|
||
| YAŞAMI 1956 yılında Eskişehir'de doğdu. Ankara Aydınlıkevler Lisesi'ni ve ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Anadolu Üniversitesi İletişim Sanatları Bölümü'nde asistanlık yaptı. Daha sonra İstanbul'da reklam yazarı olarak çalışmaya başladı. Şiirleri Adam Sanat, Felsefe Dergisi, Gösteri, No, Öküz, Sombahar, Somut, Türk Dili, Varlık, Yaşasın Edebiyat, Yazko Edebiyat, Yusufçuk vb. gibi dergilerde yayımlandı. 1983'te arkadaşları ile birlikte Üç Çiçek Dergisi'ni çıkardı, Şiir Atı'na emeği geçenlerden. Şiirleri kadar denemeleri ve şiir değerlendirmeleri ile ilgi uyandırıyor. Rasyonalite ile ironi arasında salınan duygudurum debisi yüksek şiirler yazıyor. ![]() YAPITLARI Karşılığını Bulamamış Çocuklar (1982) Yeni Türkü Yayınları Sokak Prensesi (1990) Korsan Yayınları Sırat Şiirleri (1991) Remzi Kitabevi Eskiden Terzi (1995) Şiir Atı Kabareden Emekli Bir Kızkardeş [?] (1995) Oğlak Yayınları 40 Şiir ve Bir (1997) Varlık Yayınları Karton Valiz (1999) NoYirmiyedi Yayınları Ölüm Bir Skandal (1999) Adam Yayınları ÖDÜLLERİ 1981 Gösteri Dergisi Şiir Yarışması İkincilik 1996 Behçet Necatigil Şiir Ödülü 1996 Halil Kocagöz Şiir Ödülü 1998 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü [Cahit Külebi Jüri Özel Ödülü] 1998 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü Son Olarak Şair Metin Altıok'un anısını yaşatmak amacıyla Kırmızı Yayınları ve Altıok ailesi tarafından bu yıl ilki düzenlenen Metin Altıok Ödülü, Talât Sait Halman, Gülten Akın, Doğan Hızlan, Ülkü Tamer, Eray Canberk, Füsun Akatlı ve Enver Ercan'dan oluşan seçici kurul tarafından 'Üzgün Kediler Gazeli' adlı şiir kitabıyla Haydar Ergülen verildi. Ergülen, ödül plaketi ve 5 bin YTL tutarındaki para ödülünü 25 Mayıs'ta düzenlenecek törende alacak. ![]() Merkez Kitapçılık - Şiir Dizisi Gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak sen bir şehir olmalısın ya da nar belki Granada, belki eylül, belki kırmızı gövden ruhunun yaz gecesi mi ne çok idil, çok deniz, çok rüzgar çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun sanki bana, sanki ah, sanki olur aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini diye övgü, diye sana, diye haziran heves uykudaysa ruh çıplak gezer gazel bundan, keder bundan, sır bundan gözlerin şehirden yeni ayrılmış gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan hadi git yeni şehirler yık kalbimize bu aşktan ******** PERİLER AŞKA UÇAR ne güzel çarşaflar sererdin aşka üstünde serin kanatların yelken açardı bir gün kim bağırdıysa uyandık birbirimizden -deniz bitti, boğuluyorum, camı açsana! denizin üstünde uyku yasaklandığından beri karadayım, boğulsam da kırpmıyorum gözlerimi her zaman benim gözlerim değil uykusuz görüyorum beni okşayan gözlerindeki geceyi yakılacak öyle çok sır var ki bu ormanda yine sen tutuştur, yine bir avuç suyun uslandırsın deli çiçekleri ezen kötü sözleri derim ki: - aşk varmış o perinin çırptığı her kanatta! |
||
|
||
| genç şair diye anılıyrodu ben ilk okuduğumda şimdi yaşlandı niye yaşlanır ki şairler | ||
|
||
| Şiir okuduğunda nasıl etkilenir bir insan(?) Bir kelime daha devriliverir dağarcığına,,, Tutup kaldırmak istemezsin kendini, hem de ayılmayı hiç istemezsin; bu denli seni uyardığında, beyninde sallanıyorken dar ağacında,,, ***** myliacım şiirler öyle güzel ki, açmış olduğun bu konu için bilhassa teşekkür ediyorum,,,
