SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sahne

Konu: ''Hayat Öpücüğü ''

Sayfa: [ 1 ]

Sino AtriaL 27.03.2008 14:48:11
   





Bir haykırıştır çoğu zaman kahkaha mutlulukla özdeş,gözyaşıysa engin bir hüzün.. ASlında hayattır SAHNE sandığınız doruk.. Korkaktır kimi zaman,kimi zaman acımasız,kimisinde şefkatli ve her daim ölçüsüz..

   Hayatta size biçilen sahneyi rol yapmadan kullanmaksa en büyük erdemdir insanoğlu için..

  Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ünde dediği gibi;


   ''Sanatsız kalmış milletlerin can damarlarından biri kopmuş demektir''


Her daim sanatımımza sahip çıkmanın bizler için ne kadar hayati önem taşıdığını bu sözlerle vurgularken,tüm sıfır halkının Dünya Tiyatrolar Günü'nü en içten dileklerimle tebrik eder daha nice güzel senelrede nice güzel saant dolu günler geçirmelerini dilerim..



                                                                                                                                                                                                                                           ^^Sino Atrial^^
Dünya Tiyatrolar GünnüdeYapılan Bildiriler:

27 mart 2006

BİR UMUT IŞIĞI
 
Her gün bir Dünya Tiyatro Günü sayılmalıdır, çünkü geçen 20 yüzyıl boyunca tiyatro ateşi hiç durmadan dünyanın çeşitli yerlerinde ısrarla yanmıştır.
Tiyatro, özellikle sinema, televizyon ve şimdi sayısal medyanın gelişmesiyle sürekli yok olma tehdidi altında olmuştur. Teknoloji sahneyi istila etmiş ve insan boyutunu imha etmiştir. Ve uçuşan repliklerin yerini bir çeşit hareketli resmin aldığı naylon bir tiyatro yaratmak için çaba
harcanmıştır. Oyunlar yalnızca kuklalar ve oyuncak bebekler kullanılarak katmerli ışık etkisiyle ambalajlanıp, diyalogsuz, ışıksız veya oyuncusuz sahnelenmiştir.
Teknoloji, tiyatroyu bir havai fişek gösterisine veya panayır eğlencesine dönüştürmeye çalışmıştır.
Şimdi oyuncuların seyirci karşısına geri dönüşüne şahit oluyoruz.
Bugün, repliklerin sahneye geri geldiğini görüyoruz.
Tiyatro artık kitle iletişimini reddetti ve kendine özgü sınırlarını kabul etti; iki varlık birbirleriyle yüzleşir, hassasiyetleri, duyguları, hayalleri ve umutları aktarır. Sahne sanatı tartışmayı alevlendirecek fikirleri konu etmeyi terk ediyor.
Tiyatro hareketlendirir, aydınlatır, endişelendirir, rahatsız eder, ruhu yüceltir, ifşa eder, kışkırtır ve gelenekleri ihlal eder. O, toplumla paylaşılan bir sohbettir. Tiyatro, boşluğa, gölgelere ve suskunluğa, replikleri uçuşturmak, hareketlendirmek, aydınlatmak ve hayatı galeyana getirmek için karşı duran ilk sanattır.
Tiyatro, yaratıldıkça kendini yok eden yaşayan bir varlıktır, fakat hep küllerinden yeniden doğar. O, bütün insanların bir şeyler aldığı ve verdiği böylece biçim değiştirdikleri sihirli bir iletişimdir.
Tiyatro insanoğlunun varoluş acısını yansıtır ve insanın durumuna açıklık
getirir. Tiyatroda, yaratıcılar değil oyunun geçtiği dönemin toplumu
konuşur.
Tiyatroyu keşfetmeyi ve ondan hoşlanmayı engelleyen çocuklukta sanat eğitimi eksikliği, dünyada kol gezip seyirciyi uzakta tutan yoksulluk ve desteklemesi gerekirken, ona karşı kayıtsız kalan ve onu göz ardı eden hükümetler tiyatronun aleni düşmanlarıdır.
Bir zamanlar sahnede tanrılar ve insanlar birbirleriyle konuşurdu, fakat şimdi öteki insanlarla konuşuyorlar. Bu nedenle, tiyatro yaşamdan daha büyük ve iyi olmalıdır. Tiyatro, çılgın bir dünyada bilgelik sözünün değerine inanma eylemidir. Tiyatro, kendi kaderinden sorumlu
insanoğluna inancın gösterisidir.
Bize ne olduğunu anlamak, hepimizi çevreleyen acı ve ıstırabı nakletmek ve hatta günlük yaşamımızın kargaşası ve kâbusunda anlık bir umut ışığı yakalamak için tiyatroyu deneyimlemek zorundayız.
Çok yaşayın tiyatro töreninin kutsal katılımcıları! Çok yaşa tiyatro!
 
