|
||
| Atatürk'le ilgili tartışmalar her zeminde de bitmek bilmiyor. Dünya görüşü ne olursa olsun, herkesin gözünde bir başka Atatürk var. Ve herkes, Atatürk'ü kendi dünya görüşüne göre, övmek veya yermek için ihtiyacı olan kaynaklar veya değerlendirmeler neyse onu kullanıyor. Farklı kişilere ait bu değerlendirmelerin ne kadarı sağlıklı ne kadarı sağlıksız belli değil. Bundan yola çıkarak, sözü Atatürk'e bırakan bir başlık açıyorum. Bu başlığın özelliği, Atatürk'le ilgili paylaşılacak yazıların tamamının kendi yazıları, konuşmaları, söyleşileri veya altında Atatürk'ün de imzasının bulunduğu belgeler olması gerekecek. Bu belgelerin kaynağı mutlaka gösterilmeli. Elimde bulunan epeyce kaynağı burada zaman zaman paylaşmayı düşünüyorum. Benzer olanakları olan tüm forum yazarlarının, başlığa yapacağı katkı sonucunda, ortaya sağlıklı bir Atatürk değerlendirmesinin çıkacabileceği mümkündür. Kendi adıma bu belgeleri seçerken, Atatürk'e tamamen nötr olarak bakıyorum. Zaten dünya görüşüme göre de Atatürk, farklı düşüncelerden tarihe malolmuş diğer şahsiyetler neyse benim gözümde aynısı. Aslolan, yanlışları doğruları değil, o dönemin koşullarını da göz önünde bulundururak, gerçekleri azami düzeyde ortaya koyabilmek. Koyacağım belgeleri olabildiğince tarihsel sıralamaya göre paylaşmaya çalışacağım. Fakat buraya belge koyacak diğer arkadaşların böyle bir kaygısı olmamalı. Belki ileride ortaya dikkate değer bir data çıkmış olursa, tamamı harmanlanıp yeni bir düzenleme yapılabilir. Son olarak, buradaki belgelerin benim veya başka arkadaşların şahsi düşüncesi olmadığından yola çıkarak, yapılacak tartışmaların çok verimli geçmesi de mümkün olmayacaktır. Bu tür değerlendirmeleri, başka başlıklarda, buradan alınacak belge kaynak gösterilerek yapılmasının daha uygun olacağını düşünüyorum. Evet; "şu böyle demiş, rakı sofrasında şu olmuş, Kılıç Ali'ye şunu yaptırmış, filanca kadına yan gözle bakmış, dinsizmiş, dindarmış, şöyle kahramanmış, böyle lidermiş" gibi başkaları tarafından yazılmış veya dedikodu düzeyinde kalmış her şeyi bir kenara bırakalım. Sadece kaynağı belirtilebilecek belgeler... Belge: 1 5 Ocak 1903 “… Akla uygunluğun başlangıçta gözle görülene üstün olması, bununla beraber akla uygunluğu gözle görülenle terbiye esası. Evvela Socialiste (Sosyalist) olmalı Maddeyi anlamalı! …” Üstteğmen 2 Numaralı Not Defteri Atatürk Özel Arşivinden Seçmeler III, ATASE Başkanlığı Yayınları Belge: 2 8 Mart 1904 “… Napolyon; yıldırımlardan oluşan bir rahimden dünya sahasına düşmüş bir dahidir. Hayatı top tüfek sesleriyle yankılanan bir sima… Kanlı derelere cereyan sahnesi olmuş bir zemin, talih bulutlarına bürünmüş ufuklar arasında bir gemiydi. Lakin heyhat! Dünyada en az devam eden saadettir. Bu parlak cihanın parlak güneşi olan o koca kumandanın, çevresindeki denizin kara dalgalarının müthiş darbeleri altında inleyen bir kara parçasında nefesini tükettiğini görmek ne matemi bir haldir. …” Üstteğmen 2 Numaralı Not Defteri Atatürk Özel Arşivinden Seçmeler III, ATASE Başkanlığı Yayınları |
||
|
||
| Yalın olan bir Atatürk dosyası olacağı inancındayım, teşekkürler "fikir",,, | ||
|
||
