SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Tarih

Konu: Laik Cumhuriyet'in şehidi Kubilay

Sayfa: [ 1 ]

28.12.2004 21:15:45
Adı Mustafa Fehmi Kubilay. Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep. Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. Kubilay bir Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında 24 yaşında iken, İzmir'in Menemen İlçesinde askerlik görevini yapıyor.

Bundan tam 74 yıl önce, 23 Aralık 1930 sabahı Menemen'de irticaî bir isyan meydana geliyor. Sabahın erken saatlerinde başlarında Derviş Mehmet isimli bir yobaz olmak üzere dördü silahlı, altı kişi belediye meydanında tekbir getirerek dolaşmaya başlıyorlar. Daha sonra "Biz şeriat ordusuyuz" diye bağırarak Müftü Camii'ne giriyorlar. Camiye giren bu grup üzerinde dini ibareler yazılı bir bayrakla, camide bulunanları ve merakla cami önünde toplananları birlik olmaya davet ediyorlar. Elebaşıları olan Derviş Mehmet adlı salyalı yobaz camiide namaz kılanlara kendini "Mehdi" olarak tanıtıyor ve dini korumaya geldiklerini söylüyor. Arkalarında 70 bin kişilik halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini tebliğ ediyor. Derviş Mehmet halka hitap ederek: "Ey Müslümanlar, ne duruyorsunuz; Halife Abdülmecit hududa geldi, Sancak-ı Şerif çıktı, gelin altında toplanalım, şeriat isteyelim" diye bağırıyor.

Daha sonra Derviş Mehmet ve arkasına takılan yobazlar, ellerindeki üzerinde dini ibareler bulunan yeşil bayrağı alıp uzunca bir sopaya takıyorlar. Yoldan geçen birine de meydanda bir çukur kazdırıp bayrağı oraya dikiyorlar.

Yobazlar bayrağın çevresinde dönmeye, hep birlikte tekbir getirip zikrederek bağırıyorlar:

"Şapka giyen kâfirdir. Yakında yine şeriata dönülecektir... Bize kurşun işlemez..."

Bunun üzerine yöre ahalisinden de bir alkış kopuyor... Çok geçmeden olup bitenler, ilçedeki Askeri birliğin kulağına gidiyor. Alay komutanı, Cumhuriyet öğretmeni yedeksubay Kubilay'ı bir manga askerle birlikte olay yerine gönderiyor. Kubilay ve emrindeki askerlerin silahlarında mermi yok. Süngülerini takıp olay yerine gidiyorlar.

Kubilay, kimsenin bu işten zarar görmemesini ve kan akmamasını istiyor. Bunun içinde emrindeki askerlerini meydanın girişinde bırakıyor ve gözlerini kan bürümüş, "Şeriat" çığlıkları atan yobazların karşısına tek başına dikilip, kan dökülmesini istemediğini ve bunun içinde teslim olmalarını istiyor. Daha Kubilay'ın son sözleri dudaklarından ayrılmadan bir silah sesi duyulur. Silahını ateşleyen bir yobazın kurşunu, silahında mermisi bile olmayan yiğit Kubilay'ı yaralayıp yere düşürüyor. Hemen ayağa kalkan Kubilay güç bir hamle ile doğruluyor ve camii avlusuna doğru kaçıyor ama yarası ona daha fazla müsaade etmiyor ve tekrar yere düşüyor...

Çevredeki kalabalık bu olayı sadece seyrediyor... Derviş Mehmet ve yobaz arkadaşları o sırada Kubilay'ın başına çöküyorlar. Derviş Mehmet çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkarıyor ve yaralı yedeksubay yiğit Kubilay'ın başını orada kesip gövdesinden ayırıyor.

Kin ve nefret yobazların gözlerini öylesine bürümüş ki, tekbir sesleri ile kesik baştan akan kanı içiyorlar. Derviş Mehmet yiğit Kubilay'ın kesik başını saçlarından tutup havaya kaldırıyor... Ve tekbir sesleri çınlatıyor meydanı... Yiğit Kubilay'ın kesik başını ellerindeki yeşil bayrağın sopasına geçirmeye çalışıyorlar ama bir türlü başaramıyorlar. Bunun üzerine oradan geçen biri kendilerine ip getiriyor ve kesik başı yeşil bayrağın sopasına ip ile bağlıyorlar...

Şehit Kubilay'ın kesik başı meydanda bir sancak gibi dururken... Tekbir sesleri yükseliyor ve "Ey ahali, din elden gidiyor" çığlıkları Menemen'de yankılanıyor.

Silah seslerini ve tekbirleri duyan bir mahalle bekçisi koşarak olay yerine yetişiyor. Bekçi Hasan belindeki silahını ateşleyip yobazlardan birini yaralıyor. Hemen ardından da yobazların açtığı ateş sonucu Kubilay'ın başucunda bekçi Hasan da şehit ediliyor. Arkadaşının yardımına koşan bekçi Şevki de yine yobazların silahından çıkan kurşunlarla şehit ediliyor...