Víctor Hugo Rascón Banda




Türkiye ve dünya, uzak düşmemeli sahnenin büyüsünden. Ne yazık ki tiyatro, hemen her yerde cılızlaşıyor, gözden ırak kalmaya yüz tutuyor şimdilerde. Sinemanın trükleri yaya bırakıyor onu. TV’deki pembe diziler, sahnenin üstüne kara perdeler indirdi. Bilgisayar bağımlıları, evdeki ekranlarının başından kalkıp tiyatro koltuklarına oturmaya üşeniyor. Trafik, izleyicileri ürküten bir canavar.

Seyirci azaldıkça oyun yazarları daha az üretken oluyor. Oysa onlar da - yönetmen ve oyuncu kadar - dramın ve güldürünün yaratıcısıdır. Belki dünya tiyatrosunun yeni güçlü bir hamle yapmasında yazarlar başı çekecek.

Tiyatro, sahne ve salonlarıyla, metin ve mekânlarıyla, sanatçıları ve teknik elemanlarıyla, izlek ve izleyicileriyle, örgütlenme gerektiren bir kolektif tür. Şiir, beste, resim kadar “yalnız bir yaratı” değil.

Ülkemizde ve başka yerlerde, tiyatronun şimdiki bunalımdan kurtulması, dinamik, azimli, enerjik düzenlemelerle gerçekleşebilir. Dünya çapında bir “sahne seferberliği”, yaşamsal bir zorunluluktur artık. Örneğin, en yaygın tiyatro kültürüne sahip olan Birleşik Amerika’da işsiz ve rolsüz oyuncuların sayısı, alarm verici.

Yeryüzünde dramatik diriliş için tiyatro erlerini harekete geçirmeliyiz. Dünya Tiyatro Günü, hem ulusal silkinişlerin, hem de verimli bir uluslararası işbirliğinin perdesini açabilir. Ülke-içi turlarla, okullarda amatör ve profesyonel prodüksiyonlarla, emeklilere, yoksullara, kırsal nüfuslara hizmetler götürülerek, uluslararası turnelerle, klasiklerin canlandırılmasıyla, oyun yazarlığı için teşvikler konularak, değerli piyeslerin TV’ye taşınmasıyla bir “rönesans” başlatılabilir.

Sanat duyarlığına sahip olanlar, önderlerine sormalı: “Bu yıl tiyatro için ne yaptınız, bundan sonra neler yapacaksınız?” Ve kendilerine de sormalılar: “Biz kendimiz dün ve bugün ne yaptık tiyatro için? Yarın ne yapacağız?”

Başka sanatlar gibi, tiyatro da bir barış havarisi, bir toplum ve eğitim hizmetkârıdır. Ulusal uyum uğruna, dünya barışı için, her yerde tiyatroyu güçlendirmek, hepimizin görevi. Bu uğurda birleşmek, dargınsak barışmak, elbirliğiyle, gönül birliğiyle büyük uğraşılara yönelmek. Tiyatroyu geliştirmek, hiç de zor ve masraflı değildir. Verimli, zevkli, yüceltici bir çabadır. Elimizde kaynaklar ve mekânlar var, kadrolar ve yetenekler var. Bunları seferber edebiliriz etkin ve yetkin çalışmalarla.

Konferanslar, sempozyumlar, mesajlar, bildirgeler çok hoş elbette. Ama, bizleri bekleyen asıl görev, bir “tiyatro devrimi yaratmak”tır.