| Belge: 3 Hanya’da yayımlanan ‘İstikbal’ gazetesine mektup 29 Ekim 1908 “Aziz Vatandaş; Bir müddetten beri Bingazi ve Bingazi memurlarından bazısı hakkında gazetenizde yazmakta olduğunuz malumatın pek basit görüş ve fikirli insanların tetkik ve muhakeme etmeden gönderdiği mektuplara dayandığına şüphe edilemez. Gazetenizin böyle şahsi garaza dayanılarak yapılan ihbarların yayımlanmasına vasıta olması, Bingazi’deki birçok onurlu kimsenin birbirine şüpheli gözle bakmasına, tesis ve takviyesi milletin selamet ve vatanın saadeti adına elzem olan kardeşlik duygularına zarar verebilir. Miller fertleri arasında nifakı değil, birlik ve beraberliği sağlamaya; birbirinden intikam alma hissiyatını doğurtmaya değil, istibdat ve zulüm devrinin kiri plan fena hislerin kalplerden atılmasına yarayacak olgunlukta akıllıca makaleler yayımlanmasına gayret edilse gazetenizin şerefi yükselir, hizmeti faydalı olur. Eski hükümetin besleyip büyüttüğü zulüm malumdur. Yanlış malumata dayanarak bazı namus ve hamiyet sahiplerinin de müstebit güruha karıştırılması pek büyük hatadır. Bir aydan fazla bir müddetten beridir vatanımızın Afrikası’nda seyahat ediyor ve mahalli durumu, kamuoyunu, karşılıklı hissiyatı araştırıyorum. Buna dayanarak, gazetenizle yayımlanmasına aracılık edilen hususların hakikate yaklaşmamış olmakla beraber pek zararlı olduğu söyleyebilirim. Gazetenizin ahlakımıza yükseklik, hislerimize temizlik ve maneviyatımıza kuvvet verecek makalelerin sergilendiği yer olduğunu görmek isteriz. Vicdanımın temizliğine emin olun kardeşim." Kur. Kıd. Yüzbaşı Cumhuriyet Gazetesi, 18 Aralık 1927 ve Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev Demeç Yazışma ve Söyleşileri / Derleyen; Sadi Borak / Başak Yayınevi 1973 Belge: 4 31 Mart 1909 Vakası üzerine “İstanbul Ahalisine” başlığıyla ve Hareket Ordusu Kumandanı Hüseyin Hüsnü Paşa imzasıyla yayımlanan bildirinin müsveddesi. (Bildiri, Mustafa Kemal’in not defterinde olduğu için onun yazdığı düşünülmüş) "Beyanname 1. Millet, senelerden beri zulüm uygulayan istibdat kuvvetini parçalayarak meşru ve meşruti hükümeti kurdu. Bu kansız ve mesut ihtilalden zarar gören alçaklar, gayri meşru bir şekilde menfaat sağlamalarına hizmet eden eski durumun geri gelmesi için bin türlü oyuna, hileye ve alçaklığa müracat ederek meşru ve meşruti hükümetimizi zarar uğratmak istediler ve bütün insanlık aleminin lanetlediği İstanbul faciasının meydana gelmesine sebebiyet vererek masum kanlar döktüler. 2. Millet; hayat ve ikbali olan meşrutiyetin sekteye uğratılmak ve şerait hükümlerinin ve umumi milli selamet ve saadetimizin sığınağı olan anayasamızın ayaklar altına alınmak istenildiğini gördü. Ve bu alçakça harekatın asıl sebeplerine mutlaka hadlerini bildirmek lüzumunu takdir ederek bütün varlığıyla İstanbul üzerine yürümeye kara verdi. Ve ilk icra kuvveti olmak üzere bizi; İstanbul surlarının karşısında gördüğünüz işte bu Hareket Ordusu’nu buraya gönderdi. 3. Hareket Ordusu’nun maksadı, meşru ve meşruti hükümetimizi hiçbir kuvvetin sarsamayacağı şekilde kuvvetlendirmek ve şeriatın katılmasına kuvvet sarf ederek sağlamlaştırılan anayasanın üstünde hiçbir kanun, hiçbir kuvvet olmadığını ve olamayacağını isbat etmek ve meşru meşrutiyetimizin istikrarından memnun olmayan vatan ve millet hainlerine son ve kati bir ibret dersi vermektir. 4. Mazlum ahali, tarafsız askerler tamamıyla himaye edilecek, ancak tahrikçiler, fesatlar ve işbirlikçiler ne olursa olsun layık oldukları kanuni cezadan kurtulamayacaklardır. 5. Faziletli din heyeti başımızın tacı, yüceltilmeye veya saygıya değerdir. Fakat melanet sağlamak adi menfaat maksadıyla yalandan din kisvesine bürünerek Muhammed’in mubarek dinini karalayıp küçük düşürmekten çekinmeyerek bozgunculuğa kalkışan bir takım hafiyeler, menfaatçiler elbette şer-i kanunun gereklerine göre muamele görmekten kurtulamayacaklardır. 