SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: inancı etkileyen faktörler nelerdir?

Sayfa: 1 [ 2 ]

09.07.2008 20:33:55
inancı etkileyen  derken olumsuz yönde etkileyen  en keskin   fikir figürü

   "tanrısal adaletin sorgulanmasını gerektiren kişisel dönüm noktalarıdır"

zülalgibi 10.07.2008 14:52:47
günümüzde inancı insan etkiliyor,başka bir şey değil...

10.07.2008 14:53:55
bence başka birşey başka...

son tango 11.07.2008 03:26:05
önce aile,sonra da cevre ...ama bilimi tanımak başlı başına etkidir ..cünkü bilim der ki:evren sonsuzdur,din;hayır,onun da bittiği yer vardır ve tanrı ordadır ..

SevdalımHayat 20.07.2008 14:23:15
Aıle bıreyın ınancı uzerınde buyuk bır etkıye sahıptır . Yetıstırılme tarzı ve ev ortamı bıreyın ılk olarak karsılastıgı ortam oldugundan en baskın etkıyı aıle saglar . Istısnalar cıkmıyor degıl elbette . Aılesının ınancına sahıp olmayı reddeden bırcok ınsan  tanıyorum .

Aılenın baskısından zıyade bulundugu ortam , tum cevresel faktorler kısının ınancını etkıler . Ama ben bunun aıle kadar etkılı olduguna ınanmıyorum ...

ice 20.07.2008 17:40:13
İnanç bilginin olmadığı yerde devreye girer. Demek ki bilemediğimiz şeylere inanırız. Bu yüzden bildiklerimizden çok bilmediklerimize ait olan bir alanı normalde hayatımızın asıl yönlendiricisi yapmak çok doğru görünmüyor.

İnanç her insanın bilgi ve algısı ile doğrudan bağlantılı olduğu için insana göre değişen bir şeydir. Aynı dine iman etmiş insanlar bile aslında içlerinde farklı şeylere inanırlar algılayış yorumlayış hissediş biçimleri farklıdır.

İnanç hakkında kastedilen dinsel inanç ise soyut tartışmak yerine inancı etkileyen faktörler nelerdir konusunda somut bilgiler üzerinden tartışalım.

Buna göre;
 
1) Dünyada 6.5 milyar insan olduğunu kabul ediyoruz.
2) Yaklaşık 2 milyar dolayında hristiyan olduğu varsayılan insan,
3) Yine yaklaşık 1.5 milyar müslüman olduğu varsayılan insan,
4) Yine yaklaşık 700 milyon civarında budist olduğu varsayılan insan
5) Yine yaklaşık 700 milyon civarında hindu inancına sahip olduğu varsayılan insan
6) Yaklaşık 14 milyom musevi olduğu varsayılan insan olduğu tahmin edilmekte,
7) Bunlara diğer iri ufaklı çok tanrılı yada panteist dinleri de ekleyelim,
8) Bunlara hiç bir zaman sayılmamış deist, yada ateist insanları da ekleyelim böylece 6.5 milyarı tamamlamış oluruz. Tongue

Sayılan tüm bu dinlerin kendi içlerinde mezheplere ayrıldığını, bölge ve kültür farklarına göre ibadet ve yorum farkları taşıdıklarını da gözden uzak tutmayalım.

Hristiyanlığın coğrafi ve demografik etki alanının daha çok Eski Roma İmparatorluğunun ve de İspanyol ve Portekiz sömürgecilerinin egemenlik alanlarıyla belirlendiğini, Müslümanlığın coğrafi etki alanının ise daha çok Abbasi, Emevi İmparatorluklarının biraz da Osmanlı'nın egemenlikleriyle belirlendiğini görürüz. Budizm ise Çin ve Japon imparatorluklarının etki alanlarıyla yaygınlık kazanmış görünüyor. Musevilik ise ibrani asıllı olanların dünya coğrafyasında varolduğu alanlarda varolmuş.
 
Sözü uzatmayacağım. Dinsel inanç bir seçim değildir ve genelde tek bir faktör dinsel inancımız belirler. O da içinde doğduğumuz kültürel iklimde egemen olup ailemizin (anne baba) iman etmiş olduğu dinsel inanç.
Hintlilerin Hindu dinine inanması nasıl bir rastlantı olamazsa, İtalyanların katolik, Slavların ortodoks, Türklerin çoğunlukla sunni müslüman, İsraillilerin de musevi olmasının rastlantıyla en küçük hiç ilgisi yoktur.