1962’den beri her yıl, “Dünya Tiyatro Günü” için bir uluslararası şahsiyet, bir bildiri yazıyor. 1978’de Türkiye’nin önerisi kabul edilerek, her ülkede bir kişinin o ülkenin tiyatrosuna ilişkin bir “ulusal bildiri” yazması geleneği başlatıldı. Gönül ister ki, bugün, Türkiye’miz “Dünya Tiyatro Günü’nde ant içerek bir “tiyatro devrimi” planı ve stratejisi hazırlamaya koyulsun... ve bu, tasarıda, sonra da uygulamada öyle başarı kazansın ki başka ülkelerce örnek alınsın. Türkiye Cumhuriyeti, böyle bir öncülüğe yeteneklidir, model olmaya lâyıktır.

Dünya Tiyatro Günü’nde Türk tiyatrosuna alkışlar... Şimdi, “Yeni Türk Tiyatrosu”nun yaratılması için candan dilekler...”

Talat Halman/2006
ULUSLARARASI DÜNYA TİYATRO GÜNÜ BİLDİRİSİ

 

Tiyatroya kendimi kaptırışım ilkokul yıllarıma rastlar ve o zamandan beridir de bu büyülü dünya beni kendisine tutsak etmiştir.

 

Başlangıcı son derece mütevazı bir şekilde olmuştu; okul müfredatı dışında zihnimi ve ruhumu zenginleştirecek bir etkinlik olarak görüyordum tiyatroyu. Fakat, daha sonra bir yazar, bir oyuncu ve bir tiyatro prodüksiyonu yönetmenliğini yapacak denli ciddi olarak işin içine girdiğimde, tiyatronun bir hevesten çok daha fazlası olduğunu gördüm. Hatırlıyorum da, siyasi bir oyun sahnelemiştik ve yetkilileri çok kızdırmıştık. Her şeye el konmuştu ve tiyatro gözlerimin önünde kapatılmıştı. Fakat tiyatronun ruhu ağır askeri çizmeler tarafından çiğnenemedi. İşte bu ruh, benliğimin en derin yerlerinde sığınağını aradı ve tiyatronun o büyük gücünün tam anlamı ile farkına varmamı sağladı. İşte o zaman tiyatronun gerçek özü beni öylesine derinden sarstı ki, tiyatronun ulusların hayatında, özellikle de muhalefete ya da farklı görüşlere hoşgörü gösteremeyenlerin karşısında neler yapabileceği konusunda içimde kuşkunun zerresi kalmadı.

 

Tiyatronun gücü ve ruhu, Kahire’deki üniversite yıllarım sırasında da bilincimin derinlerine iyice kök saldı. Tiyatro hakkında yazılmış ne varsa canla başla okudum ve sahnede yer alan çeşitliliğin farkına vardım. İleriki yıllarda, ben dünya tiyatrosundaki son gelişmeleri takip etmeye çalıştıkça bu bilinçlilik daha da gelişti.

 

Eski Yunan’dan günümüze değin tiyatro hakkında yazılmış ne varsa okurken, tiyatronun çeşitli dünyaları aracılığı ile kullanma gücüne sahip olduğu o iç tılsımından emin oldum. Tiyatro, işte bu yolla insan ruhunun derinliklerine erişiyor ve o derinliklerde yatan definenin kilitlerini açıyordu. Bunu anladığım zaman, tiyatronun gücüne, tiyatronun sevgi ve barış yayan birleştirici bir araç olduğuna ilişkin sarsılmaz inancım daha da güçlendi.

 

Tiyatronun gücü farklı ırklar, farklı etnik gruplar, farklı renkler ve inançlar arasında diyalog kanalları açılmasını da sağlar. Ben böylelikle öğrendim, insanlığın ancak iyilik ile yekpare kalabileceğini ve kötülükle de bölünüp darmadağın olacağını. Evet doğrudur, iyi ile kötünün çatışması tiyatronun özünde var. Fakat, sağduyu payidar kalır ve insan doğası çoğu zaman iyi, pür ve faziletli olanla önünde sonunda aynı yola baş koyar.

