SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İslamiyet

Konu: Kuran bozulmus diyorlar

Sayfa: [ 1 ] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20

deniz 11.07.2004 09:10:28
Kuran nın önemli yazıcılarıdan biri olan Muaviye kendi ve kabilesinin çıkarları için İslam a ve müslümanlara en büyük darbeleri indirmiştir.
Durum böyle iken Kuran'nın bozulmamış, eksik, yada fazla olmadığına nasıl emin olacağız?

deniz 11.07.2004 09:11:33
MUAVİYE KİMDİR?

Tam adı Muaviye bin Ebi Süfyan’dır. 602 yılında Mekke’de doğan Muaviye önceleri Hz. Muhammed’in karşısında yer alan Abdü’ş-Şems kabilesindendi. Hz. Muhammed’in Mekke’yi ele geçirmesinden sonra müslüman oldu.

İkinci Halife Ömer döneminde kardeşi Yezid bin Ebu Süfyan’ın ölmesi sonrası Şam Valisi olarak sadece Şam ordugah ve vilayetini idareyle memur edilen Muaviye’nin gücü, Ömer’in ölümü sonrasında iyice arttı. Çünkü Muaviye’nin akrabası olan Osman Üçüncü halife olmuştu. Osman’ın halifeliğiyle Muaviye Şam’ın yanısıra Suriye’nin diğer vilayetlerini de idaresi altına aldı. Böylece Muaviye , bütün Suriye ve çevresinin valisi olup, servet ve iktidarını günden güne arttırmaktaydı. Muaviye, Üçüncü halife Osman öldürüldüğünde hem siyasi, hem de ekonomik açıdan oldukça güçlü bir konuma gelmiş bulunuyordu. Bu gücü nedeni iledir ki, müslümanların ittifak ile halifeliğe getirdiği Hz. Ali’nin meşru halifeliğini tanımamış, Osman’ın kanını talep iddiasını öne sürerek Hz. Ali ile savaşa girmiştir. Yine Muaviye, Osman’ın intikamcısı rolüne sarılmakla kalmıyor; halife Osman’ın katillerini teslime rıza gösterdiği taktirde Hz. Ali’ye biat etmeğe razı olduğunu ilan ediyordu ki, bu apaçık siyasi bir manevraydı. Muaviye bu manevradan Sıffin Savaşı öncesindeki müzakerelerde oldukça yararlanmıştı. Şöyleki Osman’ın katledilmesiyle Hz. Ali’nin herhangi bir ilgisi yoktu ve Osman’ın katillerinin bulunamayacağı ortadaydı. Çünkü Osman’ın bulunduğu yeri sararak onu katleden kitle yüzlerle ifade ediliyordu Esasen Osman’ın katledilmesinde bilinen birçok neden rol oynamıştır. Öyleki, Hz. Peygamberin eşlerinden Ayşe bile Halife Osman’ın aleyhinde bulunmaktaydı. Osman’ın akrabalarına olan Emevi Ailesi mensuplarına sağladığı mevkiler ve parasal ayrıcalıklar da yoğun tepkilere yol açmıştı. Bu şekilde halife Osman muhtelif çevrelerde muhalifler yaratmış idi.

Emevi sülalesi İslam’ın doğuşu ile kaybettikleri nüfuz ve iktidarı yeniden ele geçirebilmek için akıl almaz yollara başvurmuşlardır. Özellikle Muaviye’nin ve Yezid’in davranışlarını, bazı Sünni yazarların ileri sürdükleri gibi, “içtihad” farkıyla açıklamaya kesinlikle imkan yoktur. Muaviye “kısas” adıyla din kisvesine büründürdüğü siyasi ihtirasını ne pahasına olursa olsun tatmin için uğraşmış, bu amaçla başvurulmadık yol bırakılmamıştır. Şüphesiz Muaviye’nin bu cüretkâr hareketlerde bulunurken en büyük dayanağı 20 yıllık Suriye Valiliği sırasında sağladığı kazanımlardı. Muaviye’nin başlıca eseri, siyasetine körü körüne itaat eden birliklerden oluşan Suriye Ordusu oldu. Muaviye, ordunun rahatına ve donanımına çok dikkat ediyor, ücretlerini fazlasıyla ve o zamana kadar alışılmamış bir düzen ile ödemeye çalışıyordu. Muaviye kendi amaçlarının önünde engel olarak gördüğü, her kim olursa olsun, ortadan kaldırmakta tereddüt etmemekteydi. Muaviye’nin bu siyaseti icraatlerinde açıkça görülmektedir.