Menemen meydanında üç şehit kanlar içinde yatıyor ve Kubilay'ın kesik başı yeşil bayrağın sopasında bir sancak gibi dalgalanıyor... Bu manzara yobazları mutlu ediyor...Bu sırada askerler olay yerine yetişiyorlar. Komutan bu manzaranın karşısında irkiliyor. Ve karşısındaki yobazlara "Teslim olun" diye bağırıyor... Yobazların yanıtı kesin oluyor:

"Bize kurşun işlemez."

Bu sözlerinin üzerine askeri birlik ateş eder. Yobazlardan bazıları orada yere serilirken, bazıları kaçar. Daha sonra hepsi birden yakalanır.

Menemen olayı, genç Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır. Ve yiğit bir Cumhuriyet öğretmeni ile yiğit iki tane mahalle bekçisinin hayatına mal olmuştur...

Hükümet sıkıyönetim ilan eder. Orgeneral Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Harp Divanı kurulur. Olaya doğrudan veya dolaylı katılan bütün sanıklar Menemen'de yargılanır. 18 gün süren yargılama sonucunda karar açıklanır:

40 kişi sorumsuzluğu nedeniyle salıverilmiş, 27 sanık beraat etmiş, 41 suçlu çeşitli hapis cezaları almıştır.

36 kişiye idam cezası verilmiştir.

Ancak bazılarının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezaları ağır hapse çevrilmiştir.

Sanıklardan 28 kişi, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen'de idam edildi. Atatürk'ün emri üzerine yobazlardan bazıları Kubilay'ın şehit edilip başının kesildiği yerde asıldı.

Bir sanık sehpaya götürülürken kaçtı. İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi.

Olayın hemen ardından Menemen'de devrim şehitleri bekçi Hasan, bekçi Şevki ve yedeksubay Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde şöyle yazar:

"İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz."

Olaydan hemen sonra Atatürk, Cumhurbaşkanı ve Başkomutan olarak Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi (Çakmak) Paşa'ya 28 Aralık 1930 günü bir taziye telgrafı göndererek, Cumhuriyet'e karşı suikast tertipleyen mütecavizleri lanetlemiş ve yiğit Kubilay'ı görevini yapan şehit olarak takdirle anmıştır. Atatürk; "Hepimizin, dikkatimiz, bu meseledeki vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkıyla yerine getirmeye matuftur. Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkureci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kubilay Beğ, temiz kanı ile Cumhuriyet'in hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır." demiştir.

Laik Cumhuriyet'in genç öğretmeni, Atatürk'ün askeri Kubilay'ı, şeriatçı yobazlar tarafından şehit edilişinin 74. yıldönümünde bir kez daha saygıyla anıyoruz...

İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz


Alıntı

deniz 28.12.2004 21:28:52
ben bu hikayenin uydurma olduğunu düşünüyorum.

aslını araştırmak lazım.

28.12.2004 21:31:29
Benim yabancı kaldığım 2 yer var. konu gerçek ama dediim 2 yer ; kuru sıkı mermi atmıştır Kubilay yobazlar bize mermi işlemez demiştim deyip kubilaya saldırıyorlar ; aslı budur. Daha doğrusu benim bildiğim ve hep duyduğum..
Ve baştan akan kanın içilmesi gibi bişeyide ilk kez bu yazıda okudum.
Olan olay kesinlikle yalan değildir , sadece dediğim 2 noktada benimde şüphelerim vardır.

Amaç olayı tartışmak değil , yapılanların görülmesidir... Wink  

deniz 28.12.2004 21:40:20
alıntı



Benim de aklıma daha başka türlü bir Kubilay yazısı geliyor...

Yobazlar Kubilay'a saldırdılar ve öldürdüler. Başını kestiler. Kanını içtikleri bile söylenir. Bunu savunmaya ya da hoşgörmeye bile kalkan, hayvan oğlu hayvandır. Tartışılacak hiçbir yanı yok.

Ancak... Bize okulda, Kubilay'ın bir öğretmen olduğu ısrarla ve ısrarla öğretildi. Gericiler, öğretmene saldırmışlardı.

Oysa Kubilay, 'yedek subay öğretmenlik' yapıyordu ama üzerinde üniforması vardı, asteğmendi.

Derviş Bilmemne ve arkadaşları (adının köpek kadar önemi yok) bir Türk subayını öldürmüşler, yani orduya saldırmışlardı.

Cumhuriyet yönetimi ve eğitimi (maarifi) ısrarla işin bu yanını örtbas etmeye, okları subaydan öğretmene yöneltmeye çalışıyordu!... Neden? Niçin ancak şimdi, yetmiş dört yıl sonra, Kubilay'ın asker olduğu hatırlanabiliyor? Bugüne kadar niçin gözardı edildi? Yoksa şimdi 'sırası mı geldi'?

Bir diğer kafa kurcalayan konu Serbest Fırka olayıdır ama Kubilay için ahlayıp vahlayan hiçbir Kemalist iki olayı 'irtibatlandırmayı', gazetecilik mesleği jargonuyla söylersek 'iki haberi evlendirmeyi' düşünmez.

Oysa eskiden çok yapılırdı bu...