Dinsel inancın bu etkiden muaf olduğuna ait söylenen sözler demogojiden ibarettir. Dindar bir ailede doğup  öyle yetiştirilmesine karşı erişkin yaşa gelince dini, tanrıyı reddeden yada o iklimde bulunmayan başka bir dinsel inancı seçen birinin seçimi gerçek bir seçimdir.

Afrikalı bir yerli eskimo inancına inanabiliyorsa, yada müslüman ve dindar bir ailenin çocuğu gidip alakasız bir dinsel inancı örneğin budizmi benimseyebiliyorsa bu seçimlerin bireylerin gerçek tercihleri olduğu söylenebilir. Onun dışında inanç tercih edlierek seçilen birşey değildir sosyo kültürel bir iklime doğarsınız ve iman ederek ona ait olursunuz hepsi bu. Dinlerin pekçoğunun ortak mitler içermesi çok tanrılı dinlerdeki bazı antik mitlere tek tanrılı dinlerde az çok isimler değiştirilmiş olsa bile rastlanması yada bazı dinlerin ve içerdikleri mitlerin akeolojik bilgilerce de kanıtlandığı üzere önemli siyasal olaylardan etkilenerek biçim ve yorum değiştirdikleri temas halinde bulundukları bazı kültürlere ait mistik dinsel ögelerle karşılıklı alış veriş içinde bulunmaları, zamanla evrim geçirmeleri de tüm söylediklerimizi destekleyen verilerdir.

Alıntı sahibi:
İnsan acizlikleri olan muhtaç bir varlıktır ve aciz olduğu noktalarda müstağni(kimseye muhtaç olmayan kendisine muhtaç olunan)bir güce ihtiyaç duyar...

diyen gobilibozo'ya katılmıyorum. İnsan acizdir önermesi duruma göre değişen birşey. Bu önerme bilimsellikten uzaktır. İnsan aciz olduğu kadar da muktedirdir. İnsanın günümüzde doğanın üzerinde bile tahakküm kurması onun ne kadar muktedir olduğunun kötü olsa da gerçek bir örneğidir. O bakımdan nerede aciz nerde muktedir olduğunun ayrımını yapmadan inanç ihtiyacını buna dayandırmak temelsiz bir önerme üzerinden tüm insanlığı değerlendirmeye tanımlamaya kalkmak olur.

Yukarıda ortaya koyduğum somut bilgiler de göstermektedir ki dinsel inancı birinci derecede etkileyen faktör coğrafya ve o coğrafyada egemen olan gelenekselleşmiş gelenekle birbirine karışarak binlerce yıldır varolmayı başarmış dinsel düşüncelerdir. Vatikandaki papanın kızı başka bir dini yada dinsizliği seçerse, yada Ayetullah Hamaney'in oğlu inanç değiştirirse bu kişisel bir tercihtir. Gerisi laf-ı güzaf.

gobilibozo 21.07.2008 19:03:05
İce'ye göre inançsız=bilgili insan,inançlı=bilgisiz insan Tongue Sevgili ice olmayan bir şeyin bilgisi olmaz,bilgisi olmayan bir şeyin inancı da olmaz,her inanç bilgi temeline dayanır,kişilerin inançlarının farklı oluşu kendi kabullerinden kaynaklanır,yani her bilgi herkeste kesin kabul görmez,ortak bilgimiz birimizde inanca diğeimizde inançsızlığa neden olabilir ayrıca benim elimdeki bilgi (genele göre yetersiz de olsa)inanmam için yeterli sebep olabilir,keza bilgi(genel olarak yeterli kabul görse'de)benim inanmam için yeterli olmayabilir,yani,inanmak için bilgi şart fakat yeterli ve kesin bilgi şart değil

Alıntı
Bu yüzden bildiklerimizden çok bilmediklerimize ait olan bir alanı normalde hayatımızın asıl yönlendiricisi yapmak çok doğru görünmüyor.