6. Milletin mebuslarının ve bu muhterem mebusların güvenilir görüp seçtikleri bakanlar kurlunun hayatları ve anayasanın kendilerine bahşeylediği hukuk ve nüfuz yetkileri tamamıyla sağlanacak ve umumi saadet katiyen elde edilecektir. 7. Vatanın selameti ve milletimizin saadetinin gerektirdiği askeri icraatımız sırasında İstanbul’da bulunan bütün muhterem elçi ve yabancı misafirlerin huzurları katiyyen muhafaza edilmelidir. Memleketin dahili inzibatı, tam sükuneti ve herkesin hayat ve malını muhafaza etmek için her türlü tedbir alınmıştır. 8. İstanbul feci vakasında kanları dökülen şehitlerin büyük ruhları karşısında hesap verme korku ve telaşına kapılanlar, ancak o feci cinayetlerin failleri, tahrikçileri ve işbirlikçileridir. Bunu herkes bilmeli ve müsterih olmalıdır." Kur. Kıd. Yüzbaşı Hareket Ordusu Kurmay Başkanı 10 Numaralı Not Defteri Atatürk Özel Arşivinden Seçmeler III, ATASE Başkanlığı Yayınları |
||
|
||
| Sayın fikir tartışmalr daha çok Atatürk üzerine değil atatürkçüleirn Atatrükü suistimal etmeleri üzeirne nasıl bazı dindaralr dini kullnamkataysa bazı Atatürkçülerde yaptıkları kötülüklerin ortaya çıkması duurmudna ben Atatürkçüyüm bana saldıırlar bundan demesiyle alakalı (daha vellde örnek evrmiştim bir ara kaçak yapıalrı belediyeler yıkmasın diye ya minyatür bir minare konuyordu çatısına kaçak yapının yada bir atatrük büstü düşünün yıkmaya gelen için ne kötü bir durum yıksa Aatatürk ve ya Din düşmanı ilan edilme ihtimali varki ülkemizde bu kesinlikle olur da daha komik bir bir kaç ay evvel haberlerde seyerttim zamanal eskiyen Atatürk heykelelri sökülüp yerine daha iyi durumda olanalrı dikiliyor eskilerini tepki akırız dşiye kıramıyorlar törenle gömüyorlar Atatürk böyle saçma sapan bir şeye ansıl alet edilirki?) | ||
|
||
| Sayın Fikir, Atatürkü yalın olarak çıkardığınızda, atatürkçülüğü yalın olarak çıkartabilecek misiniz? Atatürk tartışmaın zemini değil kılıfıdır. Kimileri işin özünde kendisi için cumhuriyet istemeyip, "atatürk cumhuriyeti" savunduğu sürece, çağdaş değerler diye ortaçağda kalan eylemleri fikirleri, devlet yapısını dayattığı ve bunun için atatürkü kılıf olarak kullandığı sürece türkiyede bu tip tartışmalar uzayıp gidecektir sanıyorum. Buyrun, atatürkün ağzından, Atatürkün ne kadar yanlış anlatılabileceği.. "Fikir cereyanlarına karşı fikre dayanmayan kuvvetle mukabelede bulunmak, o cereyanı imha etmediği gibi güçlendirir. Fikir cereyanları cebir ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez. Buna karşı en etkin çare, fikre fikirle karşılık vermektir." (TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 1, sayfa 334, Türkiye İş Bankası Kültür yayınları. 1985) Atatürke ait olmayan sözler: Söz konusu vatansa gerisi teferruattır. İhtiyarlarına hürmet etmeyen toplum, toplum değildir. İstikbal göklerdedir. Türk şoförü, en asil duyguların insanıdır. (bunu hangi şöför uydurdu acaba.) Köylü milletin efendisidir. ............. |
||
|
||
| Belge: 5 24 Eylül 1911 Salih Bozok’a Mektup "Salih’çiğim, Genelkurmay 1. Şube’ye memur edildim. Başka hiç kimse bir kelime sormadı. Kimseden vaziyeti anlamak mümkün değil. Herkes birbirinden korkuyor. Hamit devrinde olduğu gibi. Orduyu, memleketi kurtarmak için çok fedakarca çalışmak lazım. Başka çare yok. İstanbul muhiti pek kirli. Herkes kendi menfaattinden başka bir şey düşünmüyor. Bayramdan sonra ayrıntılı mektup yazacağım. Nuri (Nuri Conker) oradaysa âlâ, yok ise bu mektubu Üsküp’e gönder. Fuat (Fuat Bulca) geldi mi? Mehmet Ali, Rauf, İsmail vs. arkadaşlara selam." Genelkurmay 1. Şubede Memur Mustafa Kemal Tan gazetesi 1 Aralık 1938 / Özgün Belge ve Fotoğraflarla