Serbest Fırka 1930 yazında, ağustos ayında kuruldu. Fethi Bey, baskılara göğüs geremeyip partiyi 18 Aralık günü kapattı (parti kendi kendini feshetti)... Kubilay olayı bundan tam beş gün sonradır! Hemen, sıcağı sıcağına...

İkisinin arasında bir neden-sonuç ilişkisi var mıdır? Eskiden var olduğu söylenirdi. Serbest Fırka'dan 'yüz bulan' gericiler bu gazla (ve belki de partinin yokolmasının verdiği öfkeyle) ayaklanmışlar...

Oysa Serbest Fırka gerici değildi. Adı üstünde, liberaldi. 'İsmetçiler' hep öyle görmek ve göstermek istemişlerdir.

 

deniz 28.12.2004 21:44:15
Kubilay’ın torunu borç yüzünden intihar etti

Devrim şehidi Kubilay’ın torunu Ali Kubilay (35), Aydın’ın Nazilli ilçesindeki evinde intihar etti.

Dün saat 18.00’de, oğlu O.K. (10) tarafından bahçede asılı bulunan Kubilay, hastanede kurtarılamadı. Nazilli Belediyesi’nde çalışan Ali Kubilay, Aydoğdu Mahallesi’ndeki evinin bahçesinde bulunan demir direğe kendini telefon kablosuyla astı. Geçen yıl da intihar girişiminde bulunan, ancak komşuları tarafından engellenen Kubilay’ın, aldığı borçları ödeyemediği ve Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde alkol tedavisi gördüğü öğrenildi. Evli ve bir çocuk babası olan Kubilay, dün öğle namazından sonra Nazilli’de toprağa verildi. Kenan Duman, Aydın, Nazilli

Zaman, 28.05.2003

...

peki kubilayın torununu kim öldürdü ? (deniz)

28.12.2004 22:20:28
sistem  

28.12.2004 22:21:36
hee sistem ...  <_<  

28.12.2004 22:23:43
peki

28.12.2004 22:30:29
kanla irfanla kurdunuz ya sadece siz kurdunuz bizim dedelerimiz şehit olmadı çanakkalede kocatepede siz hep vardınız biz hiç olmadık mına koim senin  zekanın  

28.12.2004 23:20:47
over bak bellki sen yazdıklarımı pek okumuyorsun. oku biraz ki benim faşist olmadığımı gör ... ben kürdü cartu curtu ayırmam , kürdü temsil etmeye kalkanlar adam gibi yollardan temsil edemiyor , kanla yapmaya çalışıyor bunu ; kürtlere karşı ön yargı oluşuyor... kimse hiçbir kürde git demiyor , yılanın başı dediğimiz insanlar var ki bunların kafasını kopartmak lazım , o zaman bak bakalım oluyormu böyle tantanalar.
devletin doğuya yapabildiği sınırları yatırımları bile kurutmaya çalışan bi pkk var karşımızda. iş adamlarına bölgeye yatırım yaptı die suikast yapan veya haraca bağlayan... hem bölgeyi fakirleştir sonrada halk fakir diye ayaklan ! yok yaaa !!!! :angry:  

12.04.2006 23:16:44
Kubilayın Başı Kesilmedimi

ABD’nin ilk Türkiye Büyükelçisi’nin anılarının derlendiği ‘Yeni Türkiye’ isimli kitapta Cumhuriyet’in ilk yıllarına damgasını vuran birçok olaya farklı bir pencereden bakılıyor ve ilginç iddialar ortaya atılıyor. Büyükelçi Joseph C. Grew’in hatıralarının en çarpıcı bölümünü ‘Menemen olayı’ oluşturuyor. Grew, bu bölümde Menemen’de Kubilay’ın başının kesilmediğini, dönemin yöneticilerinin Cumhuriyet devrimlerini yerleştirmek için olayı abarttığını öne sürüyor.

UYUŞTURUCUDAN TAHRİK OLMUŞLAR

Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Walter Johnson ve asistanı Nancy Harvison Hooker tarafından ‘Çalkantılı Dönem, Kırk Yıllık Diploması Hatıraları’ ismiyle iki cilt halinde derlenen kitabın Türkiye’yi ilgilendiren bölümleri, Dr. Kadri Mustafa Orağlı tarafından Türkçe’ye çevrilerek ‘Yeni Türkiye’ adıyla piyasaya sürüldü. Diplomasi ve tarih tutkunlarının büyük ilgi gösterdiği kitap, Büyükelçi Grew’in, ABD yönetimine 1920-1945 yıllarında gönderdiği kripto, mektup ve hatıralardan oluşuyor.