Size göre bilmediklerimiz. Smiley Evet Tanrı inancı gayb'tır(bilinmeyen)fakat bir o kadar da aşikar'dır(açıkça görünen)Einshtein kainatın tesadüfler sonucu oluşmayacak kadar sistemli ve mükemmel olduğunu söylüyor(ki kendisi çağın en önemli bilim adamarındandır)''Bilimle ciddi şekilde uğraşan herkes tabiat kanunlarında bir ruhun, insanlardan daha üstün bir ruhun olduğuna ikna olur. Bu yüzden bilimle uğraşmak, insanı dine götürür.''diyor,yani demekki bana göre veya einshtein'e göre üstün bir ruhun(yaratıcının)varlığına inanmak için tabiatı tefekkür etmek,incelemek yeterlidir,benim için nefes alıp verişime,ölümüme doğumuma müdahele edemeyişim aynı şekilde hayatımda bir çok şeyin kontrolümün dışında oluşu,vücudumuzun sadece etten ve kemikten ibaret olmayışı,seven,inanan,nefret eden bir ruha sahip oluşumuz, herşeyi idare eden,tüm ruhları kuşatan üstün bir ruh'un varlığı için delildir,fakat sizin için gördüğünüz köyden ötesi yoktur,herşey maddeden ibarettir,o sebeple görmediğiniz bir şeyin hayatınıza yön vermesi size saçma geliyor,oysa bana göre yukarıda saydığım gözlemler sonucu bir yaratıcının varlığına inanmak ve ve o yaratıcının hayatıma yön vermesi çok normal.

Alıntı
Sözü uzatmayacağım. Dinsel inanç bir seçim değildir ve genelde tek bir faktör dinsel inancımız belirler. O da içinde doğduğumuz kültürel iklimde egemen olup ailemizin (anne baba) iman etmiş olduğu dinsel inanç.

inancı tanrı inancı olarak değerlendirirsek bunun ihtiyaçtan kaynaklandığını bilmemiz gerekir,fakat inancın topluma göre şekilllenmesinden kasıt inancın türü ise,evet doğrudur,tabiki çevresel faktörler inancın,düşüncenin,ahlakın oluşmasında en önemli faktörlerden biridir,fakat bu sizin müslüman bir ülkede,müslüman bir ailede doğup,büyümüş ve daha sonra ateist olmanızı etkileyecek bir faktör değil anlaşılan,insan sorgulayan bir varlıktır,aklına zincir vuramaz,yapacağı en fazla şey cesaret edip toplumun aksi bir inancı dillendirmemesi,yahut kucağında doğduğu dini yaşamamasıdır,yani inanacaksa'da inanmayacaksa'da çevre mevre dinlemez yapacağını yapar kalben veya fiilen.

Şunu iyi bilmek gerekir kendisini doğduğu andan itibaren bir inancın kucağında bulan insan bir yaştan sonra,sorgulamaya hayata ve kainata ve varlığına bir anlam vermeye başladığında yani tefekkür etmeye başladığında,kendi iradesi devreye girer,ben müslüman bir ailede doğdum düşünmeye düşündüklerime anlam vermeye başladıktan sonra kendi iradem ile inancım örtüştü tezat düşmedi yani,benim sorguluyor olmamın sizin azarınızdaki delili inkarmıdır?Ayrıca siz insanın büyük bir kudret sahibi olduğunu söylüyorken,insanın aynı zamanda inanç gibi önemli bir meselesini tamamen çevresel faktörlere teslim ettiğini söylüyorsunuz bu büyük bir çelişkidir,düşünen aklı eden bir varlık inanç gibi hayati bir meseleyi tamamen çevresel faktörlere bırakmaz.

Alıntı
diyen gobilibozo'ya katılmıyorum. İnsan acizdir önermesi duruma göre değişen birşey. Bu önerme bilimsellikten uzaktır. 

Neden bilimsellikten uzak?Tam aksi bilimsel bir gerçekten bahsediyorum,fiziksel olarak insanın kendi hayatını istediği anda sonlandırması yahut başlatması mümkünmü?İstediği gibi sağlıklı olması,ölümcül hastalıklara yakalanmaması kendi tercihi ile olabilirmi?yiyeceğe,suya,uykuya,nefese, muhtaç olmadan yaşayabilirmi?Tüm bunlara muktedirmidsir insan?Asla işte en büyük acziyet benim nazarımda budur,insanları yönetiyor fakat kendi bedeninde zerre kadar bir tahakküm kuramıyort(bu anlamda).İstediğiniz kadar kibirlenin efenim insan acizdir ve muhtaçtır,gerisi laf-ı güzaf. Tongue




ice 23.07.2008 15:04:42
Polemik yapmadan gobilibozo'ya cevap vermeye çalışayım.

