta bulunmasini istedi. Bu girisim netice vermedi. 8 Temmuz 1828 de Rus Çari Papa ya Dogu Hiristiyanlarinin korunmasi için yardimini teklif etti. Diger yandan Papa VIII Pius Avusturya Imparatoru ve Fransa Kralina resmi bir mektup iel basvurarak Ermeni Katolik cemaatini için bagimsiz bir ruhani Reisi konusunda Sultan Hazretlerinin onayini istedi. Nihayet 6 Ocak 1830 da yayinlanan Iradei Sahane ile Sultan II Mahmut Ermeni Katolik tebaasina asagidaki ayricaliklari tanidi.

1.Imparatorluk baskentinde bir Patriklik ve b,r Basepiskoposluk ihdasi.
2.Sürgün deilen tebaasinin geriye dönüsü hak ve mallarin iadesi.
3.Kilise insa etme özgürlügü
4.Osmanli Imparatorlugunda diger cemaatlere taninan imtiyazlarin Katolik din görevlilerine de tesmili.

1928 yilinda Roma’da toplananErmeni Katolik Episkoposlar Konferansi Gatogigoslugun tekrar dogum yeri olan Lübnan’a nakledilmesini yerinde buldu. 28 Haziran 1928 tarihli karaname ile Istanbul Gatogigos patrikligi siradan bir Basepiskoposluga dönüstürüldü.

Günümüze kadar bu mevkii de bulunan Basepiskoposlar
Mgr. Hovsep Rokosyan 1928-1930
Mgr. Vahan Kiçuryan 1930-1936
Mgr. Bogos Kireçyan 1936-1965
Mgr. Hovhannes Çolakyan 1967-

deniz 01.01.2005 23:39:54
Ermeni Müzigi

Istanbul'un çok renkli kültür evreninde kendine özgü tonlariyla varligini sürdüren Ermeni kültürünün en belirgin parçalarindan bir mimari ise, digeri de kuskusuz musikidir. Dindisi kültürlerini Müslümanlar ve diger azinliklarla paylasan Ermeniler, yüzlerce yil dinsel kültürlerini dis etkilere karsi korumaya çalismislardir. Böylece Ermeni besteciler musiki etkinliklerini daha çok klasik Türk musikisi, 19. yy'in ortalarindan sonra da klasik Bati musikisi kulvarinda sürdürmüslerdir. Dinsel musikideki kapalilik ise yaklasik 700 yillik bir repertuvarin degisikliklere ugramadan yasamasini saglamistir. Ancak, Ermeni musikisinin klasik Bati musikisi repertuvari Türk musikisindekine oranla sinirli kalir.

Istanbul disinda ise, hem Türk Musikisi, hem de geleneksel müzik türlerinde eserler veren çok sayida asug (Asik) ve bestekarin adi, ünlü arastirmaci Kevork Pamukciyan'in derledigi belgelerde zikredilmektedir. Ayrica Zilciyan gibi Ermeni kökenli ailelerin ve ustalarin geleneksel yöntemlerle ürettigi kimi enstrümanlar, halen dünya çapinda taninir ve kullanilir.

Lütiye Lütiye (Fr. Luthier) : Lâguta yapici; saz yapicisi. (Mûsikî sazlari -çalgilari-  imal eden kisi.)

Geride biraktigimiz XX. yy.' in ilk çeyregine kadar Türkiye' de Lütiyelik "Usta-Çirak" ögretim yolu ile süregelmistir. Ancak, Cumhuriyet'ten (1923) itibaren açilmaya baslanan Konservatuarlarda ve bazi sanat okullarinda Lütiye yetistirilmeye baslanmistir. Su an Türkiye' de hem eski gelenek olan Usta-Çirak ögrenimi ve hem de okul ögrenimi ile Lütiye yetismektedir.