Atatürk, TBMM Vakfı Yayınları 1996 Sayın fikir tartışmalr daha çok Atatürk üzerine değil atatürkçüleirn Atatrükü suistimal etmeleri üzeirne nasıl bazı dindaralr dini kullnamkataysa bazı Atatürkçülerde yaptıkları kötülüklerin ortaya çıkması duurmudna ben Atatürkçüyüm bana saldırlar bundan demesiyle alakalı (daha vellde örnek evrmiştim bir ara kaçak yapıalrı belediyeler yıkmasın diye ya minyatür bir minare konuyordu çatısına kaçak yapının yada bir atatrük büstü düşünün yıkmaya gelen için ne kötü bir durum yıksa Aatatürk ve ya Din düşmanı ilan edilme ihtimali varki ülkemizde bu kesinlikle olur da daha komik bir bir kaç ay evvel haberlerde seyerttim zamanal eskiyen Atatürk heykelelri sökülüp yerine daha iyi durumda olanalrı dikiliyor eskilerini tepki akırız dşiye kıramıyorlar törenle gömüyorlar Atatürk böyle saçma sapan bir şeye ansıl alet edilirki?) Sayın Sapiens, Burada veya başka yerlerdeki tarışmaların gelip dayandığı nokta tabii ki, güncel sorunlar veya politikalara dayanıyor. Benim burada dikkat çekmek istediğim, bu tartılmalardan çok Atatürk'ü yeteri kadar tanımadan, yetersiz bilgilerle yapılan tarışmalara bir veri sunmak. Bunu yaparken bahsettiğiniz tartışmalarda da farklı bir seyir izleyecekse izler. Her halükârda böyle bir belge dökümantasyonun zararı olmayacağı gibi faydalı olacağı kanısındayım. Sayın Fikir, Atatürkü yalın olarak çıkardığınızda, atatürkçülüğü yalın olarak çıkartabilecek misiniz? Atatürk tartışmaın zemini değil kılıfıdır. Kimileri işin özünde kendisi için cumhuriyet istemeyip, "atatürk cumhuriyeti" savunduğu sürece, çağdaş değerler diye ortaçağda kalan eylemleri fikirleri, devlet yapısını dayattığı ve bunun için atatürkü kılıf olarak kullandığı sürece türkiyede bu tip tartışmalar uzayıp gidecektir sanıyorum. Buyrun, atatürkün ağzından, Atatürkün ne kadar yanlış anlatılabileceği.. "Fikir cereyanlarına karşı fikre dayanmayan kuvvetle mukabelede bulunmak, o cereyanı imha etmediği gibi güçlendirir. Fikir cereyanları cebir ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez. Buna karşı en etkin çare, fikre fikirle karşılık vermektir." (TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 1, sayfa 334, Türkiye İş Bankası Kültür yayınları. 1985) Atatürke ait olmayan sözler: Söz konusu vatansa gerisi teferruattır. İhtiyarlarına hürmet etmeyen toplum, toplum değildir. İstikbal göklerdedir. Türk şoförü, en asil duyguların insanıdır. (bunu hangi şöför uydurdu acaba.) Köylü milletin efendisidir. ............. Sayın eksi273, Derdim Atatürk değil, yürütülen tartışmaların zemininde ciddi oynaklıklar oluyor. Ve bu oynaklıkların esas sebeplerinden biri enformasyon eksikliği. Bu durum, insanların gereksiz tartışmalar yapmasına veya uzamasına neden oluyor. Bu bilgilere rağmen tabii ki, dogmatik düşüncelerinden taviz vermeyecek ve aynı inat ve körlükle "bildiğim bildik" deyip, ezberlediklerini söylemeye devam edecekler olacaktır. Ama bundan faydalanacak ve bakış açısını daha objektifleştirecek insanlar da olacaktır. Gönderdiğiniz kaynağı olan belge çok önemlidir. Fakat, uydurma dedikleriniz içinde belgeli olanlar da olabilir belki diye düşünüyorum. |
||
|
||
| Peki sözler neyi ifade ediyor? Daha doğrusu, sözler kendi başlarına yeterli midir? Bir yandan da Atatürk'ün sözleri kendini anlatır onlara bakarak Türkiye tahlili yapmak, abesle iştigaldir, farazidir. Yani bunlar tarihi bilgilerdir, ekonomi-politikle çok nadir ilişkilendiği için Türkiye analizi yaparken pek fayda sağlamaz. Bana sorarsınız Atatürkçülük denilen düşünce akımı 5-6 altı inkilap ve güzelce dizayn edilmiş mottolardır. Arkasındaki büyük düşünce Fransız Devrimidir, ki bu kötü bir şey değil zaten tarih böyle ilerler fakat sosyolojik, politik ve ekonomik alanda yeni bir şey icat edilmiş gibi gösterilmesi külli hatadır. Tarihi kopuk kopuk değerlendirmektir ki bu da bilimdışıdır. |