Muaviye, tüm bu sözü edilen önlemler dışında servetini de siyasal başarısı için seferber etmiş durumdaydı. Karşıtlarından kiminin öldürülmesi yolu benimsenirken, kiminin de para ile satın alınması yoluna gidilebiliyordu. Tahsis ettiği maaşların ve cömertce ihsanların altın zinciri ile en inatçı aleyhtarlarının dizginlerini elinde tutmayı başarmış idi. Emevi halifeleri, Muaviye de dahil, kendi siyasetlerine düşman olanların aynı zamanda islama da karşı olduklarına kanaat getirmişlerdi.

Çeşitli İslam Tarihi uzmanlarınca dile getirilen ve Muaviye’nin suçlanmasına yol açan davranışlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Muaviye, Şam dışındaki bütün İslam eyaletlerinin meşru halifesi olan Hz. Ali’ye savaş açmış ve esasta iktidarı elde etme amacını Osman’ın kanını talep iddiasıyla hasıraltı etmeyi amaçlamış, dolayısıyla o zamana kadarki İslami teamüllere karşı çıkarak hilafeti gaspetmiştir.

2. Muaviye, siyasi amaçları uğruna, vali ve hakimlere ferman göndermek suretiyle Hz. Ali’ye, Ebu Turap lakabıyla birlikte küfür ettirir, lanet okutturur, sövdürürdü. Ebu Turap, toprağın babası anlamında olup, Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali’ye verilmiş bir ad idi ve Hz. Ali de bu lakabı çok severdi. Muaviye ile başlayan bu adet diğer Emevi hükümdarları zamanında da sürdü. Mescidi Nebevi’de, Peygamberin manevi huzurunda, onun minberinde en çok sevdiği zata karşı yakışık almayan küfürleri savurmak adet bile oldu. Hatta Muaviye, Medine’de Hz. Peygamber’in mescidinde de ashabın itirazlarına, Hz. Peygamber’in eşlerinden Ümmü Seleme’nin bizzat mescide gelip Resulullah’ın “Ali’ye söven bana, bana söven Allah’a sövmüş olur.” hadisiyle kendisine ihtarda bulunmasına rağmen bundan vazgeçmemişti.

3. Muaviye, diyet uygulamasında sünnete aykırı davrandığı gibi, ganimet mallarının dağıtılmasında da Allah’ın Kitabı ve Resulü’nün sünnetinin açık hükümlerine aykırı davranmıştır. Emevi soyunun idarecileri, Ömer b. Abdülaziz istisna edilecek olursa, Kur’an ve Sünnet’i dünyevi hırs ve menfaatler uğruna feda edebilmiş ve tarihte “İslam” değil “Arap” devleti adıyla şöhret kazanmışlardır.

4. Muaviye, valilerini o zamanki yasalardan üstün sayıyordu. Valilerinden Ziyad b. Ebih ve Büsr İbni Ertat’ın yaptıkları katliamlar ve zulümler tarihçilerce oldukça yer verilen konulardandır. Muaviye ise bu zulümlere sessiz kalıyordu. Muaviye’nin Basra valiliğine getirdiği Ziyad b. Ebih, Irak’ta haksız yere binlerce insanı öldürttü. Muaviye’nin komutanlarından Büsr İbni Ertat, Mekke, Medine ve Yemen’de zalimce icraatleriyle ortalığa dehşet saçtı.

5. Muaviye, amaçlarına engel olarak gördüğü kişilerden kurtulmak için hiçbir hareketten çekinmezdi ve kanlı emelleri uğruna pek çok değerli şahsın ölmesi onun idaresi dönemine rastlar. Mesela Ammar b. Yasir, Eşter b. Malik, Muhammed İbn-i Ebu Bekir ve Hucr b. Adî bunlardandır. Bu şahıslarının tümünün de ortak yanı, Hz. Ali’nin tarafında yer almış oluşlarıydı.