Bu tebligimde sunacagim Lütiye biyografilerinde geçmisten günümüze, Lütiye çalismalarinin su üç sekli görülmektedir :
a) Çalginin tamami Lütiyenin elinden çikmaktadir.
cool Çalginin bir kismi bizzat Lütiye tarafindan yapilmakta ve bazi parçalari da baska ustalara yaptirilmaktadir.
c) Bir firma, çesitli ve bilinmeyen (zamanla da degisebilen) ustalara yaptirilan çalgilar o firmanin etiketi ile satisa sunulmaktadir ki bunlar genellikle "sira isi" tabir edilen çalgilar olmaktadir. Çalgi yapiminda standardizasyon, degil bizde, baska ülkelerde dahi tam anlami ile uygulanmamistir. Dünyanin en yaygin çalgisi olan Kemanda dahi Lütiyeden Lütiyeye milimetrik de olsa farkliliklar görülmektedir. Çalgi yapiminda birinci amaç iyi ses elde etme olduguna göre Lütiye elbette ki onu arayista az da olsa bazi farkliliklara yönelecektir.

Bati musikisi egitimi üzerine kurulan ve bu çok eski kurulus geçmisine dayanan Ankara Devlet Konservatuari'nda kurulus yillarmdan (1936) hemen sonda bati musikisi çalgilari tamir ve yapim Lütiye.bölümü de faaliyete geçmistir. Bundan çok yillar sonda kurulan ITÜ "Türk Musikisi Konservatuari"nda yine kurulus yillarindan itibaren bir çalgi yapim bölümü faaliyete geçirilmistir. Buradan yetisenlerden bilhassa Türk çalgilari Lütiyeleri piyasadaki Lütiyelerin seviyesine henüz ulasamamistir. Memnuniyetle belirtebiliriz ki bugün hem her tür çalgi üzerine eski Lütiyeleri aratmiyacak sanatkarlar yetismistir.

BARON BARONAK (1834-1900)
 
Baslica kemence olmak üzere Tanbur, Ud ve Lavta da yapmistir. Ermeni asillidir. Istanbul'un Samatya semtinde dogmustur. Hayata dülger olarak baslamis sonra dogramacilik ve daha sonra da Lütiyelik yapmistir. Sultan Aziz devrimde (1861-1876) sarayda "Saz usta basiligi" yaptigi da rivayet edilmistir. Bilhassa Kemence üzerindeki yapim ustaligi kendisinden sondaki Lütiyeleri de etkilemistir. Son devrin ünlü ve degerli Lütiye'lerin den Haldun Menemencioglu (1912-1972) "Kemence hakkinda Etüd" yazisinda söyle demektedir: "Tamir için elimden geçen Baron Kemençelerinin hepsinde tarih bulamadim. Ezcümle Cemil merhumun "Andelib" ismim verdigi Kemence de bu meyandadir. Ancak, rahmetli Kemal Niyazi Seyhun'a ait koyu renkli sari ardiçtan mamul fildisi ve bag islemeli Kemençede de 1891, Rusen Ferid Kam'a ait bir Baron'da da 1900, halen bende olan teknesinin disi fildisi ile kapli keza, Baron yapisi bir kemençede de 1889 tarihim tesbit etmis bulunuyorum. Diger Baron Kemençelerde tarih olmadigim gördüm. Kapagin içinde kursun kalemle yazilmis yalniz imza vardi."
Günümüze kalan "Baron" Kemençeleri sahipleri
3 Rusen Ferit Kam
3 Haldun Menemencioglu
3 Fahire Fersan
2 Cüneyt Orhon
2 Gevherin Osmanoglu
l Galata Mevlevihanesi
l Nihat Dogu
l Parasko Leondaridis
l Hilmi Rit
l Kemal Niyazi Seyhun veresesi  
l Suphi Ziya Özbekkan veresesi  
l Naime Mesut Cemil  
l Etem Ruhi Üngör  
l Tokai Üniversitesi

UZUNYAN ARTIN (HARUTYUN) (1845? - ?)
Istanbul'da dogmustur. Ermeni asillidir. Daha ziyade kanun ve tanbur yapimi île ün kazanmistir. Ud da yapmistir. Uzunyan Artin, Kanunlarina belirli bir yazi ve isaret koymamistir. Gögüs kafeslerinin kendinden oymali olusundan ve kenar motiflerinin özelliginden taninabilir.
Ud etiketi: Artin ve Ohannes Uzunyan Uzunçarsi, Hicri 1291-1292 (1875)  
(Tanburi Cemil'in kullandigi Tanburun etiketi): Artin Vahe Uzunyan ve Ohannes biraderler Uzunçarsi No 318, Sene 305 (1889)