İnanç ile ilgili görüşlerimi daha önce yazdığım için tekrarlamayı gerekli görmüyorum. Ancak inanç ve bilginin genel kabul görmesi konularında kelimelerle oynamışsın. Burada kapalı (ideolojik) bir düşünceyi savunma ihtiyacından olsa gerek buna sıkça başvurduğunu görüyorum.

Tanrı inancı gayb'tır demişsin. Yani bildiklerimiz değil bilemediklerimiz üzerinden tanrı inancını temellendirmeye çalışarak belki tüm idealistler yada agnostikler gibi işlevsel bir yola başvuruyorsun ancak bunu yaparken bilgi ve inanç ile ilgili bir önce söylediğini de yadsımış oluyorsun. Bir düşünceyi her ne pahasına olsursa olsun savunmak asıl amaç olunca kurulan cümleler arasında tutarlılık aramak gerekmiyor sanırım.

Evrende mükemmel ve üstün bir yaratıcı gücün varlığının izlerini maddenin ve canlı organizmaların sofistik yapısı üzerinden  temellendirmeye çalışmak yaradılış kuramı taraftarlarının "akıllı tasarım" diyerek adlandırdıkları pek sık bavurdukları bir yöntemdir. Bu ayrı bir başlığın konusu olmasına rağmen bu konuda kısaca bir iki şey söylemeden geçemeyeceğim.

Evrenin asıl yasası kaos yasasıdır, evrende ve doğada gözlemlediğimiz her düzensizliğin (kaos) ardında başka bir düzenin olmasının evrenin ve doğanın sırları hakkında bilgi sahibi oldukça ortaya çıkması bir yaratıcıya değil kaos'un yasasının maddeye ilişkin içkinliğine işaret eder. Afrikada kanat çırpan bir kelebeğin amerikada bir kasırgaya neden olduğunu, uzayda boşluk denen şeyin anti madde denen başka yapı içerdiğini insanlık yeni yeni öğreniyor. Bütün doğal olayların, maddenin ve canlı organizmalarının yapılarının belli bir yasaya dayanması etkilenmelerin "varolmalarının" yada "yokolmalarının" (biçim değiştirmelerinin) zincirleme reaksiyonlar yaratması ve geçici her reaksiyon (kaos durumu) nun yerini bir süre sonra yeni, bir düzene bırakması üstün bir irade tarafından belirlenmiş mükemmel bir tasarımın varlığını kanıtlamaz tersine çürütür düşüncesindeyim. Öncelikle hiçbir tasarım mükemmel değildir. Tasarım "öngörme"; deneyimlerden edinilen bilgileri uygulama için kullanma anlamına gelir. Oysa her yeni deneyim tasarımın yetersizliğinin, daha önce öngörülemeyen durumların ortaya çıkma olasılığını da içerir. Evrende sadece kaos'un düzeni vardır. Ve o düzen  bozulduğunda kendini bir süre sonra yeniden bir şekilde kurar. Kaos'un düzeninde her bozulmanın sonunda yeniden toparlanma biçim değiştirerek de olsa yeniden kurulan bir düzen vardır. Her KAOS durumunun ne şekilde sonuçlanabileceği onu oluşturan etkenlere bağlı olduğundan ve etkenler bilinmedikçe sonuçlar da bilinemez. Bu bakımdan benzer tepkimelerde (reaksiyon) hiç birbirine benzemeyen sonuçların ortaya çıkması ancak bu biçimde açıklanabilir.

Evrende hareket esastır. Herşey yer ve biçim değiştirir. Teolojide; dünyada, evrende insanın ölümlü olması, başına gelen herşey ilahi takdir yada ilahi adalet ile açıklanır ancak evrende olan hareketler, galaksilerin doğuşu, ölümü, karadeliklerin oluşumu, yıldızların yokoluşu vs. için herhangi ilahi bir irade yada ilahi adalet vb. gerekçeler gösterilemez. Bunların nedenlerinin sadece bizlerce asla bilinemeyeceği söylenebilir ve konu orada kapatılır.