6. Muaviye, Hz. Hasan’la yaptığı anlaşmayı hiçe sayarak, ölmeden önce oğlu Yezid’e biat edilmesini istedi. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve Müslümanların anlayışına uymadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Böylece, Muaviye, Yezid El-Humur diye adlandırılmış, kaynaklarda içki içen ilk halife olarak geçen oğlu Yezid’i, kendisine halef tayin etmiş oluyorduki bu durum hilafetin saltanata dönüştüğünün açık bir göstergesiydi.

Sonuç olarak Muaviye o zamana kadar ki İslami teamüllere aykırı birçok kötü hareketi meşrulaştırmış, kendinden sonrakilere kötü örnek olmuştur. G. Levi Della Vida’nın da dile getirdiği gibi, Muaviye’nin halifeliği, İslam’ın devlet teşkilatı tarihinde yepyeni bir dönem açıyordu. Artık halife, sünnetin vücut bulunduğu anlarda buna bizzat şahit olup da sünneti uygulayan veya devam ettiren kimse olmaktan çıkıyor, Arap aleminin belli başlı siması, askeri kuvveti, aile ilişki ve etkileri, kendi şahsi itibarı sayesinde, kabile reisleri arasında en başta geleni oluyordu. Artık halife, resmi ünvanı bakımından olmasa bile, fiilen bir “melik”, daha doğrusu Yunanlıların “tiran” dediği türden bir hükümdardı.

Aslında Muaviye, iktidarı elde edebilmek için her yola başvurabileceğini açıkça ifade ediyordu. Şeyh Ekber Muaviye’nin bu durumunu yansıtan şu sözlerine yer veriyor: “Yükselmek ve büyük mevkilere erişmek için gayret ve çabanızı arttırınız ki muradınıza vasıl olasınız. Nitekim ben ehil olmadığım halde, himmet ve gayret göstererek muradıma vasıl oldum ve istediğimi elde ettim.” Muaviye bu sözleriyle kendisinden önceki dört halifeden oldukça farklı bir anlayışa sahip olduğunu sergilemekteydi. İktidarının meşruluğunu zorla ve savaşla elde eden Muaviye daha önce de dile getirdiğimiz gibi, fiilen bir melik, daha doğrusu Yunanlıların “tiran” dediği türden bir hükümdardı. İktidarı elde ediş ve iktidarda kalış sürecinde meydana gelen olaylar, Muaviye’nin ve sonraki Emevi hükümdarlarının islam halifeliğinin gerektirdiği niteliklere sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır. Kısmen Halife Osman döneminde başlayan Emevi valilerin debdebeli yaşam biçimleri, Muaviye’nin iktidarı eldesiyle iyice belirginleşmişti. Saray adabı ve merasimlere aşırı derecede önem verilmeye başlandı. Muaviye, İslam öncesi dönemdeki Arapların teklifsiz ve serbest hal ve tavırlarını, hemen tamamıyla muhafaza etmişti. Yine T. W. Arnold’un dile getirdiği gibi, Emeviler devrinde, hükümdarların çoğu imamlık görevine devam etmekle birlikte, hilafet görevlerinin dinsel yönlerine de fazla ilgi gösterilmemişt; Zira Ömer b. Abdülaziz müstesna olmak üzere, bu hükümdarlar dinsel düşünce ve sorunlara pek önem vermemiş görünmektedir. İşte sözü edilen tüm bu nedenlerden dolayı, Süheyli’nin de ifade ettiği gibi Muaviye halife değil emirdir.