Grew’in 27 Ocak 1931’de dönemin ABD Dışişleri Bakanı Stimson’a gönderdiği kriptoda, Menemen olayına ilişkin ilginç bir iddia var. Grew, Türk tarihçilerinin aksine, Devrim Şehidi Kubilay’ın kafasının kesilmediğini öne sürüyor. Kitapta, Menemen olayı şöyle anlatılıyor:

“23 Aralık günü sabahın erken saatlerinde Nakşibendi tarikatına mensup Derviş Mehmet diye birinin liderliğindeki altı-yedi silahlı fanatikten oluşan bir grup, Menemen’in şehir meydanına geliyor. Bunlar, dualardan oluşan bir hazırlıktan sonra Manisa’dan yola çıkıp yürüyerek bu noktaya gelmişler; yol üzerindeki kasabalarda inanç sahiplerine vaazlar vermişler. Söylediklerinin isyana teşvik niteliğinde olduğu bildirilmekte; şeriata dönüşü, peçe ve fesin geri getirilmesini, Arap harflerinin yeniden benimsenmesini savunuyorlar; kısaca cumhuriyetin en fazla gurur duyduğu inkilaplara karşı nutuk atıyorlardı... Bir takım uyuşturucu maddeler ve oruç ile tahrik olmuş vaziyette, bir tür zikir gösterisine başlıyorlar. Meraklı kalabalık, etraflarında halka oluşturuyor. Kalabalığın tavrı dervişlere karşı sempatik mi, yoksa lakaydi mi; öğrenmek mümkün olmadı. Yine de kalabalığın içinde uyumakta olan fanatizmin, tahrikçilerin ateşli çağrılarıyla uyandığı farz ediliyor.”

KUBİLAY İHTİYATSIZ HAREKET ETTİ

Büyükelçi Grew, olay anını kriptosunda şu şekilde aktarıyor: “Bu noktada genç bir ihtiyat zabiti, Kubilay sahneye çıkıyor. Oraya bir askeri birlikle mi gönderildi, yoksa sadece meydandan geçmekte miydi; çelişen haberler mevcut. Her halükarda, üniformasının kendisini koruyacağına güvenerek, tahrikçilere tek başına yaklaşıyor ve Derviş Mehmet ile tartışmaya başlıyor. İhtiyatsızca hareket ettiği hususunda görüş birliği var. İddiaya göre Derviş Mehmet tarafından vuruluyor. Akabinde bir gece bekçisi Derviş Mehmet’i vuruyor ve ardından o da vuruluyor. Hükümet yanlısı gazeteler, Kubilay’ın başının kesildikten sonra bir sırığa takılarak dolaştırıldığı ve fanatik dervişlerle yardakçılarının kanını içtikleri konusunda ısrar ediyor, ama bu haberlerin gerçekliğinden şüphe etmek için yeterince sebep var. Bu zaman zarfında askeri yetkililere haber veriliyor ve makineli tüfek eşliğinde bir manga jandarma olay mahaline geliyor; çıkan çatışmada dervişlerden üçü öldürülürken, biri kaçıyor.”

Kamuoyu ilgi göstermedi

GREW, İsmet Paşa hükümetinin Kubilay’ın yobazlar tarafından şehit edilmesini, devrimleri yerleştirmek için kullandığını şu sözlerle dile getiriyor: “Manisa, Menemen ve Balıkesir’de sıkıyönetim ilan edildi. 100’den fazla kişi divan-ı harbe verildi, bunlardan 15-20 kadarı hocaydı. Basın, ölü kahraman Kubilay’ı, halkın coşkusunu uyandırmak ve Türk gençliğine -özellikle ordu içindeki genç nesle- Cumhuriyete sadık kalması yolunda nasihatte bulunmak amacıyla kullanmıştır. Kubilay’ın deli cesaretiyle hareket etmiş olduğu yolundaki kanaatin aksine, hükümet kahramanlığı üzerinde duruyor. Şerefine mitingler tertip edildi. Yine de kamuoyu ilgisiz kalmayı sürdürüyor. Anlaşıldığı kadarıyla, bir zamanlar öğretmen olan bu genç subay hakkında bariz bir coşkuya rastlanmıyor. Buna mukabil hükümet ve ordu ziyadesiyle ilgili. Halkla hükümet arasında geniş bir uçurum var.”

Kaynak: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=125152

Bir Magazin Haberi..

23 Aralık 1930 tarihinde Menemen'de gerçekleşen olay nedeniyle, sinema ve tiyatro sanatçısı Mehmet Ali Erbil'in Kürt olduğu magazin haber olarak Türk medyasenda yer aldı. Hatta bununla ilgili bir yazı Peyamazadi Kürt İnternet sitesinde de alıntı olarak yayınlandı. Bu yayınlarla kamuoyunun bilgisine sunulan konuyla ilgili bilgilerdeki eksikler ve bazı yanlışları düzeltmek istiyorum. Ancak böyle bir magazin habere takılmamın asıl nedeni Türkiye Cumhuriyeti'nin açık ve gizli güç odaklarının her dönemde Kürt entellektüel kaynaklarının kurutulmasına bakışını bu örnek olayla göstermeye çalışmaktır.

Kamuya sunulan bilgilerde Menemen Olayı nedeniyle yargılanıp asılan Şeyh Esad Erbili hakkında bazı yanlışlar mevcut.
Birinci yanlış, Mehmet Ali Erbili'in dedesi olduğu yolundaki belirlemedir. Aslen Güney Kürdistan'ın Erbil kentinden olan Şeyh Esad, (ki Erbili isimini buradan almış) Mehmet Ali Erbil'in dedesinin babasıdır. Mehmet Ali Erbil'in dedesinin adı da Mehmed Ali'dir.

