|
||
| Japonya hükümeti geçen Cuma günü 10 yıllık yeni savunma politikalarını ve 2005 – 2009 mali yılları içinde savunma yapısıyla ilgili programlarını onayladı. Yeni savunma politikalarında en çok dikkat çeken konu, ilk kez Çinden bir tehdit olarak söz edilmesidir. Bu konu şimdiye dek hiç bir zaman Tokyo tarafından bu denli açık bir şekilde ifade edilmemişti. Çin de Tokyoyu eleştirerek askeri yapısında savunma durumundan saldırgan konuma geçtiğini söylüyor. Görünen o ki iki eski rakip kılıçları çekmiş bulunuyor. Ancak bunun sebebi nedir? Bu soruyu cevaplarken birkaç nedene değinmek mümkün. Çinin artan gücü ve Japonların yeni güvenlik şartlarına göre güvenlik ihtiyaçlarını uygun şekilde karşılamak istemesi. Tokyo, Çinin artan iktisadi, askeri ve uzay gücünü kendine yönelik bir tehdit olarak algılıyor. İktisadi gücü artan Çin, dünyadaki konumunu da pekiştirmek istiyor. Hızla gelişen ekonomisiyle Çin, gelecekte Japonyayı enerji açısından zor durumda bırakabilir. Bunun dışında Çin, askeri teknoloji ve bilimlerde de ilerliyor ve nükleer ve uzay alanında da ilerleme kaydediyor. Dünyanın değişen güvenlik şartları ve özellikle 11 Eylül olayları Japonyayı, anayasasında ciddi değişiklikler yapmaya zorladı. Japonyanın iktisadi gücüne paralel olarak siyasi alanda da söz hakkına sahip olmasının yolu, uluslararası meselelere de doğrudan müdahale edebilmesidir. Tabi Tokyo dış politikasında Washingtonla ittifakını korumaya devam edecektir, gerçi bu konu Pekini rahatsız ediyor. Pekin defalarca Tokyo ve Washingtonun bölgedeki işbirliğinden kaygılandığını dile getirmiştir. Özellikle bu işbirliği Tayvana kadar uzanması Pekini daha da rahatsız etmektedir. Çin bir yandan Amerikanın bölgedeki yayılmacı politikalarından rahatsızlık duyarken öbür yandan da Japonya – Amerika işbirliğini bölgenin huzurunu bozan bir gelişme olarak nitelemektedir. Ancak bu yüz yüze gelme, ne gibi sonuçlar doğuracaktır? Belki Japonya ve Çin arasında silah yarışı körüklenecek ve bölge ülkelerini de kapsayacak. Bu yüzden iktisadi gücün büyük bir bölümü askeri alanda harcanacak. Bu rekabetin doğal sonucu olarak bölge iki bloka ayrılacak. Doğu Asya gibi hassas bir bölgede gerilim yaratmak ve bu genilimin dünya üzerindeki olumsuz tesiri ve sonuçta iki ülkenin çatışması, ki imkansız gözükmesine karşın ihtimal dahilindedir, kim bilir bölge ve dünyayı nasıl etkileyecektir. alıntı |
||
|
||
| Derslerden birinde dinlediğim bişey vardı. Çinin ticaret yapısı ve inanılmaz yaratıcılığıyla ilgili çok enteresan bişey. Şöyleki ; Bir ülke ele alalım örneğin atmasyon olarak İtalya. İtalya Türkiyeye tekstil malzemesi siparişi vericek . Bu siparişin hazırlanması 2 ay , gemiyle gideceği için yolda geçireceği süre de 2 ay dersek bu ortalama 4 ayı buluyor. Gelelim Çine , adamlar bu süreyi kısmak ve masrafı minimuma düşürmek için şunu yapıyorlar. Fabrikayı gemiye kuruyorlar... evet evet yanlış duymadınız fabrika atölyesini gemiye inşa ediyorlar. Yolda hem tıngır mıngır İtalyaya siparişlerini götürürken hemde imal etmiş oluyor. Bi bakıyorsun 4 aylık süre 2 aya düşmüş.Fiat zaten asgari düzeyde. Bizde 350 milyona çalışan işçi onlarda 120 milyona çalışıyor ayda. Bu ülke kalkınmasında hangi ülke kalkınsın ? |
||