Muaviye’nin kötülüklerini daha önce belirtmiş idik. Yezid’e geçmeden evvel ünlü Oryantalist H. Lammens’in kaleminden bunların bazılarını yineliyoruz: “Muaviye’nin dört suçu vardır ki, bunlardan birisi bile onu lekelemeye yeterdi: Milleti kıymetsiz insanların elinde bırakmış idi (Yezid’e biat ettirmek suretiyle); Kendisine sormadan, milletin mukadderatını, idare hakkını, hem de birçok peygamber sahabesinin ve faziletli insanların yaşadığı dönemde ve bunların zararına olarak gaspetmiş idi; İpeklilere bürünmüş ve çalgı çalmaktan hoşlanan islah kabul etmez bir sarhoşu kendisine halef tayin etmiş, Ziyad’ı kardeş edinmiş ve nihayet Hucr b. Adî’yi ölüme mahkum etmiş idi.” Lammens, tarafsız bir tarihçinin Muaviye’yi bu ithamlar karşısında temize çıkarmasının oldukça zor olduğunu da ekliyor. Ayrıca Emevi İdaresinin, Hz. Ali’den rivayet edilen pek çok şeyin gizli kalmasında büyük etkisi olduğu da muhtemeldir. Çünkü cami minberlerinden Hz. Ali’ye lanet ettirenlerin, Hz. Ali’nin ilminden bahsedip onun fetva ve sözlerini ve bilhassa hükümet teşkilatıyla ilgili görüşlerini nakletmek hususunda ilim adamlarına serbesti tanımaları da makul değildir.

Muaviye’nin iktidara geliş ve iktidarda kalış biçimine ilişkin icraatlerine değindikten sonra Yezid konusuna geçebiliriz. Yezid hilafetin haksız varisi, Hz. Hüseyin’in öldürülmesinin ve mukaddes şehirlere saldırılmasının suçlusu olarak müslümanların hafızasında çok kötü bir isim bırakmıştır. N. Kemal’in Büyük İslam Tarihi adlı eserinde verdiği bilgilere göre: “Muaviye her yönden dört halife devrinin sadelik, dürüstlük, eşitlik, adalet, kanaat kapılarını kapamış, Suriye’ye sinen Bizans ve İran saray politikası ile ihtişamının esiri olmuştu.

http://www.uni-duisburg.de/JUSO/EMRE/alevi...ik/kerbelaa.htm

19.07.2004 14:01:00
zaten emin miyiz ki??
hep ilahi din felan diolar nerden bilioz bozulmadığını belki adam yalnış ezberledi..
 

19.07.2004 16:22:12
Kuran hic bir zaman bozulmadi ve bozulmayacakda.
Allah onu sonsuza kadar koruyacak.

20.07.2004 13:07:39
korumasına bişey demiyorum ama hiç mi aklına bozulmuş olabileceği gelmio??
kuranın kesinlikle  hiç değişmemiş olduğunainanasım gelmio..

20.07.2004 14:27:44
Inanmiyor. Eger insansaydim islamin gercek bir din oldugunu inanmazdim.
 

deniz 20.07.2004 14:43:50
ön şartları kabul ederek bir inanaca sahip olmak ve sorgulamadan inanmak.
buna ne denir foturo sence. bağnazlık bu durumu tanımlar mı?

20.07.2004 15:18:50
Islam ispatlamak degildir.
Dogruyu his etmektir.

 

deniz 20.07.2004 15:23:13
galiba hisler konusunda da bir topik açmak gerekecek Smiley

hislerimiz bana göre nedir?

hislerimiz rutin hayat akışımıza, alt yapımıza, niteliklerimize bağlı olarak vermiş olduğumuz kararlardaki gönül rahatlığıdır. bunun doğrulaması yoktur.

işkence yapan amerikan askerleri, babasının gözü önünde sığındığı taşın arkasındaki çocuğu öldüren israil askerleri de hislere sahip ve hisleriyle hareket ediyorlar.

öyleyse hislerimizin de bir sorgulamaya ihtiyacı var demektir.

hislerini sorguluyor musun peki?

20.07.2004 15:42:55
Alıntı
Inanmiyor. Eger insansaydim islamin gercek bir din oldugunu inanmazdim.
inanmıyor mu??
yani ben mi inanmıyorum??
eğer öle bi düşünceye kapıldıysan ne zaman dan beri sorgulamak inançsızlık oluyo??
bende ilk defa düşündüğümde garip gelmişti hatta acaba inanmıyorum mu die şüphe etmiştim ama bence sorgulamakla inançsızlık aynı şeyler deil ki ben inandığımı biliyorum..

