|
||
| Son günlerde politika arenasında bolca kullanılan bir sözcük “uzlaşma”. Herkesin dilinde olan ama gönlünde olmayan… Uzlaşmayı öne sürenler kendi düşüncesi çerçevesinde bir ”uzlaşı”dan yana, kimsenin geriye ya da ileriye doğru bir adım atmaya niyeti yok. Politika nedeniyle gündeme gelmiş olsa da politikacıların söylemlerini ve bu konudaki politik düşüncelerimizi “siyaset felsefesi” bölümüne bırakarak burada toplumsal ve bireysel uzlaşıdan söz edelim istedim. Uzlaşmanın olabilmesi için düşüncelerde esneme ve ödün gerekli mi, yoksa ikna yeteneğini kullanarak karşı tarafı kendi yanına almak, on(lar)a kendi düşüncelerini kabul ettirmek midir uzlaşı? Ya da… |
||
|
||
| Önce ne anladığımı belirteyim ''uzlaşı'' kavramından. ''Karşılıklı çıkarları tanımak, kısmen ödün vermek ve bu çerçevede tarafların bir birlerini kışkırtmamaları'' Ama işte bu pek mümkün görünmüyor bana, çünkü egoizmin aort damarı olan çıkarcılık asla gerçek bir uzlaşıya izin vermez benliğimiz de. Gerçek uzlaşı başkalarının çıkarlarını tanımak yada göz yummakdan değil, kendi çıkarlarını yok saymaktan geçer. |
||
|
||
| Evrende zıt güçler sürekli bir çekişme halindedir. Bu güçler bazı dönemlerde birbirleriyle yenişemeyince uzlaşma yoluna giderler. Tıpkı pozitif ve negatif yükler eşit olduklarında birbirlerini nötrlemeleri gibi. Uzlaşmalar genelde kısa sürelidir ve bir tarafın galibiyetiyle son bulur. Çekişme sürekli, uzlaşma ise kısa dönemli ve geçicidir. Toplum ve bireyler içinse, uzlaşmadan bahsetmek için, söz konusu toplum ve bireylerin zıt güçlerden birinin tarafında olması gerekir. Ve burada da, kişilerin egoistliklerinden tamamen bağımsız olarak, yukarıdaki çatışma ve uzlaşma kanunları geçerlidir. Bunun dışında toplumlar ve bireyler için uzlaşma kelimesinin kullanılmasının doğru olmadığı kanaatindeyim. Çünkü tüm toplumlar ve insanlar kardeştir diye düşünüyorum, uzlaşma olması için çatışma olması gerekir. Örneğin Anadolu’da Türk, Rum, Kürt, Ermeni vb. bir arada yaşarken bir uzlaşmayla değil, bir kardeşlik içerisinde bir arada barış içinde yaşamışlardır. Uzlaşmanın olabilmesi için düşüncelerde esneme ve ödün gerekli mi, yoksa ikna yeteneğini kullanarak karşı tarafı kendi yanına almak, on(lar)a kendi düşüncelerini kabul ettirmek midir uzlaşı? Bence uzlaşı olabilmesi için, kesinlikle uzlaşının iki tarafın da çıkarına olması gerekir. Karşı tarafı ikna etmek ancak ikinci derecede önemli olabilir. Uzlaşma için ödünler verilmesi, geri adım atılması neredeyse kaçınılmaz gözükür; ama unutmamak gerekir ki, bu geri adım daima her iki tarafın da çıkarınadır ve geçici niteliktedir. |
||
|
||
| Uzlaşının gerçek anlamda, politik ilişkiler çerçevesinde olabilmesi mümkün değil. Çünkü politika sistemi, güvensizlik, yalan, popülizm ve çıkarsal ilşkiler çerçevesinde yürüyor. Fakat, uzlaşı, tabana indikçe daha gerçekçi ve ayakları yere basan ilişkilere dönüşebiliyor. Aynı bölgede yaşayan, farklı millet, din vel'den insanlar yaşadıkları yörenin doğal özelliklerine göre adı konulmamış bir uzlaşı içerisinde olabiliyorlar. Yine aynı tezgahta çalışan emekçiler, aynı çarşının esnafı buna benzer şekilde bir uzlaşı içerisinde yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Tabii ki, bu ilişkiler içinde, insani olduğu kadar maddi ilişkilerin de düzenli yürümesi kaygısı var. İnsanlığın bugün geldiği noktada, bu kaygıların taşınması çok da garip karşılanmamalı. Burada önemli olan, hayatın içindeki insanların kendiliğinden yapabildiklerini, topumu yönetmeye aday kişi ve kurumların bunun çok uzağında olmalarıdır. Bu durum siyaset kirliliğinin ve ilişkilerini gelmiş olduğı durumun açık kanıtıdır. Telaffisi ise, bilinçli insanların bu siyaset tarzını cezalandırmasıyla olabileceği kanısındayım |
||
|
||
| Uzlaşı, Bir anlamda bireyin kendi varlığı ve doğrularının yanında diğer insanlarında doğrularının var olduğu ve bu doğruları sahiplenmenin doğallığından yola çıkarak onu kabullenme ve onaylamaktır. | ||