İkinici yanlış, Mehemet Ali Erbili'in dedesi Şeyh Esad'ın Menemen Olayı nedeniyle idam edildiği yolundaki belirlemedir. Şeyh Esad Erbili hakkında Menemen Sıkıyönetim Mahkemesi 25 Ocak 1931 tarihli kararı ile idam kararı vermiş, ancak 65 yaşından büyük olduğu için ölüm cezası 24 yıl ağır hapse çevrilmiştir.   

Üçüncü yanlış, 95 yaşında öldüğüne ilişkin belirlemedir. Mahkemede kimlik tesbiti sırasında Şeyh Esad Erbili 1264 (1847) doğumlu olduğunu beyan etmektedir. 3 Mart 1931 tarihinde Menemen Hastahanesi'nde üremiden vefat ediyor. Bazıları zehirlenerek öldürüldüğü yolunda spekülasyona açık iddialarda da bulunuyorlar. Buna göre 84 yaşında vefat etmiştir. 

Doğru olan husus Mehmet Ali Erbil'in dedesi Mehmet Ali hakkında da idam kararı verilmiş ve Menemen Sıkıyönetim Mahkemesi'nin kararını, TBMM 611 sayılı kararı ile onaylanarak o ve diğer 27 hükümlü birlikte 3 Şubat 1931 tarihinde idam edilmiştir. 

Bu yargılamanın bazı özelliklerinden bahsetmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.
 

•  Mahkeme bir sıkıyönetim mahkemesidir ve Menemen Olayı nedeniyle kurulmuştur.

•  Mahkemenin başkanı Miralay (Albay) Mustafa isimli kişidir. Bu kişi sonradan General Mustafa Muğlalı adıyla Van'ın Özalp İlçesin'de 33 Kürdü yargısız kurşuna dizdiren kişi olarak karşımıza çıkacaktır.

•  Yargılama bir gün sürüyor. 24 Ocak 1925 te 105 sanıklı dava başlıyor ve ertesi gün karar açıklanıyor. Kişilerin savunma yapamadıkları, hatta yeterince sorgulanmadıkları açıktır.

•  Bildiğimiz kadarıyla bu davada iki Kürt yargılanmıştır. Şeyh Esad ve oğlu Mehmet Ali.

•  Olay öncesinde, sırasında ve sonrasında bu iki Kürt hiçbir zaman Menemen'de bulunmamışlar. İstanbul Erenköy Kazasker'de ikamet etmektedirler.

•  Bu davada 4 tane de kadın yargılanmıştır.

•  Davanın sonunda 28 kişi idam edilmiştir.

•  Davada sanıkların müdafi tutuma hakları yoktur ve karar Yargıtay nezdinde temyize tabi tutulmamıştır.

Şeyh Esad Erbili bir din bilgini ve tarikat (Nakşibendi) önderidir. Şairdir. Kürtçe, Türkçe Farsça şiirleri bulunmaktadır. Saidi Kürdi'nin çok yakın arkadaşıdır ve arşivlerde birlikte çektikleri bir fotoğrafları da bulunmaktadır. II. Abdulhamit döneminde 10 yıl kadar Erbil'e sürgüne gönderilmiş ve meşrutiyetin ilanından sonra tekrar İstanbul'a dönmüştür. Menemen olayı nedeniyle 23. Aralık 1930 tarihinde oğlu ile birlikte gözaltına alınıyor. (Oay günü olay yerinden çok uzakta bir yerdeki evinden oğlu ile birlikte gözaltına alınması, onun hakkında kararın daha önceden verildiğini göstermektedir.)

Neden Şeyh Esad Erbili ve oğlu Mehmet Ali yargılandılar ve cezalandırıldılar?

Kemalist yönetim Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına ilişkin yasayı çıkarırken, hedeflediği en büyük amaç, Kürdistan'da Kürtleri bilgi kaynaklarından ve eğitim kurumlarından uzak tutmaktı. Çünkü o dönemin Kürt aydın kesiminin yetiştiği eğitim kurumları ya devletin denetimindeki Darülfünün (Üniversiteler) veya medreselerdi. Medreselerin eğitim kurumları olmasının ötesinde dil ve kültür bazında Kürt ulusalcılğının da en önemli kanaklarından biriydi. Bu iki kaynaktan yetişen Kürt aydın kesimini Kemalisti yönetimi, 1925 yılındaki Kürt Ulusal Hareketinin bastırılmasından sonra büyük ölçüde ya yok edildi, yada Kürdistan dışına çıkarak kendi coğrafyaları ve halkı ile ilişkileri koparıldı.