MIHRAN KERESTECIYAN (1865-1940)
Nigde'de dogmustur. Ermeni asillidir. Ilk meslegi demiryolu gardöfrenligidir. Otuz yasma kadar bu meslekte çalistiktan sonda Istanbul'a gelerek Beyazit'ta Çadircilar içinde marangozluga baslamistir. Yine Beyazit'ta dükkani bulunan Lütiye Aziz Mehmet Ef.'den Lütiyeligi ögrenmis ve basta Ud olmak üzere Kemence, Santur ve Keman da yapmistir. Istanbulda Kadiköyü'nde ölmüstür.

KIRKOR KAHYAYAN (1875-1933)
Istanbul'da dünyaya gelmistir. Ermeni asillidir. Babasinin meslegi olan dogramacilikla ise basladiktan sonra Ud yapimina baslamistir, Istanbul Mercan Çakmakçilarbasi'ndaki dükkaninda Ud yapimim sürdürmüstür. Yetistirdigi Lütiyelerden en ünlüleri Onnik Garipyan (Küçüküner) ve Levon Bogosyan Gözenoglu'dur. K. Kahyayan Üsküdar Fistikagaci'nda otururdu. Jirayir adinda bir oglu ve Efil adli bir kizi vardir.

HASKÖYLÜ (Migirdiç) (1875? - ?)
Istanbul'da Hasköy'de dogmustur. Ermeni asillli Kanun ve Ud yapicisidir. Özellikle Kanunlari ile ünlüdür. Bazi Kanunlarina isaret olarak burgu tahtasinin en üst kisimina Ermenice harflerle gömme olarak "Migirdiç" yazisi koymus ise de bazi kanunlarina (muhtemelen daha eski yapilara) bu isaret yazisim koymamistir.
Ud etiketi: Migirdiç Hasköylü Uzunçarsibasi, 1905  
Ud etiketi: Migirdiçtan insa olunmustur. Uzunçarsibasinda No....., 1907 (Altta Ermenice yazi)

ZERON ÇAKICIYAN (1875? - ?)
Biyografisi bilinmiyor. Kemence sanatkari Kaamuran Erdogru'da bulunan bir kemençede 1905 tarihi ve bu isim yazilidir.

GARABET MÎKAILYAN (1876? - ?)
Ud etiketi: Garabet Mikailyan Mayis 1906

ARSAK ÇÖMLEKÇIYAN (1880-1930)
Istanbul'da dogmustur. Ermeni asillidir. Udi olup ünlü Kemani Nubar Tekyay'in babasidir. Beyazit Mercan Uzunçarsibasi'nda Caferiye hanindaki isyerinde nota yayinciligma baslangiç tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak yayinladigi 13 adet fasil fasikülündeki 9 numarali Suzinak faslinda bulunan 1922 tarihi nazara almdiginda yayin baslangicinin 1910'lara kadar uzandigi tahmin edilebilir.Çömlekçiyan nota yayinciligi ile birlikte Ud imal ettirerek firmasi adina satis da yapmistir. Istanbulda ölmüstür.

Tahminen yüzyilimizin baslarinda yasamis Ud yapimcilarinin, günümüz Lütiyelerinden Teoman Kaya tarafindan tesbit edilmis olan tarihsiz Ud etiketleri kayitlari."
Konyali Viçen, Kadiköy
Veznecilerde Mesher-i Mûsikî Udi Sami ve Seriki Alet Edevat Mûsikî Magazasi
Leonidas Yorgo Slancatis: Darüs-saade Nisancada Kumrulu Mescit No.19 Ist.
Topkapili Kostantin
S. Hristides ve T. Trupenyan Babiali No. 80
Selahattin Usta Ayasofya No. 57 Ist.
Muhammed Memduh Kocamustafa pasa No. 336 Ist.
Udi Manolzade Leon Incesaz imalathanesi Hernevi alati mûsikîye ve fürühat tamir olunur. Sehzadebasi Vezneciler
Udcu Artin Hatun Selamet Pasaji No. 10 Bodrum kat Osmanbey Ist.
Muhammet Halil
Muhammet (Selanik'te yapilmistir.)
Genç Hammas Esbep Agopyan Tokat
H. Ohanyan, Çarsikapi Isikli Han kat 2 Ist.  
Ihvan Nihat, Sam 1900
Selim Hubbi, Sam 1900
Anton Tabbah, Halep 1901
Garabet Bedrosyan, Sam 1902