|
||
|
||
| EYLÜL Kadın gider ve bunun Şiir olduğu söylenir kadın gider ve bir Şair doğar bundan (Ben hangi kadından Şair olduğumu bilirim) "Yazın bittiği her yerde söylenir"se (*) kadının gittiği de her yerde söylenir kadın gittiği her yerde Şiir diye söylenir: Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde yaz biter kadın giderse, bunun sonu Şiirdir, yazın sonu Şiirdir, Şiirdir aşkın sonu... Şehir her semtiyle yazın peşine düşse yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir, yazın peşinde Şehir, kadının peşinde Şiir eylülün semtine kadar böyle gidilir bir gecede gittimdi hazirandan eylüle eylül yazdan terkedilmişti, Şiirse haziranda kadın tarafından terkedildi o söylenceye: Bütün oğullar anneyi bir Şiire terkeder! O kadın beni terkederse Şair olurum oğul olduğum kadın sakın beni terketme, şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider Bütün kadınlar Şiiri bir kadına terkeder! MIRILDANDIĞIM ŞEYLERSİN Senin Harflerin İçin 1. Mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum sessizliğine de eğiliyorum fakat neredesin kapanınca harflerinin kapısı: Adın şiirim! Heceler gibi öpüyorum işte iki hecesin adından başlıyorum öpmeye kırlara çıkmış harflerinin arasından öpüyorum: Ağzın cennetim! Dilin hâlâ çocukluğun suyuyla terli ve haylaz suyundan öpsem küskün bir çeşmenin harflerin susuz. Dilin cehennemim 2. Mırıldan dur bana, senin üstüne harf getirmem daha, ağız ağıza duruyor harflerin: Sevmenin birinci hâli gibi telaşlı duruyor da ben utanıyorum üçü bakarken birini öpmeye senin! 3. Harflerin aralanmış sesliler sevişiyor sessizlere bu cümlede sıra gelmeyecek gibi Harflerin yatışınca belki duyarsın içinde sessizlerin uykusuz kaldığı o cümleyi Aşkı seslendirirken unuttuğun mırıltı bizi sessizliğimizden doğru bağışlar belki 4. Bir ses sesini öpse harflerin uykusuz kalır 5. Dün sabah önünden geçtim kağıt gibiydi harflerinin yüzü araları açılmış olmalı bütün gece sevişmekten 6. Mırıldandığımız şeyler kalmayınca aramızda ağızda söz, gövdede ter, bir aşk bunlarla biter 7. Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm! Sanırım en güzel ''sağol'' deme şekli yine bir şiirdir, kalbinde ruhunda şiirler yaşayan için öyle değil mi güneşim |
||
|
||
| Eskişehir' i çok seviyor. Ya da orda geçmiş çocukluğunu. 3-4 sene öncesine kadar Radikal' de yazıyordu, sanırım çarşambaları. Bir köşe yazısını eklemek istiyorum. Bilgisayarıma kaydettiğim tarih 4 Ekim 2001. Yazı da o civarlarda çıkmıştır; Budalanın yersizliği Budala kimdir, neresidir? Ne geldiği ne de durduğu yerin yerlisidir. Budala 'yer'inde değildir, budalanın yeri değildir. Yeri olmayanın yurdu olur mu? Budalaysa olur, çünkü o bir kez bu dünyaya gelmiş bulunur. Yersizliğe yurtsuzluğa bir yanıt gibi gezer ve durur. Son konduğu yer değildir dünya. Konup göçecektir ama yersizliğini nasıl olsa hatırlatırlar ona. O yüzden sorar aynı tek soruyu, başka soru bilmediğinden ve yanıt bulamadığından bu dünyaya ve bu dünyadaki 'olmayış'ına: 'Kanatlarımı onaracak bir usta çıkar mı şiirinizden?' Çıkın şiirinizden ey şairler, terziler ve yolcular! Budala sanki yurduna kavuşmuş gibi kök salar durduğu yere, yorulmuş gibi. Bazıları da der ki: 'Budala evvel eski yorgunluktur.' Dünyaya