Kuzey Kürdistan'da medrese çıkışlı Kürt aydın kesimine yönelik baskıların bir nedeni de Kürt Nakşibendiliği'dir.18. yy.ın sonlarında Kürt bilgini Mevlana Halid'in Nakşibendiliği yeniden yorumlaması ve ona Kürdistani bir kimlik kazandırması ile birlikte Türk Nakşibendiliği, Kürt Nakşibendiliğine hep düşman olmuştur. Çünkü Mevlana Halid'in öğrencileri Kürdistan'da kurdukları medreselerde Kürtçeyi eğitim dili olarak kullanırlarken, bir yandan da Kürt ulusal bilincinin gelişmesine yol açtılar. Nehri Şayhleri, Berzan Şeyhleri, Şeyh Ali Ailesi (Şeyh Said'in dedesi), Sise Şeyhleri ve daha birçok medrese sahibi şeyh aileleri bu misyonun altındaydılar.

Menemen Olayı, o zaman mevcut en ünlü Kürt Nakşibendi (Halidi) Şeyhi Esad Erbili'yi ortadan kaldırmanın bahanesi oldu. Mahkeme sorgu tutanaklarında ve savcının iddianamesinde gerek Şeyh Esad Erbili ve gerekse oğlu Mehmet Ali hakkında Menemen Olayı ile ilgili olarak hiç bir somut iddia veya delil ortaya konmamıştır. Sadece sanıklardan iki kişinin Şeyh Esad Erbili'nin müridi olması bu olayla bağlantının kurulmasına ve Nakşibendi Tarikatı'nın gizili örgüt sayılmasına yetmiştir.

Mahkemenin verdiği idam kararlarının onaylanmasını ve mecles kararı haline gelmesini sağlayah TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Mustafa Fevzi (Sarhan) son derece dindar biri olduğu halde, Türk nakşibnidisi olduğuiçin, delili ve hukuki temeli olmayan bir iddia ile bu Kürt nakşibendisine verilen idam cezasının onaylanmasını sağlamaktan çekinmemiştir.

Kaynak: http://www.kurdinfo.com/nivis/aydin04.htm
Menemen Olayına Atatürkçülerin Bakışı ve tarih kitaplarında da yazanlar..

Derviş Mehmet isminde bir yobaz ve altı silahlı arkadaşı 23 Aralık 1930 günü Menemen'e gelmişler ve camiye girerek üzerinde dini ibareler yazılı bir bayrakla, camide bulunanları ve merakla cami önüne toplananları, kendileriyle birlik olmaya davet etmişlerdir. Derviş Mehmet halka hitap ederek; "Ey Müslümanlar, ne duruyorsunuz; Halife Abdülmecit hududa geldi, Sancak-ı Şerif çıktı, gelin altında toplanalım, şeriat isteyelim" diye bağırmıştır.
Gösteriler ve tekbirlerle dini ibareler bulunan bayrağı Hükümet Konağı önündeki meydana dikmişlerdir. Toplanan halkı dağıtıp bu yobazları yakalamaya mesleği öğretmen olan Yedek Asteğmen Kubilay Bey'in askeri müfrezesi görevlendirilmiştir. Kubilay Bey, şakilere nasihatta bulunarak; yaptıklarının hatalı, sakıncalı ve kötü bir şey olduğunu belirterek vazgeçmelerini ve dağılmalarını söylemiştir. Şakiler buna mavzer kurşunu ile cevap vermişlerdir. Kubilay Bey kendisini korumak için tabancasını çekmiş ise de, bir kurşunla yaralanarak yere düşmüş ve gözleri dönmüş canilerden biri, yaralı Kubilay Bey'in üstüne atılarak boğazından kesip başını gövdesinden ayırmıştır. Bu arada Hasan adlı fedakar bir mahalle bekçisini de şehit etmişlerdir.

Olay yerine yetişen askeri birlik ve jandarmalar şakilerin teslim olmalarını istemiştir. Bu isteği reddeden yobazlar ateşle karşılık vermişlerdir. Çatışma sonucu Derviş Mehmet ve iki arkadaşı vurularak, ikisi de yaralı ele geçirilmiştir. Diğer ikisi de iki gün sonra yakalanmıştır. Araştırma sonucu; olayın bölgesel bir nitelik taşımadığı, organize bir şebekenin düzenlediği, Cumhuriyet'i yıkmak amacını güden irticai ve siyasi bir hareket olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Hükümet, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir illerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan etmiştir. Yakalananlar muhakemeleri sonunda ağır cezalara çarptırılmışlardır.

Olaydan hemen sonra Atatürk, Cumhurbaşkanı ve Başkomutan olarak Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi (Çakmak) Paşa'ya 28 Aralık 1930 günü bir taziye telgrafı göndererek, Cumhuriyet'e karşı suikast tertipleyen mütecavizleri lanetlemiş ve Kubilay Bey'i görevini yapan şehit olarak takdirle anmıştır. Atatürk; "Hepimizin, dikkatimiz, bu meseledeki vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkıyla yerine getirmeye matuftur. Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkureci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kubilay Bey, temiz kanı ile Cumhuriyet'in hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır." demiştir

torq 13.04.2006 00:39:29
Güzel bir çalışma olmuş ruler eline sağlık.
M. Kemal gelmiş geçmiş en önemli makyavelist liderlerden biriydi. Amacına ulaşmak için önündeki tüm engelleri her ne pahasına olursa olsun yok etmek ilkesini benimsemişti. Bu konuda bana da bazı farklı bilgiler ulaşmıştı ve büyük olasılıkla yukarıda yazılanlar doğrudur.
M. Kemal  birlikte yola çıktığı Selanik kökenli, mason ve sabetaycılardan oluşan bir grup aydın arkadaşını da kendisine suikast düzenledikleri bahanesiyle 1926 yılında yukardakine benzer bir yargılamayla ortadan kaldırmış, böylece iktidarına alternatif kimseyi bırakmayarak liderliğini garanti altına almıştır. Gerçek komünist partinin üst düzey yöneticilerini (Mustafa Suphi ve arkadaşlarını)  aynı şekilde Karadeniz'de öldürttüğü söylentisini de yabana atmamak gerek.