 

Eski çağlardan beri insanoğlunun baş belası savaşlar da hep güzellikten anlamayan şer ile beslenen içgüdülerin sonucu olmuştur. Tiyatro güzelin kıymetini bilir, hatta hiçbir sanat biçiminin güzeli tiyatro kadar büyük bir sadakat ile yakalayamayacağını bile iddia edebiliriz. Tiyatro, güzelliğin bütün biçimlerini kucaklar, içinde barındırır çünkü güzeli değerli görmeyen hayatın değerini bilemez.

 

Tiyatro hayattır. Sorumluluk ile çınlayan vicdanın dizginleyebileceği o çirkin başlarını pervasızca yükselten bütün o nafile savaşlara ve öğreti farklılıklardan kaynaklı dayatmalara karşı durmak bugünkü kadar boynumuzun borcu hiç olmamıştı.

 

Bu şiddet manzaralarına ve başına buyruk cinayetlere son vermeliyiz. Bugünün dünyasında böylesi görüntüler olağan sayılabilir fakat dünyamızın birçok yerini saran ve köklerinin kazınması için harcanan her çabayı bertaraf etmeyi başarmış o insafı kurumuş zenginlik ve o rezil yoksulluk ya da AIDS gibi illetler var olduğu sürece bu durum daha da kötüye gidecektir. Yerkürenin çölleşmesi ve kuraklık benzeri daha birçok acının ve kederin kaynaklarını ve bu illetleri de körükleyen güç, dünyamızı daha mutlu bir yere dönüştürebilmenin kesin yolu olan gerçek bir diyalog yoksunluğudur.

 

Ey Tiyatro Halkı, biz sanki bir boranda savrulmuşuz ve sanki eşiğimize kadar sokulan kuşku ve tereddüt toz bulutuna maruz kalmışız da elimiz kolumuz bağlanmış gibiyiz.

 

Aşikâr olan neredeyse tamamen gölgelenmiş, avaz avaz sesimiz ise bizi birbirimizden ayrı tutmaya kararlı bu curcuna içinde neredeyse hiç duyulmaz olmuş. Aslında, tiyatro gibi sanat biçimlerinde de eşsiz bir şekilde kendini gösteren diyaloga köklü inancımız olmasaydı, bizleri bölüp parçalamak için taş taş üstünde bırakmayan bu boran çoktan silip süpürmüştü hepimizi. İşte bu yüzden, bu boranı körüklemekten yorulmayanların karşısına dikilip onlara meydan okumalıyız. Sadece onları ortadan kaldırmak için değil de, yarattıkları fırtınanın seherinde beliren ağulu havanın üzerine yükselmek için o güçlerin yüzüne yüzüne durmalıyız. Bütün gayretimizi toparlamalı ve bu gücümüzü mesajımızı herkesin kavramasına, uluslar ve halklar arasında kardeşlik çağrıları yapanlarla dostluk bağlarımızı yerleştirmeye adamalıyız.

 

Bizler faniyiz, sadece fani; fakat tiyatro bakidir, hayatın ta kendisi gibi.

 

H.H. Şeyh Dr. Sultan Bin Muhammed el Kasimi

 

Birleşik Arap Emirlikleri Konseyi Üyesi ve Şarja Emiri



Türkçesi: Yusuf Eradam


2007

Sino AtriaL 27.03.2008 14:55:33
[/


DÜNYA TİYATRO GÜNÜ KARŞI BİLDİRİSİ

 

27 Mart Tiyatrocular için bir bayram günü değildir. Pazartesiye denk gelirse tiyatrocuların tatil günüdür, tiyatro kapalıdır.

 

Tiyatroyu unutmuş kalabalığa onu hatırlatmak. Bildirilerle tiyatronun altını çizmek için düşünülmüş bir gündür. Her yıl Evrensel bir bildiri ve ulusal bildiriler yayınlanır. Evrensel bildiri tiyatronun erdemini, değerini ve olmazsa olmazlığını dile getirir. Ulusal bildiriler de evrenselden geri kalmamak derdiyle ülke tiyatrosunun sorunlarına pek değinmez.