||
|
||
Peki sözler neyi ifade ediyor? Daha doğrusu, sözler kendi başlarına yeterli midir? Bir yandan da Atatürk'ün sözleri kendini anlatır onlara bakarak Türkiye tahlili yapmak, abesle iştigaldir, farazidir. Yani bunlar tarihi bilgilerdir, ekonomi-politikle çok nadir ilişkilendiği için Türkiye analizi yaparken pek fayda sağlamaz. Bana sorarsınız Atatürkçülük denilen düşünce akımı 5-6 altı inkilap ve güzelce dizayn edilmiş mottolardır. Arkasındaki büyük düşünce Fransız Devrimidir, ki bu kötü bir şey değil zaten tarih böyle ilerler fakat sosyolojik, politik ve ekonomik alanda yeni bir şey icat edilmiş gibi gösterilmesi külli hatadır. Tarihi kopuk kopuk değerlendirmektir ki bu da bilimdışıdır. Atatürk'ün yaptıkları bir şekilde biliniyor. Bunların doğruluğu veya yanlışlığının bir önemi yok. Bu bilgiler bir tamamlamadır. Doğru veya yanlış yapılan bu eylemlerin arka planındaki teoriyi yada belgesel ilişkileri ortaya koyar. Tarihsel olay ve kişileri daha sağlıklı değerlendirmek için, bilgi birikimi kaçınılmazdır. Bu belgelerden yola çıkarak yeni bir tarih ve güncel politika keşfedecek değiliz. Sadece eksik olabileceğini düşündüğümüz bilgileri yerine koymuş oluyoruz. Ve somut bilgiyi öğrenmek ve değerlendirmek, ne zaman bilimdışı olduğunu da merak etim doğrusu. Bu olsa olsa yüzleşme korkusudur. Son kez ve; bu başlığa katkı sunup sunmamak her yazarın kendi inisiyatifindedir. Ama konun ihtiyaç olup olmadığını tartışmak biraz abesle iştigal olmuyor mu? Forumda bulunan binlerce başlık için böyle bir "tasrrufa" gitmeye hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi (kurallara aykırı olanları dışında tutuyorum) bu başlık içinde aynı hak söz konusudur. Belge: 6 17 Ekim 1911 Fuat (Bulca)’ya Mektup “Kardeşim, Bilirsin ki, Trablus meselesi ortaya çıktığından beri oraya gitmek teşebbüsünden geri durulmadı. Bir defa Şam vapurunda üç gece kaldıktan sonra döndürüldük., bundan sonra Tunus veya Mısır yoluyla gitmeye teşebbüs ettik. Savunma Bakanı umudu kestiği için vazgeçirtti. Bu defa Ömer Naci (Şair) ve daha bir iki kişliyle Mısır üzerinden hedefe yürümek üzere, 15 Ekim 1911’de İstanbul’dan hareket edildi. Savunma Bakanı’da ister istemez onayladı. Maksadımız ebedi bir mücadele sahası açmaktır. Muvaffakiyet Allah’tan. Lüzum ve fayda görürsem seni ve daha başka arkadaşları da isteyeceğim. Şimdilik temin edilecek noktalar var. Benim nerede olduğumu duyurmayın. Daha bir müddet için validemi de haberdar etmeyin. Ara sıra benim tarafımdan İstanbul’dan gelmiş gibi kendisine mektup gösterin. Eyüp Sabri seni veya Salih’i görecek, ona ilmuhaberlerim ve borçlarım hakkında bilgi verin. Ruşen ve Necati Bey’lere gizlice söyle, ilmuhaberlerimin 5. Kolordu idaresinde kalması maaş ve ödeneklerimden borçlarım düşüldükten sonra kalanın valideme verilmesi lazımdır. Bunu Savunma Bakanı’da yazacak. Unutmazsa. Salih’e olan 5-10 lirayı da bu paradan ödesin. Mısır’a vardıktan sonra sana bilgi ve adres vereceğim. Sen de bana yazarsın. Şayet sen bir tarafa gidersen senin adına mektupları alacak ve açacak bir arkadaş tayin edersin. Rasim, Hamdi vs. arkadaşlar ne alemdedir? Vatanı kurtarmak için şimdiye kadar olduğundan fazla gayret ve fedakârlık elzemdir. Endülüs tarihinin son sayfalarını