torq 04.08.2007 13:21:26
Zaman gazetesinden alıntılanan bu yazının özellikle koyulaştırdığım yerlerini okurken Sivas ve Maraş katliamlarıyla benzerliklerini farkettim. İttihat ve Terakki'den gelen bu derin devlet komploları ne zaman bitecek acaba?


Menemen olayı ile ilgili şok belge !
"İrticaî kalkışma" olarak bilinen Menemen Olayı'nın aslı ne? Zaman gazetesinden farklı belgeler:

24 Aralık 2006 12:12'İrticaî kalkışma' şeklinde sunulan Menemen Olayı ile ilgili önemli belgelere ulaşıldı. Genelkurmay ve Emniyet arşivi, Kubilay'ı katledenlerin esrarkeş olduğunu ortaya koyuyor. Genelkurmay, ayrıca dönemin yerel idarecilerini, haberdar olmasına rağ-men olaylara seyirci kalmakla suçluyor.

Tarihe 'Menemen Olayı' olarak geçen Asteğmen Kubilay'ın katledilmesinin üzerinden 76 yıl geçti. Ancak 'irticaî kalkışma' olarak sunulan hadiseyle ilgili şüpheler zihinlerden hiç çıkmadı. Gerek Mehdiliğini ilan edip topladığı bir avuç müridini esrar içirerek kendisine bağlayan Derviş Mehmet'in kimliği, gerekse resmî makamların olay sırasındaki ihmalleri, resmî teze karşı çıkan araştırmacıların "komplo" iddiasına yol açtı. Bu tartışma her 23 Aralık'ta yeniden gündeme gelirken, Zaman olayın perde arkasıyla ilgili önemli bir belgeye ulaştı.

1. Kolordu Komutanı Mustafa Paşa'nın hazırladığı Menemen Raporu, 26 Aralık 1930 tarihini taşıyor.


O dönemde Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti olarak adlandırılan Genelkurmay Başkanlığı'na ait 26 Aralık 1930 tarihli bir belge, hükümet yetkililerinin ihmallerine dikkat çekiyor. Genelkurmay tarafından Menemen'e gönderilen 1. Kolordu Komutanı Vekili Muğlalı Mustafa Paşa (Mustafa Muğlalı) hadiseden üç gün sonra Ankara'ya ilettiği raporda Derviş Mehmet'in şüpheli hareketlerinin yetkili mercilerce bilindiğine işaret ediyor. Buna rağmen gerekli takibatın yapılmadığı; uzaktan seyirci kalınarak adeta "olay çıkmasına göz yumulduğu" ima ediliyor. Emniyet arşivlerindeki bir belgede ise Derviş Mehmet'in etrafındaki insanları esrara alıştırıp, istediğini yaptırdığı belirtiliyor. Dokuz maddeden oluşan dört sayfalık Genelkurmay raporunda da kendisini 'Mehdi' ilan eden Derviş Mehmet'in Manisa'da bir esrarkeş kahvesini mekan edindiği ve çevresindeki insanlarla uzun süre şüphe uyandıracak fiiller içinde bulunduğu kaydediliyor. Derviş Mehmet'in bu şüpheli halinin bilinmesine rağmen ortadan kaybolduğuna dikkat çekilen raporda, "Kayboluşları Manisa hükümetine bildirilmesine rağmen, Menemen'e gelene kadar 15 gün boyunca gezdikleri civar köylerde ahaliye telkinatta bulunmalarına rağmen bundan haberdar olunmaması ve hükümet konağı önüne gelene kadar Menemen hükümetinin bundan hiçbir suretle malumat almaması" eleştiriliyor.

Genelkurmay raporunda Menemen kaymakamı ve ilçe jandarma komutanı hakkında da ağır suçlamalar var. Kaymakamın hükümet konağına çok sonradan geldiği ve olan bitene uzaktan seyirci kaldığı kaydedilirken, jandarma kumandanı için, "Hükümet konağı içerisine dört neferiyle birlikte girerek kadın gibi saklandı." ifadeleri kullanılıyor.

"Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti'nin 26/12/1930 tarihli ve 6747 No'lu tezkeresinin suretidir" üst başlığı bulunan dokuz maddelik raporun 6. maddesinden bazı satırbaşları şöyle: "Şu mes'elede çok şayan-ı dikkat ve mühim gördüğüm noktalar Manisa'da ilk önayak olarak ortaya atılan bu şerirlerin Manisa'da iken bir esrarkeş kahvesinde daimi surette içtima ederek orasını tekke haline getirdikleri ve son zamanlarda hepsinin sakal bırakmak suretiyle bütün bütün calib-i şüphe vaziyet aldıkları ve bu hal Manisa zabıtasınca da malum olduğu halde Manisa'dan birdenbire gaybiyetleri ve hatta bu gaybiyetlerin aileleri tarafından hükümete malumat verilmesi üzerine Manisa hükümetinin bunlar için hiçbir teşebbüste bulunmaması ve civar kazaların nazar-ı dikkatleri celbedilmemesi gerek Manisa'da gerekse haricinde teşkilatların olup olmadığı hakkında tahkikat ve tetkikat yapılmayarak işin tesadüfe bırakılması Manisa'dan ayrıldıktan sonra Paşaköy, Yağcılar, Bozalan, Çukurköy ve civarlarında on beş gün dolaşarak ahaliye birtakım telkinatta bulunmalarından hiç kimsenin haberdar olmaması 23/12/1930 günü sabah namazına doğru musellahan ve birlikte sabah namazını kılarak ve camiden ellerine bir de bayrak alarak yine ahali ile camiden çıkışlarından ve sabahleyin hükümet konağı önüne kadar gelişlerinden Menemen hükümetinin hiçbir suretle malumat almaması..." Aynı maddenin sonunda kaymakamlık ve jandarma komutanının tavrı da şu sözlerle eleştiriliyor: "Menemen kaymakamı beyin, hükümet konağı cihet-i askeriye tarafından işgal edildikten sonra ancak hükümete gelmesi ve bu zamana kadar adeta seyirci vaziyetinde kalması ve bir silah arkadaşı koyun gibi karşısında boğazlanırken Menemen jandarma kumandanının dört neferi ile hükümet konağı içerisine girerek kadın gibi saklanması..."

Raporun 7. maddesinde ise Kubilay'ın askerlerinin neden cephanesiz olduğu sorgulanıyor: "Sevk u idare hatalarına alaydan telefonla kuvvet talep eden jandarma kumandanı şu kuvvetin ne için ne maksatla ve ne gibi bir vaziyet karşısında talep edildiği hakkında alayı tenvir etmemiştir. Jandarma kumandanının noksan olarak verdiği bu malumat alayca gönderilen ilk bölüğün cephanesiz olarak yola çıkarılması kuvvetlerin vaziyeti hakim olmasına sebep olmuştur."

Emniyet raporu: Esrarlı sigarayla tasarrufunu artırıyormuş

Kubilay'ı öldüren Derviş Mehmet'in çevresindeki insanları esrarla etki altına aldığına ilişkin bir başka resmî bilgi de Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor. Dönemin İçişleri Bakanlığı'na 25 Aralık 1930'da "Vali Kazım" imzasıyla gönderilen 7 maddelik raporun 4. maddesinde şunlar yazılı: "Bunların hepsinde esrar ve esrarlı sigara olup, Derviş Mehmet bunları Manisa'da alıştırmış ve bununla da tasarrufunu artırıyormuş."

23 Aralık 1930'da Menemen'de neler yaşandı?


Mustafa Fehmi Kubilay, Giritli Hüseyin ve Zeynep çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1906 doğumlu Kubilay'ın asıl mesleği öğretmenlikti. 23 Aralık 1930'da İzmir'in Menemen ilçesinde meydana gelen olay sırasında askerlik görevini yapıyordu. 'Mehdi" olduğunu iddia eden Giritli Mehmet (Derviş Mehmet) 7 Aralık'ta, 6 müridiyle Manisa'dan yola çıkarak, civardaki Paşa köyünde yaptıkları hazırlık ve propagandalardan sonra 23 Aralık sabahı, gün doğarken tekbirlerle Menemen'e girdi. Belediye meydanında çevresine topladığı yaklaşık yüz kişiyle hükümet karşıtı sloganlar atmaya başladı. Silahlı olan asiler bir müfrezenin başında olaya müdahale eden Asteğmen Kubilay'ı, hemen ardından da Hasan ve Şevki adındaki iki mahalle bekçisini öldürdü. Olay, arkadan yetişen askerî birlikler tarafından şiddetle bastırılırken, Derviş Mehmet ve iki müridi öldürüldü. 31 Aralık 1930'da toplanan bakanlar kurulu, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmesine karar verdi. Sıkıyönetim komutanlığına 2. Ordu Kumandanı Fahrettin Paşa (Altay), Divan-ı Harp Reisliği'ne 1. Kolordu Komutan Vekili Muğlalı Mustafa Paşa atandı. Olay 1 Ocak 1931'de Denizli Milletvekili Mazhar Müfit (Kansu) ve arkadaşlarınca verilen soru önergesiyle TBMM gündemine getirildi. Soru önergesini Başbakan İsmet Paşa (İnönü) cevaplandırdı. Daha sonra sıkıyönetim ilanına ilişkin önerge tartışıldı ve oybirliğiyle kabul edildi.

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=188895&comments=all


Sayfa: [ 1 ]