 

27 Mart 2007’de Türkiye Tiyatrosu’nun bildirisi farklı olmak zorundadır.

 

Tiyatromuzun başına örülen çorabın farkında mısınız?

 

Geçtiğimiz tiyatro mevsimi sonunda, Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü Lemi Bilgin’in görevden alınmasının ardından özel tiyatrolara yapılan yardımın ortadan kaldırılması, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın bilet fiyatlarının 1 lira, 50 kuruş gibi fiyatlara indirilmesi, özel tiyatroların turnelerde sembolik bir kira ödeyerek oynadığı devlete ait salonların kiralarının fahiş fiyatlara çıkarılması, yasaklanan oyunlar birbirini izleyen halkalar. Devlet Tiyatrosu ve Şehir Tiyatroları’nda yaşananlarsa,  akıl alır bir aymazlıktır. Sistem bu kurumları gözden çıkarmıştır. Yeni yasalar hazırlatarak sözcüklerimizi ezip, yok etmeyi hesaplıyorlar.

 

Bunlara başka halkalar da eklendiğinde, özel tiyatrolar bir bir kapanacak, kurum tiyatroları çökertilecek ve son halka ilk halkayla birleşince, birileri tespih çekecek.           

 

Amaç açıktır; ya siyasi iktidarın yani emperyalizmin dümen suyunda tiyatro yapılacak ya da gereği yapılacak. Yağma yok! Tiyatro başı dik ve onurlu yoluna devam edecektir. Tiyatroda neyin nasıl yapılacağına tiyatrocular karar verir.

 

Bu gün 27 Mart 2007 Dünya Tiyatro günü. Dünya ve Ülkemiz üzerinde oynanan kirli oyunların farkındayız. Bizler, perdelerimizi her zamankinden daha çok bağımsızlık için, eşitlik için, özgürlük için açacağız. Seslerimiz uçuşup gitse de, sözcüklerimiz bilenip kalacak yeryüzünde. Sahnelerimiz barışın ve kardeşliğin çiçek bahçesi olacak.

 

Ülkemizde, tiyatroya savaş açmış bir anlayış iktidardadır.

 

Savaş karşılıklıdır.

 

Türkiye tiyatrocuları direnecektir.

 

Yalnız olmadığımızı biliyoruz.

 

İzleyiciler, halkaları birleştirip tesbih etme telaşını fark ettiğinde direnişe katılacaktır.

 

Yaşasın direnen Türkiye Tiyatrosu!


 


ORTA OYUNCULAR / NÂZIM OYUNCULARI / DOSTLAR TİYATROSU / TOBAV Genel Merkez / TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği) / TİYATRO… TİYATRO… DERGİSİ / TİYATRAL İSTANBUL / SEMAVER KUMPANYA / TİYATRO  Z / DON KİŞOT  TİYATRO / BİZİM TİYATRO / NAZIM HİKMET KÜLTÜR MERKEZİ / TİYATRO ALKIŞ / MASK-KARA TİYATROSU / TİYATRO SİMURG / TİYATRO KARŞI KIYI / BEYAZ TEBEŞİR TİYATROSU / DEĞİŞİM ATÖLYESİ OYUNCULARI (İstanbul) / DEĞİŞİM ATÖLYESİ OYUNCULARI (Ankara) / SINIR TANIMAYAN OYUNCULAR / OYÇED (OYUN YAZARLARI VE ÇEVİRMENLERİ DERNEĞİ) / TOBAV İstanbul Şubesi /  ÇOGED (Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Derneği) / İŞTİSAN


Her yıl 27 Mart'ta kutlanan Dünya Tiyatro Günü nedeniyle, yayınlanan "Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi"ni bu yıl Kanadalı sanatçı Robert Lepage kaleme aldı.

Lepage, yayınladığı bildiride tiyatronun kökeninin ne olduğunu sorgularken, tiyatronun, eski zamanlarda, taş ocağında ısınmak ve hikayeler anlatmak için ateşin etrafında toplanmış bir grup insanın hikayeler canlandırmalarına kadar giden eski bir tarihi olduğunu belirtiyor.


 
Bu düşünceden yola çıkan Lepage, tiyatronun bir tehdit aracı olarak değil, birleştirici bir unsur olarak anlaşılması gerektiğini hatırlatıyor.