okuyunuz. Faydali sohbetlerimizde bulunamadığım için üzgünüm. Beni unutmayın. Alaydaki arkadaşlara çok selam., beraber yaptığımız talim ve terbiye programını takipte çok güzel neticeler vardır. Yorulmasınlar, eski tembellikle hiçbir şey olmaz. Başka kâğıdım yok. Nuri’ye ayrıca mektup yazamayacağım. İstersen bu mektubu aynen gönder. Veyahut bahisle bir mektup yaz. Ve o kıymetli kardeşimize de ki, benim için hatırası kalp ve vicdanımdan bir an çıkmayan bir öz kardeş varsa, Nuri’dir. Bu karanlık seferi beraber yapmak isterdim. Allah nasip ederse mücadele sahasında birleşiriz. Cenab-ı hak takdir etmişse ahrette kavuşuruz. Salih’in gözlerinden öperim. Kalbinin vefasına vicdanını saflığına ve inceleğine şükran borçluyum. Senin ve Salih’in Selanik’te bulunması, valideye yardım etmesi, kalbimin kuvvetini artırıyor. İstanbul’da bulunan Kerim Bey’e mektup yazın. O zavallı oradaki mücadelede yalnız kaldı. Mektuplarınız ona kalp kuvveti verir. Allahaısmarladık Fuat’ım" M. Kemal Ulus gazetesi, 10 Kasım 1939 / Hep Atatürk’ün Yanında, Salih Bozok-Cemil S. Bozok, Çağdaş Yayınları 1985 |
||
|
||
| Somut bilgi çarpıtmasından bahsediyorum (ki sende bunu diyorsun), somut bilgiyi ve bunun yanında evrensel politikadaki diğer bilgileri analiz ederken veya sentezlerken yapılan yanlışlıktan ve bilimdışılıktan bahsediyorum ki bunları sizin yazınıza atfen de yapmıyorum (Onlar bilirler kendilerini). Böyle değerlendiren varsa onların yöntemi bilimdışıdır diyorum. Örneğin; Fransız devrimini eleştirip (bilinçli veya bilinçsiz.. oluşan burjuvaziyi eleştiren) Kemalist devrimi göklere çıkaran kişi (sanki burada burjuvazi yaratılmadı, tepeden kapitalizm kurulmadı, iktisat kongrelerine baksınlar) ya somut bilgiden habersizdir ya bilimsel yöntemden habersizdir ya da fanatiktir, ajitatördür, propagandacıdır diyorum. Çevreye bir bak kim neyle yüzleşemiyor, yüzleştik, reddettik, korkak mıyız? Evet, korkuyoruz bu devletten. İlk kez ve; bu başlık kendi başına var olmadı altını doldurğun bilgiler ile başlık oldu. Bu yüzden bu bilgilere ihtiyaç yok denebilir ama bu bunları yazmamalısın demek değildir. Yaz elbette buna bir şey dediğimiz yok fakat sende benim ihtiyaçlar listemde nerede duracağına veya bunu belirtip belirtmememe karışma buna hakkın yok çünkü. |
||
|
||
Yaz elbette buna bir şey dediğimiz yok fakat sende benim ihtiyaçlar listemde nerede duracağına veya bunu belirtip belirtmememe karışma buna hakkın yok çünkü. Bu cümleni neye istinaden yazdığını gerçekten anlamadım. Lütfen arkadaşlar söylenmeyen şeyler üzerinden cevap vermeye çalışmayalım. Hiç kimse bir şey yazmak zorunda değil. Anlamsız tartışmalarla vakit geçirmeyelim... |
||
|
||
| "Ama konun ihtiyaç olup olmadığını tartışmak biraz abesle iştigal olmuyor mu? Forumda bulunan binlerce başlık için böyle bir "tasrrufa" gitmeye hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi (kurallara aykırı olanları dışında tutuyorum) bu başlık içinde aynı hak söz konusudur." Bunun üzerinden. |
||
|
||
"Ama konun ihtiyaç olup olmadığını tartışmak biraz abesle iştigal olmuyor mu? Forumda bulunan binlerce başlık için böyle bir "tasrrufa" gitmeye hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi (kurallara aykırı olanları dışında tutuyorum) bu başlık içinde aynı hak söz konusudur." Bunun üzerinden. El insaf, burada size veya bir başka forum yazarının ihtiyaçlarına müdahele eden tek bir kelime göster. Tam tersine bu cümleler, sadece konuyu savunma amaçlı. Nasıl böyle bir sonuç çıkardın anlamıyorum. Buna rağmen diyorum ki, "tamam öyle