Dinsel inancın bir seçim sonucunda olmadığını aile ve sosyo kültürel çevrenin bu konuda belirleyici olduğunu söylemiştim. Gerçek bir seçim olması için kişinin tüm bu faktörlere rağmen ve bunlardan farklı bir inancı seçebilmesi gerektiğini ifade etmiştim. Yani burada yetişkin biri olarak ne kadar gerçek bir seçim yaptığınızı söylerseniz söyleyin bu nesnel olarak bir şey ifade etmez, sonuçta verili değerlerle uyum içimdesinizdir.  İnancınız ya kabul etmek (uyum) yada reddetmek (inkar) üzerine kurulmak zorundadır. Kabul ederseniz topluma uyum göstermiş olursunuz ve bir mümin olarak onaylanırsınız kabul etmez yada açık bir reddetme yoluna gidersiniz münafık ve inkarcı olur toplum tarafından dışlanırsınız. Burada benim kişisel görüşüm, felsefi olarak bağımsız bir iradenin varlığı ancak reddederek tescil olunur. Varolanla uzlaşarak ona uyum sağlayarak ancak varolana eklemlenirsiniz onu yeniden üretirsiniz yada daha önce ortaya konulmuş bir iradeye dahil olursunuz. "Ben araştırdım, soruşturdum bunlar bana doğru geldi" demekle uyumu seçmiş kendi iradeniz dışındaki bir iradeye teslim olmuş olursunuz. Bu bakımdan tanrıya tek taraflı bir teslimiyeti vaiz eden tek tanrılı dinler kendi içinde tutarlıdır denilenebilir. Burada birey iman ederek yüce bir iradeye teslim olur. Kendi düşünceleri bu iradeyi sorgulamak bir yana onun gösterdiği sınırların dışına bile çıkamaz. Kafasına takılan sorular o iradenin emirleri ile örtüşmüyorsa bastırılır günaha girilme kaygısı ile bundan pişmanlık duyulur.

İnsan neden acizdir konusuna gelince; burada yine acizlikten kastın insanın tanrı olamadığı ve tanrıyla kıyaslandığında aczinin anlaşılabileceğini görüyoruz. İnsanoğlunun yaşamak için nefes almak, yemek, içmek gibi temel ihtiyaçlarının olması acizlik olarak kabul edilinmeli, çünkü tanrının hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Gerçi bu durumda tek tanrılı dinlerin penceresinden bakacak olursak "tanrının insanı kendi suretinde yaratması ve onu kendisine kul etmesi" "daha sonrada öğütlerini bir türlü dinlemeyip habire yoldan çıkan insanlara yol gösterici peygamberler göndermesi" (aslında bu mevzu kaos'un yasasına verilebilecek çok güzel bir örmektir)  tanrının insanı neden yarattığı salt cansıkıntısından mı bu yola başvurduğu, yada tanrının insan gibi aciz bir yaratığa neden ihtiyaç duyduğu sorularının cevaplarını açıklamaya yeterli olmuyor. Kaldıki günümüzde gen teknolojisinin yaşlanmaya neden olan geni tesbit ettiği ve bu gidişle insannın bir süre sonra ölümsüz olabileceği teorik olarak mümkün. Bundan bin yıl sonra ki insan neslinin yemek yemeden su içmeden bir takım haplarla beslenmesi de teorik olarak mümkün.  İnsanın kök hücre yöntemi ile organ nakli için bir takım hayvanlar üzerinde organlar yetiştirmesi de mümkün. Hep bunlar tanrı olmayı sağlayacak adımlar değil mi?
Eğer bunlar gerçekleşirse ne olacak? Bu soruları sormak kibirse kibirliyim.  Tongue 


 
 

nisan 02.08.2008 09:41:01
Tanri rolune soyunmaya megilli oldugundan dolayi olabilir mi?

conan 02.08.2008 09:58:36
  Müslüman Allah'a  inanıyorum Ama kendini  Hiristiyan sananlarda  inanıyor. Ama ikisede Allahın emirlerine uymuyor.  Türkiyenin %70 inanıyorum diyor ama Allah'ın emirlerini yok sayıyor. %20 Allah'ın emirlerini inanıyor gösteriyor utanmadanda hepsini yapıyor. %10 ise gerçekten ve kalpen inanıyor.
  Ben şimdi bunu niye söyledim ne yazıkki halkımız %20 lik kendini muslüman gösterip bu din tacirlerine inanıyor. %70 side bunlara inanıyor neden Din cahilide ondan. %10 kesimlerdende inanan var nedenmi bunlarda tam islamı bilmiyorda ondan. Bana sorarsanız bende bilmiyorum. Bilseydim din tacirlerine ve islama hakaret edenlere verecek cevabım olurdu. Ama bildiğim konularla kendimi bunlara karşı koruyorum.

son tango 03.08.2008 03:51:04
ne anlatmak istedin baba? iyimisin hakketten?


Sayfa: 1 [ 2 ]