ARSAK KÖSEYAN (1884? - ?)
Ud etiketi: Arsak Köseyan Uzunçarsibasinda No. 400,1915

KARABET KASRIBITTAZOGLU(1881?-?)
Ud etiketi: Karabet Kasribittazoglu 2 Mayis 1330

ONNIK ZADURYAN (1888-1968)
Eskisehir'de dogmustur. Ermeni asilli nota yayincisidir. Camcilik da yaptigi için "Camci Onnik" diye anilirdi. Beyazit Maliye karsisi No. 22 adresinde "Istikamet Mûsikî Magazasi" adiyla açtigi isyerinde 1924 yilindan itibaren nota yayincigina baslamis ve daha sonra da firma adina Ud yaptirarak satisa sunmustur. Istanbul'da ölmüstür.

Ud etiketi: Onnik Zadurian (Alat-i Mûsikîye Tamirat Magazasi) Beyazit Maliye karsisinda No. (137) 22 (fotografli)

LEVON BOGOSYAN GÖZENOGLU (1900-1979)
Diyarbakir'da dogmustur. Ermeni asillidir. Ud ve keman yapmistir. Dükkani, Beyazit Uzunçarsi cd. No.20. Lütiyeligi; babaligi Kirkor Kahya'dan ögrenmistir.

ONNÎK GARIFYAN (KÜÇÜKÜNER) (1900-?)
Selanik'te dogmustur. Ermeni asillidir. Önce agabeyi Migirdiç'tan ud yapmayi ögrenmis sonradan lütiyeligi Kirkor Kahya'dan ögrenmistir. Beyazit Mercan cd. Caferiye handaki atölyesinde Ud, Tanbur, Kanun'dan baska Keman, Gitar, Banço vs. gibi çalgilar da yapmistir. Özellikle ud, tanbur ve kanunlari çok degerli addedilmektedir. Istanbul'da ölmüstür.

HAÇIK ARAMYAN (1900?-?)
Ud etiketi: Haçik Aramyan Çarsikapi Beyazit cd. No. 103 Istanbul, 1927

MÎKAIL / MIKE ZILCIYAN (1906-1978)
Istanbul'da dogmustur. Ermeni asillidir. Dedesi Kerope tarafindan Samatya'da kurulan atölyede zilciligi devam ettirmis ve yaptigi ziller dünya çapinda ün kazanmistir. Bekar ve çocuksuz olarak Istanbul'da ölmüstür. M. Zilciyan'in ölümün den sonda kalan aile efradi da Amerikaya göçtügünden simdi bu aile den kimse kalmamistir. Etem Ruhi Üngör'ün Koleksiyonunda bulunan 30 cm. ve 50 cm. çapli 2 adet zilin üzerlerinde gömme damga ile su ibareler yer almaktadir : l cm. kadar büyüklükte bir ay-yildiz ve etrafim çevreler sekilde "Made in Turkey" yazisi, onun altinda K. Zildjian ve onun da altinda ZILDJIAN bulunlmaktadir. (daha genis bilgi için Bkz.Smiley
1- Fuat Duyar, "Dünyaya îhraç Ettigimiz Bir Meta: Bando Zili" Cumhuriyet (?), 5. 8.1953
2- Nuri Sami Koral, "Memleketimizin Dünyaca Söhreti Olan Çalgisi: Zil, Havadis, 4. 9.1960
3- Nuri Sami Koral "Çalparalarimiz" Mûsikî Mecmuasi, no. 188, Ek, 1963
4- Ergun Çagatay, "Dünyanin En Ünlü Zilleri Istanbul'da Yapilip ihraç Ediliyor" Cumhuriyet, (21. 4.1976)