olsun, hiç bir arkadaşın ihtiyaç sıralamasına karışmam, dikkat ederim!" Belge: 7 22 Mayıs 1912 Kerim Bey’e Mektup “Aziz Kardeşim Kerim Bey, Ayrıldığımız gün olan 15 Ekim 1911’den bugüne kadar geçen 7-8 ay zarfında size ancak bir iki ve pek kısa mektup göndermiştim. Bunların ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum. Sonra Paris’te olduğunuzu, Tunus yoluyla geçmek isteyip de başarılı olamayarak sizin yardımınızla bize gelen bazı arkadaşlardan öğrendim. Ben İstanbul’dan Naci, Hakkı ve Yakup Cemil’lerle çıktım. Naci’nin bütün hayallarine rağmen komite adına hiç kimse tarafından yardım görülemedi. Paraları bitti. Genel Merkez’den 300 lira istediler. Birinci cevapta, “Para yok, Enver’le görüşün” dendi. Naci’nin üstelemesine Nazım’ın azarı ve teessüfüyle karşılık verildi. Benim senedimle Naci, Ömer Fevzi’den 200 İngiliz lirası aldı. Hareket edildi. (…) Derne Kuvvetleri, Derne Vadisi’yle iki kısıma ayrılmış bir haldedir. Enver zaten batıdaki kuvvetle bulunuyor. Nuri’yi de onun Kurmay Başkanı yaptık, ben de Fuat’ı alıp Doğu Kolu Kumandanı sıfatıyla Doğu Kuvveti’ne katıldım. Yollarda oldukça yorulmuş, ıslanmış, üşümüş sefalet çekmiştik. Derne’de henüz başlangıç halinde bulunulduğu için sefaleti gidermek mümkün olmamıştı. 16/17 Ocak baskınıyla başlayan 17 Ocak Muhaberesi gecesi ve günü zaten hastalıklı görünen sol gözüm kanlandı ve görmez oldu. Istırabın derecesi vazife yapmama mani oldu. Hilaliahmer (Kızılay) Hastanesi’ne yattım. Bir ay tedaviden sonra tam olarak göremediğim halde hastaneden çıktım. Vaziyet biraz büyüdüğü için Enver Umumi Kumandan, ben de Derne Kuvvetleri Kumandanı oldum. Bu sırada idi ki, 3 Mart 1912 günü umumi bir muhabere oldu.. Bugüne kadar fevkalede yorgunluk ve açlık ve muhabere geceye kaldığından soğuğa maruz kaldık ve bunun neticesi olarak gözümün rahatsızlığı ertesi gün nüksetti. On beş gün kadar yataktan kalkamadım, gözlerimi açamadım. Nihayet ıstırap geçti, tekrar işe başladık. Fakat sol gözüm daha az görür oldu. Doktorlar Mısır’a gitmemi tesviye ettiler. Ben razı olmadım. Nihayet bugüne kadar görme derecesinde bir fark görülemeyerek o derecenin yerleştiğine hükmetmişler. Gerçi uzman doktor zamanla açılacak diyor, fakat ben inanmıyorum. Bu harbin bitmesinden sonra askeri hayata veda ederek istirahat köşesine çekilebilmek ihtiyacı bilmem nasıl sağlanacak? Sizin mebusluğunuz hakkında olup biten her şeyi bana Selanik’ten yazdılar. Nihayet Salah’ın hakkınızda yazdığı siyasi makaleyi de okudum. Zaman her şeyi halleder. (…) Biz de pusu, baskın… tacizlerle mütevekkil. Düşmanın Adalar Denizi’ndeki harekâtı bize hiçbir tesir yapmıyor. Bu mektubun salimen size ulaşacağından emin olduğum için bu kadarla yetiniyor ve mektubunuzu, hatta telgrafınızı bekliyorum. Hürmetle gözlerinizden öperim kardeşim." Derne Kuvvetleri Kumandanı Binbaşı Mustafa Kemal ATASE Başkanlığı Yayınları, 1984 Belge: 8 8 Nisan 1913 Başkumandanlık Vekaletine Şifre C/25 Mart 329 "Osmanlı askerleri her bakımdan subay ve kumandanlarınca ve buradaki alay müftüsü tarafından vaiz ve nasihatler edilmekte ve başka türlü vaizlerin daha fazla fayda getireceği sanılmamaktadır. Bilakis bu gibi teşebbüslerine düşman gözünde ordunun manevi kuvvetinin düşme derecesini ilana ve hükümet tedbirlerinin pek acınacak hususlarla sınırlı kalışını isbata vesile olacağı görüşünde bulunduğumu arz ederim." M. Kemal Askeri Tarih Dergisi, Yıl 2, Sayı 3, Mart 1977 / Atatürk’ün Yaşamı 1. Cilt, Uluğ İğdemir, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1980 (Bu telgraf, Balkan Savaşları