|
||
| Baraj ve kalkınma Baraj inşaatı yıllarca sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerde aktif bir sektör olmuştur. Kanada, Amerika, eski Soviyetler birliği, Norveç ve İsveç gibi kuzey yarım kürenin sanayileşmiş ülkelerinde barajlar, su ve elektrik, ayrıca kalkınma aracı olarak inşa edilip geliştirilmiştir. Gerçi bu ülkelerde artık büyük baraj inşa etme devri kapanmış, ancak bu tür projelere karşı sergilenen muhalefet ve ihtiyaç duyduğu ağır yatırım yüzünden baraj inşa çalışmaları gelişmekte olan ülkelere kaymıştır. Baraj inşaatında sömürücü güçler de aktifti, ki buna Britanya’yı örnek gösterebiliriz. Bir çok ülke bağımsızlığına kavuştuktan sonra bu işle uğraşmaya başladı. Örneğin Hindistan 1949 – 1980 yılları arasında bini aşkın baraj inşa etti veya Çin’de inşa edilen baraj sayısı tüm dünyaya eşittir. Çin ayrıca dünyanın en büyük barajları sayılabilecek üç büyük baraj inşaatına devam ediyor. Barajlar bir yığın betondan çok daha büyük anlamlar taşır ve getirileri elektrik üretmekten çok ötededir. Barajlar milli onur kaynağı ve milli emellerin simgesidir. Bu yüzden baraj inşaatını, uluslararası yardımlar, medeni toplumun rolü ve insan haklarının önemi bağlamında siyasi kalkınma ve milli iktisadın motoru denebilir. Baraj inşaatının ele verdiği tecrübe, kalkınmanın asla ideolojik ve siyasi manada nötr bir süreç olmadığını gösteriyor. Eskiden beri ırmaklar bir çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Barajlar ve sulama tesisleri, tarım ürünlerinin fazla olduğu eski toplumlarda karmaşık kurumsal yapılanmalara yol açtığı bilinen bir gerçektir. Buna Çin, Mısır, Hindistan ve Pakistan’ı örnek verebiliriz... Barajlar, çeşitli eğilimler arasında tartışma konusu olmuştur. Kimileri ona milli ekonominin kalkınması açısından bakarken, kimileri de bölge yaşamı üzerindeki etkisini ön plana çıkarıyor. Kuşkusuz bu alanda gündeme gelen farklı görüşler, barajların yaşamaya devam etmesine katkı sağlayacaktır. alıntı |
||
|
||
| Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve teknik koşullara bağlı olarak sorunlarından birisi de elektrik enerjisinin miktarıdır. Kömür, linyit, odun, petrol, doğal gaz ve su enerjisi gibi enerji kaynaklarının önemi elbette ki tartışılamaz ama su kaynaklarından enerji yönünden faydalanma hususunun ayrı bir özelliği vardır. Çünkü ülkemizin sahip olduğu en ucuz enerji kaynağı olan su onu kullanmadığımız her saniye boşa akıp gidiyor. Türkiye’nin elektrik enerjisini şu anda %60‘ı doğalgaz kaynaklarınca üretiliyor.HES potansiyeline bakacak olursak; yeterli doneye sahip olmadığımız 1930’lu yıllarda HES potansiyelimiz 10 milyon KW/saat olarak ölçülmüştür.1970 ten bu yana ise HES potansiyelimiz 450 milyar KW/saat’e ulaşmıştır. Bu değer teknolojik olarak 250 milyar KW/saat’e kadar düşüyor.Yani ekonomik olarak Türkiye’nin HES potansiyeli toplam 155 milyar KW/saattir. Ancak bu değerin sadece %30-35’ ini üretebilme imkanına sahip gibi görünsek de HES’lerimizin inşaat yerinden dolayı seviyeleri düşük olduğundan ülkemiz sahip olduğu HES potansiyelin %20-25’ni üretebiliyor.İşte bu nedenlerden dolayı hidroelektrik santraller geliştirilmeli ve sayıları mümkün olduğunca çoğaltılmalı ülkemize ve bölgelerimize uygun baraj tipleri araştırılarak kurduğumuz Hidroelektrik Santrallerin maksimum verimle çalışması sağlanmalıdır. |
||