DIKRAN NISAN (1911-1999)
Diyarbakir Egil kazasinda dogmustur. Ermeni asillidir. Henüz 12 yaslarinda iken Diyarbakirli Maybali adinda bir Ermeni ustadan agaç torna da zurna, çesitli kavallar, dillli düdük, dilsiz düdük (çigirtma), mey yapimim ögrenmeye baslamis ve sonradan ustalasmistir. Yaptigi çalgilari motorsuz "Çirik" denen el tornasi ile yapar. Kendisi ile konustugum 1968 yilinda, o zamana kadar 40 bin kadar çalgi yaptigim söylemistir. Yaslilik nedeniyle 1973 yilinda çalismayi birakarak Istanbul'daki Surphaç Ermeni Lisesi müdürü oglu Hayik Nisan'in yanina dönmüstür.

deniz 02.01.2005 00:20:04
Modern Ermenice Müzik linkleri

Anna Armenakian

Berge Turabian

Hasmik Karapetyan

Karine Movsisyan

Naira Karapetyan



 

deniz 02.01.2005 00:35:59
Tarihteki ermeni-türk sorunlarına ışık tutacak osmanlı devlet arşivlerinin içeriği aşağıdaki sitede:

OSMANLI BELGELERİNDE ERMENİLER (1915-1920)

torq 02.01.2005 02:56:55
Deniz kardeşim, yazdığın yazının içeriği ve böyle bir geniş araştırmanın bu sitede yayınlanmasına ilişkin özverili çalışman için seni kutluyorum. Bu konunun  Türk insanının tabularından biri olmasına karşın, sıfır gibi özgürce düşüncelerin söylendiği bir yerde yayınlanarak tartışmaya açılmasından  mutlu oluyorum.

Türk toplumu henüz korkularından kurtulmayı başaramadı. Eğer kendimizi eleştirecek cesareti bulup korkularımızla yüzleşmeye başlarsak, korkutuğumuz  şeylerin aslında o kadar da büyütülecek kavramlar olmadığını farkedeceğiz.

1915 yılında yaşananlar ne olursa olsun, Ermeniler bizim toplumumuzun önemli bir kültürel, toplumsal etkeni. Onları ve öteki etnik grupları yoksaymak, kendi kültürümüzü yoksaymak anlamına gelir.  O dönemde yaşananların açıkça tartışılması ve iyi kötü tüm yönleriyle konuşulması gerektiği çok açık. Bunu başardığımız zaman geçmişle ilgili tüm kötü anıları silmiş ve gerçek kardeşliğe ulaşmış olacağız.
 

deniz 02.01.2005 04:08:18
teşekkür ederim.

ben de şunu çözmek istiyorum:

neden dünyanın öte yanındaki eskimolar, kızılderililer ile bir bağ kurup onlarla akrabalık ilişkileri kurmaya çalışmamıza rağmen, binlerce yıl kader birliği yaptığımız, ortak kültürel değerlerimizin olduğu, belki de kan olarak bile diğerlerinden çok yakın olduğumuz kürtler, ermeniler, rumlar, farslar,... a karşı ötekiler olarak davranırız.

biz fransızlardan daha çok sahip çıkmalı değilmiyiz bizansa, süryanilere, asurlara, kürtlere, lazlara, çeçenlere...

onları yaşatmak demek bizim de kimlik bulmamız demektir.

torq 02.01.2005 13:23:17
Milliyetçilik konusu toplumların bencillik yansımasıdır. Kişinin kendisini öne çıkarması ya da yalnızca kendisini düşünmesi olgusu, toplumsal bir nitelik kazandığından adı milliyetçilik oluyor. Böylece kendisi dışındakini "öteki" haline getirip  düşman ilan ediyor.