20.07.2004 18:02:54
@ amadeus

Sana göre bir adami öldürmek kötü bir sey olabilir ama baskasi tarafindan iyi bir sey olarak gözükebilir. Ama islam bütünüyle bir yoldur. O yolda bulundugun sürece ne dogru ve ne yanlis oldugunu kendince görebilirsin.
Bagzen kendi kafanda cevapladigin sorularin aynisi kuranda görebilirsin. Cünkü sen ve islam kavrami birlikte bir oluyorsun.

Amerikan askerleri hisleri temiz degildir. Cünkü onlar. ôlmemek icin öldürüyor. Onlara karsi biz diye iclerine sigdirmislar.

Islamda hisler tamamen temizdir. Cünkü iyilikten baska hic bir sey beklenmiyor senden.



@ jeren

Kusura bakma yazi hatasi oldu. Inanmiyorum olacakti.
Evet sorgulamakta haklisin. Eger müslüman olarak dogmasaydin kendini sorgulamasaydin hic bir zaman müslüman olmayacaktin.
Ama hayatin boyunca sorgulamayi devam edersen hic bir zaman dindar olmazsin.
Fazla düsünmek iyi degil.
Mesela evde yanlizken eger korkuyu düsünmezsen hic bir zaman korkmazsin ama korkuyu düsünmeye basladiginda cok huzursuz olmaya baslarsin.
 

deniz 20.07.2004 20:46:03
peki seni inandığın ve tartışmaya açmadığın konularda bu kadar ikna eden şey ney.

iman mı? peki imanının temelleri neler? neden iman ediyorsun?
bir eskimo olsaydın, ya da güney amerika yerlisi.
seni kuranın bozulmamış olduğuna ikna edecek bilgi aynı bilgi mi olacaktı? yine aynı hisleri mi duyacaktın?

sen müslüman toplumda doğdun. çocukluğunun kimyasına islam bulaştı. ne kadar islamdan uzaklaşsan da içindeki bu islam rengi sana hep bu hisleri yaşatacak.

bunlardan sıyrılıp düşünürsen ve cevaplarını ona göre yazarsan daha doğru fikirler üretebilirsin.

subjektif (taraf) olmak değil objektif olmak gerekir gerçeği bulmak için. eminim dinin de bunu isterdi.

20.07.2004 21:02:37
dindar olmak belkide çevremdeki belli gruptaki insanlara söylendiği için bana çok itici gelio sanki onların yaptıkları yapmacıklıkmış gibi gelio..
yani ne biliim içim ve aklım almıo..
bu yüzden dindar diil ama inanan biri olmayı yeğlerim..

22.07.2004 19:20:31
Alıntı
iman mı? peki imanının temelleri neler? neden iman ediyorsun?

Eger islam gercek olmasaydi, insanlar kendilerini kisitlamak icin kural yazarlarmiydi?

Iman ediyorum cünkü huzuru icki ve kurmarda bulmamak icin.

Amadaes bana cok yasamis biri gibi geliyorsun ama burda yaniliyorsun. Benim cevrem müslüman oldugu icin ben müslüman degilim. Hatta benim cevrem müslümanda degil.

Benim afrikali bir arkadasim var, ailesi katolik olmasina ragmen 1 yil önce müslüman oldu. Simdi benden on kat daha iyi iman ediyor.

Evet yetistigim yer beni etkiler ama ben gercegi ararsam bulurum.

O söz ettigin eskimolar islam kavramina girerlerse ayni benim gibi düsünecekler. Aksi taktirde bir ataist gibi düsünecekler.
Ben islamda hic bir anlasmazsizlik görmüyorum. Kendim bastan sona kadar okudum kurani.



 

deniz 23.07.2004 08:50:14
anlıyorum seni dostum. bakış açın böyle diyecek bi şey yok.

bu arada aklıma şeytan ayetleri geldi. bu konuda bilgisi olan bizle paylaşsın. ben de araştıracağım bu arada.


Sayfa: [ 1 ] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20