"Tiyatro kendi çağının büyük olaylarına tanıklık etmeyi ne şekilde sürdürebilir ve insanlar arasındaki anlayışı ve açıklık ruhunu nasıl yaygınlaştırabilir? Hoşgörüsüzlük, dışlanma, her türlü füzyona ve kaynaşmaya direnen ırkçılık sorunlarına karşı, kendi pratiklerinde çözümler önererek nasıl kendini onurlandırabilir?" sorularıyla Lepage, tiyatro sanatının hayatta kalmasının onun kapasitesine, yeni araçlarla ve yeni dillerle kendini sürekli yeniden keşfetmesine bağlı olduğunun altını çiziyor.


Tüm karmaşıklığıyla birlikte dünyayı anlatmak için sanatçının, yeni biçimler ve fikirler ileri sürmek ve bu kalıcı ışık-gölge oyununda insanlığın siluetini çekip çıkarma yeteneğine haiz olan izleyiciye güvenmek zorunda olduğunu belirten Lepage, bildiriyi şu sözlerle sonlandırıyor:


"Ateşle oynadığımız, risk aldığımız doğrudur. Ama aynı zamanda bir şansı da yakalamış oluruz: Yanabiliriz. Ama aynı zamanda şaşırtabilir ve aydınlatabiliriz."

 
2008
Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisini Bu Yıl Orhan Alkaya Yazdı
 
 Her yıl 27 Mart'ta kutlanan "Dünya Tiyatro Günü" nedeniyle, yayınlanan "Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi" bu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya tarafından kaleme alındı.
Alkaya yayınladığı bildiride, Türk tiyatrosunun hayli zamandır bir uzun geçidin tam içerisinde durduğunu ve geçidin darlığının ise hayal gücünü kısıtladığını belirtti...


Alkaya yayınladığı bildiride, Türk tiyatrosunun hayli zamandır bir uzun geçidin tam içerisinde durduğunu ve geçidin darlığının ise hayal gücünü kısıtladığını belirtti. Alkaya, "Bu geçitten, binlerce yıllık ayrışık kültürel zenginliğimizle süzülmek, Dünya köyüne, kendi oyun oynama birikimimizle akmak üzereyiz" dedi. Alkaya bildirisine şöyle devam etti:


 
"Küçük bir köyde yaşıyoruz, ısınıyor yahut üşüyoruz, mutlaka seviniyor ve üzülüyoruz, farklı dillerde konuşuyoruz ve ötesi, daima hissediyoruz. Köyün bilgeleri ve onların söylenceleri, uzun, durağan hayat önermelerini kışkırtıyor, hepimizi tekçi dayatmalardan koruyup sakınıyor, yaşamak böyle anlam kazanıyor. Çünkü başlangıçta hayat şekilsizdir. Öyleyse, oyun oynamaktan ne alıkoyabilir bizi? Tiyatro sanatı hayatı sıkıcı, ısrarcı bir düzenekten koruyup kollarken, yaratıcı insandan beslenir, besleniyor. Çünkü insan eşsizdir. Yeni biçimlere ihtiyaç duyuyoruz, çünkü tıkanmak ölümdür. Biçim özün ta kendisidir ve en çok biçim yasaklanır bilinebilen zamanda. Bugün daima yakıcıdır. İkaros'un kanatları elbette acıyacaktır ama kim güneşe o denli yaklaşmayı tasavvur edebilir ki? Çünkü ancak, yanmayı göze alan aydınlatabilir. Başlayalım öyleyse; hayatın gözden geçirilmiş yeni yorumlarına her zaman ihtiyacımız oldu. Bu ihtiyaç olmasaydı tiyatro ne işe yarardı...''
 

White Death 27.03.2008 17:12:14
   



  Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ünde dediği gibi;

   ''Sanatsız kalmış milletlerin can damarlarından biri kopmuş demektir''

2007

ekin S. 01.05.2008 23:39:41
   



  Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ünde dediği gibi;

   ''Sanatsız kalmış milletlerin can damarlarından biri kopmuş demektir''

2007


Sayfa: [ 1 ]