02.01.2005 16:47:18
milleti toplumun doğal bir gelişimi (çünkü zamanla insanlar ortak bir kültür, dil vs. oluştururlar, buna millet diyorsak..), milliyetçiliği ise bu değişime hastalıklı bir bakış açısı olarak görüyorum.

milliyetçiliğin ortaya çıkışı bencilliğin yansıması olarak değerlendirebilir belki fakat birey olamamış, toplumun içine girememiş insanlarında aslında çelişki gibi görünsede milliyetçi, ırkçı akımlara sarıldıkları malum. bu her zaman ırkçılık olmaz tabi, tutunulacak bir daldır söz konusu olan. vatan, millet, bayrak..bu yeri gelir sosyalizm olur yeri gelir bir örgüt. önemli olansa temeldeki faşizan mantıktır, yani ne olduğunu sorgulamadan, çevrene hatta kendine bile bunu sorgulamayı yasaklayarak kendini sırf feda etmek için feda etmek.

 

16.02.2005 21:57:03
oncelikle resimdekileke'ye gercekten kapsamli calismasi icin tesekkur ediyorum,ozellikle de turkiye'de ermeniler icin olumlu bakildigini gormek hos bir olgu.Benim de bir "ermeni" olarak cektigim sorunlarin basinda {hatta en buyuk sorun} ermeniyim diyince karsida ki insanin sekil-samar degismesiydi.artik ermeni kelimesi nasil bir yer yapmissa "ermeni gibi" deyimler olusmus.

tekrar bilgiler icin tsk ederim zaman buldukca bol bol okumayi dusunuyorum.

deniz 25.03.2005 08:18:03
Alıntı
Asagida son bes yilda cevirdigim Ermeni siirinden ornekler var. Ilk siir ise, bir alinti. Armen Doryan'in siiri, son derece etkileyici bence. Kendisi, bir tumtanrici imis. Fransa'da yasar, Fransizca yazarmis. Yanlis animsamiyorsam, bir-iki yilligina Turkiye'ye donuyor ve 1915, O'nu da buluyor.

MUEZZININ EZAN SESI

Temmuz'un huzur ve sukun dolu aksaminda, iner bir karanlik her yana;
Ve hemen bir ses yukselir semaya:
Islam alemini ibadete davet eden muezzinin sesidir o,
Ak bir minarenin tepesinden seslenir, ilahi bir ask havasiyla dopdolu.

Kumsalin esintisine karisip, birlikte yol alir,
Ve ice isleyen o ses, yukselir yavasca ve perde perde,
Cok gecmez hafifler ve sonsuzluk aleminde kaybolup gider,
Insani tatli tatli oksayan o Saba yelinin pek hos esintisiyle.

Ah, o muezzinin sesi! Kaybolmaz ta uzaklarda...
Gittikce hafifleyen ve fakat, insanin icine isleyen o duasi,
Evet, oyle bir dua ki, huzun ve esrar dolu her yani,
Yukselir zaman zaman ve sonra da, huzunle dopdolu, soner-gider...

Huzunlu ve solgun bir kalbin itirafidir bu dua,
Zaman zaman gozyasi doken ic sesim gibi gelir bana,
Evet oyle bir ses ki, birakmaktir emeli butun huznunu o esen ruzgarin kucagina!..

Ve sonunda olan olur; ve iste tam bu zamanda her sey yavas yavas gelisir,


Evet huzur ve sukun gelip kalbimde yerine oturur, Icime bir ferahlik, bir sukun dolar ve kaplar butun varligimi,
Cunku o, bir aksam, gozyasi dokup agladi, benim huznum ve kederim icin...


ARMEN DORIAN
-Hracya Surenyan-(Sinop 1892-1915)
<Kamutanrici (Panteist) sair>
Fransizca aslindan ceviren: Pars Tuglaci
Alıntı

31.03.2005 13:57:48
Ermenilerle ilgili eksikler görüyorum. Yazilar türk ve ermenileri herzaman dost gibi gösteriyor.
Mesela ermenilerin neden türkiyeden atildigini yazmiyor.
Ermenilerin nasil türkleri kat ettigini yazmiyor.



Sayfa: [ 1 ]