hazırlıklı gelir budala, bir alışkanlık gibi gelir, sorusuz ve yanıtsız (yolcusuz ve kanatsız): Ben buraları tanıyorum, sizi hatırlıyorum, bir de niye geldiğimi anlasam yurdunuza, toprağınıza, suyunuza? Burası, şurası, orası, neresi. İyi olduğundan, gölge bulduğundan değil, her yer aynı göründüğündendir (tanımadığım kimse yok, hiçbirinizi tanımıyorum!)budalanın 'başka'sını, 'hiçbir yer'i göze alamayışı. Kendini bir 'yok-başka'sı ve 'hiç-yeri' olarak göze bile almayana soru sormak yersizliğini ise, yine ve ancak bir budala gösterir: Ben-Budala. Budala bilmeden yayılır ve sınırlı kalacağını sezer, bilmeden: Yaygın ve sınırlı. Hiçbir yere taş atmadan, hiç kimseye taşmadan, yolun dışından bir adım şaşmadan, haddini, boyunu, yerini aşmadan, bu dünyaya fazla bulaşmadan, fazla söze karışmadan (fazla oldu!)... Nasılsa bu dünyanın hayatında fazla yer tutmaz, bu dünyanın fazla zamanını almaz, bu dünyanın insanına fazla zararı olmaz. Bu dünyadaki 'olamayış'ında, olup olacağı tam da ondan beklendiği gibidir, 'budala'ca. Bundan başka dil bildiğinden değil, bundan başkasını bilmediği dili bir iddia, tutunma ve ısrar için hırsla, şehvetle kullandığından değil, gidecek, duracak, kalacak başka bir yeri olduğundan/ olamadığından değil, bu dünyanın ve yerlisi olmayışına kederlendiğinden değil (yine fazla oldu!)... İşte bütün bu oluş ve olamayışlar, azlıklar çokluklar, eksikler fazlalıklar sebebiyledir budalanın kitabımızda yer alması: Budalanın yeri var, budalanın yersizliğinden ötürü. |
||
|
||
Alıntı Budalanın yeri var, budalanın yersizliğinden ötürü. Budur işte,,!,, Teşekkürler "sevgili MrsBrown", iyi ki varsın Sanırım en güzel ''sağol'' deme şekli yine bir şiirdir, kalbinde ruhunda şiirler yaşayan için öyle değil mi güneşim myliacım, en güzelini istemiyorum dosta dair, ondan gelince güzelleşiyor çünkü her şey
|
||
|
||
| İDİLLER GAZELİ gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak sen bir şehir olmalısın ya da nar belki granada, belki eylül, belki kırmızı gövden ruhunun yaz gecesi mi ne çok idil, çok deniz, çok rüzgar çocukluğun tutmuş da yine aşık olmuşsun sanki bana, sanki ah, sanki olur a aşk bile doldurmaz bazı aşıkların yerini diye övgü, diye sana, diye haziran heves uykudaysa ruh çıplak gezer gazel bundan, keder bundan, sır bundan gözlerin şehirden yeni ayrılmış gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan hadi git yeni şehirler yık kalbimize bu aşktan HAYDAR ERGÜLEN |
||
|
||
| SİS İki şehri var gecenin, biri gözümde tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur gibi çöken siste, bana bu uykusuz şehri niye bıraktın, göze alamadığım bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin, gece değil istediğin hayli karanlık bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin; gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır, ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir, öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak, sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim : Biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz, biri sis içinde kirpiklerine kadar açık, bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum konuşkan gözlerinde tek sözcük bile. gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ? Haydar ERGÜLEN |
||