sırasında, hükümetin 25 Mart’ta M. Kemal’e gönderdiği telgrafa cevaben yazılmış) Belge: 9 7 Aralık 1913 Madam Corinne’e Mektup “Aziz Corinne, Son mektupların bana büyük bir memnuniyet verdi. Beni daima hatırladığını öğrenmekle çok bahtiyarım. Ben de her an seni düşünüyorum ve seni tatlı arkadaşlığında geçirdiğim güzel anları zevkle hatırlıyorum. Sofya, boş zamanları doldurulabilecek hiçbir eğlencesi olmayan tatsız bir şehirdir. Burada çok meşgulüm. Günde en az altı saat çalışıyorum. Nuri Bey’den sizin evde birkaç saat geçirmek bahtiyarlığına nail olduğunu bana haber veren bir mektup aldım. Orada seninle konuştuklarına dair bazı imalar vardı. Anlaşılıyor ki, benden bahsettiğiniz uzun bir konuşma olmuş. İtiraf ederim ki, bana onun pek açık görünmeyen sözlerine nasıl bir mana atfedebileceğimi bilmiyorum. Annene saygılarımı ve tatlı kızkardeşine en iyi dostluklarımı bildirmeni rica ederim. Güzel ellerini öper ve çok muhabbetle senin çok halis bir dostun olduğumu tekrar ederim.” Kemal Milliyet gazetesi, 4 Ararlık 1954 / Atatürk’ün Özel Mektupları, Derleyen: Sadi Borak, Kaynak Yayınları 1998 |
||
|
||
| Atatürk'ü anlamak, bilmek için iyi/gerçekçi bir başvuru kaynağı oluyor bu topic, teşekkürler Fikir. |
||
|
||
| Belge:10 14/27 Aralık 1913 Madam Corinne’e Mektup “Aziz Corinne, Mektuplarını büyük bir memnuniyetle aldım. Bütün mektuplarında benim hakkımda ifade etmek lütfunda bulunduğun samimi dostluk izlerine sonsuz teşekkür ederim. Emin ol ki bu duygular benim tarafımdan da tamamıyla paylaşılmıştır. Bana yazıyorsun ki, son mektubumda evvelkiler kadar imla yanlışı olmadığı için, bundan mektuplarımın bir başkasının kalemiyle yazıldığı neticesini çıkarmışsın. Bu küçük dikkati senin tarafından bir kompliman olarak değerlendiririm; zira ben, bildiğim kadar Fransızcam üzerinde hiçbir hayale kapılmıyorum. Bu dili Türkçe kadar iyi bilseydim, size yalnız daha sık mektup yazmakla kalmaz, size karşı samimi bağlılığımı daha zarif ve daha seçkin bir şekil altında ifade etmeye muvaffak olurdum. İstanbul’daki hadiseler üzerine bana verdiğin bilgiler beni çok ilgilendirdi. Görüyorum ki her şeyden haberin var. (…) Geçen gün Gar’da İstanbul’a giden Cavit Bey’i görmeye gittim. Refakatinde bulunan Reşat Saffet Bey bana, bana sizden mektup alıp almadığımı sordu. Ona, senin bana birkaç mektup yazmak zevkini verdiğini, fakat benim mektup yazmaktaki tembelliğimin sana cevap vermekten beni alıkoyduğunu söyledim. Dikkat ettim ki,, sen, Reşit Saffet Bey’i çok ilgilendiriyorsun. Seninle iyi münasebetleri göz önünde tutulursa onun bu merakı ve ilgisi beni hiç hayrete düşürmüyor. Görüyorum ki, Cevdet Bey’e, benim buradaki hareketlerimi gözetlemesini tavsiye etmeye devam ediyorsun. Bizzat kendi hareketlerinin kontrol edilmesi lazım gelen bu eski çapkının sözlerine bilmem hangi noktaya kadar itimat edilebilir. Bununla beraber hemen itiraf etmeliyim ki onun sana anlatacağı şeylerde bir hakikat zerresi bulunabilir. Buradaki hayatım monoton gidişatını takip ediyor. Bugüne kadar onu hiçbir hadise neşelendirmedi. Allah kerim. Valideniz hanıma saygılarımı sunarım. Matmezel Edith’e dostluklarımı sunarım." M. Kemal Milliyet gazetesi, 24 Kasım 1954 / Atatürk’ün Özel Mektupları, Derleyen: Sadi Borak, Kaynak Yayınları 1998 |
||
|
||
| sayın fikir kendi dilinden olduğuna şüphe yokl lakin siz seçmeketsiniz Atatürkün kedni dilinden ama sizin seçtiğinzi düşünceleri değil mi yada sadi borak beyfendinin seçtikelri tamamını yayınlıyacaksnaız eksiksiz bu mesajımı fuzuli bir emsaj olarak düşünebilrisniz | ||